Hud 123 Ayet 11. Cüz هود
11

Hud

— Hud
123 Ayet 11. Cüz
هود
11
Hud
123 Ayet
هود
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ خَب۪يرٍۙ ١
Elif lâm râ kitâbun uhkimet âyâtuhu summe fussılet min ledun hakîmin habîr(habîrin).
Elif! Lâm! Râ! (İşte bu Kur’ân-ı Kerîm) pek bü yük bir kitaptır ki; (tüm yaptıklarında hikmet ve isâ bet sahibi olan bir) Hakîm ve (tüm kullarının bütün hallerini ve kendilerine yarayan şeyleri pek iyi bilen bir) Habîr tarafından âyetleri sağlamlaştırılmıştır (, içerisinde herhangi bir çelişki barındırmaktan, gerçek lere ve hikmetlere ters bir şey bulundurmaktan, fesâ hat ve belâğatini ihlal edecek ifadelere sahip olmaktan ve kendisinden sonra gelecek başka bir kitapla nesh olunmaktan korunmuştur), sonra da (inanç, hüküm, öğüt ve kıssaları ihtiva eden ayrı ayrı sûreler halinde) ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır.— M.Ustaosmanoğlu
11:1
2
اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ ٢
Ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), innenî lekum minhu nezîrun ve beşîr(beşîrun).
(Bu büyük kitap sizlere) şöyle(ce fermanbuyur maktadır) ki; Allâh’tan başkasına ibadet etmeyin! Şüphesiz ki ben O’nun tarafından size tam bir uyarıcı ve büyük bir müjdeleyiciyim!— M.Ustaosmanoğlu
11:2
3
وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعاً حَسَناً اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذ۪ي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَب۪يرٍ ٣
Ve enistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumetti’kum metâan hasenen ilâ ecelin musemmen ve yu’ti kulle zî fadlin fadleh(fadlehu), ve in tevellev fe innî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîr(kebîrin).
Ve yine şöyle ki; Rabbinizden (günahlarınız için) mağfiret talep edin, sonra da (her günah işle diğinizde geciktirmeksizin hemen) O’na tevbe edin ki O sizi (ömürlerinizinnihâyeti için) belirlenmiş bir süreye kadar (sıhhat, âfiyet, emniyet ve bitmez tüken mez nimetler içerisinde) güzel bir meta’la yaşatsın ve (salih amel bakımından) her fazlalık sahibine (dünyada da âhirette de) o fazlalığını(n mükâfatını tastamam) versin! Eğer (getirdiğim hidâyetten) yüz çeviri(p de eski kâfirliğinizi sürdürü)rseniz, muhak kak ki ben size karşı o (dehşeti ) pek büyük olan (kıyâmet) günün(ün) azâbın(ın gelip çatmasın)dan endişelenmekteyim!— M.Ustaosmanoğlu
11:3
4
اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤
İlâllâhi merciukum, ve huve alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
(Öldürülüp diriltilmenizin ardından) dönüşünüz ancak Al lâh(ın manevî huzurun)a (olacak)dır! Zaten O, her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
11:4
5
اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٥
E lâ innehum yesnûne sudûrehum li yestahfû minh(minhu), e lâ hîne yestagşûne siyâbehum ya'lemu mâ yusirrûne ve mâ yu'linûn(yu'linûne), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Haberdâr olun ki; gerçekten onlar (kendi bâtıl ve gülünç inançlarına göre güya) O(Allah-u Azîmü’ş şâ)ndan (sırlarının) gizlenme( sini) istedikleri için (ve Allâh onların konuştuklarını ve niyetlerini öğre nip de, peygamberine ve mü minlere bildirmesin diye evlerine girerler,) göğüslerini eğip bükerler (ve elbiselerini üzerlerine çekerler)!/Şüphesiz onlar (Rasûlûl lâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e son derece düşman olduk ları halde) ondan (bu nefretlerini) gizleyebilmeleri için (kendisine karşı güler yüzlü ve tatlı dilli davranır lar ve böylece) göğüslerin(in barındırdığı düşmanlık ve kinler) i çeviri(p gizle)rler./Onlar (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e) görünmemeleri için ondan gö ğüs lerini çeviri(p arkalarını döne)rler./ İyice bilin ki; onlar (yataklarına girip, yorganlarına ve) elbiselerine büründükleri zaman/ (Allâh ve Rasûlünden gizlen mek ve Kur’ân’ı duymamak için ) elbiselerini kendile rine örtü yaptıklarında/ (bile) O (Allâh-u Te`âlâ), gizlemekte oldukları şeyleri de, açıklamakta bulundukları şeyleri de bilmektedir. Zira şüphesiz ki O, sînelerin sahip olduğu şeyi (; kalplerin barındır dığı tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
11:5
6
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٦
Ve mâ min dâbbetin fil ardı illâ alâllâhi rızkuhâ ve ya'lemu mustekarrehâ ve mustevdeahâ, kullun fî kitâbin mubîn(mubînin).
Yer(yüzün)de hafifçe yürüyen hiçbir canlı (bi le) yoktur ki, rızkı Al lâh’a âit olmasın! O, onların (babalarının sulplerindeki yerlerini de, dünyaya çıkışlarının ar dın dan hayatlarını sürdürecek leri mesken ve) karargâhlarını da, (ana rahimlerinde ve ölümlerinin ardından defnedilip) emanet bırakıl dıkları yer leri de bilmektedir. (Tüm canlıların sayısı, rızıkları, yerleri, kaderleri ve ecelleri, işte bunların) hepsi (, kendisine bakan me leklere) pek açık olan/(içinde bulunanları, kendisine bakanlara) açıklayıcı olan/ (Levh-i Mahfûz nâmın daki) bir kitaptadır.— M.Ustaosmanoğlu
11:6
7
وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧
Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu alel mâi li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve le in kulte innekum meb’ûsûne min ba’dil mevti le yekûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Ancak O’dur O Zât ki; Arş’ı su üzerindeyken, gökleri ve yeri (dünya günlerinden) altı gün(e denk gelen bir müddet içerisin)de yaratmıştır! Tâ ki O, hanginiz amel bakımından daha güzel (gayret edeceksiniz) diye sizi imtihan (edenin muâ melesine tâbi) etsin! Andolsun ki; sen (o müşriklere): “Ger çekten de siz, ölüm(ünüz)den sonra diriltilecek kimselersiniz!” diyecek olsan, yemin olsun ki o kâfir olmuş kimseler elbette: “İşte bu (Kur’ân’ın verdiği asılsız ve aldatıcı haberler), pek açık bir büyüden başka bir şey değildir!” diyecektir.— M.Ustaosmanoğlu
11:7
8
وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰٓى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۜ اَلَا يَوْمَ يَأْت۪يهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفاً عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٨
Ve le in ahharnâ anhumul azâbe ilâ ummetin ma'dûdetin le yekûlunne mâ yahbisuh(yahbisuhu), e lâ yevme ye'tîhim leyse masrûfen anhum ve hâka bi him mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Kasem olsun ki; Biz sayılı bir (vakit) topluluğ( un)a kadar onlardan azâbı geciktirecek olsak, yemin olsun şüp hesiz ki onlar (alay ederek): “Onu durduran şey nedir?” diyeceklerdir. Âgâh olun ki; o (tehdit edildikleri azap Bedir’de) kendilerine geleceği gün, o onlar dan çevrilecek (kadar basit) bir şey olmamıştır. Kendisiyle alay etmekte bulunmuş oldukları o şey, (işte o zaman) kendilerini çepeçevre kuşatmış olacaktır.— M.Ustaosmanoğlu
11:8
9
وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُۚ اِنَّهُ لَيَؤُ۫سٌ كَفُورٌ ٩
Ve le in ezaknal insâne minnâ rahmeten summe neza'nâhâ minh(minhu), innehu le yeûsun kefûr(kefûrun).
Yemin olsun ki; Biz insana tara fımızdan bir rahmet(i, lezzetini his sedecek şekilde) tattırsak da, sonra onu ondan çekip alacak olsak, gerçekten de o, (sabrının kıtlığından ve Allâh’a güvensizliğinden dolayı) elbette tamamen ümit kesen ve (ev velce sahip olduğunimetlere nankörlük ederek onları) çokça inkâr eden bir kişidir!— M.Ustaosmanoğlu
11:9
10
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ ٠١
Ve le in ezaknâhu na'mâe ba'de darrâe messethu le yekûlenne zehebes seyyiâtu annî, innehu le ferihun fahûr(fahûrun).
Andolsun ki; bir de Biz (hastalık ve fakirlik gi bi) kendisine dokunan bir zarardan sonra ona (sıhhat ve zenginlik gibi) bir nimet tattıracak olsak, hiç şüphesiz ki elbette o: “Kötü şeyler (ve tüm mu sibetler) ben den (kaybolup) gitti!” der. Muhakkak ki o, elbette (nimetlere aldanarak ni met vereni unutan) pek (şımarık ve) sevinçli biridir, (şükürle meşgul olacak yerde insanlara karşı kibirle nip) çokça böbürlenicidir.— M.Ustaosmanoğlu
11:10
11
اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ١١
İllellezîne saberû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), ûlâike lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
Ancak o kimseler ki (Allâh-u Te`âlâ’ya ger çekten inanıp, kaza ve kaderine tam manasıyla teslim olarak, başlarına gelen tüm belâ lara) sabretmişler dir ve (geçmiş ge lecek tüm nimetlerine karşı Allâh-u Te`âlâ’ya şükür mâhiyetinde) sâlih ameller işlemiş lerdir! İşte onlar, (beşeriyet gereği işlemiş olduk ları tüm günahlar için) geniş bir mağ firet ve (güzel amellerine mü kâfat olarak) pek büyük bir ecir sa dece onlar içindir!— M.Ustaosmanoğlu
11:11
12
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ ٢١
Fe lealleke târikun ba'da mâ yûhâ ileyke ve dâikun bihî sadruke en yekûlû lev lâ unzile aleyhi kenzun ev câe meahu melek(melekun), innemâ ente nezîr(nezîrun), vallâhu alâ kulli şey'in vekîl(vekîlun).
(Habîbim!) Şimdi o (müş rik ola)nlar: “(Krallar gibi pe şi ne insanları sürüklemesi için gökten) onun üzerine (bol ca dağıtacağı) bir hazine indirilseydi ya! Ya da beraberinde (bizim de göreceğimiz şekilde onu doğrulayan) bir melek gelseydi ya!” diyorlar diye belki de sen sana vahyolunmakta olanın bir kısmını (insanlara tebliğ etmeyi) bırakacaksın ve onu (kendilerine okuduğun za man karşılaşacağı)n (haka ret ve in kârlar) la göğsün daralacaktır. (Onlar seni reddetmişler ya da seninle alay etmiş ler diye sana ne oluyor ki bundan darlanıyorsun?) Sen ancak bir kor kutucusun! (On ların tüm sözlerini ve işlerini gözetip, gereken cezayı vermek dâhil) her şeye (hakkıyla kefil ve) Vekîl olan ise, ancak Allâh’tır. (Öyleyse ancak O’na güven, işle rini sadece O’na ıs marla! O müş riklerin câhil liklerine ve alaylarına al dır maksızın, büyüklük taslamalarını da önemsemek sizin, geniş bir kalp ve açık bir göğüsle vahyi tebliğe devam et!)— M.Ustaosmanoğlu
11:12
13
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣١
Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), kul fe'tû bi aşri suverin mislihî muftereyâtin ved'û menisteta'tum min dûnillâhi in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Yoksa onlar (senin Kur’ân’ı kendiliğinden kur duğunu iddia ederek): “Onu kendisi uydurdu!” mu diyorlar? (Habîbim!) De ki: “Öyleyse Allâh’tan baş ka gücünüzün yetmiş olduğu kimseleri (, her işte size yardımcı olduklarına inandığınız putlarınızı ve dara düştüğünüzde görüşlerine başvurduğunuz kâhinleri nizi) çağırın da, (fesâhat, belâğat ve eşsiz dizim hususlarında) onun misli olabilecek uydurulmuş on sûre (meydana) getirin. Eğer (Kur’ân’ı benim uydurduğu ma dâir iddianızda) doğru kimselerolduysanız (bunu ispatlamanız gerekir)!— M.Ustaosmanoğlu
11:13
14
فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ٤١
Fe illem yestecîbû lekum fa'lemû ennemâ unzile bi ilmillâhi ve en lâ ilâhe illâ hû(huve), fe hel entum muslimûn(muslimûne).
(Ey Habîbim ve ey Kur’ân’ın karşı konulmaz mucizesini savunan Müslümanlar!) Eğer (onun benzeri bir kitap derlemek üzere çağırdığınız) o kimseler si z(in bu talebiniz)e icâbet edemiyorlarsa, bilin ki; o (Kur’ân-ı Kerîm) ancak Allâh’ın (ezelî ve ebedî olan eşsiz) ilmiyle indirilmiştir. (Zira Kur’ân-ı Kerîm’de bulunan âciz bırakıcı üs lûba ve kimsenin bilemeyeceği gaybî meselelere Allâh-u Te`âlâ’nın ilmi dışında hiçbir bilgi erişemez.) Zaten O’ndan başka hiçbir ilâh yok tur (ki, O’nun bildiklerini bilebilsin ve O’nun kudre tinin eriştiği şeylere güç yetirebilsin)! Artık (Kur’ân’ın hak oluşu ve şirk yolunuzun bâtıllığı hususunda bir şüpheniz kalmadığına göre) siz İslâm’a giren kimse lersiniz değil mi?”— M.Ustaosmanoğlu
11:14
15
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ ٥١
Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim a'mâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûn(yubhasûne).
Her kim (kâfir ve münafık olduğu halde, fakir lere yardım ve ana-babasına iyilik gibi, görünüş itiba rıyla sâlih ameller yaparken), o âdî (dünya) hayatı(nı) ve onun (sıhhat, emniyet, çok mal, evlat ve riyâset gibi) ziynetini arzu etmekteyse, o kişilere amel lerini(n karşılığını) orada tastamam veririz de, ken dileri orada bir eksiltmeye uğratılmazlar!— M.Ustaosmanoğlu
11:15
16
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا ف۪يهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٦١
Ulâikellezîne leyse lehum fil âhıreti illen nâr(nâru) ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılun mâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
İşte onlar ancak o kimselerdir ki; âhirette kendileri için ateşten başka bir şey yoktur. (Zira onların bütün gaye ve gayretleri dünyayı kazanma uğrunda tükendiğinden, dünyada da bu muratlarına erdiklerinden, kendileri için ebedî cehennem azâbın dan başka bir nasip kalmamıştır.) Onların (Allâh rızası için değil de, dünyevî maksatlarla) yapmış oldukları o (güzel görünümlü) şeyler (âhirete kavuştukları za man) orada boşa çıkmıştır. Onların yapmakta bulunmuş ol dukları şeyler (Allâh rızası için yapıl mış olsaydı, kendilerine iki cihan da da yarayacaktı. Ama iman ve ihlâs sahibi olmadık larından, yaptıkları tüm iyilikler) zaten bâtıl (ve fay dasız)dı!— M.Ustaosmanoğlu
11:16
17
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَاماً وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ٧١
E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ve yetlûhu şâhidun minhu ve min kablihî kitâbu mûsâ imâmen ve rahmeh(rahmeten), ulâike yu'minûne bih(bihî), ve men yekfur bihî minel ahzâbi fen nâru mev'ıduh(mev'ıduhu), fe lâ teku fî miryetin minhu innehul hakku min rabbike ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu'minûn(yu'minûne).
Yoksa (sadece dünya hayatını gaye edinmiş ve birtakım asılsız fikirlere uymuş olan kişi, hiç) o (Rasû lümüz olan) kimse (gibi) midir ki o, Rabbinden (ken disine indirilmiş olan Kur’ân gibi) pek açık ve çok bü yük bir delil üzere bulunmuştur, O (Allâh-u Sübhâne hû) nun tarafından bir şâhit (olan Cibrîl) de ardınca gitmektedir (ve hiç kendisinden ayrılmayarak dâima onu desteklemek tedir, koruyup doğrultmaktadır)/onu kendi sine O (Allâh-u Sübhânehû)nun tara fından bir şâhit (olan Cibrîl) okumaktadır/, üstelik öncesinde (, din konusunda kendisine uyulacak) bir önder ve (in dirilenlere) büyük bir (nimet ve) rahmet olarak Mû sâ’nın kitabı bulunmaktadır (ki, o da onun geleceğini müjdelemektedir) . İşte o (Tevrât’a inana )nlar bu (Kur’â)na (da) inan maktadırlar. Ama o (Mekke müş rikleri ve Kur’ân-ı Kerîm aley hine birleşen diğer) hiziplerden her kim onu inkâr ederse, artık ona va ad edilen yer ancak o ateştir. O halde sen o (Kur’ân’ın Allâh-u Te`âlâ tarafından in dirilmiş olduğu)ndan hiçbir şüphe içinde olma! (Böyle bir şey senden asla beklenmezse de, bütün üm metin, kendilerini şüpheden kurtaracak sağlam görüş lere sahip olmaya çalışsın.) Gerçekten de o, (seni di nî ve dünyevî konularda terbiye eden) Rabbinden (indirilmiş) bir haktır. Lâ kin insanların ço ğu (, kimi anlayış noksanlığı, kimi de kibir ve inadı nedeniyle bu hakikate) inanmazlar.— M.Ustaosmanoğlu
11:17
18
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ ٨١
Ve men ezlemu mimmenifterâ alâllâhi kezibâ(keziben), ulâike yu'radûne alâ rabbihim ve yekûlul eşhâdu hâulâillezîne kezebû alâ rabbihim, e lâ lâ'netullâhi alâz zâlimîn(zâlimîne).
(“Melekler Allâh’ın kızlarıdır.” ve “Putlar Allâh nezdinde şefaatçilerdir” gibi sözler ederek) Allâh’a kar şı bir yalan uydurmuş olan kimseden daha zâlim kim olabilir? İşte onlar (bu en büyük zulüm ve iftira damgasını yemiş olarak) Rablerin(in huzûr-u manevîsin) e arz edileceklerdir. O (zaman melekler, peygamberler, müminler ve kendi uzuvları dâhil mahşerde hazır bulunan tüm) şâhit ler de: “İşte ancak bunlardır o Rablerine karşı ya lan söylemiş olan kimseler! Bilin ki; Allâh’ın lâneti bu zâlimlerin üzerinedir!” diyecektir.— M.Ustaosmanoğlu
11:18
19
اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٩١
Ellezîne yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ(ivecen), ve hum bil âhıreti hum kâfirûn(kâfirûne).
O (zâlim) kimseler ki (halkı) Allâh’ın yolundan alıkoymaktadırlar ve ona (girmek isteyenleri engel lemek için) bir eğrilik (ve çelişki) ara(yarak, dosdoğru gerçekleri eğri büğrü gösterip, insanların doğru yolu kabullenmesine engel çıkar)maktadırlar. Âhireti in kâr edenler de onlardır, ancak onlar!— M.Ustaosmanoğlu
11:19
20
اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَۢ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُۜ مَا كَانُوا يَسْتَط۪يعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ ٠٢
Ulâike lem yekûnû mu'cizîne fîl ardı ve mâ kâne lehum min dûnillâhi min evliyâ(evliyâe), yudâafu lehumul azâb(azâbu), mâ kânû yestetîûnes sem’a ve mâ kânû yubsirûn(yubsirûne).
İşte onlar (bunca genişliğine rağmen) yer(yüzün)de (nereye kaçarlarsa kaçsınlar, kendile rine azap etmek isteyen Allâh-u Te`âlâ’yı) âciz bıra kıcı/(Allâh-u Te`âlâ’nın azâbından) kaçabilici/ kim seler olamadılar! Onlar için Allâh’tan başka (yardım talebinde bu lunabilecekleri) dostlardan hiçbiri de yoktur! (Sapıklıklarına ilâveten insanları da saptırdıkları için) bu kişilere azap katlanacaktır. Çünkü onlar (hakka karşı olan nefretlerinden dolayı Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in okuduğu hakikatleri) dinle meye istekli olarak güç yetirmekte (ve buna taham mül edebilmekte) olmadılar. Onlar (içlerinde ve dış larında bulunan bunca âyetlerden göz yumdukları için gerçekleri) görmekte de değildiler!— M.Ustaosmanoğlu
11:20
21
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ١٢
Ulâikellezîne hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn(yefterûne).
İşte ancak onlardır o kimseler ki (sapıklığa karşı hidâyeti, dünyaya karşı âhireti değiştik lerinden dolayı) kendilerini (zarar ve) hüsrâna uğ ratmışlardır. (“Melekler ve putlar Allâh indinde bizim şefaatçilerimizdir!” diyere taptıkları bâtıl ilâhların şefaatlerine mazhar olacaklarına dâir) uydurmakta bulunmuş oldukları şeyler de kendilerinden (uzak laşıp)kaybolmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
11:21
22
لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٢٢
Lâ cereme ennehum fil âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
(Şu) gerçekleşti ki; şüphesiz ancak onlar, (cennette bulunan yerlerini satıp, karşılığında cehen nem derekeleri kazandıklarından,) âhirette en çok (zarar ve) hüsrâna uğraya(cak ola)nların ta ken dileridir!— M.Ustaosmanoğlu
11:22
23
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْۙ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٣٢
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve ahbetû ilâ rabbihim ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Muhakkak o kimseler ki (tasdik edilmesi ge reken tüm hakikatlere) iman etmişlerdir, (Allâh-u Te`âlâ’nın rızasına uygun ve kabûle elverişli olan na maz, oruç, hac ve zekât gibi) sâlih ameller işlemiş lerdir ve (hem huşû’ hem de tevâzu içerisinde) Rab lerin(in taat ve ibadetin) e (tamamen yönelip, O’na) bağlılıkla sükûnet (ve huzur) bulmuşlardır! İşte gerçekten cennetin ayrılmaz yârânı ancak onlardır! Kendileri orada ebedî kalıcılardır.— M.Ustaosmanoğlu
11:23
24
مَثَلُ الْفَر۪يقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَص۪يرِ وَالسَّم۪يعِۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاًۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ۟ ٤٢
Meselul ferîkayni kel a’mâ vel esammi vel basîri ves semî’(semîı) hel yesteviyâni meselâ(meselen) e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
(Hakkı görüp duyan ve doğruya uyan mümin lerle, Allâh’ın âyetlerine karşı kör ve sağır kalan kâ firlerin oluşturduğu) o iki fırkanın şaşılacak hâli, (yaratılıştan) kör ve sağırla, çok iyi gören ve pek iyi işiten kimseler gibidir. Bu ikisi benzetme ba kımından/sıfat olarak/ durum itibarıyla/ denk olabilirler mi? Hâlâ (bu iki fırkanın hiçbir bakımdan eşit olmadığı konusunda şüphede kalacaksınız da, size anlatılan mi salleri) iyice düşünmeyecek misiniz?— M.Ustaosmanoğlu
11:24
25
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ۘ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ ٥٢
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
Andolsun ki; muhakkak Biz Nûh’u kavmine (bir rasûl olarak) gönderdik (de o onlara şu tebliğ lerde bulundu) ki: “Şüphesiz ben size (gönderilen ve sizi azâba düşürecek sebeplerle kurtuluş yönle rini) iyice açıklayan bir uyarıcıyım!— M.Ustaosmanoğlu
11:25
26
اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٦٢
En lâ ta’budû illallâh(illallâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin elîm(elîmin).
Şöyle ki; Allâh’tan başkasına ibadet etme yin! Gerçekten ben (Allâh-u Te`âlâ’dan başkasına tapmanız hâlinde başınıza gelip çatacak ve yöneldiği kişiye dünyada da, âhirette de) pek acı verecek olan büyükbir günün azâbından size karşı endişelenmekteyim!”— M.Ustaosmanoğlu
11:26
27
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ ٧٢
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ nerâke illâ beşeren mislenâ ve mâ nerâkettebeake illellezîne hum erâzilunâ bâdiyer re’y(re’yi), ve mâ nerâ lekum aleynâ min fadlin bel nezunnukum kâzibîn(kâzibîne).
Bunun üzerine kavmi içerisinden kâfir ol muş o ileri gelen kişiler: “Biz seni ancak kendimiz gibi bir beşer olarak görüyoruz! Yine seni görüyoruz ki, sana ancak kendileri bizim en rezillerimiz olan o (düşük) kimseler (iyi ce düşünmeksizin) ilk görüşte tâbi olmuştur. (İyi araştıracak olsalardı, onların da sana uymayacak ol duklarını biliyoruz!) (Sen ve adamların dâhil,) sizin için bize karşı (si ze uymamızı gerektirecek) herhangi bir üstünlük de /fazlalık da/ göremiyoruz. Doğrusu biz sizi (sözü ve davası bir olan) yalancılar sanıyoruz!” dedi(ler).— M.Ustaosmanoğlu
11:27
28
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ ٨٢
Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve âtânî rahmeten min indihî fe ummiyet aleykum, e nulzimukumûhâ ve entum lehâ kârihûn(kârihûne).
(Nûh (Aleyhisselâm) onlara cevâ ben:) dedi ki: “Ey kavmim! Gördünüz mü? (Söyleyin bakayım!) Eğer ben Rabbimden (gelen ve davamın doğrulu ğuna şâhitlik yapacak nitelikte olan) açık bir delil üzere bulunmuş olduysam ve O bana Kendi ka tından (peygamberlik gibi) büyük bir rahmet ver miş de, bu size (değer verdiğiniz saltanat ve servet gibi şeyler yoluyla açıklanmayıp, bilakis fakir ve ba yağı saydığınız kişiler vasıtasıyla ulaştığı için) gizli bırakılmışsa; siz (benim getirdiğim hidâyet ve rah meti inceleyip tercih etmeyen ve) ona karşı isteksiz olan kimselerken, biz mi sizi ona (inanmaya) zor layacağız?— M.Ustaosmanoğlu
11:28
29
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ ٩٢
Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ey kavmim! Ben o (tebliğin size ulaştırılması) na karşılık sizden bir mal istemiyorum. Benim ec rim ancak Allâh’a âittir. (Âhirette mükâfatımı o verecektir. Bana iman eden fakirlerden hoşlanmıyorsunuz, ama sizin hatırınız için) ben o iman etmiş kimsele ri asla kovacak biri değilim. Zira şüphesiz ki onlar Rableri (nezdinde mer tebe sahipleridir, âhirette de O’nun nimetleri) ne kavuşu cu kimselerdir. (Dolayısıyla on ları kovan kimse Rab leri katında cezaya müstehak olur.) Lâkin ben sizi öyle bir toplum olarak görüyo rum ki (, bilinmesi gereken şeyler hakkında, özellikle de Rabbinize kavuşacağınız ve O’nun huzurunda bu ki şilerin sizden daha hayırlı olduğuhususunda) cehâ lette bulunmaktasınız.— M.Ustaosmanoğlu
11:29
30
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٠٣
Ve yâ kavmi men yansurunî minallâhi in taredtuhum, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Ey kavmim! Ben onları kovacak olursam, Allâh’tan (gelecek azâba karşı) bana kim yardım edebilir? Siz hiç mi düşünmüyorsunuz (da, onları kovarsam iman edeceğinizisöylüyorsunuz)?— M.Ustaosmanoğlu
11:30
Yükleniyor...
Hud
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle