حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٨١
Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli kâlet nemletun yâ eyyuhen nemludhulû mesâkinekum, lâ yahtımennekum suleymânu ve cunûduhu ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Nihâyet (Şâm’ın) karıncalar(la dolu bir) vâdisinin üzerine vardıklarında, (reisleri olan) dişi bir karınca: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleymân ve orduları, kendileri farkında değillerken sakın sizi kırmasın(lar)!” dedi. Kâ`bu’l-Ahbâr (Radıyallâhu anh)dan rivayet edildiğine göre; Süleymân (Aleyhisselâm) rüzgâra bindiği zaman âilesini, hizmetçilerini ve birçok adamını, ayrıca onlar için gerekli olan demir tandırlar ve büyük kazanlar gibi birçok malzemeyi yanına alırdı. Böylece o gökle yer arasındayken kazanlar kaynar, ekmekler pişerdi. Rüzgâr kendisini götürürken, önündeki sahalarda atlar seğirtirdi. Bir kere İstahr’dan yola çıkıp Yemen’e giderken yolu Medîne-i Münevvere’ye düştü. Orayı yanındakilere göstererek: “İşte burası, âhir zaman peygamberinin hicret yurdudur, ona inananlara ve uyanlara müjdeler olsun!” dedi. Mekke’ye vardığında Kâbe’nin etrafındaki putları görünce durmadan geçti. Beytullâh ağlayınca, Allâh-u Te`âlâ ona ağlamasının sebebini sordu, o: “Yâ Rabbi! Se nin peygamberlerinden biri, yanında bulunan evliyâ toplulu ğuyla yanımdan geçtiler de, inip namaz kılmadılar, etrafımda ise Sana değil, putlara tapılıyor!” deyince Allâh-u Te`âlâ ona: “Ağlama! Yakında seni secde eden yüzlerle dolduracağım, sende Kur’ân adında yepyeni bir kitap indireceğim, en sevdiğim peygamberim olan âhir zaman nebîsini sende göndereceğim ve onun ümmetine haccı farz kılacağım da, içlerinden seni ziyâret edip Bana ibadet eden birçok kullar yaratacağım! Onlar kartalın yuvasına acele gitmesi gibi sana koşacaklar; devenin, yavrusuna ve güvercinin, yumurtasına önem vermesi gibi seni arzulayacaklar. İşte o zaman seni putlardan ve şeytandan temizleyeceğim!” buyurdu. Böylece Süleymân (Aleyhisselâm) Mekke’den geçerek Tâif’te bulunan Südeyr vâdisine, oradan da karıncalar vâdisine geldiğinde, karıncaları uyaran dişi bir karıncanın bu sözüyle karşılaştı. (Hâzin, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu