Hucurat 18 Ayet 26. Cüz الحجرات
49

Hucurat

— Odalar
18 Ayet 26. Cüz
الحجرات
49
Hucurat
18 Ayet
الحجرات
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihî vettekûllâh(vettekûllâhe), innallâhe semîun alîm(alîmun).
Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh ve Rasûlünün (emir ve yasaklarını çiğneyerek, onların) önüne geçmeyin ve (yapacağınız yahut terk edeceğiniz her hangi bir konuda) Allâh(a karşı muhâlif bir tavır takınmak)tan hakkıyla sakının! Şüphesiz ki Allâh, (sözleriniz dâhil tüm işitilebilen şeyleri hakkıyla duyan bir) Semî’dir; (işleriniz dâhil bütün malûmatı çok iyi bilen bir) Alîm’dir. Bu âyet-i kerîme, bayram namazı kılınmadan önce kurban kesen, ya da Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) oruca başlamadan önce şüpheli günde oruç tutan kimseler hakkında inerek, onları herhangi bir amele Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`den önce başlamaktan nehyetmekteyse de, genel manada: “Kur’ân’a ve sünnete uymayan hiçbir şey yapmayın.” diye anlaşılmalıdır. Ayrıca burada, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in ve halîfelerinin yanında bulunanlara, bir zaruret yokken onların önünde yürümemeleri, onlardan önce yemeye başlamamaları ve bir soru karşısında söze atılmamaları gibi konularda edep talimi hedeflenmiştir. (Âlûsî, Rûhu’l-beyân)— M.Ustaosmanoğlu
49:1
2
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ ٢
Ya eyyuhâllezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu bil kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn(teş’urûne).
Ey iman etmiş olan kimseler! (Peygamberimin yanında bir şey konuşmanız icap ettiği zaman) sesleri nizi o Nebî’nin sesinin üstünde (olacak şekilde) yük seltmeyin, bir kısmınızın diğer bir kısma sesli konuşması gibi ona sözü gür sesle de söylemeyin ki, (sonra) siz farkında olmadığınız halde amelleriniz boşa çıkar!— M.Ustaosmanoğlu
49:2
3
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٣
İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikel lezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiretun ve ecrun azîm(azîmun).
Şüphesiz o kimseler ki; Allâh’ın Rasûlünün yanında (edebe riâyet ederek) seslerini kısmaktadır lar; işte ancak onlardır o kimseler ki, Allâh onların kalplerini takvâya alıştırmıştır/ takvâya seçkin kılmıştır/! (Âhirette) büyük bir mağfiret ve çok büyük bir ecir de sadece onlara âittir.— M.Ustaosmanoğlu
49:3
4
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُنَادُونَكَ مِنْ وَرَٓاءِ الْحُجُرَاتِ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ ٤
İnnellezîne yunâdûneke min verâil hucurâti ekseruhum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
(Habîbim!) O kimseler ki, o (sana âit) o daların ardından sana (seslice) çağırmak tadırlar; şüphesiz onların (bir kısmı bunu e depsizlik kastıyla değil de, ce hâlet gibi bazı nedenlerle yapmaktaysa da,) pek çoğu (senin yüce makamına gereken âdâba) akıl erdire miyorlar!— M.Ustaosmanoğlu
49:4
5
وَلَوْ اَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتّٰى تَخْرُجَ اِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
Ve lev ennehum saberû hattâ tahruce ileyhim le kâne hayren lehum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Eğer gerçekten onlar, sen kendilerine çıkınca ya kadar sabretmiş olsalardı, elbette bu onlar için pek hayırlı bir şey olurdu. Allâh (tevbe edenleri çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (Kendisine yönelenlere çok acıyan bir) Rahîm’dir. (Bu yüzden sana tâzimsizlik yapan bu kişilere peşinen ceza vermeyip, sadece nasihatle yetinmiştir, ama bunlar da tevbe edecek olsalar, Allâh-u Te`âlâ’nın mağfireti ve rahmeti onları dışta bırakacak değildir.) Bu âyetler, kuşluk vakti istirahat ederken Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in hâne-i saâdetlerinin etrafına gelen ve Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i şiir ve iftihar yarışına çağırmak için sesli şekilde bağırarak uyandıran Temîm kabilesinin Bedevîlerinden bahsetmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
49:5
6
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ جَٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ۬ فَتَبَيَّنُٓوا اَنْ تُص۪يبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِم۪ينَ ٦
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in câekum fâsikun bi nebein fe tebeyyenû en tusîbû kavmen bi cehâletin fe tusbihû alâ mâ fealtum nâdimîn(nâdimîne).
Ey iman etmiş olan kimseler! Eğer (günahtan sakınmayan, dolayısıyla yalan söylemeyeceğine emin olunamayan) bir fâsık kişi size önemli bir haber getirecek olursa, (onun mâhiyetini) iyice araştırın ki; (suçsuz) bir toplumu bilgisizce musibete uğratırsınız da, (suçsuzlukları ortaya çıktıktan) sonra (onlar hakkında) yapmış olduğunuz şeye karşı (: “Keşke böyle bir hadise meydana gelmemiş olsaydı!” diyerek) pişman olan kimselere dönüverirsiniz. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) tarafından Mustalik oğullarına tahsildar olarak gönderilen Velîd ibni Ukbe (Radıyallâhu anh), câhiliyet devrinde aralarında bulunan hasımlıktan dolayı, kendisini karşılamaya çıkan kişilerin onu öldürmeye geldiklerini sanmış ve doğruca Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e dönerek, onların dinden çıktığını ve zekât vermediğini söylemiş, bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Halid ibni Velîd’i göndermiş, o da onları namaz kılarken bulmuş ve zekâtlarını teslim almıştır.— M.Ustaosmanoğlu
49:6
7
وَاعْلَمُٓوا اَنَّ ف۪يكُمْ رَسُولَ اللّٰهِۜ لَوْ يُط۪يعُكُمْ ف۪ي كَث۪يرٍ مِنَ الْاَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ حَبَّبَ اِلَيْكُمُ الْا۪يمَانَ وَزَيَّـنَهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ اِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَۙ ٧
Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Hem (şunu iyi) bilin ki; gerçekten aranızda Allâh’ın Rasûlü bulunmaktadır! (O halde ona karşı yalan söylemeye kalkmayın, zira Allâh ona doğruyu haber verdiğinde yalancı rezil olacaktır.) Eğer o, birçok işte size itaat ed(ip sözünüzü dinle y)ecek olsa, elbette sıkıntıya düşerdiniz/ helâk olurdunuz/! Lâkin Allâh siz(in ekseriniz)e(, yalancıyı tasdik et mek, suçsuza saldırmaya teşvik etmek ve hakkı kendi görüşlerine uydurmak gibi kötü halleri benimsetme miş, bilakis) imanı iyice sevdirmiş, onu kalpleri nizde çokça süslemiş; kâfirliği, fasıklığı (, yalancı lığı) ve günahları ise size pek çirkin göstermiştir! İşte ancak onlar, dosdoğru yolu bulmuş (ve hiçbir sûretle istikametten ayrılmamış) kimselerin ta kendileridir!— M.Ustaosmanoğlu
49:7
8
فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٨
Fadlen minallâhi ve ni’meh(ni’meten), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Allâh’tan büyük bir lütuf ve yüce bir nimet olsun diye (Allâh-u Te’âlâ size iyilikleri sevdirmiş, kö tülükleri ise çirkin göstermiştir)! Allâh (müminler ara sındaki üstünlük dereceleri dâhil her şeyi hakkıyla bi len bir) Alîm’dir; (kime neyi sevdireceği ve kimi neden nefret ettireceği hususları dâhil, her yaptığını yerli yerince yapan bir) Hakîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
49:8
9
وَاِنْ طَٓائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَاۚ فَاِنْ بَغَتْ اِحْدٰيهُمَا عَلَى الْاُخْرٰى فَقَاتِلُوا الَّت۪ي تَبْغ۪ي حَتّٰى تَف۪ٓيءَ اِلٰٓى اَمْرِ اللّٰهِۚ فَاِنْ فَٓاءَتْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُواۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ ٩
Ve in tâifetâni minel mû’mînînektetelû fe aslihû beyne humâ, fe in begat ihdâhumâ alel uhrâ fe kâtilûlletî tebgî hattâ tefîe ilâ emrillâh(emrillâhi), fe in fâet fe aslihû beynehumâ bil adli ve aksitû, innallâhe yuhıbbul muksitîn(muksitîne).
Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa, hemen (nasihat ederek, varsa şüpheleri gidererek ve Allâh’ın hükmüne davet ederek) araların da barış sağlayın! Ama onların birisi diğerine kar şı azgınlık edecek olursa, o azgınlık etmekte bulu nanla, Al lâh’ın emrine (ve hükmüne) dönünceye ka dar savaşın! Eğer (sizinle savaşmayı göze ala mayarak, Allâh’ın emrine) dönecek olursa, (savaşı bırakmalarıyla yetinmeyip,) hemen adâletle aralarında barış kurun (ki, başka bir zaman yeni bir savaş çıkmasın)! (Yapacağınız ve terk edeceğiniz her hususta) adâletli olun! Şüphesiz ki Allâh adâletli davrananları sever (; böylece onlara en güzel karşılığı verir).— M.Ustaosmanoğlu
49:9
10
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟ ٠١
İnnemel mû’minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûn(turhamûne).
Müminler ancak kardeştirler! Öyleyse kardeşleriniz arasında barışı sağlayın! (Her konuda olduğu gibi, din kardeşlerinizin arasını bulmayı önemsememe hususunda da) Allâh’tan hakkıyla sakının! Tâ ki siz rahmet olunasınız!— M.Ustaosmanoğlu
49:10
11
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْراً مِنْهُمْ وَلَا نِسَٓاءٌ مِنْ نِسَٓاءٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُنَّ خَيْراً مِنْهُنَّۚ وَلَا تَلْمِزُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْا۪يمَانِۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ١١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yeshar kavmun min kavmin asâ en yekûnû hayren minhum ve lâ nisâun min nisâin asâ en yekunne hayren minhunn(minhunne), ve lâ telmizû enfusekum ve lâ tenâbezû bil elkâb(elkâbi), bi’sel ismul fusûku ba’del îmân(îmâni), ve men lem yetub, fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Ey iman etmiş olan kimseler! Bir toplum diğer bir toplum(u hakir görüp onlar)la alay etmesin, zira umulur ki o (alaya alına)nlar bu (alaya ala)nlar dan (Allâh katında) hayırlı olabilirler! Birtakım kadınlar da diğer birkısım kadınlarla dalga geçmesin, çünkü umulur ki onlar bunlardan daha iyi olabilirler! (İnananlar tek bir vücut gibi olduklarına göre,) nefisleriniz (mesabesinde olan mümin kardeşleriniz)i (ne sözle ne de işaretle) ayıplamayın ve (birbirinizi istenmedik) lakaplarla (ayıplamak için aranızda) çağrışmayın/atışmayın/! İman(la vasıflandık)dan sonra (birbirini ayıplayarak, sövüp sayarak ve kötü lakaplar takarak) fâsıklıkla anılmak ne kötü olmuştur! Her kim (bu günahlardan) tevbe etmezse, işte ancak onlar (isyanı itaat yerine koyarak ve kendilerini azaba sunarak nefislerine) zulmetmiş olanların ta kendileridir!— M.Ustaosmanoğlu
49:11
12
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يراً مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَح۪يمٌ ٢١
Yâ eyyyuhellezîne âmenûctenibû kesîran minez zanni, inne ba’daz zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ(ba’dan), e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûh(kerihtumûhu), vettekullâh(vettekullâhe), innallâhe tevvâbun rahîm(rahîmun).
Ey iman etmiş olan kimseler! Zanların bir çoğundan uzak durun! Zira şüphesiz ki birkısım zanlar (ve tahminler) büyük bir günahtır. (Birkısım zanlar ise mubahtır, nitekim dünya işlerindeki tahminler bu kabildendir. Öyleyse aklınıza gelen düşüncenin hangi kısımdan olduğunu iyice anlayabilmeniz için, her düşündüğünüzü rahatça konuşmayıp, ihtiyatlı davranmanız ve sizi günaha sokacağından emin olmadığınız birçok zandan sakınmanız gerekir.) Bir de (birbirinizin) ayıp(larını) araştırmayın (ve Müslümanların örtmeye uğraştıkları şeyleri açmaya çalışmayın), bir kısmınız diğer bir kısmı (, ardından kötüleyerek) gıybet de etmesin! Sizin biriniz, ölmüş haldeki kardeşinin etini yemeyi sever mi? Tabiî ki onu hiç istemezsiniz! Öyleyse Allâh’tan hakkıyla sakının (da, yasaklarına bulaşmayın)! Şüphesiz ki Allâh, (tevbeleri çokça kabul eden bir) Tevvâb’dır; (yasaklardan sakınanları çok esirgeyen bir) Rahîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
49:12
13
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَـبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ ٣١
Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr(habîrun).
Ey insanlar! Şüphesiz ki Biz sizi (Âdem adındaki) bir erkekten ve (Havvâ namındaki) bir dişiden yarattık! (Hepinizin anne-babası bir olduğuna göre; soyla sopla iftihârın ne anlamı olabilir?) Böylece Biz sizi (birbirinize hava atasınız için değil,) tanışasınız (da kimin kime varis olacağını tespit edebilmek için soyları belirleyesiniz ve kimleri arayıp sormakla mükellef olduğunuzu anlayarak sıla-i rahim yapabilesiniz) diye birtakım kavimler ve kabileler yaptık! Şüphesiz Allâh katında en değerliniz (, en zengininiz, en güzeliniz, şu soydan ve bu boydan olanınız değil), (Allâh-u Te`âlâ’nın haramlarından son derece sakınarak) en ziyade takvâ sahibi olanınızdır! Muhakkak ki Allâh, (sizi de amellerinizi de hakkıyla bilen bir) Alîm’dir; (görünen ve görünmeyen tüm hallerinizden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
49:13
14
قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنَّاۜ قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلٰكِنْ قُولُٓوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْا۪يمَانُ ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ وَاِنْ تُط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُمْ مِنْ اَعْمَالِكُمْ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٤١
Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
O bedeviler: “(Biz içimizle ve dışımızla) iman ettik.” dedi(ler). (Habîbim! Onlara) de ki: “Siz (kalbinizden)iman etmediniz, lâkin: ‘Biz (kelime-i şehâdet okuduğumuzu açıklayarak ve sizinle harbe kalkışmayarak) boyun eğdik.’ deyin! (Bu daha doğru olur.) Zaten henüz iman, kalplerinizin içerisine girmiş değildir. Eğer (münafıklığı bırakıp) Allâh’a ve Rasûlüne itaat ederseniz O, amellerinizden hiçbir şeyi(n ecrini) size eksik etmeyecektir. Şüphesiz ki Allâh (itaatkârların kusurlarını çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (onlara çok acıyarak lütuflarda bulunan bir) Rahîm’dir.” Esed oğullarından bir fırka, bir kıtlık senesinde Medîne’ye gelip kelime-i şehâdet söylediler, fakat Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aley-hi ve Sellem)`den sadaka kopartmak amacıyla: “Falancalar seninle savaştığı gibi, biz seninle savaşmadan gelip Müslüman olduk, öyleyse kıymetimizi bil!” diyerek, Müslümanlıklarını Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in başına kaktılar. Bunun üzerine bu âyet-i celîlelerle kınandılar.— M.Ustaosmanoğlu
49:14
15
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ ٥١
İnnemel mû’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî summe lem yertâbû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâh(sebîlillâhi), ulâike humus sâdikûn(sâdikûne).
Müminler ancak o kimselerdir ki; Al lâh’a ve Rasûlüne (gerçekten) iman etmişler dir, sonra da (biraz olsun) şüpheye düşmemişlerdir ve (hem kâfirler gibi görünen düşmanlarla, hem de nefis ve şeytan gibi görünmeyen düşmanlarla) Allâh yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmişlerdir. İşte ancak onlar (iman iddiasında) doğru olanların ta kendileridir.— M.Ustaosmanoğlu
49:15
16
قُلْ اَتُعَلِّمُونَ اللّٰهَ بِد۪ينِكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٦١
Kul etualli mûnallâhe bi dînikum vallâhu ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).
(Habîbim!) De ki: “Dininizi (ve imanınızı) Allâh’a siz mi bildireceksiniz? Oysa Allâh göklerde olanları da, yerde bulunanları da bilmektedir! Allâh (, imanınızı ortaya koyarken, içinizde gizlediği niz kâfirlik dâhil) her şeyi (hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.”— M.Ustaosmanoğlu
49:16
17
يَمُنُّونَ عَلَيْكَ اَنْ اَسْلَمُواۜ قُلْ لَا تَمُنُّوا عَلَيَّ اِسْلَامَكُمْۚ بَلِ اللّٰهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ اَنْ هَدٰيكُمْ لِلْا۪يمَانِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٧١
Yemunnûne aleyke en eslemû kul lâ temunnû aleyye islâmekum, belillâhu yemunnu aleykum en hedâkum lil îmâni in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Onlar Müslüman olmalarını sana karşı büyük bir nimet saymaktadırlar. De ki: “Müslüman olmanızı bana karşı bir iyilik saymayın! Doğrusu Allâh sizi imana hidâyet kılma sını size karşı değerli bir nimet saymaktadır. (Ama tabiî ki iman iddianızda) doğru kimseler olduysanız (, Allâh size bu iyiliğini hatırlatmaktadır, fakat sizde iman ne arar?)!”— M.Ustaosmanoğlu
49:17
18
اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ٨١
İnnallâhe ya’lemu gaybes semâvâti vel ard(ardı), vallâhu basîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Şüphesiz ki Allâh, göklerin ve yerin (kimse tarafından bilinmeyen tüm) gayb(lar)ı nı (ve gizliliklerini) bilmektedir! Allâh yapmakta olduklarınızı (hak kıyla gören ve karşılığını verecek olan bir) Basîr’dir!— M.Ustaosmanoğlu
49:18
Hucurat
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle