Hicr 99 Ayet 14. Cüz الحجر
15

Hicr

— Hicr
99 Ayet 14. Cüz
الحجر
15
Hicr
99 Ayet
الحجر
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْاٰنٍ مُب۪ينٍ ١
Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur’ânin mubîn(mubînin).
Elif! Lâm! Râ! İşte bu (sû rede okuna)nlar o (mükemmel) Ki tab’ın ve pek açık (hükümleri ihtivâ etmekte) olan/(hakkı-bâtılı, helâl ve haramı) iyice açıklayan/ büyük bir Kur’ân’ın âyetleridir.— M.Ustaosmanoğlu
15:1
2
رُبَمَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِم۪ينَ ٢
Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn(muslimîne).
O kâfir olmuş kimseler (ölüm anın da ve kıyâmet gününde Müslü manların iyi hâlini müşâhede et tiklerin de, bir de günahları yüzünden cehenneme düşen Müs lümanların bi le neticede oradan çıkartıldığını gördük lerinde) çoğu zaman/ (deh şete kapılarak akıllarını kaybet tiklerinden, ayık kalabildikleri) az kere /keşke kendileri (dünyada) Müs lüman kimseler olsaydılar diye arzulayacaktır.— M.Ustaosmanoğlu
15:2
3
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٣
Zerhum ye’kulû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
(Habîbim!) Bırak onları, ye(yip iç)sinler, (dünya zevkleriyle) iyice fay dalansınlar ve(uzun yaşayıp her isteklerine kavuşacaklarına dâir) umut (ve kuruntu ları) onları oyalasın! (Yaptıkları hatayı) pek yakında bilecekler!— M.Ustaosmanoğlu
15:3
4
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ ٤
Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ kitâbun ma’lûm(ma’lûmun).
Biz (felâketlere maruz bıraktığımız memleketler den) hiçbir karyeyi helâk etmemişizdir ki, ona âit (cezanın ne zaman geleceği hakkında Levh-i Mahfûz’da kayıtlı olduğu) bilinen (ve ihmâli söz konusu olma yan) bir yazı bulunmasın!— M.Ustaosmanoğlu
15:4
5
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ ٥
Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn(yeste’hırune).
(Helâk edilen) hiçbir ümmet ecelin(den önce yok edilerek, mahvedilmesi için takdir edilen sürey)i geçemez, onlar (Bizim tarafımızdan ihmâle uğramaya cakları için, belirli zamandan) sonraya da kalamazlar.— M.Ustaosmanoğlu
15:5
6
وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ ٦
Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn(mecnûnun).
(Abdullah ibni Ümeyye, Nadr ibni Hâris ve Velîd ibni Muğîre gibi kâfirler, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile a lay etmek üzere) dediler ki: “Ey o Kur’ân kendisine indirilmiş bulunan kişi! (Böyle hârikulâde büyük bir işi iddiaya kalktığına göre) gerçekten de sen elbette bir delisin!— M.Ustaosmanoğlu
15:6
7
لَوْ مَا تَأْت۪ينَا بِالْمَلٰٓئِكَةِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٧
Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas sâdıkîn(sâdıkîne).
(Sadâkatine şâhit olacak ve tebliğde seni destek leyecek) melekleri bize getirseydin ya! Eğer (davan da) doğru kimselerden olduysan (bunu yaparsın)!”— M.Ustaosmanoğlu
15:7
8
مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُٓوا اِذاً مُنْظَر۪ينَ ٨
Mâ nunezzilul melâikete illâ bil hakkı ve mâ kânû izen munzarîn(munzarîne).
(Onlar böyle uygunsuz bir talepte bulundularsa da) Biz melekleri ancak (gönderilmelerini gerek tiren) hak(lı bir neden ve hikmetli bir gaye) ile birlikte indiririz! Ama o (meleklerle açıkça karşılaştıkları hal de imana gelmedikleri) zaman onlar mühlet verilen kimseler olmazlar.— M.Ustaosmanoğlu
15:8
9
اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ٩
İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Gerçekten de Biz, o (inkâr etmiş oldukları) Kur’ân’ı Biz indirmişizdir! Şüphesiz ki Biz (diğer ki taplarımız arasından) sadece onu elbette (tahrif ve değişikliklere uğratılmaktan) muhâfaza edicileriz!— M.Ustaosmanoğlu
15:9
10
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي شِيَعِ الْاَوَّل۪ينَ ٠١
Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl evvelîn(evvelîne).
(Rasûlüm!) Andolsun ki; muhakkak Biz sen den önce de, evvelkilerin birlik hâlinde olan top lumları içerisinde (kendilerini uyaracak nice rasûller) göndermiştik.— M.Ustaosmanoğlu
15:10
11
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ١١
Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Ama (seni gönderdiğimiz toplumda olduğu gibi) onlara herhangi bir rasûl gelmiyordu ki, mutlaka onunla alay etmekte bulunmuş olmasınlar.— M.Ustaosmanoğlu
15:11
12
كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ٢١
Kezâlike neslukuhu fî kulûbil mucrimîn(mucrimîne).
(Habîbim!) İşte o(inkâr ve alay huyu)nu böylece (önceki kâfirlerin kalplerine işlettiğimiz gibi) o (seni inkâr eden ve en büyük cürüm olan şirk suçunu işlemiş bulunan) mücrimlerin kalpleri içerisine de girdirmekteyiz.— M.Ustaosmanoğlu
15:12
13
لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ ٣١
Lâ yu’minûne bihî ve kad halet sunnetul evvelîn(evvelîne).
(Artık) o (müşrik ola)nlar o (Kur’â)na inanmaz lar! Zaten şüp hesiz (Allâh-u Te`âlâ’nın) ön cekiler hak kında sürekli âdet(i de böy lece kâfirliği seçenlerin kalplerine inkârın yerleştirilmesi şeklinde devam edip) geçmiştir/ (Allâh’ın) önceki (kâfir)ler hakkındaki (helâk etme) sünnet(i ve ibret alınacak ilâhî kanunu) gerçekten (bunca zaman uygulanıp) geçmişken, bunlar (hâlâ) O (Allâh-u Azîmüşşâ)na inanmıyorlar./— M.Ustaosmanoğlu
15:13
14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً مِنَ السَّمَٓاءِ فَظَلُّوا ف۪يهِ يَعْرُجُونَۙ ٤١
Ve lev fetahnâ aleyhim bâben mines semâi fe zallû fîhi ya’rucûn(ya’rucûne).
Eğer Biz o (inadına mucize istemekte ısrarcı ola)nlara gökten bir kapı açmış olsaydık da, onun içerisinde gün boyu yükselmekte dâim olsalardı (ve orada bulunan melekleri, kudret delillerini ve açık mucizeleri görselerdi)...— M.Ustaosmanoğlu
15:14
15
لَقَالُٓوا اِنَّمَا سُكِّرَتْ اَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ۟ ٥١
Le kâlû innemâ sukkiret ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûn(meshûrûne).
Elbette (aşırı inatlarından dolayı) derlerdi ki: “Ancak bizim gözlerimiz (gerçeği görmekten) tama men engellendi/ iyice bulandı/. (Dolayısıyla bir şey ler görmekteysek de, bunlar gerçeği olmayan bazı ha yallerden ibarettir.) Doğrusu biz (Muhammed tarafın dan büyülenip) sihre maruz kalmış bir toplumuz!”— M.Ustaosmanoğlu
15:15
16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجاً وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِر۪ينَۙ ٦١
Ve le kad cealnâ fis semâi burûcen ve zeyyennâhâ lin nâzırîn(nâzırîne).
(Onların bu kâfirliği delil yetersizliğinden olmayıp, hakka karşı direnişlerindendir. Yoksa) andolsun ki; gerçekten Biz gökte birçok burçlar (yüksek köşk gibi görünen yıldız kümeleri, gezegenler ve büyük yıldızlar) yarattık. Seyredenler için de onu çok süslü yaptık.— M.Ustaosmanoğlu
15:16
17
وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۙ ٧١
Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîm(recîmin).
Biz onu her lânetli/(yıldız parçalarıyla) taş lanmış/ şeytan(ın ulaşımın)dan da koruduk. (Bu yüz den şeytanlar göğe çıkıp meleklere vesvese verme ve onların gizli bilgilerine vâkıf olma imkânı bulamazlar.)— M.Ustaosmanoğlu
15:17
18
اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُب۪ينٌ ٨١
İllâ menisterakas sem’a fe etbeahu şihâbun mubîn(mubînun).
Lâkin (birbirinin üstüne binen şeytanlardan, melekler arasında konuşulup) duyulan bir şeyi gizlice (yaklaşıp) çal(arcasına kaç)mış olan biri müstesnâ ki, hemen onun ardına (yıldızlardan kopan) apaçık bir ateş parçası takılır.— M.Ustaosmanoğlu
15:18
19
وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ ٩١
Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn(mevzûnin).
Yere gelince; onu da (üzerindekiler fay - dalan sın diye) Biz uzatıp yaydık, içerisine sabit dağları koyduk. Ve (ilâhî hikmete göre) ölçülü (ürünlerden)/pek güzel ve uyumlu/değerli/ her türlü şeyi ora da Biz bitirdik!— M.Ustaosmanoğlu
15:19
20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِق۪ينَ ٠٢
Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum lehu bi râzıkîn(râzıkîne).
Sizin için (yiyecek, içecek ve giyecekler sınıfın dan) türlü türlü yaşam vasıtalarını da, kendilerini rızıklandırıcılar olmadığınız (çolukçocuk, hizmetçi ve köle konumundaki) kişileri de(, sahip olduğunuz tüm hayvanları da) orada Biz yarattık!/Sizin için de, kendilerini rızıklandırıcılar olmadığınız kimseler için de yaşam vasıtalarını orada Biz yarattık!/— M.Ustaosmanoğlu
15:20
21
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُۘ وَمَا نُنَزِّلُـهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ ١٢
Ve in min şey’in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ nunezziluhû illâ bi kaderin ma’lûm(ma’lûmin).
(İnsanların faydalanacağı) hiçbir şey yok tur ki, (kulların görüş ve bilgilerinden saklıolan) hazineleri Bizim nezdimizde (hüküm ve tasarrufumuzda, karar ve yönetimimizde) bulunmasın. (Dolayısıyla her şeyi yaratmaya ve onu nimet olarak lütfetmeye Kadir olan ancak Biziz!) Ama (her toprağa elverişli olan yağmur eşit olma yacağı gibi, her şahsa ve her yaratığa gereken nimet ve rahmet de farklılık arz edeceğinden) Biz onu (rastgele salıvermeyip ) ancak (üstün hikmetlere dayalı irâ de miz gereği) bilinen bir ölçüyle indirmekteyiz.— M.Ustaosmanoğlu
15:21
22
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ ٢٢
Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûh(eskaynâkumûhu), ve mâ entum lehu bi hâzinîn(hâzinîne).
Biz rüzgârları, (yağmur yüklü bulutları) taşıyıcılar hâlinde/(ağaçları) aşılayıcılar olarak/ gön derdik de , bu sebeple gökten bir su indirdik ve onu size içecek yaptık. Sizler ise asla ona (ulaşmaya) gücü yeten kimseler değilsiniz/onu (kaynaklarında ve gö zelerinde) koruyabilecek kimseler değilsiniz (Nite kim Biz dilesek tüm suları batırıp onlardan istifâdenize mâni olabiliriz)/.— M.Ustaosmanoğlu
15:22
23
وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْـي۪ وَنُم۪يتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ ٣٢
Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).
Gerçekten Biz elbette sadece Biz (dilediğimiz cisimlerde hayat icat ederek onları) diriltmekteyiz ve (dilediğimiz canlı varlıklardan hayat sıfatını gidererek onları) öldürmekteyiz. (Bütün varlıklar yok olduktan sonra bâki kalarak her şeye) vâris olacaklar da an cak Biziz!— M.Ustaosmanoğlu
15:23
24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِم۪ينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِر۪ينَ ٤٢
Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le kad alimnel muste’hırîn(muste’hırîne).
Andolsun ki; şüphesiz Biz içinizden (ölümde, İslâm’a girmekte, ibadet hususunda, cemaat safında ve cihat meydanında) öne geçenleri de elbette bil mişizdir. Yine yemin olsun ki; gerçekten de Biz (henüz ölmeyip hayatta kalan ve ibadet hususunda) geri ka lanları da kesinlikle bilmişizdir.— M.Ustaosmanoğlu
15:24
25
وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ۟ ٥٢
Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu hakîmun alîm(alîmun).
Şüphesiz senin Rabbin, onları (öldürdükten sonra tekrar dirilterek huzuruna) haşredecek olan da ancak O’dur! Şüphesiz ki O (her şeyin hakikatini bi len ve tüm işlerini üstün bir hikmet üzere yerli yerince ve sapasağlam yapan bir) Hakîm’dir; (ilmi her şeyi kaplamış bulunan bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
15:25
26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍۚ ٦٢
Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Kasem olsun ki; elbette muhakkak Biz insan (denen var lığın ilk ferdi olan Âdem (Aleyhisselâm))` ı, şe killendirilmiş/ko kuş muş/ (kendisine vurulduğunda) ses çıkartan kupkuru ve kapkara bir çamurdan yarattık.— M.Ustaosmanoğlu
15:26
27
وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ ٧٢
Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris semûm(semûmi).
(Cinlerin babası olan) Cânn’ı da bu (Â dem’in yaratılışı)ndan önce Biz onu, gözenek lere nüfûz edecek bir harârete sahip ateşten/ öldürücü harâ rete sahip bir yelden/ ya ratmıştık.— M.Ustaosmanoğlu
15:27
28
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ ٨٢
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Hani Rabbin meleklere buyurmuştu ki: “Şüp hesiz Ben, şekillendirilmiş/kokuşmuş/ (kendisine vurulduğunda) ses çıkartan kupkuru ve kapkara bir çamurdan bir beşer (insan türü) yaratıcıyım!— M.Ustaosmanoğlu
15:28
29
فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ٩٢
Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Ben onu (kendisine ruhun nüfûz etmesine elverişli ve) düzgün bir hâle getirdiğimde ve (hayat verme sıfatımı temsil eden) ruhumdan o nun içerisine üfle(yerek onu canlı bir varlık hâline getir)diğimde sizler hemen (bir kıble olarak) ona (yönelip Bana) secde edenler hâlinde (yere) kapanın!”— M.Ustaosmanoğlu
15:29
30
فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ٠٣
Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn(ecmaûne).
Böylece melekler(in hiçbiri geri kalmadan) hepsi de topluca secde etti.— M.Ustaosmanoğlu
15:30
Yükleniyor...
Hicr
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle