Mümtehine 13 Ayet 28. Cüz الممتحنة
60

Mümtehine

— Sorgulanan
13 Ayet 28. Cüz
الممتحنة
60
Mümtehine
13 Ayet
الممتحنة
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوّ۪ي وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَٓاءَ تُلْقُونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَٓاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّۚ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَاِيَّاكُمْ اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ رَبِّكُمْۜ اِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَاداً ف۪ي سَب۪يل۪ي وَابْتِغَٓاءَ مَرْضَات۪ي تُسِرُّونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِۗ وَاَنَا۬ اَعْلَمُ بِمَٓا اَخْفَيْتُمْ وَمَٓا اَعْلَنْتُمْۜ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû aduvvî ve aduvvekum evliyâe, tulkûne ileyhim bil meveddeti ve kad keferû bi mâ câekum minel hakk(hakkı), yuhricûner resûle ve iyyâkum en tû’minû billâhi rabbikum, in kuntum harectum cihâden fî sebîlî vebtigâe merdâtî tusirrûne ileyhim bil meveddeti ve ene a’lemu bi mâ ahfeytum ve mâ a’lentum, ve men yef’alhu minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
Ey iman etmiş olan kimseler! Hem Benim düşmanım hem de sizin düşmanınız olanları birtakım dostlar edinmeyin! Rabbiniz olan Allâh’a inandınız diye onlar o Rasûlü ve sizi (yurdunuz olan Mekke’den) çıkartmaktayken ve size gelmiş olan hakkı (ve hakikati) gerçekten inkâr etmişlerken siz onlara dostluk açıklıyorsunuz/ dostluk ulaştırıyorsunuz/ dostluk sebebiyle (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in sırlarını) ulaştırıyorsunuz/ (, oysa böyle bir şey size hiç yakışmıyor)! Eğer siz Benim yolumda cihat için ve rızamı aramak için (muhâcir olarak vatanlarınızdan) çıkmış bulunduysanız (, düşmanlarımı dost edinmeyi bırakın)! Ben sizin gizlemiş olduğunuz şeyleri de, açıklamış bulunduğunuz şeyleri de en iyi bilen biriyken, onlara gizlice dostluk bildiriyorsunuz (, ama bunda sizin ne gibi bir faydanız bulunabilir, zira gizli ve açık her şey Benim katımda eşittir, neticede Ben peygamberimi sizin gizli işlerinizden haberdâr edeceğim)! İçinizden her kim bunu yaparsa muhakkak ki o, yolun doğrusundan sapmıştır/düz yolda sapıtmıştır/. Ali ibni Ebî Talib (Radıyallâhu anh) şöyle anlatıyor: Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Zübeyr ve Mikdâd’la birlikte bana: “Doğruca gidin! Medîne’ye yakın bir yerde olan Hâh bostanına varın, orada yanında mektup bulunan bir kadın bulacaksınız, o mektubu ondan alın!” buyurdu. Biz de yola düştük, o bostana vardığımızda birden o kadınla karşılaştık ve ona: “Çabuk mektubu çıkar!” dedik. O, yanında mektup olmadığını söyleyince: “Ya mektubu çıkarırsın ya da elbiselerini çıkarırsın!” dedik. Bunun üzerine hemen saç örgülerinin içinden mektubu çıkarttı. Biz de onu alıp Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e ulaştırdık. Sonra mektubun, Hâtıb ibni Ebî Belte’a tarafından, Mekke’de bulunan birtakım müşrik insanlara yazılmış olup, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in Mekke fethiyle alâkalı bazı sırlarını onlara haber ver diğini anladık. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Ey Hâtıb! Bu ne?” diye sorunca, o: “Ya Rasûlallâh! Hakkımda acele karar verme! Ben Kureyş’in kendi bünyesinden değilim, seninle birlikte olan diğer muhâcirlerin, Mekke’de bulunan aile lerini ve mallarını koruyacak akrabaları var. Ben de orada bulunan akrabamı korumak için: ‘Madem soy bağım yok, bari bir iyiliğim olsun da o vesileyle yakınlarımı korusunlar!’ diye düşündüm. Ben bunu bir kâfirlik ve dinden irtidâd niyetiyle yapmadım. Zaten İslâm’dan sonra kâfirliğe râzı olacak değilim!” diye cevap verdi. O zaman Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) etrafındakilere: “Gerçekten o size doğru söylemiştir!” buyurdu. Bu durum karşısında şaşkına dönen Ömer (Radıyallâhu anh): “Ya Rasûlallâh! Bırak beni de şu münafığın boynunu vurayım!” deyince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Muhakkak ki o, Bedir’de bulunmuştur! Sen ne biliyorsun ki; Allâh Bedir ehline muttali olmuş ve: ‘Dilediğinizi yapın! Gerçekten Ben sizi (peşinen) bağışladım!’ buyurmuştur.” dedi. İşte bunun üzerine Allâh-u Te`âlâ bu âyetleri indirdi. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
60:1
2
اِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ اَعْدَٓاءً وَيَبْسُطُٓوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ وَاَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّٓوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَۜ ٢
İn yeskafûkum yekûnû lekum a’dâen ve yebsutû ileykum eydiyehum ve elsinetehum bis sûi ve veddû lev tekfurûn(tekfurûne).
Onlar size karşı zafer kazanırlarsa, size pek çetin düşmanlar olacaklardır, ellerini ve dillerini (öldürme, esir etme ve hakarette bulunma gibi) kötü lüklerle size iyice uzatacaklardır. Zaten onlar siz kâ fir olsaydınız diye sürekli istekte bulunmuşlardır!— M.Ustaosmanoğlu
60:2
3
لَنْ تَنْفَعَكُمْ اَرْحَامُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْۚۛ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚۛ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٣
Len tenfeakum erhâmukum ve lâ evlâdukum, yevmel kıyâmeh(kıyâmeti) yefsılu beynekum, vallâhu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ne akrabalık ilişkileriniz, ne de çocuklarınız (bir zararı savuşturarak ya da bir fayda temin ederek) size asla yaramayacaktır. Kıyâmet gününde (birbiri nizden kaçmanızı gerektirecek müthiş olaylar ortaya çıkararak) O sizin aranızda bir ayrılma meydana getirecektir. Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri (hakkıyla gö ren ve karşılığını verecek olan bir) Basîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
60:3
4
قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ ف۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُۚ اِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءٰٓؤُ۬ا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۘ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَٓاءُ اَبَداً حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُٓ اِلَّا قَوْلَ اِبْرٰه۪يمَ لِاَب۪يهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَٓا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ رَبَّـنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ ٤
Kad kânet lekum usvetun hasenetun fî ibrâhîme vellezîne meah(meahu), iz kâlû li kavmihim innâ bureâu minkum ve mimmâ ta’budûne min dûnillâhi kefernâ bikum, ve bedee beynenâ ve beynekumul adâvetu vel bagdâu ebeden hattâ tû’minû billâhi vahdehû, illâ kavle ibrâhîme li ebîhi le estagfirenne leke ve mâ emliku leke minallâhi min şey’İn, rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel masîr(masîru).
Gerçekten sizin için, İb râ hîm’de ve o nunla birlikte olan larda pek güzel bir örnek bu lunmuş tur! Hani onlar kavimlerine de mişlerdi ki: “Gerçek ten biz sizden de, Al lâh’ı bırakıp tapmakta oldukla rınızdan da ta mamen uzak kimseleriz! Biz sizi(n dininizi) in kâr ettik. Siz Allâh’a, O tek olduğu halde ina nıncaya kadar ebediyyen bizimle sizin aranızda düşmanlık ve şiddetli öfke (meydana gelmiştir ve bu, kalplerimizde yerleşmekle kal mayıp, davranışlarımız da da) belirmiştir.” An cak İbrâhîm’in, babasına: “Ben senin için Al lâh’tan (gelecek azaplardan) hiçbir şey(i def etme y)e sahip değilsem de, andolsun ki; yine de senin için mutlaka bağışlanma talebinde bulunacağım!” sözü müstesnâ! (Zira bu, müşrikler için istiğfar yasa ğından önce vuku bulduğundan dolayı örnek alına cak bir şey değildir. Ey müminler! İbrâhîm (Aley hisselâm)`ın ve beraberindeki müminlerin şu sözlerini de örnek alın ki:) “Ey Rabbimiz! (Tüm işlerimizi Sana ısmarla yarak) ancak Sana tevekkül ettik ve ancak Sana yöneldik! Varış da ancak Sana’dır!— M.Ustaosmanoğlu
60:4
5
رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٥
Rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten lillezîne keferû, vagfir lenâ rabbenâ, inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
Ey Rabbimiz! Bizi o kâfir olmuş kimseler için bir fitne (malzemesi) yapma! (Onları bize musallat et me ki, bize hakaret edemesinler ve işkence yapamasın lar. Sen de bize azap etme ki, kendileri yanlış yoldayken hak üzere olduklarını sanarak bizim sebebimizle fitne ye düşmesinler.) Ey Rabbimiz! Bizim için (günahlarımızı) mağfiret te bulun! Şüphesiz ki Sen, (Kendisine sığınanı zelil etmeyecek ve Kendisine güvenenin ümidini boşa çıkar mayacak yegâne güce sahip olan) Azîz de, (hikmetsiz hiçbir iş yapmayan) Hakîm de ancak Sensin!— M.Ustaosmanoğlu
60:5
6
لَقَدْ كَانَ لَـكُمْ ف۪يهِمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ۟ ٦
Lekad kâne lekum fîhim usvetun hasenetun li men kâne yercûllâhe vel yevmel âhire ve men yetevelle fe innallâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Andolsun ki; elbette o (İbrâhîm (Aleyhisselâm) ve beraberinde ola)nlarda sizin için; Allâh’ı(n rızasını) ve o son günü(n mükâfatını) um makta olan/Allâh’tan ve o son günden kork makta olan/ kimseler için muhakkak ki pek güzel bir örnek bulunmuştur. Her kim (Bizim emrimizden) yüz çevirir (de, kâ firlerle dostluk eder)se şüphesiz ki Allâh, (bütün ya ratıklarından tamamen ihtiyaçsız olan) Ğaniyy de, (bütün hamdlere lâyık olan) Hamîd de ancak O’dur.— M.Ustaosmanoğlu
60:6
7
عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةًۜ وَاللّٰهُ قَد۪يرٌۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٧
Asâllâhu en yec’ale beynekum ve beynellezîne âdeytum minhum meveddeh(meveddeten), vallâhu kadîr(kadîrun), vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
(Şimdilik size Mekke müşrikleriyle dost olmak ya saklanmışsa da, yakın bir zamanda) umulur ki Allâh, (Mekke fethini müyesser kılıp onlara da iman nasip ederek) sizinle, o (şirk koşan yakı)nlar(ınız)dan düş manlık yapmış bulunduğunuz o kimseler arasında bir tür dostluk yaratacaktır. Allâh (kalpleri çevirmeye, halleri değiştirmeye ve dostluk sebeplerini kolay laştırmaya hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir. Allâh (son derece bağışlayan bir) Gafûr’dur (, bu yüzden ev velce kâfirlerle dostluk yaparak işlemiş olduğunuz gü nahları bağışlayacaktır); (son derece merhamet sahibi olan bir) Rahîm’dir (, böylece size acıyarak cemaatinizi dağıtmayacak ve İslâm’a girecek olan müşrikleri de rahmetine katacaktır).— M.Ustaosmanoğlu
60:7
8
لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَـبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُٓوا اِلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ ٨
Lâ yenhâkumullâhu anillezîne lem yukâtilûkum fîd dîni ve lem yuhricûkum min diyârikum en teberrûhum ve tuksitû ileyhim, innallâhe yuhıbbul muksitîn(muksitîne).
Allâh sizi o kimselerden; onlara iyilikte bulunmanızdan ve kendilerine adâleti ulaştırmanız dan engellemez ki, onlar din konusunda sizinle savaşmamışlardır ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamışlardır! Şüphesiz ki Allâh adâletli davrananları sever (ve onların bu yaptıklarına rıza gösterir)! Ebû Bekir (Radıyallâhu anh)ın kızı Esmâ (Radıyallâhu anhâ) şöyle anlatıyor: “Kureyş zamanında şirk üzere olan annem, onların Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile anlaşmaları üzerine birtakım hediyelerle beni ziyarete geldi. Ben onun hediyelerini kabul etmekten, hatta onu evime bile almaktan kaçındım. Derken ablam Âişe (Radıyallâhu anhâ)`ya haber gönderip Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e bu hususu sormasını istedim. Bunun üzerine Allâh-u Te’âlâ bu âyet-i kerîmeyi indirince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hediyesini kabul etmemi ve onu eve almamı emretti. Bu sebeb-i nüzûlden anlaşıldığı üzere; âyet-i kerîme, önüne gelen kâfirle dostluk ve diyalog kurma anlamına gelmeyip, sadece anne ve kardeş gibi karabet hakkına sahip olan, özellikle de kadınlar ve çocuklar gibi zayıf durumda bulunanlara iyi davranmakla alâkalıdır. Bundan dolayı ulemâ; büyük bir zararın dan korkulmadıkça, bir kâfire karşı iyi davranış sergilemek için ayağa kalkmanın câiz olmadığını açıklamışlar, buna delil olarak da: “Çünkü biz onların dînî konudaki yanlışlarını hareketlerimizle de ortaya koymakla memuruz, dolayısıyla onlara haklıymışlar izlenimini verecek şekilde saygılı davranışlardan kaçınmalıyız!” demişlerdir. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
60:8
9
اِنَّمَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَاَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلٰٓى اِخْرَاجِكُمْ اَنْ تَوَلَّوْهُمْۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٩
İnnemâ yenhâkumullâhu anillezîne kâtelûkum fîd dîni ve ahrecûkum min diyârikum ve zâherû alâ ıhrâcikum en tevellevhum, ve men yetevellehum fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Allâh sizi ancak o kimselerden; onlarladostluk kurmanızdan engellemektedir ki, onlar din husu sunda sizinle savaşmışlardır, sizi yurtlarınızdan çıkarmışlardır ve sizi çıkarmaya karşı birbirine arka çıkmışlardır. Herkim onları dost edinirse, iş te ancak onlar, (dostluk ve düşmanlık hususun da yersiz davranışlarda bulunmakla ve canlarını ebedî azaba arz etmekle, kimseye değil, sadece nefislerine) zulmetmiş bulunan kimselerin ta kendileridir.— M.Ustaosmanoğlu
60:9
10
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَٓاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِهِنَّۚ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِۜ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّۜ وَاٰتُوهُمْ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۜ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقُواۜ ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٠١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ câekumul mû’minâtu muhâcirâtin femtehınû hunn(hunne), allâhu a’lemu bi îmânihinn(îmânihinne), fe in alimtimû hunne mû’minâtin fe lâ terciû hunne ilel kuffâr(kuffâri), lâ hunne hıllun lehum ve lâ hum yehıllûne le hunn(hunne), ve âtûhum mâ enfekû, ve lâ cunâha aleykum en tenkıhû hunne izâ âteytumû hunne ucûrehunn(ucûrehunne), ve lâ tumsikû bi isamil kevâfiri ves’elû mâ enfaktum vel yes’elû mâ enfekû, zâlikum hukmullâh(hukmullâhi), yahkumu beynekum, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Ey iman etmiş olan kimseler! O (görünüşte) inanmış olan kadınlar (kâfirlerin arasından) hicret eden kimseler olarak size geldikleri zaman, onla rı(n dilleriyle kalplerinin birbirine uyup uymadığı hu susunda kendilerini) imtihan edin! Onların imanını en iyi bilen Allâh’tır! Şayet (onlar: “Vallâhi ben bir memleketi beğenmediğimyahut kocamı sevmediğim için veya bir dünyalık elde etmek arzusuyla Mekke’den çıkmadım! Ben ancak Allâh ve Rasûlünü sevdiğim için çıktım!” diye yemin ederlerse, siz de buimtihanın ardın dan, güçlü bir zanla) onları (gerçekten) inanan kadın lar olarak bilirseniz, artık onları o kâfir (olan eş)le r(in)e geri döndürmeyin! Çünkü ne bunlar onlar için helâldirler, ne de onlar bunlara helâl olurlar! Yine de (mehir olarak) harcamış oldukları şeyleri onlar(ın kocaların)a verin! Kendilerine mehirlerini verdiğiniz zaman, onları nikâhlamanızda sizin üze rinize hiçbir günah yoktur. (Zira İslâm’a girmeleri, on larla kâfir eşlerinin arasında bir engel teşkil etmiştir.) Siz de (dâr-ı harpte kâfir olarak kalan ya da İslâm yurdundan mürtet olarak dâr-ı harbe giden) o kâfir kadınların ismetlerini (ve evlilik bağlarını) tutma yın (, hemen onları boşayın) ve (mehir olarak) harca dığınız şeyleri (yeni evlenecekleri müşrik kocalarından) isteyin, onlar da (size hicret eden imanlı kadınlara mehir olarak) harcadıkları şeyleri (sizden) istesinler! İşte bu, Allâh’ın hükmüdür ki, (böylece) O aranızda hüküm vermektedir. Allâh (sizin menfaati niz dâhil her şeyi hakkıyla bilen bir) Alîm’dir; (her hükmü yerli yerinde olan bir) Hakîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
60:10
11
وَاِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ اِلَى الْـكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَاٰتُوا الَّذ۪ينَ ذَهَبَتْ اَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ١١
Ve in fâtekum şey’un min ezvâcikum ilel kuffâri fe âkabtum fe âtûllezîne zehebet ezvâcuhum misle mâ enfekû, vettekûllâhellezî entum bihî mû’minûn(mû’minûne).
Eğer eşlerinizden biri sizden kaçıp kâfirlere ulaşırsa (ve o kâfirler size mehirlerini vermezlerse), sonra da siz (harpte onları) cezalandırır (ve ganimet alır)sanız, artık (mehir olarak) harcadıkları şeyin bir mislini (, aldığınız ganimetten ayırıp) eşleri git miş olan o kimselere verin. O Allâh(a isyan)dan hak kıyla sakının ki, siz O’na inanıcı kimselersiniz!— M.Ustaosmanoğlu
60:11
12
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا جَٓاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلٰٓى اَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللّٰهِ شَيْـٔاً وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْن۪ينَ وَلَا يَقْتُلْنَ اَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْت۪ينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَر۪ينَهُ بَيْنَ اَيْد۪يهِنَّ وَاَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْص۪ينَكَ ف۪ي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢١
Yâ eyyuhen nebiyyu izâ câekel mu'minâtu yubâyi'neke alâ en lâ yuşrikne billâhi şey'en ve lâ yesrikne ve lâ yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bâyı'hunne vestagfirlehunnallâh(vestagfirlehunnallâhe) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey Nebiy(y-i zîşân)! İnanan kadınlar sana gelip de, Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaklarına, hırsızlık yapmayacaklarına, zina etmeyeceklerine, (kızlarını diri diri gömerek) çocuklarını öldürmeyeceklerine, (başkasından doğurdukları çocukları kocalarına getirip: “Bu senin çocuğun!” diyerek) elleriyle ayakları arasında kendisini uyduracakları bir iftira (meydana) getirmeyeceklerine ve (Allâh’a ve peygamberine itaat hususunda) güzel tanınan herhangi bir şey hakkında sana isyan etmeyeceklerine dâir seninle bî’atleş(ip sözleş) tikleri zaman, sen de onlarla bî’atleş ve kendileri için Allâh’tan mağfiret talebinde bulun! Şüphesiz ki Allâh (geçmiş günahları çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (kullarına çok acıdığı için, İslâm’a girdikten sonraki hayatlarında kendilerini muvaffak edecek olan bir) Rahîm’dir. Rivayet olunduğuna göre; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Mekke fethi günü erkeklerin bî’atini bitirince, kadınlarla bî’ate başladı. O sırada kendisi Safâ tepesi üzerinde bulunuyor, Ömer (Radıyallâhu anh) ise biraz aşağısında oturuyor, onun emriyle Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) adına onlara tebliğlerde bulunuyor ve Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) tarafından onların bî’atini kabul ediyordu. Ebû Süfyan’ın hanımı Hind (Radıyallâhu anhümâ), Hazret-i Hamza’ya yaptıklarından dolayı Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e tanınmamak için örtülü bir vaziyette kadınlar topluluğu arasında bulunuyordu. İlk olarak “Şirk koşmama” şartı konu edildikten sonra, “Hırsızlık yapmamaları” kaydı açıklanınca o: “Ebû Süfyan pek cimri bir adamdır! Ben onun malından bir şeyler almıştım, peki bu bana helâl olur mu?” dedi. O zaman Ebû Süfyan: “Geçmişte aldıkların sana helâl olsun!” dedi. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onu tanıyıp gülmeye başlayınca o: “Ey Allâh’ın peygamberi! Geçmiş bağışla, ne olur!” dedi. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`de: “Allâh seni affetsin!” buyurdu. “Zina yapmama” şartı mevzu edilince, o: “Hür kadın da zina mı edermiş?” diye şaşkınlığını ifade etti. “Çocuklarını öldürmeme” şartı beyan edilince, Bedir günü Müslümanlar tarafından öldürülen Hanzala isimli oğlunu kastederek: “Biz onları küçükken büyüttük, siz ise onları büyükken öldürdünüz!” demesi üzerine, Ömer (Radıyallâhu anh) sırtüstü uzanacak kadar gülmekten kendini alamadı, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ise tebessüm buyurdu. “İftira etmemeleri” şartı zikredilince o: “Vallâhi, bühtan çok çirkin bir iştir, sense bize ancak iyiliği ve güzel ahlâkı emretmektesin!” diye konuştu. Son olarak “Güzel bilinen şeylerde peygambere isyan etmeme” koşulu anılınca: “Vallâhi biz bu meclise, herhangi bir konuda sana isyan fikriyle oturmadık!” dedi. (Nesefî, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
60:12
13
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَـئِسُوا مِنَ الْاٰخِرَةِ كَمَا يَـئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ اَصْحَابِ الْقُبُورِ ٣١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tetevellev kavmen gadıballâhu aleyhim kad yeisû minel âhireti kemâ yeisel kuffâru min ashâbil kubûr(kubûri).
Ey iman etmiş olan kimseler! Bir toplumu dost edinmeyin ki, Allâh onlara gazap etmiştir, (da ha önce ölüp defnedilmiş) kabirlerin halkı olan kâfirler (âhiretin ebedî nimetlerinden) ümit kestiği gibi, gerçekten onlar da âhiretten ümit kesmişlerdir!— M.Ustaosmanoğlu
60:13
Mümtehine
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle