Neml 93 Ayet 19. Cüz النمل
27

Neml

— Karınca
93 Ayet 19. Cüz
النمل
27
Neml
93 Ayet
النمل
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ١
Tâ sîn, tilke âyâtul kur’âni ve kitâbin mubîn(mubînin).
Tâ! Sîn! İşte bu (sûre-i celîlede anlatıla)n lar, Kur’ân’ın; (hükümleri) pek açık olan/ (hakkı-bâ tılı, helâl ve haramı) iyice açıklayan/ büyük bir Ki tab’ın âyetleridir./Bu (sûre-i celîlede anlatıla)nlar, Kur’ân’ın ve (kıyâmete kadar olacaklar kendisinde) pek açık (bir şekilde yazılıp ilgililerine açıklanmış olan Levh-i Mahfûz nâmındaki) bir Kitab’ın âyetleridir.— M.Ustaosmanoğlu
27:1
2
هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ٢
Huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
(Bu âyetler,) inananlar için (doğru yolu gösteren) büyük bir hidâyet (rehberi) ve (cennet) müjde(si)dir.— M.Ustaosmanoğlu
27:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ٣
Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkınûn(yûkınûne).
O (mümin) kimseler ki; o (farz) namaz(lar) ı hakkıyla kılarlar, zekâtı verirler, onlar, sadece on lar âhirete de yakînen inanırlar.— M.Ustaosmanoğlu
27:3
4
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ ٤
İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhireti zeyyennâ lehum a’mâlehum fe hum ya’mehûn(ya’mehûne).
O kimseler ki âhirete inanmamaktadırlar; ger çekten de Biz (imtihan olsun diye kendilerine şehvet ve kuruntular vererek) onlar için (kötü) amellerini süslemişizdir. Bu sebeple onlar (yaptıklarının âkîbe tini düşünmeksizin o işlerle uğraş içinde) bocalayıp durmaktadırlar.— M.Ustaosmanoğlu
27:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٥
Ulâikellezîne lehum sûul azâbi ve hum fîl âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
İşte ancak onlar, (dünya da öldürülmek ve esir edilmek gibi) kö tü azap sadece kendilerine ai t olan kimselerdir. Âhirette ise ancak onlar (iman etmeleri hâlinde kazanacakları birçok mükâfatı kaçırmalarının yanı sıra, sonsuz azâbı hak ettiklerinden) en çok zarar edenlerin ta kendileridirler.— M.Ustaosmanoğlu
27:5
6
وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ ٦
Ve inneke le tulekkal kur’âne minledun hakîmin alîm(alîmin).
Muhakkak ki bu Kur’ân sana(, bütün hükümleri ve hikmetleri her yönüyle kavrayıcı bir şekilde bilen) büyük bir Hakîm ve (geçmiş- gelecek, mevcut olan ve olmayan her şeyi hakkıyla bilen) yüce bir Alîm tara fından elbette iyice öğretilip verilmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
27:6
7
اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراًۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٧
İz kâle mûsâ li ehlihî innî ânestu nârâ(nâren), se âtîkum minhâ bi haberin ev âtîkum bi şihâbin kabesin leallekum tastalûn(tastalûne).
Hani Mûsâ (Medyen’den Mısır’a giderken karlı ve karanlık bir havada yolunu kaybedince), ailesine: “Gerçekten de ben net olarak bir ateş gördüm, yakında o (yolun durumu)ndan size bir haber geti receğim yahut siz ısınasınız diye size ateşten alın ma bir meş`ale getireceğim!” demişti.— M.Ustaosmanoğlu
27:7
8
فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨
Fe lemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fîn nâri ve men havlehâ, ve subhânallâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
Oraya geldiğinde ise nidâ olundu ki: “Gerçek ten bu ateş(in bulunduğu yer)deki (Mûsâ (Aleyhisselâm) ve melek)ler de, etrafında bulunan (peygamberlerin mabet ve mezarlarını barındıran Şâm toprak)lar(ı) da (birçok hayır ve berekete mazhar olarak) mübârek olsun! (Kelâmının beşer sözüne benzemesinden ten zîh ve) tesbîh; bütün âlemlerin Rabbi olan Allâh’a!..— M.Ustaosmanoğlu
27:8
9
يَا مُوسٰٓى اِنَّـهُٓ اَنَا اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ٩
Yâ mûsâ innehû enallâhul azîzul hakîm(hakîmu).
Ey Mûsâ! Muhakkak şu bir gerçek ki; (her is tediğini yapmaya güçlü bir) Azîz ve (yaptığı her şeyde hikmetli bir) Hakîm olan Allâh ancak Benim!— M.Ustaosmanoğlu
27:9
10
وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ٠١
Ve elkı asâk(asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu ke ennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel murselûn(murselûne).
(Şimdi sana verdiğim mûcizeyi görmen için) asânı (yere) bırak!” O onu (attığında), sanki gerçek ten o küçük bir yılanmış gibi çokça kıpırdanır bir halde görünce, arka dönerek kaçtı da geri dönmedi/(tarafına bile) bakmadı/. (O zaman Biz buyurduk ki:) “Ey Mûsâ! (Benden başka hiç kimseden) korkma! Çünkü gerçekten Ben (varken ); Benim katımda (vah ye muhâ tap olan) peygamberler (o manevî hâle daldır dıkları bir sırada hiçbir şeyden) korkmaz(lar)!..— M.Ustaosmanoğlu
27:10
11
اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْناً بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١
İllâ men zaleme summe beddele husnen ba’de sûin fe innî gafûrun rahîm(rahîmun).
Lâkin (diğer insanlardan) her kim (bir günah işleyerek) zulmeder, (fakat) sonra (o) kötülüğün ar dından (tevbe ederek onu amel defterinden sildirip) yerine bir güzellik getirirse (onun da korkması ge rekmez); (zira) şüphesiz ki Ben (tüm günahları çokça bağışlayan bir) Ğafûr’um, (kullara çok acıyarak korku larını gideren bir) Rahîm’im!..— M.Ustaosmanoğlu
27:11
12
وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ ٢١
Ve edhıl yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sûin fî tis’ı âyâtin ilâ fir’avne ve kavmih(kavmihî), innehum kânû kavmen fâsikîn(fâsikîne).
Bir de (sağ) elini (elbisenin) yaka(sı)nın içe risine sok ki o, (alaca hastalığı gibi) hiçbir kusur bu lunmaksızın (, bakılamayacak bir şe kilde parlak ve) bembeyaz bir halde çıksın! (Artık haydi sen) dokuz mûcizeyle birlikte Firavun’a ve kavmine (git)! Zira şüphesiz onlar (Allâh’ın emrinden çıkan) fâsıklar toplumu olmuşlardır.”— M.Ustaosmanoğlu
27:12
13
فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ٣١
Fe lemmâ câethum âyâtunâ mubsıraten kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).
Böylece apaçık bir halde â yet lerimiz onlara geldiği zaman (, Firavun ve adamları inanacakları yer de): “İşte bu âşikâre bir büyüdür!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
27:13
14
وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْماً وَعُلُواًّۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ٤١
Ve cehadû bihâ vesteykanethâ enfusuhum zulmen ve uluvvâ(uluvven), fenzur keyfe kâne âkıbetul mufsidîn(mufsidîne).
Nefisleri (; kalpleri ve vicdanları) onlar(a göste rilen mûcizelerin, Allâh tarafından olduğun) a kesinlikle iyice inandığı halde, (sırf âyetlere karşı) bir haksız lık yapmak ve üstünlük tasla(yarak imandan kaçın) mak için onları inkâr ettiler. Artık bak (, gör) ki o fesat çıkaran (Firavun ve adam)ların(ın feci) âkıbeti nice olmuş!— M.Ustaosmanoğlu
27:14
15
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥١
Ve lekad âteynâ dâvûde ve suleymâne ilmâ(ilmen), ve kâlal hamdu lillâhillezî faddalenâ alâ kesîrin min ibâdihil mu’minîn(mu’minîne).
Andolsun ki; elbette Biz Dâvûd’a ve Süley mân’a gerçekten büyük bir ilim verdik de, o ikisi (bu nimete şükür için nice sâlih ameller yaptılar ve): “Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki, inanan kulların dan birçoğuna karşı bizi üstün kılmıştır!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
27:15
16
وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ ٦١
Ve varise suleymânu dâvûde ve kâle yâ eyyuhen nâsu ullimnâ mentıkat tayrı, ve ûtînâ min kulli şey’(şey’in), inne hâzâ le huvel fadlul mubîn(mubînu).
Böylece Süleymân (, babası) Dâvûd’a (hem pey gamberlik hem de saltanat konusunda) mirasçı oldu da (bu nimeti anlatarak Rabbine şükretmek üzere): “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretilmiş ve (cin lerin, insanların ve rüz gârların yönetimi gibi dünya ve âhiret işleri hususunda ihtiyaç duyacağımız) her şey den bize (bir nasip) verilmiştir. Şüphesiz ki işte bu, (Allâh tarafından bize yapılan) pek açık bir iyiliğin elbette ta kendisidir!” demişti.— M.Ustaosmanoğlu
27:16
17
وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ٧١
Ve huşire li suleymâne cunûduhu minel cinni vel insi vet tayrı fe hum yûzeûn(yûzeûne).
Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları Süleymân için bir araya getirildi. İşte onla rın (kalabalıklığı yüzünden hiçbir kimse geri kalma sın diye) öndekileri arkadakileri için durdurulup (toplanı)yorlar.— M.Ustaosmanoğlu
27:17
18
حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٨١
Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli kâlet nemletun yâ eyyuhen nemludhulû mesâkinekum, lâ yahtımennekum suleymânu ve cunûduhu ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Nihâyet (Şâm’ın) karıncalar(la dolu bir) vâdisinin üzerine vardıklarında, (reisleri olan) dişi bir karınca: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleymân ve orduları, kendileri farkında değillerken sakın sizi kırmasın(lar)!” dedi. Kâ`bu’l-Ahbâr (Radıyallâhu anh)dan rivayet edildiğine göre; Süleymân (Aleyhisselâm) rüzgâra bindiği zaman âilesini, hizmetçilerini ve birçok adamını, ayrıca onlar için gerekli olan demir tandırlar ve büyük kazanlar gibi birçok malzemeyi yanına alırdı. Böylece o gökle yer arasındayken kazanlar kaynar, ekmekler pişerdi. Rüzgâr kendisini götürürken, önündeki sahalarda atlar seğirtirdi. Bir kere İstahr’dan yola çıkıp Yemen’e giderken yolu Medîne-i Münevvere’ye düştü. Orayı yanındakilere göstererek: “İşte burası, âhir zaman peygamberinin hicret yurdudur, ona inananlara ve uyanlara müjdeler olsun!” dedi. Mekke’ye vardığında Kâbe’nin etrafındaki putları görünce durmadan geçti. Beytullâh ağlayınca, Allâh-u Te`âlâ ona ağlamasının sebebini sordu, o: “Yâ Rabbi! Se nin peygamberlerinden biri, yanında bulunan evliyâ toplulu ğuyla yanımdan geçtiler de, inip namaz kılmadılar, etrafımda ise Sana değil, putlara tapılıyor!” deyince Allâh-u Te`âlâ ona: “Ağlama! Yakında seni secde eden yüzlerle dolduracağım, sende Kur’ân adında yepyeni bir kitap indireceğim, en sevdiğim peygamberim olan âhir zaman nebîsini sende göndereceğim ve onun ümmetine haccı farz kılacağım da, içlerinden seni ziyâret edip Bana ibadet eden birçok kullar yaratacağım! Onlar kartalın yuvasına acele gitmesi gibi sana koşacaklar; devenin, yavrusuna ve güvercinin, yumurtasına önem vermesi gibi seni arzulayacaklar. İşte o zaman seni putlardan ve şeytandan temizleyeceğim!” buyurdu. Böylece Süleymân (Aleyhisselâm) Mekke’den geçerek Tâif’te bulunan Südeyr vâdisine, oradan da karıncalar vâdisine geldiğinde, karıncaları uyaran dişi bir karıncanın bu sözüyle karşılaştı. (Hâzin, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
27:18
19
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ ٩١
Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ ve kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn(sâlihîne).
(Süleymân (Aleyhisselâm), küçüklükte örnek olmuş bir canlının uyanıklığı, yönettiği varlıkları uyarması ve o toplumun menfaatlerini gözetmesi karşısında hayranlığını gizleyemeyip) hemen onun sözünden dolayı gülmeye başlayarak tebessüm etti de(, en ufak bir varlığın konuşmasını dahi bildiğine sevinerek): “Ey Rabbim! Bana ve ana-babama lütfetmiş olduğun (bunca) nimetine şükretmemi de, (kalan ömrümde) kendisinden râzı olacağın salih bir amel işlememi de bana ilhâm et ve rahmetinle beni salih kullarının (; İbrâhîm, İsmâîl ve Ya`kûb (Aleyhimüsselâm) gibi geçmiş peygamberlerin) arasına girdir (; ismimi onların ismiyle birlikte yaz, mahşere de onların zümresinde çıkar)/beni salih kullarınla birlikte (cennete) girdir!/” dedi.— M.Ustaosmanoğlu
27:19
20
وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ ٠٢
Ve tefekkadat tayra fe kâle mâliye lâ eral hudhude em kâne minel gâibîn(gâibîne).
(Yolculuk esnasında Sü ley mân (Aleyhisselâm) a güneş isâbet edince, gölge yapan) kuşları araştırdı da dedi ki: “Bana ne oldu da Hüdhüd’ü göremiyorum? Yoksa o kaybolanlardan mı oldu?..— M.Ustaosmanoğlu
27:20
21
لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَاباً شَد۪يداً اَوْ لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَيَأْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ١٢
Le uazzibennehu azâben şedîden ev le ezbehannehû ev le ye’tiyennî bi sultânin mubîn(mubînin).
Andolsun ki; elbette (tüylerini yolup güneşe ya da karıncaların yiyeceği bir yere atarak veya alıştığı arkadaşından ayırarak yahut akranına hizmete mecbur kılarak ya da uyuşamadığı başka hayvanlarla bir kafese koyarak) ona pek şiddetli bir azap ile mutlaka azap edeceğim yahut yemin olsun ki; mutlaka onu elbet te boğazlayacağım; ya da kasem olsun ki; muhakkak bana (özrü hakkında) açık ve güçlü bir delil kesinlikle getirecektir (ki kendini cezadan kurtarabilsin)!”— M.Ustaosmanoğlu
27:21
22
فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ ٢٢
Fe mekese gayre baîdin fe kâle ehattu bi mâ lem tuhıt bihî ve ci’tuke min sebein bi nebein yakîn(yakînin).
Derken (Hüdhüd Süleymân (Aleyhisselâm) dan ayrı) uzun olmayan bir zaman bekledi de hemen (huzuruna gelerek) dedi ki: “Senin kendisini kavramadığın bir şeyi ben (her yönüyle) kavradım ve (Yemen’de yaşayan) Sebe’ (kav min)den sana çok önemli kesin bir haber getirdim!.. Allâh-u Te`âlâ, Hüdhüd’e bu kelâmları ilhâm edip Süleymân (Aleyhisselâm)a söyleterek, sâhip bulunduğu peygamberlik, saltanat ve bunca ilimlere rağmen, en zayıf bir yaratığın bile, onun hiçbir bilgiye sâhip olmadığı bir konuda tam bir ilme mâlik olabileceğini göstermiş, bununla da, nefsini hakîr ve ilmini zayıf görmesine yardımcı olarak, ulemânın en büyük fitnesi olan kendini beğenme günahından dâima korunması hususunda ona büyük bir lütufta bulunmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
27:22
23
اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ ٣٢
İnnî vecedtumreeten temlikuhum ve ûtiyet min kulli şey’in ve lehâ arşun azîm(azîmun).
Gerçekten ben, (Belkıs adında) öyle bir kadın buldum ki, o (diyarda buluna)nlara hükümdârlık etmektedir, (krallara lâzım olan) her şey kendisine verilmiştir ve ona âit (altın ve gümüşten mamûl türlü türlü mücevherlerle bezenmiş) pek büyük bir taht bulunmaktadır!..— M.Ustaosmanoğlu
27:23
24
وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ ٤٢
Vecedtuhâ ve kavmehâ yescudûne liş şemsi min dûnillâhi ve zeyyene lehümuş şeytânu a’mâlehum fe saddehum anis sebîli fe hum lâ yehtedûn(yehtedûne).
Onu ve kavmini, Allâh’ı bırakıp güneşe secde ederlerken buldum! Böylece şeytan onlara (güneşe tapmak gibi kötü) amellerini süslü göstermiş de on ları o (İslâm dininden ibaret hak) yoldan engellemiş tir. Bu yüzden de onlar (doğru yola) hidâyet bula mıyorlar…— M.Ustaosmanoğlu
27:24
25
Secde
اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩ ٥٢
Ellâ yescudû lillâhillezî yuhriculhab’e fîs semâvâti vel ardı ve ya’lemu mâ tuhfûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne).
(Yağmurlar ve bitkiler gibi) göklerde ve yerde gizli olanları (mey dana) çıkarmakta olan, gizlemekte olduklarınızı da, çıklamakta bu lunduklarınızı da bilmekte olan O Allâh’a secde etmesinler diye (şeytan onların doğru yoldan uzaklaşmalarına sebep olmuştur)!— M.Ustaosmanoğlu
27:25
26
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٦٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbul arşil azîm(azîmi).
Allâh ki; O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! O, (gökleri-yerleri kaplayan Kürsî’nin bile, kendisine nis petle sahraya atılmış bir halka kadar küçük kaldığı, en büyük ve ilk cisim olan) pek büyük Arş’ın Rabbidir.”— M.Ustaosmanoğlu
27:26
27
قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٧٢
Kâle se nenzuru e sadakte em kunte minel kâzibîn(kâzibîne).
(Hüdhüd’ün bu ilginç beyanları karşısında Sü leymân (Aleyhisselâm)) dedi ki: “(Bu verdiğin haberlerde) doğru mu söyledin, yok sa yalancılardan mı oldun, yakında bakacağız?!..— M.Ustaosmanoğlu
27:27
28
اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ ٨٢
İzheb bi kitâbî hâzâ fe elkıh ileyhim summe tevelle anhum fenzur mâzâ yerciûn(yerciûne).
(Benim yazmış olduğum) işte şu mektubumu (alıp) götür de onu onlara bırak, sonra (kimseye gö zükmeden, cevaplarını işitebileceğin yakın bir yere doğru) onlardan çekil de bak (bakalım); (mektubuma kar şılık olarak) neyi iâde edecekler?”— M.Ustaosmanoğlu
27:28
29
قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ ٩٢
Kâlet yâ eyyuhel meleu innî ulkıye ileyye kitâbun kerîm(kerîmun).
(Sebe’ ülkesine gelen Hüdhüd, sarayın pencere sinden girip, uyuduğu bir sırada onu Belkıs’ın üzerine attı. O hemen telaşla uyanıp ka labalık şûrâ heyetini toplayarak tahtına çıktı ve) dedi ki: “Ey ulular! Gerçekten ben (ne yapa cağını bilmez bir haldeyim); (zira mühürlü olduğu için) pek değerli ve çok önemli bir mektup bırakıldı bana!..— M.Ustaosmanoğlu
27:29
30
اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٠٣
İnnehu min suleymâne ve innehu bismillâhir rahmânir rahîm(rahîmi).
Şüphesiz ki o, Süleymân’dandır ve gerçekten o, (tüm yaratıklarına son derece acıyıcı ve onları çokça esirgeyici) O Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla (kaleme alınmış) dır!..— M.Ustaosmanoğlu
27:30
Yükleniyor...
Neml
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle