Rum 60 Ayet 21. Cüz الروم
30

Rum

— Romalılar
60 Ayet 21. Cüz
الروم
30
Rum
60 Ayet
الروم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif! Lâm! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
30:1
2
غُلِبَتِ الرُّومُۙ ٢
Gulibetir rûm(rûmu).
(Ehl-i Kitap olan) Rumlar(, kitapsız Farslar tarafından) mağlup edildi!— M.Ustaosmanoğlu
30:2
3
ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ ٣
Fî ednel ardı ve hum min ba’di galebihim se yaglibûn(yaglibûne).
(Rum diyârına göre) o (Mekke) toprağ(ın) a en yakın yerde! Ama onlar mağlubiyetlerinin ardından yakında (Farslara) gâlip geleceklerdir!— M.Ustaosmanoğlu
30:3
4
ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ ٤
Fî bıd’ı sinîn(sinîne), lillâhil emru min kablu ve min ba’d(ba’du), ve yevme izin yefrahul mu’minûn(mu’minûne).
(Üçle on arası) birkaç sene içerisinde! Bun(ların gâlip olmaların)dan önce de, bundan sonra da tüm işler (bütün kararlar ve yetkiler) ancak Allâh’a aittir! İşte o (Rumların Farsları yeneceği) gün müminler sevinecektir.— M.Ustaosmanoğlu
30:4
5
بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ ٥
Bi nasrillâh(nasrillâhi), yansuru men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Allâh’ın (kitapsızlara karşı Ehl-i kitaba) yardımıyla! O, dilediğine yardım eder(ek onu düşmanına gâlip kılar). (İstediğine yardım etme gücüne sahip olan) Azîz de, (âhiret rahmetini hak etmeyenleri, dilediğinde dünyadaki rahmetine mazhar kılacak) Rahîm de ancak O’dur. Ehl-i Kitap olan Bizanslılarla, ateşperest Farslar arasında yaşanan savaşlarda, müşrikler, kendileri gibi kitapsız olan Mecûsîlerin gâlip gelmesini, Müslümanlar ise Ehl-i Kitap olan Rumların yenmesini temenni ediyorlardı. Şam arazisinin Arap ve Acem toprağına en yakın bölgesi olan Busrâ yöresindeki karşılaşmalarında Rumlar yenilince, müşrikler: “Bizim gibi kitapsızlar, sizin gibi kitap ehlini yendiği gibi, biz de sizi yeneceğiz!” diyerek sevinçlerini açığa vurunca Müslümanlar üzüldüler. Bunun üzerine Allâh-u Te`âlâ bu âyetleri indirerek, mağlup olan Ehl-i Kitabın on seneye kalmadan gâlip olacağını haber verdi. O zaman iç ve dış savaşlarla çok zor duruma düşmüş ve hazinesi ta mamen boşalmış olan Bizansın bir daha toparlanıp savaş kazanması hiç düşünülecek bir şey değilken, bu gaybî haberin yedinci senesi bu mûcize gerçekleşerek Rumlar Farsları yenilgiye uğrattı.— M.Ustaosmanoğlu
30:5
6
وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٦
Va’dallâh(va’dallâhi), lâ yuhlifullâhu va’dehu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(Rumların gâlip geleceği ve müminlerin sevineceğiyle alâkalı haber) Allâh’ın vaadi olarak (yerini bulacaktır)! Allâh sözünü bozmaz velâkin insanların pek çoğu (O’na yakışan ve yakışmayan sıfatlardan haberdâr olmadıkları için bu gerçeği) bilmezler.Tefsirlerde rivâyet edildiğine göre; bu vaadi duyan Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) Mekke kâfirlerine: “Kardeşlerinizin gâlibiyetiyle sevindiniz ama, çok sevinmeyin! Zira Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in bildirdiğine göre yakında Rumlar Fars toplumunu yenecektir!” dedi. Bunun üzerine müşriklerden Übeyy ibni Halef kalkarak: “Yalan söyledin! O zaman bir süre tayin et, seninle on devesine iddiaya girelim!” deyince, Hazret-i Sıddîk üç sene şartı koyarak bunu kabul etti. Sonra Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e durumu haber verince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Âyet-i kerîmede geçen {Bıd’} kelimesi, üçle on arasında kullanılabileceği için sen süreyi de deveyi de artır!” buyurdu. Ebû Bekr-i Sıddîk’ın geldiğini gören Übeyy onun pişman olduğunu sandıysa da, o: “Süreyi dokuz seneye, deveyi de yüze çıkaralım!” dedi. Böylece anlaştılar. Ebû Bekir (Radıyallâhu anh) hicret ederken Übeyy ondan kefil istedi, o da oğlu Abdullah’ı kefil gösterdi. Sonra Bedir savaşına tesâdüf eden günlerde Rumların Farsları yenmesiyle bu mûcize gerçekleşti. Uhud’da Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in eliyle aldığı yara neticesinde Übeyy geberince, Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) onun vârislerinden yüz deveyi tahsil edip Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in emriyle fakirlere verdi.— M.Ustaosmanoğlu
30:6
7
يَعْلَمُونَ ظَاهِراً مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ ٧
Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, ve hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).
Onlar o en alçak hayattan (sadece, ekip biçme ve kazanıp harcama usulleri gibi), görünen bir şeyi bilirler. (En çok bilinmesi gereken) âhiretten gâfil (ve habersiz) olanlar iseonlardır, ancak onlar!— M.Ustaosmanoğlu
30:7
8
اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ ٨
E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
Onlar (sadece dünya yaşantısının görünen tarafı hakkında kafa yorarken,) kendi içlerinde inceden in ceye hiç düşünmediler mi ki, Allâh gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri (bo şu boşuna değil de,) ancak (ya ratılmalarını gerektiren bir) hak (ve mükelleflere imti han yurdu olma gibi yüce bir hikmet) ile, bir de (süresiz olmayıp, devamı için) adı konmuş bir süreyle yarat mıştır! Gerçekten de insanların birçoğu(, ölümlerinin ardından diriltilip mahşere çıkartılmayı ve bu suretle) Rablerine kavuşmayı elbette inkâr edicidirler.— M.Ustaosmanoğlu
30:8
9
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ ٩
E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, kânû eşedde minhum kuvveten, ve esârûl arda ve amerûhâ eksera mimmâ amerûhâ ve câethum rusuluhum bil beyyinât(beyyinâti), fe mâ kânallâhu li yazlimehum ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Onlar yer(yüzün)de hiç gezmediler mi ki, ken dilerinden önce (helâke maruz kalmış) bulunan o (Âd ve Semûd toplumları gibi inkârcı) kimselerin (feci) âkıbetinin nice olduğuna baksaydılar? Onlar güç bakımından bunlardan daha kuvvetliydiler. Böylece (su bulmak, madenler çıkartmak ve ekip biçmek için) toprağı alt üst etmiştiler ve onlar onu, bunların onu imar ettiğinden daha fazlaca mamur etmiştiler. Rasûlleri de onlara pek açık mucizeler getirmişti. Fakat (onlar elçileri yalanlayınca İlâhî azâ ba çarptırıldılar. Ama böyle yaparak) Allâh onlara asla zulmeder olmadı, lâkin onlar (gördükleri bunca açık delil karşısında bile bile inkârı sürdürerek, kendilerini İlâhî gazaba müstehak etmekle) sadece kendilerine zulmeder oldular.— M.Ustaosmanoğlu
30:9
10
ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٠١
Summe kâne âkıbetellezîne esâus sûâ en kezzebû bi âyâtillâhi ve kânû bihâ yestehziûn(yestehziûne).
Sonra kötü işler yapmış olan o kimselerin âkıbeti, Allâh’ın âyetlerini yalanladıkları ve onlar la alay etmekte bulunmuş oldukları için o en kötü azap (olan cehennem) olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
30:10
11
اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١١
Allâhu yebdeul halka summe yuîduhu summe ileyhi turceûn(turceûne).
Allâh halkı ilk başta (yok tan) yaratır, (öldür dükten) son ra da onları (dirilterek sonsuz hayata) geri döndürür. Sonunda ise ancak O’na döndürü leceksiniz.— M.Ustaosmanoğlu
30:11
12
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ ٢١
Ve yevme tekûmus sâatu yublisul mucrimûn(mucrimûne).
O (kıyâmet kopma) ân(ı) meydana geleceği gün, o (şirk gibi en büyük suçu işlemiş) mücrimler bütün hayırlardan tamamen ümit kesecektir/de lilleri tükenip sessiz kalacaktır/ rezil (ü rüsvay) olacaktır/.— M.Ustaosmanoğlu
30:12
13
وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كَافِر۪ينَ ٣١
Ve lem yekun lehum min şurekâihim şufeâû ve kânû bi şurekâihim kâfirîn(kâfirîne).
Onlar için ortakların dan şefaatçiler de bu lun ma ya caktır. Üstelik onlar (putlarının bir işe yaramadığını anlayınca) ortaklarını inkâr eden kim seler olmuşlardır./Hâlbuki onlar (dünyadayken) ortakları sebebiyle (Allâh-u Te`âlâ’yı inkâr eden) kâ firler olmuşlardı./— M.Ustaosmanoğlu
30:13
14
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ ٤١
Ve yevme tekûmus sâatu yevmeizin yeteferrakûn(yeteferrakûne).
O (kıyâmet kopma) ân(ı) meydana geleceği gün, işte o gün (mü minlerle kâfirler birbirlerinden) iyice ayrılacaklardır.— M.Ustaosmanoğlu
30:14
15
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ ٥١
Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe hum fî ravdatin yuhberun(yuhberune).
İşte o kimseler ki (iman şartlarına şüphesiz bir şekilde) inanmışlardır ve (namaz, oruç, hac, ze kât gibi) salih amellerde bulunmuşlardır; artık on lar (ırmaklarla dolu yemyeşil ve) pek değerli bir (cen net) bahçe(sin)de her an (farklı lezzetlerle, nâmeler dinleyerek) sevindirileceklerdir / ik râm e dilecekler dir / taçlandırılacaklardır / süslendirileceklerdir/.— M.Ustaosmanoğlu
30:15
16
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓائِ الْاٰخِرَةِ فَاُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ٦١
Ve emmellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhıreti fe ulâike fîl azâbi muhdarûn(muhdarûne).
Ama o kimseler ki kâfir olmuş lardır ve â yet lerimizi de, âhiret bu luşmasını da yalanlamışlar dır; iş te onlar, o azap içerisinde (dâimî ika met etmek üzere) hazır kılınmışlardır.— M.Ustaosmanoğlu
30:16
17
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ ٧١
Fe subhânallâhi hîne tumsûne ve hîne tusbıhûn(tusbıhûne).
Akşamladığınız zaman (akşam ve yatsı namazlarını eda ederek ) ve sabahladığınız vakit (sabah namazını kılarak, o anlarda sürekli yenilenen gece ve gündüz nimetine şükür için) tesbîh (ve tenzîhte bulunun) Allâh’a! İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ) gibi birçok müfessire göre; âyet-i celîlede geçen “Tesbîh”; namaz kılınarak îfâ edilen tenzîh ve hamd vazîfelerine işaret etmektedir ki, buna göre mana: “Kudretinin eserlerinin iyice belirgin olduğu sabah ve akşam saatlerinde, Allâh-u Te’âlâ’nın noksan sıfatlardan uzaklığını ifade eden hamd-ü senâlarla dolu namaza devam edin!” demek olur. İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`ya: “Beş vakit namazın bahsini Kur’ân’da bulabiliyor musun?” diye sorulduğunda: “Evet!” diyerek bu iki âyeti okumuş ve: “Bu âyetler hem beş vakit namazı, hem de vakitlerini açıkladı.” buyurmuştur. İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ”Her kim Rûm Sûresi`nin şu üç âyetini (17-19) sabahladığında okursa, o gün yapamayacağı bütün hayırların sevâbına ulaşmış olur. Akşamladığında bu âyet-i celîleleri okuyan ise, o gece kaçırdıklarına kavuşmuş olur!” (Ebû Dâvûd, Edep: 110, No: 5076, 2/740)— M.Ustaosmanoğlu
30:17
18
وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِياًّ وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ ٨١
Ve lehul hamdu fîs semâvâti vel ardı ve aşiyyen ve hîne tuzhırûn(tuzhırûne).
Göklerde ve yerde bütün hamdler sadece O’na mahsustur! (Gök ve yer ehlinden akıl ve idrâk sahibi her canlıya gereken, O’na hamd ve tesbîhte bu lunmaktır.) Gün düzün sonunda da (ikindi namazını), öğlene ulaştığınız zaman da (öğle namazını eda edin)!— M.Ustaosmanoğlu
30:18
19
يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟ ٩١
Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve yuhyil arda ba’de mevtihâ, ve kezâlike tuhrecûn(tuhrecûne).
O (Allâh-u Te`âlâ), (meni ve tane gibi kendi başına üremeyen) ölü (bir şey)den (canlı ve bitki gibi üreyen) diri (bir şe)yi çıkarmaktadır, diriden de ölüyü çıkarmaktadır, ölümünün ardından toprağı da O canlandırmaktadır! İşte siz de böylece (kabirlerinizden) çıkartılacaksınız.— M.Ustaosmanoğlu
30:19
20
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ ٠٢
Ve min âyâtihî en halakakum min turâbin summe izâ entum beşerun tenteşirûn(tenteşirûne).
Sizi(n babanız Âdem’i, kuru kara ve kokmuş) bir topraktan yaratmış olması O (Allâh-u Sübhânehû)nun (var lığının, birliğinin, sonsuz kudret ve hikmetinin) âyet (ve delil)lerin den - dir. Sonra bir den bire siz bir çok in sanlarsınız ki, (ihtiyaçlarınızı görmek için yer yüzünde o yana bu yana) yayılmaktasınız!— M.Ustaosmanoğlu
30:20
21
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١٢
Ve min âyâtihî en halaka lekum min enfusikum ezvâcen li teskunû ileyhâ ve ceale beynekum meveddeten ve rahmeh(rahmeten), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Kendilerine meyl(edip ülfet) edesiniz diye sizin için kendi ne fis leriniz(in cinsin)den birtakım eşler ya ratması ve aranızda tam bir sevgi (neticesin de hâsıl olan birleşme) ile büyük bir acıma (vesîlesi olan çocuk) meydana getirmesi de O (Allâh-u Sübhâ nehû)nun âyet (ve delil)lerindendir. İşte gerçekten de bu (şe kilde top raktan yarattığı kulları erkek ve dişi olarak sınıflara ayırmasın da ve yedi kat yabancı insanlar ara sına kaynaşma ve acıma hisleri koyması)nda, (Allâh- u Te`âlâ’nın eşsiz fiillerindeki üstün hikmetleri) iyiden iyiye düşün mekte o lan bir toplum için elbette (anlatılamayacak dere cede) çok büyük ve pek çok âyetler vardır.— M.Ustaosmanoğlu
30:21
22
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ ٢٢
Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı vahtilâfu elsinetikum ve elvânikum, inne fî zâlike le âyâtin lil âlimîn(âlimîne).
Gökleri ve yeri yaratması da, dillerinizin (lehçelerinizin ve konuş ma şekillerinizin) ve renk leri nizin farklılığı da O ( Al lâh-u Süb hâ nehû) nun âyet le rindendir. İşte ger çek ten de bun(ca farklı dilin konuşulmasında ve aynı mad deden aynı şartlarda ya ratılan ikizlerde bi le rastla nabilen deri renklerinin farklılığın) da, (Al lâh-u Te`âlâ’nın yüce sıfatlarını iyi bilen) âlimler için elbette (kün hüne vâkıf olunamaya cak) çok büyük ve pek çok âyetler vardır.— M.Ustaosmanoğlu
30:22
23
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُ۬كُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ ٣٢
Ve min âyâtihî menâmukum bil leyli ven nehâri vebtigâukum min fadlih(fadlihi), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yesmeûn(yesmeûne).
O (Allâh-u Sübhânehû)nun âyet (ve delil) le rinden bir kısmı da; gece ve gündüz (istirahat için) uyumanız ve (her iki vakitte de) fazlından (rızkını zı) arama(k için çalışma)nızdır. İşte gerçekten de bunda, (Allâh-u Te`âlâ’nın âyetlerini an la yış kulağıyla) dinlemekte olan bir top lum için elbette (tarif edilemeyece kadar) çok bü yük ve pek çok âyetler vardır.— M.Ustaosmanoğlu
30:23
24
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْـي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٤٢
Ve min âyâtihî yurîkumul berka havfen ve tamaan, ve yunezzilu mines semâi mâen fe yuhyî bihil arda ba’de mevtihâ, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Yine O’nun âyetlerindendir ki; (yıldırım düş me tehlikesiyle) kor kutmak ve (yağmur beklentisiyle) ümitlendirmek için size şimşeği gös termekte ve gökten bir su indi rip, ölümünün ardından toprağı o nun la diriltmektedir. İşte gerçekten de bunda, (yara tıcının üstün kudret ve hikmetini an lamak için varlıkların oluşum larının bağlı olduğu sebepleri araştırma hususunda) akıllarını kullanan bir ka vim için elbette çok bü yük ve pek çok âyetler vardır.— M.Ustaosmanoğlu
30:24
25
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ ٥٢
Ve min âyâtihî en tekûmes semâu vel ardu bi emrih(emrihî), summe izâ deâkum da’veten minel ardı izâ entum tahrucûn(tahrucûne).
Göğün ve yerin O’nun (“İkiniz de Benim kud retimle durun!”) emriyle durması da O (Allâh-u Süb hânehû)nun (birliğinin) âyetlerindendir. (Ka bir ler de kalma süreniz dolduktan) sonra sizi (“Ey ölüler!) yerden (çıkın!” buyurarak) bir davetle çağırdığında (ister istemez) siz birdenbire çıkacaksınız!— M.Ustaosmanoğlu
30:25
26
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ ٦٢
Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).
(Meleklerden ve ins-ü cinden) göklerde ve yer de bulunanlar (yaratılma, mülkiyet ve yönetim bakı mından) sadece O’na âittir. Hepsi de (ister istemez) ancak O’na boyun eğ(erek kendilerinden istenileni yerine getir) icidirler.— M.Ustaosmanoğlu
30:26
27
وَهُوَ الَّذ۪ي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ٧٢
Ve huvellezî yebdeul halka summe yuîduhu, ve huve ehvenu aleyh(aleyhi), ve lehul meselul a’lâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ancak O’dur O Zât ki; halkı ilk başta (yoktan) yaratmaktadır, (öldürdükten) sonra da onları (diril terek, sonsuz hayata) geri döndürecektir. Zaten O’na göre (hiçbir şeyde zorluk ve kolaylık söz konusu de-ğilse de, sizce bir şeyi yoktan yapmaktansa) bu (tekrar diriltme) daha kolaydır/pek kolaydır/. Gökler de de, yerde de (eşten, ortaktan ve evlâttan münezzeh olmak, yoktan yaratmak, tekrar diriltmek, var etmek ve yok etmek gibi) o en üstün mükemmel sıfat lar yalnızca O’na mahsustur. (Yaratmak istediği bir şeyi yoktan yaratmaktan ve tekrar diriltmekten âciz bırakılamayacak üstün bir güce sahip olan) Azîz de, (tüm işlerini hikmetüzere icrâ eden) Hakîm de an cak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
30:27
28
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلاً مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ ف۪ي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخ۪يفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٨٢
: Darabe lekum meselen min enfusikum, hel lekum min mâ meleket eymânukum min şurekâe fî mâ rezaknâkum fe entum fîhi sevâun tehâfûnehum ke hîfetikum enfusekum, kezâlike nufassılul âyâti li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
(Ey müşrikler!) O (Allâh-u Te`âlâ, ortağı olmadı ğına dâir) size kendi nefislerinizden bir misal açık lamıştır (şöyle ki); sağ ellerinizin sahip bulunduğu (köle ve câriye gibi) şeylerden, size verdiğimiz rı zıklar(ı harcama) hususunda size ait ortaklar var mıdır ki, siz on(ca mal)da (onlarla) eşit (ve ortak) olasınız da, bu sebeple kendileriniz(e ortak olan hür ler)den korkmanız gibi, onlardan da korkasınız? (Peki siz, insanlıkta müşterek olduğunuz köleleri nizin, malınıza ortak olmasına râzı gelmezken, ya Bizim yarattığımız şeyleri nasıl Bize ortak koşabiliyor sunuz?!) İşte (tüm önemli konuları, özellikle de tarafımızdan açıklanan misalleri anlama noktasında) akıl larını kullanan bir toplum için Biz âyetleri (rast gele değil de) ancak böylece (üstün bir açıklama üs-lûbuyla ve) tafsîlatlıca îzâh ediyoruz.— M.Ustaosmanoğlu
30:28
29
بَلِ اتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْد۪ي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٩٢
Belittebeallezîne zalemû ehvâehum bi gayri ilm(ilmin), fe men yehdî men edallallâh(edallallâhu), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
Doğrusu o (şirk koşarak) zâlim olmuş kim seler (bunca âyetlerden bir şey anlamayıp, yollarının yanlışlığı hakkında) bilgiden yoksun olarak tama men kendi (eğri-büğrü) arzularına uymuştur. Artık Allâh’ın (kendisine verilen irâ de ve kudreti yanlış yolda kullandığı için) saptırmış olduğu kim seyi (doğru yola) kim hidâyet edebilir? Onlar(ın dalâletten kurtulmaları) için yardımcı lardan hiçbir kimse de yoktur!— M.Ustaosmanoğlu
30:29
30
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۜ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۗ ٠٣
Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(Habîbim!) O halde sen (onların inanıp inanma masından etkilenmeyerek, tüm bâtılları bırakıp hakka yönelen) bir hanîf olarak yüzünü o (İslâm) din(i n)e doğrult! (Ey müminler! Siz de) Allâh’ın o (İslâm) fıtratına (hep birlikte sıkıca sarılın) ki, O, tüm insan ları onun üzerine yaratmıştır. (Nefsin kötü arzusu na uyularak ve şeytanın vesveseleri kabul edilerek) Allâh’ın yaratışına (karşı yapılacak) hiçbir değiş tirme (doğru ve düzgün bir şey) olamaz!/(Hiçbir kim se) Allâh’ın (fıtratını bozacak güce sahip olmadığın dan O’nun) yaratması için hiçbir değiştirme olamaz!/ İşte (kendisinde hiçbir eğrilik bulunmayan) dosdoğru din ancak budur! Lâkin insanların pek çoğu (düşüncesizlikleri yüzünden bu hakikati) bil mezler.— M.Ustaosmanoğlu
30:30
Yükleniyor...
Rum
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle