لَـكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ ٦
Lekum dînukum ve liye dîn(dîni).
Sizin (bâtıl) dîniniz size aittir (, artık siz onu bırakacak değilsiniz); benim (hak olan) dînim de bana mahsustur (, artık ben de onu terk edecek değilim)!” Sûre-i celîle, aralarında Âs ibni Vâil, Velîd ibni Muğîre ve Ümeyye ibni Halef gibi azılı müşriklerin de bulunduğu bir topluluk hakkında inmiştir. Onlar Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gelerek: “Ya Muhammed! Gel sen bizim dinimize uy, biz de senin dinine uyalım; şöyle ki, bir sene sen bizim ilâhlarımıza taparsın, bir sene de biz senin ilâhına ibadet ederiz, böylece senin getirdiğin doğruysa biz ondan nasibimizi almış oluruz, yok eğer bizim elimizdeki hayırlıysa sen de ondan nasiplenirsin!” dediklerinde, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Kendisine başkasını ortak koşmaktan Allâh’a sığınırım!” buyurdu. O zaman: “Bari putlarımızdan birine olsun elini sür de, seni tasdik edelim ve ilâhına ibadet edelim!” dediklerinde, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) vahiy beklemeye başlamıştı ki bu sûre nazil oldu. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) sabah erkenden Mescid-i Harâm’a gitti ve bu teklifi getirenlerin de aralarında bulunduğu kodamanlara bu sûreyi okudu. İşte o zaman Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in kendilerine taviz vermesinden tamamen ümitlerini kestiler ve ona da, ashâbına da eziyeti artırdılar. Dolayısıyla bu sûre, iman etmeyecekleri ezelde bilinmiş olan birtakım kâfirler hakkında nazil olduğu için bunda, ne kâfirliğe bir müsâmaha, ne de cihada bir engel ifadesi mevzuubahis değildir. Buna göre cihat âyetiyle nesholunduğu hükmüne varılamaz. Ama her bir fırkanın, diğerini kendi dininde serbest bırakarak, mütâreke yapmaları anlamında yorumlanırsa, o zaman cihat âyetleriyle neshedildiğini kabullenmemiz gerekir. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin)— M.Ustaosmanoğlu