Zümer 75 Ayet 23. Cüz الزمر
39

Zümer

— Yığınlar
75 Ayet 23. Cüz
الزمر
39
Zümer
75 Ayet
الزمر
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ١
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).
O (yüce) kitabın indirilişi, O Azîz ve Hakîm olan (saltanatında pek güçlü olup, kitabına inanma yanlardan intikam alacak olan ve bütün hükümleri yerli yerinde bulunan) Allâh tarafındandır.— M.Ustaosmanoğlu
39:1
2
اِنَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصاً لَهُ الدّ۪ينَۜ ٢
İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı fa’budillâhe muhlisan lehud dîn(dine).
Şüphesiz o kitabı Biz sana hak (ve indirilmesini gerektiren yüce bir hikmet) ile indirdik. O halde dini (ve taatı, şirk ve riyâ karışıklıklarından arındırıp) Kendisine tahsis edici olarak Allâh’a ibadet et!— M.Ustaosmanoğlu
39:2
3
اَلَا لِلّٰهِ الدّ۪ينُ الْخَالِصُۜ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۢ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ف۪ي مَا هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ ٣
E lâ lillâhid dînul hâlis(hâlisu), vellezînettehazû min dûnihî evliyâ, mâ na’buduhum illâ li yukarribûnâ ilallâhi zulfâ, innallâhe yahkumu beynehum fî mâ hum fîhi yahtelifûn(yahtelifûne), innallâhe lâ yehdî men huve kâzibun keffâr(keffârun).
Âgâh olun! (Şirk ve gösteriş gibi her türlü şâibe den arınmış olan) hâlis din (ve ibadet) ancak Allâh’a mahsustur. (Zira ilâhlık sıfatlarına sahip olan ve gizli açık her şeye vâkıf olan sadece O’dur!) O kimseler ki; O’nu bırakıp (putları, melekleri ve Îsâ (Aleyhisselâm)`ı) birtakım dostlar (ve ilâhlar) edinmişlerdir; -(onlar Allâh’ı inkâr etmiş değillerdir, fakat:) “Biz onlara ancak bizi Allâh’a tam bir yakınlıkla yaklaştırsınlar diye ibadet etmekteyiz! (demişlerdir.)” İşte o (müşriklerle Müslüma)nların, kendisi hakkında ayrılığa düşmekte oldukları şeyler hususunda şüphesiz ki Allâh onların arasında hüküm verecek (bunun neticesi olarak da haklıyı cennete, haksızı cehenneme gönderecek)tir. Gerçekten de Allâh öyle bir kimseyi hidâyet etmez ki, o (“Melekler Allâh’ın kızlarıdır!” gibi sözlerinde) bir yalancıdır ve son derece inkârcıdır! Bazı kimselerin; kâfirlerin bu âyette geçen: “Biz onlara ancak bizi Allâh’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz!” sözlerini “Tevessül” ve “Râbıta” aleyhine delil getirmeleri, anlayış kıtlığından nâşîdir. Zira müşrikler bu sözlerinde, putlara taptıklarını açıkça ifade etmektedirler. Bir veli hürmetine Rabbinden bir şey isteyen yahut Allâh için sevdiği mürşidini hayalinde canlandıran kimseler ise, onlara tapmak şöyle dursun, onların da Allâh’ın kulları olduğunu kabul etmektedirler. Ancak onların Allâh-u Te`âlâ’ya kendilerinden daha yakın olduğu hususundaki hüsnü zanlarına ve onlara karşı Allâh için olan sevgilerine binaen, onlarla tevessül etmektedirler. Kendi kafalarından putları ilâh edinip onlara tapanların yaptığıyla, Allâh-u Te`âlâ’nın: “Sizi O’na ulaştıracak vesile arayın!” (Mâide Sûresi: 35’den) emri gereğince, O’nun dostlarını aracı yapanların bu muâmelesi arasında uzaktan yakından hiçbir benzerlik bulunmamaktadır.— M.Ustaosmanoğlu
39:3
4
لَوْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداً لَاصْطَفٰى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۙ سُبْحَانَهُۜ هُوَ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ٤
Lev erâdallâhu en yettehıze veleden lastafâ mimmâ yahluku mâ yeşâu subhâneh(subhânehu), huvallâhul vâhıdul kahhâr(kahhâru).
Eğer Allâh (sizin dediğiniz gibi) bir çocuk edinmek isteseydi, (bu hususta tercihi size bırakmaz) el bette yaratmış olduğu şeylerden dilediğini seçer (ve en mükemmel varlıkları evlât edinir)di. (Sizce bile erkek evlât daha kıymetli görüldüğü halde melekleri kendisine kız edinir miydi? Îsâ ve Uzeyr (Aleyhimesselâm) gibi yiyip içen ve abdest bozan âciz mahlukları evlât seçer miydi? Eş ve evlât edinmekten tenzîh ve) tesbîh O’na! (Doğurmak bir yana benzeri olmaktan dahi mü nezzeh olan yegâne vahdete sahip bulunan ve her şeye zorla da olsa istediğini yaptıran) O Allâh’tır ancak Vâhid ve Kahhâr olan!— M.Ustaosmanoğlu
39:4
5
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۚ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ اَلَا هُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ٥
Halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), yukevvirul leyle alen nehâri ve yukevvirun nehâre alel leyli ve sehhareş şemse vel kamer(kamere), kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), e lâ huvel azîzul gaffâr(gaffâru).
O, gökleri ve yeri (var edilmelerini gerektiren bir hikmet ve) hak ile yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine sarmaktadır, gündüzü de gecenin üzerine dolamaktadır (ki, böylece birini giderip diğerini getir mekte ve karanlığın yerine aydınlık, aydınlığın yerine karanlık icat etmektedir. Mevsimlere göre bazen de birini artırıp diğerini eksiltmektedir). Güneşi ve ay`ı da (sizin istifadeniz için) emre âmâ de kılmıştır ki, her biri (günlük, aylık ve yıllık tüm dev relerini tamamlamaları için) adı konmuş bir süreye kadar (burçlarında ve yörüngelerinde) sürekli ve sü ratlice akıp gitmektedir. Dikkat edin! (Bu varlıklar hakkında tefekkür et meyip, yaratıcılarına inanmayanlara azap etme gücüne sahip olan) Azîz ve (inananların günahlarını çokça ba ğışlayan) Ğaffâr ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
39:5
6
خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۜ يَخْلُقُكُمْ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ خَلْقاً مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ ف۪ي ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ ٦
Halakakum min nefsin vâhıdetin summe ceale minhâ zevcehâ ve enzele lekum minel en’âmi semâniyete ezvâc(ezvâcin), yahlukukum fî butûni ummehâtikum halkan min ba’di halkın fî zulumâtin selâs(selâsin), zâlikumullâhu rabbukum lehul mulk(mulku), lâ ilâhe illâ huve, fe ennâ tusrafûn(tusrafûne).
O sizi bir tek nefisten yaratmıştır (ki o da Âdem (Aleyhisselâm)`dır). Sonra onun bir parçası (olan en âlt sol kaburgası)ndan da (Havvâ ismindeki) eşini yaratmıştır. (Deve, sığır, koyun ve keçiden oluşan) davarlardan da (biri erkek biri dişi olmak üzere) sekiz eşi(n yaratılıp istifadenize sunulma fermânını ve onların yaşamaları için gerekli olan yağmurları) O sizin için indirmiştir. O sizi, annelerinizin karınlarında bir yaratışın ardından diğer bir îcatla üç türlü karanlık içerisinde halk etmektedir. İşte size! Rabbiniz olan Allâh, ancak bu(nca fiilleri ve îcatları sayılan) yüce Zât’tır! (Dünyada ve âhirette kayıtsız şartsız) bütün mülkler sadece O’na aittir! Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur! (Hal böyleyken) nasıl oluyor da hâlâ (O’na ibadetten) döndürül(üp başkasına tapmaya yönlendiril)ebiliyorsunuz? “Bir yaratışın ardından yeni bir îcat” cümle-i celilesi; insanın, anne karnında geçirdiği devrelere işaret etmektedir ki bunları; menî hâli, sonra pıhtılaşmış bir kan, sonra bir çiğnem et, sonra iskelet, sonra et giydirilmiş beden ve sonunda kendisine ruh üflenmiş canlı bir varlık olarak özetleyebiliriz. “Üç karanlık”tan maksat ise; anne karnının karanlığı, döl yatağının karanlığı ve cenini saran ince zarın karanlığıdır.— M.Ustaosmanoğlu
39:6
7
اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ وَلَا يَرْضٰى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَۚ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ۬ لَكُمْۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٧
İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufr(kufra), ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allâh (hiçbir şeye muhtaç olmadığından) sizden (de, imanınızdan da müstağni olan bir) Ğaniyy’dir. Yine de O, (çok merhametli olduğundan) kulları için (zararlı olacak) kâfirliğe (onlar adına) râzı olmaz! Ama şükrederseniz (buna ihtiyacı olduğu için de ğil, ebedî saâdetinize sebep olacağından dolayı) sizin için bundan râzı olur (ve bu yüzden sizi mükâfatlan dırır). Hiçbir (günah) taşıyıcı diğerinin yükünü ta şımayacaktır. (Bu sebeple inkârcıların kâfirliğinin cezası, hiçbir su retle müminlere dokunmayacaktır. Nitekim iman eden ve şirk koşanlar dâhil) sonra (hep birlikte) dönüşünüz ancak Rabbinizedir; O da (her birinize, iyi ve kötü) yapmakta bulunmuş olduğunuz şeyleri(n karşılığını vererek, onların gerçek yüzünü) size haber verecek tir. Zira şüphesiz ki O, göğüslerin sahip olduğu şeyi (kalplerin barındırdığı tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
39:7
8
وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُن۪يباً اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُٓوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَاداً لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَل۪يلاًۗ اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ ٨
Ve izâ messel insâne durrun deâ rabbehu munîben ileyhi summe izâ havvelehu ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kablu ve ceale lillâhi endâden li yudılle an sebîlih(sebîlihi), kul temetta’ bi kufrike kalîlen inneke min ashâbin nâr(nâri).
İnsana (hastalık ve kıtlık gibi) bir zarar dokun duğunda, (her şeyden ümidi kesip) sadece Rabbine yönelici olarak O’na yalvarır. Sonra ona Kendi ta rafından büyük bir nimet verdiğinde ise, önceden O’na dua etmekte olduğu (zararlı) şeyi(n Allâh-u Te`âlâ’nın lütfuyla nasıl açıldığını düşünmeyip, O’na karşı şükür vazifesini) unutur, üstelik O’nun yolun dan (insanları) saptırmak için Allâh’a (farklı) birta kım eşler (ve ortaklar) tanır. (Habîbim! Bu sıfatlara sahip olan Ebû Cehil ve Utbe ibni Rebî`a gibi müşriklere) de ki: “Kâfirliğinle pek az (bir süre daha) faydalan! Çünkü şüphesiz sen o (cehennem) ateşin(in) arkadaşlarındansın!”— M.Ustaosmanoğlu
39:8
9
اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِداً وَقَٓائِماً يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّه۪ۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذ۪ينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ۟ ٩
Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi).
(Ömrü inkâr ve isyanla geçerek cehennemi boylayan kişi mi) yoksa kendisi âhiret(in azap ve meşakkatlerin)den sakınmakta ve Rabbinin rahmetini ummaktayken, gece saatlerinde (namaz kılan) secde eden ve kıyamda duran biri olarak itaat (ve ibadet vazifelerini îfa) edici (olduğu için, sonsuz cenneti kazanan) kimse mi (dünya ve âhiret bakımından daha iyi konumdadır)? (Habîbim! İlim ve amelin şerefini açıklamak üzere) De ki: “O (İslâm’ı) bilmekte ol(up, ona göre yaşay) an kimselerle, o (hakkı) bilmeyen (bu yüzden de câhilce davranan ve sapıklık içerisinde bocalayıp kalan) kişiler eşit olabilir mi (hiç)?” (Bunca açıklanan nasihatler den) ancak (karışık fikirlerden arınmış) hâlis akıllara sahip kimseler iyice öğütlenir! (Müşriklerde ise böyle bir akıl ne arar!) Âyetteki, methiye, bu vasıflara sahip tüm müminlere şâmilse de, Ebû Bekir, Ömer, Osman, İbni Mes`ûd, Ammâr ve Selman (Radıyallâhu anhüm) gibi özel zatlar hakkında nâzil olduğu rivayet edilmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
39:9
10
قُلْ يَا عِبَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَاَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةٌۜ اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٠١
Kul yâ ıbâdıllezîne âmenûttekû rabbekum, lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(hasenetun), ve ardullâhi vâsiah(vâsiatun) innemâ yuveffas sâbirûne ecrehum bi gayri hisâb(hisâbin).
(Habîbim! Mekke’de müşriklerin eziyetlerine maruz kalan ashâbına tarafımdan) de ki: “Ey Benim iman etmiş olan kullarım! (Emirlerini tutup, yasak larından kaçmak suretiyle) Rabbinizden hakkıyla sa kının! İşte bu dünyada güzel amel işlemiş bulunan o kimseler için, (dünyada zafer ve ganîmet, âhirette ise sonsuz nimet ve cennetler gibi) pek güzel ve çok büyük bir mükâfat vardır. (Eğer Mekke’de İslâm’ı rahatlıkla yaşaya madı ğınızdan şikâyetçiyseniz, orada kalmanız gerekmez.) Zaten Allâh’ın toprağı pek geniştir. (Her amelin belirli bir karşılığı varsa da) ancak sabredenlere ecirleri (ölçü ve tartıya tâbi olmaksızın) hesapsız olarak tastamam ödenecektir.— M.Ustaosmanoğlu
39:10
11
قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصاً لَهُ الدّ۪ينَۙ ١١
Kul innî umirtu en a’budallâhe muhlisan lehud dîn(dîne).
(Rasûlüm! Ümmetini iman ve takvâya teşvik etmek için) de ki: “Şüphesiz ben(im gibi peygamberlerin en üstünü olan bir kişi bile), dîni (ve ibadeti, şirk ve riya gibi se vapları iptal eden her türlü günahtan arındırıp) Allah’a hâlis kılan biri olarak O’na ibadet etmemle emro lundum!— M.Ustaosmanoğlu
39:11
12
وَاُمِرْتُ لِاَنْ اَكُونَ اَوَّلَ الْمُسْلِم۪ينَ ٢١
Ve umirtu li en ekûne evvelel muslimîn(muslimîne).
Ben (şeref ve mertebe bakımından) Müslüman ların ilki olmam için (bu ihlâsla) memur kılındım! (Zira dinde öncülük, ihlâs nispetinde elde edilir.)”— M.Ustaosmanoğlu
39:12
13
قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٣١
Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).
(Habîbim! Seni atalarının dinine çağıran Kureyş kâfirlerine) de ki: “Muhakkak ki ben, (faraza size uya rak) Rabbime isyan edecek olursam; pek büyük bir günün azâbından korkarım!”— M.Ustaosmanoğlu
39:13
14
قُلِ اللّٰهَ اَعْبُدُ مُخْلِصاً لَهُ د۪ين۪يۙ ٤١
Kulillâhe a’budu muhlisan lehu dînî.
De ki: “Ben, dinimi Kendisine tahsis edici biri olarak ancak Allah’a ibadet ederim!— M.Ustaosmanoğlu
39:14
15
فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِه۪ۜ قُلْ اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ ٥١
Fa’budû mâ şi’tum min dûnih(dûnihi), kul innel hâsirîne ellezîne hasirû enfusehum ve ehlîhim yevmel kıyâmeh(kıyâmeti) e lâ zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).
Artık siz O’nun dışında dilediklerinize tapın (da belânızı bulun)!” (Habîbim! Sana: “Atalarının dinine uymazsan büyük zarara uğrarsın.” diyenlere) de ki: “Şüphesiz o (zarar çeşitlerinin hepsini kendilerinde toplayarak tam manasıyla) hüsrâna uğramış olan lar, (dünyada Allah için yerini yurdunu terk edenler değil) asıl kıyâmet gününde kendilerini ve ailele rini (cennetten mahrum bırakıp, cehenneme sokarak) zarara uğratmış olanlardır. İşte haberin olsun ki; ancak bu, pek açıkhüsrân (ve telâfisi olmayan sonsuz bir ziyân)ın ta kendisidir!— M.Ustaosmanoğlu
39:15
16
لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌۜ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِه۪ عِبَادَهُۜ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ ٦١
Lehum min fevkıhim zulelun minen nâri ve min tahtihim zulel(zulelun), zâlike yuhavvifullâhu bihî ıbâdeh(ıbâdetu), yâ ıbâdi fettekûn(fettekûni).
Üzerlerinden doğru o (üst üste binmiş) ateşten birçok gölgelikler; altlarından da (yatak ve döşek gibi kendilerini saran) birçok tabakalar onlara âittir. İşte bu (feci azap) ki, Allah kullarını ancak bununla korkutmaktadır. Ey Benim kullarım! Öyleyse Benden hakkıyla sa kının (da gazabımı celb edecek günahlara bulaşmayın)!— M.Ustaosmanoğlu
39:16
17
وَالَّذ۪ينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰىۚ فَبَشِّرْ عِبَادِۙ ٧١
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
O kimseler ki, (büyücü, falcı, azgın cin ve şeytan gibi son derece saptırıcı) tâğût(lara inanmak)tan da, ona tapmaktan da tamamen uzak durmuşlardır ve (tüm bâtıllardan yüz çevirip, bütünüyle) Allâh’a yönelmişlerdir, işte (ölürken de, mahşerde de, sonra sında da) bütün müjdeler ancak onlara âittir. (Habîbim!) Artık kullarımı müjdele!— M.Ustaosmanoğlu
39:17
18
اَلَّذ۪ينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٨١
Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
O kimseleri ki (din konusunda söylenen) sözü iyice dinlerler de, (rastgele hükümlere uymayıp, bu hususta ciddi davranarak, güzelle en güzelin, iyiyle da ha iyinin arasında seçim yapar ve) onun en güzeline uyarlar. (Bu yüzden vâcip ve mendup olan iki işle karşılaşsa lar vâcibi seçerler, müstehapla mübah arasında kaldık larında ise müstehabbı tercih ederler.)/O (İlâhî) kelâm (olan Kur’ân)ı dinlerler de, (onda geçen bağışlamak veya kısas, intikam almak ya da göz yummak gibi hükümler arasından) en güzel olanına uyarlar!/ İşte ancak onlardır o kimseler ki Allâh onları (di nini doğru anlamaya) hidâyet etmiştir. Ve işte ancak onlar (körü körüne taklit fikrinden ve nefsin kötü arzusuyla çekişmekten arınmış) hâlis akıllara sahip kimselerin ta kendileridir!— M.Ustaosmanoğlu
39:18
19
اَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِۜ اَفَاَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّارِۚ ٩١
E fe men hakka aleyhi kelimetul azâb(azâbi), e fe ente tunkızu men fîn nâr(nâri).
(Bizim: “Andolsun ki; cehennemi kâfir olan insanlar ve cinlerden dolduracağım!” şeklindeki) o azap sözü(müz) kendisi üzerine hak olmuş bulunan kim seyi mi; artık o ateş içerisinde ol(ması kesinleşmiş ol)anı sen mi kurtaracaksın? (Habîbim! Kâfir olarak öleceğini bildiğimiz kimseyi sen bile kurtaramazsın!)— M.Ustaosmanoğlu
39:19
20
لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌۙ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ الْم۪يعَادَ ٠٢
Lâkinillezînettekav rabbehum lehum gurefun min fevkıhâ gurefun mebniyyetun tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), va’dallâh(va’dallâhi), lâ yuhlifullâhul mîâd(mîâde).
Lâkin Rablerinden hakkıyla sakınmış olan o kimseler; onlar için öyle değerli konaklar var dır ki; üstlerinde de (yüksekçe) bina edilmiş birçok konaklar vardır. Altlarından da sürekli ırmaklar akmaktadır. (Bunlar) Allâh’ın vaadi olarak (gerçekleşecektir) Allâh sözü bozmaz!— M.Ustaosmanoğlu
39:20
21
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَلَكَهُ يَنَاب۪يعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِه۪ زَرْعاً مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَـتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَاماًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ۟ ١٢
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen fe selekehu yenâbîa fîl ardı summe yuhricu bihî zer’an muhtelifen elvânuhu summe yehîcu fe terâhu musferran summe yec’aluhu hutâmâ(hutâmen), inne fî zâlike le zikrâ li ulîl elbâb(elbâbi).
(Ey dünyaya aldanan kişi!) Görmedin mi ki; şüphesiz Allâh gökten bir su indirmiştir de, onu yerdeki birtakım menbalara girdirmiştir. Sonra türleri/şekilleri/renkleri/ farklı birçok ekini onun sebebiyle çıkartmaktadır. (Yemyeşil ve taptaze hâ linden) sonra o (ekinler) kurur da sen onu sapsarı bir halde görürsün. Sonra da O onu (ele alındığında) darmadağın olan bir kırıntı yapar. İşte hâlis akıllara sahip kimseler için gerçekten de bunda (dünyanın fâniliğini anlamaları hu susunda) elbette pek büyük bir öğüt vardır!— M.Ustaosmanoğlu
39:21
22
اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٢٢
E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
O (yanlış seçimler yaparak Al lâh’ın fıtratını bozduğu için göğsü daralan ve kalbi katılaşan) kimse (, o kimseyle bir) mi(dir) ki; Allâh onun (, irâdesini iyi yol da kullandığını ve hidâyet aradığını bildiğinden ötürü) göğsünü İslâm(ı kabullenip kolayca tatbik edebilmesi) için genişletmiştir de bu nedenle o, Rabbinden büyük bir nur (ve İlâhî bir lütuf) üzeredir! Artık Allâh’ın zikrinden dolayı kalpleri (yumuşayacak yerde, O’nun adını ve âyetlerini duydukları zaman nefretleri artıp, gönülleri) kaskatı olanlar için büyük bir helâk (ve sonsuz bir azap) vardır. İşte onlar pek açık bir sapıklık içerisin dedirler. Âyet-i kerîme, Ebû Bekir, Ali ve Hamza (Radıyallâhu anhüm) gibi, göğüsleri İslâm için şerh edilmiş kimselerle, Übeyy ibni Halef, Ebû Leheb ve oğlu gibi kalpleri katı olan kâfirlerle ilgili olarak nâzil olmuşsa da, bu vasıflara hâiz tüm mümin ve kâfirler hakkında umumi kabul edilebilir.— M.Ustaosmanoğlu
39:22
23
اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَاباً مُتَشَابِهاً مَثَانِيَۗ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ٣٢
Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allâh, kelâmın en güzelini, (mu cizelik, sağlamlık, yararlılık ve doğrulukta, âyetleri) birbirine benzeyen ve (kıssaları, haberleri, emir ve yasakları, müjde ve tehditleri, vaaz ve öğütleri) mükerrer olan pek değerli bir kitap olarak indirmiştir ki; Rable rinden kork makta olan o kimselerin derileri onda (ki azap ve tehdit âyetlerini duyduklarında)n dolayı titreyerek ürperir. Sonra (müjde ve rahmet âyetlerini duyduklarında ise) derileri ve kalpleri Allâh’ın zikrine doğru yatışıp yumuşar. İşte bu, Allâh’ın hidâyetidir ki; buna dilediğini eriştirir. (Kendisini hak ka irşad edecek âyetleri dinlemekten yüz çevirdiği için) Al lâh kimi de sap tırırsa, artık onun için hiçbir hidâyet edici yoktur!— M.Ustaosmanoğlu
39:23
24
اَفَمَنْ يَتَّق۪ي بِوَجْهِه۪ سُٓوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَق۪يلَ لِلظَّالِم۪ينَ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ ٤٢
E fe men yettekî bi vechihî sûel azâbi yevmel kıyâme(kıyâmeti), ve kıyle liz zâlimîne zûkû mâ kuntum teksibûn(teksibûne).
O (hiçbir şeyden sakınmaya ihtiyaç duymayan güvenli bir kişi, o) kimse (gibi) mi(dir) ki; kıyâmet günü (eli boynuna bağlı olduğu için) o kötü azaptan yüzüyle sakınmaktadır! Böylece o zâlimlere: “Kazanmakta bulunmuş olduğunuz (inkâr gibi kötü) şeyleri(n vebâlini) tadın (bakalım)!” denilecektir.— M.Ustaosmanoğlu
39:24
25
كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٥٢
Kezzebellezîne min kablihim fe etâhumul azâbu min haysu lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Onlardan önce olan o kimse ler de yalanlamıştı, ama azap onlara hiç fark edemedikleri (ve ha tırlarından dahi geçirmedikle ri) bir yönden gelmişti.— M.Ustaosmanoğlu
39:25
26
فَاَذَاقَهُمُ اللّٰهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ٦٢
Fe ezâkahumullâhul hızye fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âhıreti ekber(ekberu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Böylece Allâh o en yakın (dünya) hayat(ın)da (katliâm, esâret, sürgün, yerin dibine batma ve maymuna domuza döndürül me gibi) rüsvaylığı onlara tattır mıştı. Âhiret azâbı ise (çok şiddetli ve sonsuz olduğu için) elbette daha büyüktür. Eğer (bunu) bilmekte bu lunmuş olsalardı (mutlaka iman ederlerdi)!— M.Ustaosmanoğlu
39:26
27
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَۚ ٧٢
Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli meselin leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Andolsun; muhakkak Biz o insanlar için işte bu Kur’ân’da her bir(i birer) misal (niteliğ) i (taşıyan ilginç konuları) elbette açıkladık. Tâ ki onlar iyice düşünsünler (de amel etsinler)!— M.Ustaosmanoğlu
39:27
28
قُرْاٰناً عَرَبِياًّ غَيْرَ ذ۪ي عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ٨٢
Kur’ânen arabiyyen gayre zî ivecin leallehum yettekûn(yettekûne).
(Biz o yüce Kitab’ı) hiçbir eğriliğe (çelişkiye, ihtilâfa ve karışıklığa) sahip olmayan (ve şüpheli bir tek âyeti dahi bulunmayan) Arapça bir Kur’ân olarak (indirdik)! Tâ ki onlar (onun yasaklarından) hakkıy la sakınsınlar.— M.Ustaosmanoğlu
39:28
29
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلاً ف۪يهِ شُرَكَٓاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلاً سَلَماً لِرَجُلٍۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاًۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۚ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٩٢
Daraballâhu meselen raculen fîhi şurekâu muteşâkisûne ve raculen selemen li racul(raculin), hel yesteviyâni mesel(meselen), el hamdulillâh(el hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Allâh (bir olan Allâh’a ibadet eden müminin güzel hâliyle, birçok putlara tapan müşriğin kötü duru munu göz önünde canlandıran) bir misal olmak üze re (köle) bir adamı açıklamıştır ki, kendisi hakkında çekişmeli (geçimsiz ve kötü huylu) birtakım ortaklar vardır (bu yüzden o, kime ne cevap vereceğini ve nereye yetişeceğini şaşırmıştır), bir adamı da ki, sadece tek bir adama aittir. Bir örnek olarak bu ikisi eşit olabilirler mi? Bütün hamdler Allâh’a mah sustur (ki, tevhîd eh lini bu meziyete muvaffak kılmıştır)! Doğrusu onların pek çoğu (bu kadar açık örnekleri dahi) bilmezler!— M.Ustaosmanoğlu
39:29
30
اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَۘ ٠٣
İnneke meyyitun ve innehum meyyitûn(meyyitûne).
Habîbim! Sen bu kadar hakikatleri kendilerine beyan ettiğin halde hâlâ hakka dönmüyorlarsa, onlar adına üzülmene değmez, zira) şüphesiz sen de öle ceksin, muhakkak onlar da öleceklerdir!— M.Ustaosmanoğlu
39:30
Yükleniyor...
Zümer
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle