Mülk 30 Ayet 29. Cüz الملك
67

Mülk

— Yönetim
30 Ayet 29. Cüz
الملك
67
Mülk
30 Ayet
الملك
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
تَبَارَكَ الَّذ۪ي بِيَدِهِ الْمُلْكُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ ١
Tebârekellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
O Zât’ın (hayrı ve) bereketi dâima pek çok olmuştur/O Zât dâima pek ulu olmuştur/ ki, mülk (ve saltanat) O’nun (kudret) elindedir ve O, her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir!— M.Ustaosmanoğlu
67:1
2
اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ ٢
Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).
O Zât ki; amel bakımından hanginiz daha gü zel (, İlâhî teklifleri anlama hususunda daha akıllı, ha ramlardan daha sakınıcı ve Allâh’ın taatına daha çabuk icabet edici) olacak diye sizi imtihan (edenin muame lesine tâbi) etsin için ölümü ve hayatı yaratmıştır (ki, böylece hayatla ölüm arasında yönelteceği emir ve yasaklarla sizi imtihan ederek, yapacaklarınız hak kındaki ezelî ilmini ortaya çıkaracak, sonra da Kendi ilmine göre değil de, sizin yaptıklarınıza göre karşılı ğınızı verecektir). (Kötü amel işleyene azap etme gücüne sahip olan) Azîz de, (günahları ne kadar çok da olsa tevbe edenleri çokça bağışlayan) Ğafûr da ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
67:2
3
اَلَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقاًۜ مَا تَرٰى ف۪ي خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍۜ فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ ٣
Ellezî halaka seb'a semâvâtin tibâkâ(tibâkan), mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut(tefâvutin), ferciıl basara hel terâ min futûr(futûrin).
O Zât ki; yedi göğü (birbiri üzerine kurulmuş) tabakalar halinde yaratmıştır. (Ey gören insan! Ne kadar araştırsan da yaratıkları na son derece acıyan) O Rahmân’ın yaratışında hiç bir uyumsuzluk/hiçbir kusur/ göremezsin! (Eğer bu hususta bir şüphe taşıyorsan,) haydi gö zü(nü göğe doğru) çevir (de, hiçbir şüphen kalmasın)! Acaba (onda) çatlaklar görebilecek misin?— M.Ustaosmanoğlu
67:3
4
ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئاً وَهُوَ حَس۪يرٌ ٤
Summerciıl basara kerreteyni yenkalib lieykel basaru hâsien ve huve hasîr(hasîrun).
Sonra gözü(nü) iki kere daha çevir (, tekrar tekrar çevir) ki, (neticede) o göz sana (art arda bak maktan dolayı) kendisi yorgun bir halde (aradığını bulmaktan) mahrum olarak dönüversin.— M.Ustaosmanoğlu
67:4
5
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُوماً لِلشَّيَاط۪ينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ ٥
Ve lekad zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen liş şeyâtîni ve a’tednâ lehum azâbes saîr(saîri).
Andolsun ki; elbette Biz (size) en yakın olan göğü gerçekten kandiller (gibi parlayan yıldızlar) ile iyice süsledik ve onları (, melekler arasında müzâ kere edilen vahiyleri duymak için kulak hırsızlığı ya pan) o şeytanlar için taşlama malzemeleri yaptık. Üstelik onlar için (dünyada yıldız parçalarıyla ya kılmalarının ardından âhirette) çokça alevlendiril miş ateş azâbı hazırladık.— M.Ustaosmanoğlu
67:5
6
وَلِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٦
Ve lillezîne keferû bi rabbihim azâbu cehennem(cehenneme), ve bi’sel masîr(masîru).
(Gerek şeytanlardan, gerekse cin ler ve insanlar dan) Rablerini in kâr etmiş olan o kimseler için ce hennem azabı vardır! Ne kötü varış yeri olmuş tur o!— M.Ustaosmanoğlu
67:6
7
اِذَٓا اُلْقُوا ف۪يهَا سَمِعُوا لَهَا شَه۪يقاً وَهِيَ تَفُورُۙ ٧
İzâ ulkû fîhâ semiû lehâ şehîkan ve hiye tefûr(tefûru).
Onlar (büyük bir ateş içine atılan odunlar gibi) onun içerisine atıldıkları zaman, kendisi (kazan gibi) şiddetle kaynarken ona ait kötü ve korkunç bir ses işitirler (ki o, eşek anırmasını andırmaktadır).— M.Ustaosmanoğlu
67:7
8
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِۜ كُلَّمَٓا اُلْقِيَ ف۪يهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذ۪يرٌ ٨
Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
O, (kâfirlere karşı) öfke(sin)den dolayı param parça olmaya çok yaklaşmıştır. (“O kâfirler ne zaman bana atılacaklar da onları yakacağım?” diye ne redeyse çatlayacak ve her parçası başka bir yere fır layacaktır.) Her ne zaman onun içerisine (kâfir) bir toplu luk atılacak olsa, (Mâlik ve yardımcılarından oluşan cehennem) bekçileri onlara sorar ki: “(Bu gününüze kavuşacağınıza dair) size (Allâh’ın âyetlerini okuyan) bir uyarıcı gelmemiş miydi?”— M.Ustaosmanoğlu
67:8
9
قَالُوا بَلٰى قَدْ جَٓاءَنَا نَذ۪يرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۚ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ كَب۪يرٍ ٩
Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar: “Evet! Gerçekten bize bir uyarıcı gelmişti ama biz (onun Allâh tarafından gönderildiğini) yalanlamıştık ve: ‘(Sizin bahsettiğiniz konularda) Allâh hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak pek bü yük bir sapıklık (ve haktan çok uzak kalmış bir gö rüş) içindesiniz!’ demiştik!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
67:9
10
وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا ف۪ٓي اَصْحَابِ السَّع۪يرِ ٠١
Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Yine (suçlarını itiraf için) dediler ki: “Eğer biz (uyarıları hak arayışıyla) duymakta olsaydık ya da (gerçekleri düşünen bir akılla) anlamakta olsaydık, (bugün biz) şiddetle alevlendirilmiş bu ateşin halkı arasında bulunmazdık!”— M.Ustaosmanoğlu
67:10
11
فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْۚ فَسُحْقاً لِاَصْحَابِ السَّع۪يرِ ١١
Fa’terefû bi zenbihim, fe suhkan li ashâbis saîr(saîri).
Böylece onlar günahlarını itiraf ettiler! Artık o şiddetle alevlendirilmiş ateşin halkı için (Allâh-u Te`âlâ’nın rahmetinden) uzaklık olsun!— M.Ustaosmanoğlu
67:11
12
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ٢١
İnnellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
O kimseler ki; Rablerin(i görmedikleri halde Kendisin)den gıyaben/(insanların gözü önünde gü nah işlemedikleri gibi, onların) gıyap(ların)da da Rab lerinden/ korkmaktadırlar, gerçekten büyük bir mağfiret ve pek değerli çok büyük bir mükâfât özellikle onlar içindir!— M.Ustaosmanoğlu
67:12
13
وَاَسِرُّوا قَوْلَكُمْ اَوِ اجْهَرُوا بِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٣١
Ve esirrû kavlekum evicherû bih(bihî), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
(Ey kâfirler!) Sözünüzü gizleyin ya da onu açıklayın (, fark etmez)! Çünkü muhakkak O, göğüslerin sahip olduğu şeyi (; kalplerin barındırdığı tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
67:13
14
اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَۜ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ۟ ٤١
Elâ ya’lemu men halak(halaka), ve huvel latîful habîr(habîru).
(Her şeyi) yaratmış olan Zât (gizliyi de, açık gibi) bilmez mi? (Varlıkların en ince yönlerini hakkıyla bilen) Latîf de, (bütün varlıkların görünen- görünmeyen tüm hallerinden haberdâr olan) Habîr de ancak O’dur! İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`dan rivayete göre; müşrikler Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in aleyhine gizli gizli konuşuyorlardı, Allâh-u Te’âlâ da o sırları Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e haber verdikçe, o bu haberleri onların yüzüne vuruyordu, bu da onları çok şaşırtıyordu. Buna karşı bir tedbir olarak aralarında: “Bir daha sesli konuşmayın ki, Muhammed’in Rabbi duyup ona haber veremesin!” diye anlaştılar. Bunun üzerine bu âyet-i celîleler nâzil oldu. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
67:14
15
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا ف۪ي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه۪ۜ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ ٥١
Huvellezî ceale lekumul arda zelûlen femşû fî menâkibihâ ve kulû min rızkıh(rızkıhî), ve ileyhin nuşûr(nuşûru).
Ancak O’dur O Zât ki, sizin (üzerinde kolayca yerleşip gezebilmeniz) için yeri pek yumuşak yapmış tır! Öyleyse onun omuzlarında (; dağlarında ve düzlük lerinde) yürüyün ve O (Allâh-u Sübhânehû)nun rız kından yiyin! Diriliş(iniz ve dönüşünüz) de ancak O’n(un mane vî huzurun)adır! (İşte o zaman size bu nimetlerinin şükrünü soracaktır.)— M.Ustaosmanoğlu
67:15
16
ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِيَ تَمُورُۙ ٦١
E emintum men fîs semâi en yahsife bikumul arda fe izâ hiye temûr(temûru).
Yoksa siz (yüce saltana tı) gökte bulunan Zât’tan; O’nun (Karûn’a yaptığı gibi) sizi yere batır masından emin mi oldunuz? Sonra birdenbire o (toprak sizi içine alıp) şiddetlice çalkalanıverir.— M.Ustaosmanoğlu
67:16
17
اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباًۜ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذ۪يرِ ٧١
Em emintum men fîs semâi en yursile aleykum hâsıbâ(hâsiben) fe se ta’lemûne keyfe nezîr(nezîri).
Yoksa siz (kazası ve mülkü) gökte olan Zât’tan; O’nun sizin üzerinize taş yağdıran bir kasırga gön dermesinden emin mi oldunuz? Artık yakında bile ceksiniz Benim uyarım nasılmış?— M.Ustaosmanoğlu
67:17
18
وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ ٨١
Ve lekad kezzebellezîne min kablihim fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
Andolsun ki; elbette onlardan önce olan o kimseler de (peygamberlerini) yalanlamıştı! Peki, (bunca güçlerine rağmen) Benim (onları) tanıma(yıp azâba uğrat)mam nasıl olmuş? (O halde seni inkâr eden zavallılar, başlarına gelecek feci âkıbetten sa kınsınlar!)— M.Ustaosmanoğlu
67:18
19
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٓافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمٰنُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَص۪يرٌ ٩١
E ve lem yerev ilet tayri fevkahum sâffâtin ve yakbıdn(yakbıdne), mâ yumsikuhunne iller rahmân(rahmânu), innehu bi kulli şey’in basîr(basîrun).
Üzerlerindeki kuşları görmediler mi ki (kanatlarını) açıp uzatıcılardır ve (güç kazanmak için dinlenmek üzere bazen de kanatlarını göğüslerine doğ ru) kapatıverirler? (Kanatlarını açma ve kapama anla rında) O Rahmân’dan başkası onları tutmamakta dır. (Onun için onları özel birtakım şekiller üzere yarat mış ve kendilerine havada uçabilecek hareketleri ilham etmiştir. Zaten rahmeti her şeyi kaplamış olan O Zât’ın merhameti olmasa, tabiatları yere doğru çekilme olan ağır varlıkların hava boşluğunda rahatça durabilmeleri düşünülemezdi.) Zira muhakkak ki O, her şeyi (hakkıyla gören ve neyi nasıl yaratacağını en iyi bilen bir) Basîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
67:19
20
اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِۜ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا ف۪ي غُرُورٍۚ ٠٢
Emmen hâzellezî huve cundun lekum yensurukum min dûnir rahmân(rahmâni), inil kâfirûne illâ fî gurûr(gurûrın).
Yoksa kimdir işte o kimse ki; o sizin için bir ordu olacak da, O (son derece merhamet sahibi olan) Rahmân’ın dışında size yardım edebilecek? Kâfirler ancak büyük bir aldanış içindedirler!— M.Ustaosmanoğlu
67:20
21
اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي يَرْزُقُكُمْ اِنْ اَمْسَكَ رِزْقَهُۚ بَلْ لَجُّوا ف۪ي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ ١٢
Emmen hâzellezî yerzukukum in emseke rızkah(rızkahu), bel leccû fî utuvvin ve nufûr(nufûrın).
Yoksa O (Allâh-u Te`âlâ ), (kuraklık gibi ne - den lerle) rızkını tutacak olursa, kimdir işte o kimse ki sizi rızıklandırabilecektir? Hayır! Onlar (da böyle bir kimse bulunmadığını bildikleri halde, hakka karşı) büyük bir kibirlenme ve tam bir kaçış içerisinde inadı sürdürmüşlerdir.— M.Ustaosmanoğlu
67:21
22
اَفَمَنْ يَمْش۪ي مُكِباًّ عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰٓى اَمَّنْ يَمْش۪ي سَوِياًّ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٢٢
E fe men yemşî mukibben alâ vechihî ehdâ emmen yemşî seviyyen alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Peki o, yüzü üstü tökezlenici bir halde (düşe kalka) yürüyen (Ebû Cehil gibi) kimse mi daha hidâ yettedir, yoksa dosdoğru bir yol üzere dimdik yü rüyen (ve ayağı hiç kaymayan Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) gibi) bir zât mı?— M.Ustaosmanoğlu
67:22
23
قُلْ هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ ٣٢
Kul huvellezî enşeekum ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(ef’idete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
(Habîbim!) De ki: “Sizi yoktan var etmiş olan ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yaratmış olan Zât ancak O (Allâh-u Sübhânehû) dur. (Bunca nimetlerine karşı) pek az/pek az bir za man/ şükrediyorsunuz!”— M.Ustaosmanoğlu
67:23
24
قُلْ هُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٤٢
Kul huvellezî zereekum fîl ardı ve ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
(Habîbim!) De ki: “Yer(yüzün)de sizi yaratıp türeterek yaymış olan Zât da ancak O’dur! Zaten siz (ölüp dirilmenizin ardından kıyâmet günü) ancak O’n(un manevî huzurun) a (sevk edilip) haşroluna caksınız!”— M.Ustaosmanoğlu
67:24
25
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٥٢
Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Onlar: “İşte bu (azap) söz(ünün gerçekleşme si) ne zamandır? Eğer doğru kimseler olduysanız (, onu bize çabucak getirin)!” diyorlar.— M.Ustaosmanoğlu
67:25
26
قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۖ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٦٢
Kul innemel ilmu indallâhi ve innemâ ene nezîrun mubîn(mubînun).
De ki: “Bu bilgi ancak Allâh katındadır! Ben ise ancak (O’nun bana bildirdiklerini) iyice açıklayan bir uyarıcıyım!”— M.Ustaosmanoğlu
67:26
27
فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً س۪ٓيـَٔتْ وُجُوهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَق۪يلَ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَدَّعُونَ ٧٢
Fe lemmâ reevhu zulfeten sîet vucûhullezîne keferû ve kîle hâzellezî kuntum bihî teddeûn(teddeûne).
İşte onu (; o tehdit olundukları azâbı) yakın olarak gördükleri zaman, o kâfir olmuş kimselerin suratları ne kadar kötüleşir ve (onlara): “(Dünyada inadına) kendisini (acele) istemekte bulunmuş olduğunuz şey işte buydu!” denilir.— M.Ustaosmanoğlu
67:27
28
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِيَ اللّٰهُ وَمَنْ مَعِيَ اَوْ رَحِمَنَاۙ فَمَنْ يُج۪يرُ الْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ ٨٢
Kul ereeytum in ehlekeniyallâhu ve men maıye ev rahımenâ fe men yucîrul kâfirîne min azâbin elîm(elîmin).
(Habîbim! Senin ölümünü bekleyen kâfirlere) de ki: “Gördünüz mü? (Söyleyin bana!) Allâh beni ve be raberimde olanları (size karşı zafer kazanmadan) öl dürecek olsa, ya da bize acısa (da, ölümümüzden önce sizin helâkinizi bize gösterecek olsa), peki ya o (sizin gibi) kâfirleri çok acı verici büyük bir azaptan kim kurtaracak?”— M.Ustaosmanoğlu
67:28
29
قُلْ هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِه۪ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَاۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٩٢
Kul huver rahmânu âmennâ bihî ve aleyhi tevekkelnâ, fe se ta’lemûne men huve fî dalâlin mubîn(mubînin).
(Habîbim! Onların faydasız temennilerine cevap mâhiyetinde) de ki: “(Kullarına analarından baba ların dan çok acıyan) Rahmân ancak O’dur, biz O’na iman etmişizdir ve ancak O’na itimat etmişizdir. (Dolayı sıyla O bizi rahmetiyle dünya ve âhiret azaplarından kurtaracaktır. Biz sizin gibi kâfir değiliz ki kurtarılmaktan ümitsiz olalım!) Ama pek yakında (azaba düşenleri görünce) bile ceksiniz ki kimmiş o pek açık bir sapıklık içinde bulunan kimse!”— M.Ustaosmanoğlu
67:29
30
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْراً فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ ٠٣
Kul e re’eytum in asbaha mâukum gavren fe men ye’tîkum bi maîn maîn(maînin).
De ki: “Gördünüz mü? (Söyleyin bana!) Suyunuz (, kovaların kendisine ulaşamayacağı şekilde yerde) iyice batan bir hal alırsa, artık akan bir suyu/(ulaşımı kolay olan) belirgin bir suyu/size kim getirecektir?” Rivayetlere göre; bu âyet-i kerîme ibni Zekeriyyâ el-Mutetayyib isimli bir zındığın yanında okununca: "Kazmalar ve külünkler getirecektir!" demiş, o gece gözünün suyu kuruyarak kör olmuştur. (Nesefî)— M.Ustaosmanoğlu
67:30
Mülk
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle