Yasin 83 Ayet 22. Cüz يس
36

Yasin

— Ya Sin
83 Ayet 22. Cüz
يس
36
Yasin
83 Ayet
يس
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يٰسٓۜ ١
Yâ sîn.
Yâ! Sîn!— M.Ustaosmanoğlu
36:1
2
وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِۙ ٢
Vel kur’ânil hakîm(hakîmi).
Hakîm olan (Allâh-u Te`âlâ tarafından indirilmiş olması münâsebetiyle birçok hikmetleri ve dosdoğru hükümleri ihtivâ eden) o Kur’ân’a yemin olsun ki;— M.Ustaosmanoğlu
36:2
3
اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۙ ٣
İnneke leminel murselîn(murselîne).
(Habîbim!) Şüphesiz sen elbette (peygamber olarak) gönderilenlerdensin!— M.Ustaosmanoğlu
36:3
4
عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۜ ٤
Alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
(Tevhîd üzere istikametten ibaret) dosdoğru bir yol üzere(sin)!— M.Ustaosmanoğlu
36:4
5
تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ٥
Tenzîlel azîzir rahîm(rahîmi).
(Gönderdiği peygamberlere ve kitaplara inanma yanlardan intikam alma gücüne sahip olan) O Azîz ve (inananlara son derece acıyan) Rahîm’in peyderpey indirdiği (Kur’ân’ın âyetleri)ni (oku)!— M.Ustaosmanoğlu
36:5
6
لِتُنْذِرَ قَوْماً مَٓا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ ٦
Li tunzire kavmen mâ unzire âbâuhum fe hum gâfilûn(gâfilûne).
Tâ ki sen öyle bir toplumu korkutasın ki, ba baları (ve ataları) uyarılmamıştır, bu sebeple de onlar (âhirette başlarına gelecek azaplardan) haber siz kimselerdir.— M.Ustaosmanoğlu
36:6
7
لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٧
Lekad hakkal kavlu alâ ekserihim fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Andolsun ki; o (“İnsanlar ve cinlerden topluca cehennemi dolduracağım!”) söz(ümüz) onların pek çoğu üzerine kesinleşmiştir. Çünkü onlar (bunca delilleri gördükleri halde inadına) iman etmiyorlar!— M.Ustaosmanoğlu
36:7
8
اِنَّا جَعَلْنَا ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالاً فَهِيَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ ٨
İnnâ cealnâ fî a’nâkıhim aglâlen fe hiye ilel ezkâni fe hum mukmehûn(mukmehûne).
Şüphesiz ki Biz onların boyunlarına büyük ve korkunç birtakım bukağılar (ve zincir tasmalar) yerleştirdik ki, onlar çenelere kadar (dayanmış)dır, bu nedenle bunlar da kafaları kaldırılıp gözleri yumulmuş kimselerdir. (Bu durumda olanların sağa sola bakmaları ve aşa ğı doğru eğilmeleri düşünülemeyeceği gibi, Ebû Cehil gibi kâfirlikle mühürlenmiş kimseler de Hakk’ın tara fına yönelemez ve hakikate boyun eğemezler. Bunun neticesi olarak da cehennemdeki ateş bukağılarından kurtulamazlar!)— M.Ustaosmanoğlu
36:8
9
وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ سَداًّ وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَداًّ فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ ٩
Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn(yubsırûne).
(Onlar inat ederek, kendilerine verilen imkânla rı âyetlerimizi anlama yönünde kullanmadıkları için) Biz onların önlerinden doğru da büyük bir set, ar ka larından doğru da büyük bir set koymuşuzdur, böylece onları(n gözlerini) bürümüşüzdür. Bu yüz den onlar (hiçbir hakikati) göremezler.— M.Ustaosmanoğlu
36:9
10
وَسَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٠١
Ve sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sen onları uyarmış mısın, ya da kendilerini uyarmamışsın; onlara göre eşittir, (her iki surette de) iman etmezler!— M.Ustaosmanoğlu
36:10
11
اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِۚ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَر۪يمٍ ١١
İnnemâ tunziru menittebeaz zikre ve haşiyer rahmâne bil gayb(gaybi), fe beşşirhu bi magfiretin ve ecrin kerîm(kerîmin).
Sen ancak o kimseyi uyara(rak etkileye) bi lirsin ki o, zik(i)r (ve öğütlerle dolu Kur’ân-ı Kerîm)e (inanıp, hükümleriyle amel ederek ona) hakkıyla uy muştur ve Rahmân(ın rahmetine aldanmayıp, azâbını görmediği halde, insanların görmedikleri yerlerde da hi O’n) dan gıyâben korkmuştur. İşte onu(n gibi, ger çeğe uyan kulları, yaptıkları günahlar için) büyük bir mağfiret ve (salih amellerine karşılık) pek değerli bir mükâfatla müjdele!— M.Ustaosmanoğlu
36:11
12
اِنَّا نَحْنُ نُحْـيِ الْمَوْتٰى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاٰثَارَهُمْۜ وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ ف۪ٓي اِمَامٍ مُب۪ينٍ۟ ٢١
İnnâ nahnu nuhyil mevtâ ve nektubu mâ kaddemû ve âsârehum ve kulle şey’in ahsaynâhu fî imâmin mubîn(mubînin).
Gerçekten de Biz, ölüleri ancak Biz dirilteceğiz; böylece Biz (kullarımızın) önden gönder miş oldukları (iyi ve kötü) şeyleri de, (okuttukları ilim, yazdıkları kitap ve bıraktıkları vakıflar gibi iyi eserlerini de; arkalarından devam edecek zulüm dü zenlerini tesis gibi kötü) eserlerini de/(cuma ve ce maat yolunda attıkları) adımlarını da/ yazmaktayız! Zaten (onların amellerinden) her bir şeyi; böyle ce Biz onu, (olmuş ve olacakları) iyice açıklayan (ve tüm kitapların kendisine bağlı olduğu) büyük bir imam (olan Levh-i Mahfûz) da (birer birer) say(ıp açıkla) mışızdır!— M.Ustaosmanoğlu
36:12
13
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ ٣١
Vadrıb lehum meselen ashâbel karyeh(karyeti), iz câe hel murselûn(murselûne).
(Habîbim!) O (müşrik ola)nlara o (Antakya diye bilinen) karye(nin putperest) ahâlisini( n başına ge lenleri) bir örnek olarak açıkla! Hani oraya o (Îsâ (Aleyhisselâm) tarafından) gönderilen (elçi)ler gelmişti!— M.Ustaosmanoğlu
36:13
14
اِذْ اَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُٓوا اِنَّٓا اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ ٤١
İz erselnâ ileyhimusneyni fe kezzebûhumâ fe azzeznâ bi sâlisin fe kâlû innâ ileykum murselûn(murselûne).
Vaktâ ki; Biz onlara o (Sâdık ve Sadûk isimli) iki (elçi)yi gönderdik de, onlar hemen o ikisini ya lanladılar. Peşi sıra Biz (Şem’ûn isminde) bir üçün cüyle (onları) güçlendirdik de, böylece onlar (ora nın halkına): “Gerçekten Biz size (hakkı tebliğ için) gönderilmiş kimseleriz!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
36:14
15
قَالُوا مَٓا اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۙ وَمَٓا اَنْزَلَ الرَّحْمٰنُ مِنْ شَيْءٍۙ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ ٥١
Kâlû mâ entum illâ beşerun mislunâ ve mâ enzeler rahmânu min şey’in in entum illâ tekzibûn(tekzibûne).
Onlar: “Siz ancak bizim gibi (yeyip içen, dola yısıyla bize karşı hiçbir üstünlüğü bulunmayan) birer beşersiniz! O (kullarına çok acıyan) Rahmân (onları zora sokmak için) hiçbir şey indirmemiştir, siz an cak sürekli yalan söylemektesiniz!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
36:15
16
قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ اِنَّٓا اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ ٦١
Kalû rabbunâ ya’lemu innâ ileykum le murselûn(murselûne).
Bunlar dediler ki: “Rabbimiz bilmektedir ki; hakikaten biz size elbette (doğru yolu göstermek için) gönderilmiş kimseleriz!— M.Ustaosmanoğlu
36:16
17
وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٧١
Ve mâ aleynâ illel belâgul mubîn(mubînu).
Bizim üzerimizde (görev olarak) bulunan, ancak pek açık bir duyurudur (ki, biz de onu yerine getirmiş bulunmaktayız)!”— M.Ustaosmanoğlu
36:17
18
قَالُٓوا اِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٨١
Kâlû innâ tetayyernâ bi kum, le in lem tentehû le nercumennekum ve le yemessennekum minnâ azâbun elîm(elîmun).
Onlar: “Gerçekten biz sizin (gelişiniz)le (ku raklığa tutularak) uğursuzlandık! Andolsun ki; eğer (bu davetinizden) vazgeçmezseniz, elbette muhak kak sizi öldüreceğiz/taşlayacağız/ kovacağız/ha karete uğratacağız/ ve kesinlikle çok can yakıcı büyük bir azap mutlaka bizden size dokunacak tır!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
36:18
19
قَالُوا طَٓائِرُكُمْ مَعَكُمْۜ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ٩١
Kâlû tâirikum meakum, e in zukkirtum, bel entum kavmun musrifûn(musrifûne).
Onlar da: “Uğursuzluğunuz(un sebebi) sizin le birlikte (bulunan kâfirliğiniz)dir! Size vaaz (edilerek İslâm’a davet) edildi(niz) diye mi (uğursuzlandınız da bizi ölümle tehdide başladı nız)? Doğrusu siz haddi aşanlar toplumusunuz!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
36:19
20
وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَۙ ٠٢
Ve câe min aksal medîneti raculun yes’â kâle yâ kavmittebiûl murselîn(murselîne).
O (sırada) şehrin en uzak yerinden (Habîb-i Neccâr adındaki) değerli bir adam koşarak geldi de, dedi ki: “Ey kavmim! (Bırakın putperestliği de,) bu gönderilenlere tam manasıyla uyun!— M.Ustaosmanoğlu
36:20
21
اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْراً وَهُمْ مُهْتَدُونَ ١٢
İttebiû men lâ yes’elukum ecren ve hum muhtedûn(muhtedûne).
(Tebliğlerine karşılık) sizden hiçbir ücret is temeyen kişilere hakkıyla uyun! Zaten onlar hidâ yete ermiş kimselerdir!— M.Ustaosmanoğlu
36:21
22
وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٢٢
Ve mâ liye lâ a’budullezî fataranî ve ileyhi turceûn(turceûne).
Ne oldu bana da; beni yoktan yaratmış bu lunan O Zât’a ibadet etmeyeyim? Siz de ancak O’na döndürüleceksiniz! (Peki, ne hesap vereceksiniz?)— M.Ustaosmanoğlu
36:22
23
ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّ۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً وَلَا يُنْقِذُونِۚ ٣٢
E ettehızu min dûnihî âliheten in yuridnir rahmânu bi durrin lâ tugni annî şefâatuhum şey’en ve lâ yunkızûn(yunkızûni).
Ben O’nu bırakıp da birtakım (âciz) ilâhlar edinebilir miyim ki; O (çok acıyan) Rahmân bana bir zarar (vermek) dilerse, onların (varsayılan) şe fâatleri benden hiçbir şeyi gideremez ve onlar (as la) beni kurtaramaz lar!— M.Ustaosmanoğlu
36:23
24
اِنّ۪ٓي اِذاً لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٤٢
İnnî izen le fî dalâlin mubîn(mubînin).
O(na ortak koştuğum) takdirde gerçekten de ben elbette (herkesin anlayabileceği şekilde) pek açık bir sapıklık içerisindeyim (demektir)!— M.Ustaosmanoğlu
36:24
25
اِنّ۪ٓي اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِۜ ٥٢
İnnî âmentu bi rabbikum fesmeûn(fesmeûni).
Şüphesiz ben Rabbinize iman ettim! İşte be ni(m imanımı) duyun!”— M.Ustaosmanoğlu
36:25
26
ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَۜ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ ٦٢
Kîled hulil cenneh(cennete), kâle yâ leyte kavmî ya’lemûn(ya’lemûne).
(Bu söz üzerine müşrik kavmi hemen onu taş layarak şehit ettiler. Bunun üzerine tarafımızdan ona:) “(Buyur) cennete gir!” denildi de, dedi ki: “Ah! Keş ke kavmim bilselerdi ki;— M.Ustaosmanoğlu
36:26
27
بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ ٧٢
Bimâ gafere lî rabbî ve cealenî minel mukremîn(mukremîne).
Rabbim beni ne sebeple affetti ve beni (cennetine girdirerek) ikrama erdirilen kullarından eyledi!” Rivayete göre; Îsâ (Aleyhisselâm) havârîlerinden iki kişiyi tevhîde davet için Antakya halkına gönderdi. Şehre yaklaştıklarında gördükleri Habîb-i Neccâr adındaki koyun otaran pîr-i fânî zâtın suâli üzerine, kendilerinin Îsâ (Aleyhisselâm)`ın elçileri olduklarını ve insanları putlara tapmayı bırakıp Rahmân’a ibadete çağırdıklarını bildirdiler. O onlardan bir mûcize isteyince, hastaları iyi ettiklerini, alacalıyı ve körü iyileştirdiklerini söylediler. Onun iki senedir yerinden kalkamayan çocuğunu sıvazlayarak ayağa kaldırmaları üzerine Habîb iman etti, böylece şehirde haber yayılarak birçok insan onların eliyle şifa buldu. Derken hüküm dar onları çağırtıp: “Benim ilâhlarım dışında bir ilâh mı var?” diye sordu. Her şeyi yaratan bir Allâh-u Te`âlâ olduğu cevabını alınca, onları dövdürterek hapse attırdı. Bunun üzerine Îsâ (Aleyhisselâm) Şem`ûn’u gönderdi. O, tanınmaz bir kılıkla şehre girip, kralın yakınlarıyla haşır neşir oldu. Neticede kralla da samimiyet kurarak, hapsedilen iki kişinin görüşlerini öğrenip öğrenmediğini sorma bahânesiyle onları çağırttı. Bilmezmiş gibi, Allâh-u Te`âlâ’nın sıfatlarını kısaca onlara anlattırdı ve bir mûcize istedi. Onlar kralın istediği her şeyi yapabileceklerini söylediler. Bunun üzerine getirtilen kör bir çocuğun gözlerini dualarıyla açtılar. Şem`ûn krala dönerek: “Sen de ilâhına böyle bir şey yapmasını teklif etsen de, şeref bize kalsa!” deyince, o: “Benim senden hiçbir sırrım yok, bizim ilâhlarımız görmez ve işitmez birtakım faydasız şeyler!” dedi ve bir ölüyü diriltmeleri durumunda onlara iman edeceğine söz verdi. O zaman yedi günlük ölü bir delikanlıyı dirilttiler. O dile gelip: “Şirk üzere öldüğüm için cehennemin yedi vâdisinde dolaştırıldım, sizi uyarıyorum hemen iman edin! Ben, gök kapıları açılıp güzel yüzlü bir delikanlının şu üçüne yardım ettiğini gördüm!” deyince kral, Şem`ûn’un da onlardan olduğunu anladı. Kralın etkilendiğini hisseden Şem`ûn nasihatiyle onu imana getirdi. Bunu gören toplumun bir kısmı iman etti, iman etmeyenler ise bir sonraki âyet-i kerîmelerde bildirildiği üzere Cibrîl-i Emîn’in bir nârasıyla helâk oldular. (Nesefî)— M.Ustaosmanoğlu
36:27
28
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَ ٨٢
Ve mâ enzelnâ alâ kavmihî min ba’dihî min cundin mines semâi ve mâ kunnâ munzilîn(munzilîne).
Biz onun (şehit edilmesinin) ardından (inkârcı) kavmi(ni helâk etmek için onlar) üzerine gökten bir (melek) ordu(su) indirmedik! (Habîbim!) Zaten Biz (her ümmetin helâki için bir sebep takdir ettiği mizden, senden önceki ümmetlerin helâki için melek orduları) indiren kimseler değildik! (Onların kimini nârayla, kimini boğarak, kimini batırarak işlerini bitiriyorduk. Melek ordularını ancak şanını yüceltmek için sana mahsus olarak indirmeye başladık.)— M.Ustaosmanoğlu
36:28
29
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ ٩٢
İn kânet illâ sayhaten vâhıdetenfe izâ hum hâmidûn(hâmidûne).
O(nları helâk eden azap), tek bir nâradan başka bir şey olmamıştır. Birdenbire onlar (Cibrîl (Aleyhisselâm)`ın sesinin şiddetiyle ödleri kopmuş ve) ateşi sönmüş (ölü) kim selerdir.— M.Ustaosmanoğlu
36:29
30
يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِۚ مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٠٣
Yâ hasreten alel ıbâd(ıbâdi), mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Ey o (helak edilen inkârcı) kullar üzerine (yönelecek) büyük pişmanlık! (Neredesin? Gel! Şimdi tam senin zamanın!) Kendilerine hiçbir rasûl gelmiyor du ki, onunla sürekli alay etmekte bulunmuş ol masınlar!— M.Ustaosmanoğlu
36:30
Yükleniyor...
Yasin
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle