Mümin 85 Ayet 24. Cüz غافر
40

Mümin

— Bağışlayan
85 Ayet 24. Cüz
غافر
40
Mümin
85 Ayet
غافر
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Hâ! Mîm!— M.Ustaosmanoğlu
40:1
2
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ ٢
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm(alîmi).
O kitabın indirilişi, O Azîz ve Alîm olan (her hangi bir kişinin Kendisi adına yalan uydurmasına en gel olacak güce sahip olan ve kitabına inanan-inanma yan herkesi hakkıyla bilen) Allâh tarafındandır;— M.Ustaosmanoğlu
40:2
3
غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٣
Gâfiriz zenbi ve kâbilit tevbi şedîdil ikâbi zît tavl(tavli), lâ ilâhe illâ hûve, ileyhil masîr(masîru).
(Müminlerin) günahları(nı bağışlayıp) örten, tevbeleri(ni) kabul eden, (inkâr edip isyan edenlere karşı) azâbı çok şiddetli olan ve (iman edip salih amel işleyenlere) fazlaca lütuf sahibi bulunan (O Allâh) ki, Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. Son varış ancak O’nadır! (Artık O, itaatkâr ve is yankâr olan herkese kar şılığını verecektir.)— M.Ustaosmanoğlu
40:3
4
مَا يُجَادِلُ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ ٤
Mâ yucâdilu fî âyâtillâhi illellezîne keferû fe lâ yagrurke tekallubuhum fîl bilâd(bilâdi).
O kâfir olmuş kimselerden başkası Allâh’ın âyetleri(ni iptal) hakkında çekişmez! Artık (kâfir olmalarına rağmen) onların (genişim kânlara sahip olarak) o (Şam ve Yemen) beldeler(in) de (yararlı ticâretler ve kârlı kazançlar için güvenli ve zengin bir halde) dönüp dolaşmaları seni aldatma sın! (Zira kâfirlikleri sebebiyle pek yakında mutlaka azâba uğratılacaklardır.) Ebu’l-Âliye (Rahimehullâh)`ın beyanına göre; âyet-i kerîme İslâm’la alay eden Hars ibni Kays hakkında inmiştir. Burada geçen “Allâh’ın âyetleri hakkında mücâdele”; “Hakkı iptal kastıyla ve Allah’ın nurunu söndürme gayretiyle âyetleri tenkit yollubir çekişme” anlamındadır. Nitekim bir sonra gelecek âyet-i kerîme de: “Hakkı iptal etmek için bâtılla mücâdele etmişlerdi!” buyrulması, bunun delilidir. Yoksa manası zor olan âyetleri çözüme kavuşturup insanlara açıklamak ve yanlış mana verenlere reddiyelerde bulunmak üzere, Kur’ân hakkında yapılan ilmî münakaşalar, Allâh yolunda yapılan en büyük cihattır. Bu yüzden Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Kur’ân hakkında yapılan bir tür mücâdele kâfirliktir!” buyurarak, Kur’ân’la ilgili her çeşit tartışmanın kötü olmadığını ifade etmiştir. (Beyzâvî, Nesefî, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
40:4
5
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْۖ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ٥
Kezzebet kablehum kavmu nûhın vel ahzâbu min ba’dıhım ve hemmet kullu ummetin bi resûlihim li ye’huzûhu ve câdelû bil bâtılı li yudhıdû bihil hakka fe ehaztuhum, fe keyfe kâne ıkâb(ıkâbi).
Onlardan önce Nûh kavmi, onların ardından da (peygamberlere karşı ittifak kuran) o (Âd ve Semûd gibi) birlikler (Nûh, Hûd ve Sâlih (Aleyhimüsselâm)`ı) ya lanlamıştı. Her bir ümmet, kendisini yakala(yıp esir etsin ler, öldürsünler, en azından hapse at)sınlar diye peygam ber lerine kastetmişti. Bir de onlar (aslı astarı olmayan) bâtıldan destek alarak, onunla hakkı gidersinler diye mücâdele etmiştiler. Derken Ben onları (köklerini kazıyan bir azapla) yakalamıştım. Artık Benim azâbım nasıl olmuş?— M.Ustaosmanoğlu
40:5
6
وَكَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ اَصْحَابُ النَّارِۢ ٦
Ve kezâlike hakkat kelimetu rabbike alellezîne keferû ennehum ashâbun nâr(nâri).
(Habîbim!) İşte (seni öldürmeye teşebbüs eden) o inkâr etmiş kimseler üzerine de böylece Rabbinin (azap) sözü hak olmuştur. Çünkü şüphesiz onlar (da, geçmişte peygamberle rine sûi kast yapmış olan kâfirler gibi) o (cehennem) ateşin(in) arka daşlarıdır/Rabbinin: “Muhakkak on lar o ateşin ayrılmaz dostlarıdır!” sö zü, o kâfir olmuş kimseler üzerine böylece hak olmuştur/.— M.Ustaosmanoğlu
40:6
7
اَلَّذ۪ينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه۪ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ رَبَّـنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْماً فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ٧
Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbel cahîm(cahîmi).
(Gökleri ve yeri kaplayan Kürsî’nin, kendisine nispetle sahradaki bir halka kadar küçük kaldığı) o Arş’ı taşımakta olanlar ve onun etrafındaki (sayısız me lek)ler; Rablerinin hamdiyle birlikte (farklı farklı) tesbîh(ler)de bulunmaktadırlar, O’na (hakikî ve kâmil manada) iman etmektedirler ve o iman etmiş kimseler(in günahları) için bağışlanma talep etmek (üzere demek)tedirler ki: “Ey Rabbimiz! Rahmet ve ilim bakımından Sen her şeyi kuşatmışsındır; öyleyse o (günahlarından) tevbe etmiş olanları ve Senin yoluna tamamen uy muş buluna(cağını bildiği)n kimseleri mağfiret et ve onları şiddetle tutuşmuş o ateşin azâbından koru!— M.Ustaosmanoğlu
40:7
8
رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۚ ٨
Rabbenâ ve edhilhum cennâti adninilletî vaadtehum ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
Ey Rabbimiz! Onları da, babalarından, eşlerin den ve zürriyetlerinden (cennete girmeye elverişli bir imana sahip bulunarak) sâlih olmuş kimseleri de kendilerine söz vermiş bulunduğun o Adn cennet lerine gir dir! Şüphesiz ki Sen; (hiçbir şey karşısında yenik düş meyecek yegâne gâlip olan) Azîz de, (her işi yerli ye rinde olan ve hikmetsiz hiçbir iş yapmayan) Hakîm de ancak Sensin! (Sözünü yerine getirmek de Senin hik metin icabıdır.)— M.Ustaosmanoğlu
40:8
9
وَقِهِمُ السَّيِّـَٔاتِۜ وَمَنْ تَقِ السَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ ٩
Vekıhimus seyyiât(seyyiâti), ve men tekıs seyyiâti yevme izin fe kad rahimteh(rahimtehu) ve zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Bir de onları (dünyada günahlardan korumak sûretiyle) o kötü şeyler(in azâbından ve vebâlin)den koru! İşte o (hesap) gün(ü) Sen kimi kötü şeylerden ko rursan muhakkak ona rahmet etmiş olursun. İşte ancak bu (tür bir korumaya ve rahmete nâiliyet) pek büyük bir kurtuluşun ta kendisidir!”— M.Ustaosmanoğlu
40:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّٰهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْا۪يمَانِ فَتَكْفُرُونَ ٠١
İnnellezîne keferû yunâdevne le maktullâhi ekberu min maktikum enfusekum iz tud’avne ilel îmâni fe tekfurûn(tekfurûne).
O kimseler ki kâfir olmuşlardır; (kötü arzusu na uyarak cehenneme düş tükleri o nefislerine kızgınlık larından parmak uçlarını yerlerken) şüphesiz onlara seslenilecektir ki: “Elbette Allah’ın (size olan) gazabı, sizin nefislerinize olan öfkenizden daha büyüktür. Çünkü siz (peygamberler tarafından) sürekli ima na çağırılıyordunuzda inkâr ediyordunuz./Hani siz imana çağırılıyordunuz da inkâr ediyordunuz ya, elbette işte o zaman Allâh’ın (size karşı) gazabı, sizin (bugün cehennemde yanarken) nefislerinize kızmanızdan daha büyüktü!/”— M.Ustaosmanoğlu
40:10
11
قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ ١١
Kâlû rabbenâ emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa’terefnâ bi zunûbinâ fe hel ilâ hurûcin min sebîl(sebîlin).
(Bunun üzerine) onlar: “Ey Rabbimiz! Sen bizi iki kere öldürdün, iki defa da dirilttin! Şimdi biz (dirilmeyi inkâr suçumuzu ve âkıbet korkusu taşımadığımız için rahatça işlediğimiz sayısız) günahlarımızı itiraf ettik! Artık (bu cehennemden er ya da geç dünyaya veya başka bir yere) çıkışa herhangi bir yol var mıdır?” dediler. Kâfirlerin sözünde geçen: “İki defa öldürme ve iki kere dirilt me” tâbirleri, müfessirler tarafından birkaç türlü yorumlanmış tır: İlk olarak babalarının sulbünde ölü olarak yaratılmaları ve ecelleri gelince öldürülmeleri şeklinde tefsir edilebileceği gibi; dünyada bilinen ölümleri ve kabirde sorgu-sual için diriltildik ten sonra tekrar öldürülmeleri de murad edilmiş olabilir.Yine böylece ilk diriltilmeleri; dünyadaki hayatları, ikincisi ise kabirdeki ihyâları yahut mahşere çıkarken diriltilmeleri olarak anlaşılabilir.— M.Ustaosmanoğlu
40:11
12
ذٰلِكُمْ بِاَنَّـهُٓ اِذَا دُعِيَ اللّٰهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْۚ وَاِنْ يُشْرَكْ بِه۪ تُؤْمِنُواۜ فَالْحُكْمُ لِلّٰهِ الْعَلِيِّ الْكَب۪يرِ ٢١
Zâlikum bi ennehû izâ duiyallâhu vahdehu kefertum, ve in yuşrek bihî tu’minû, fel hukmu lillâhil aliyyil kebîr(kebîri).
(O zaman kendilerine denile cektir ki:) “İşte si ze! Bu (sonsuz azâba uğramanız), şüphesiz şu hakikat se be biyledir ki; (dünyadayken) Allâh’a tek olduğu halde ibadet olunsa inkâr ederdiniz, O’na ortak ko şulacak olduğundaise iman (ve ikrar) ederdiniz. Artık (sizin hakkınızdaki) hüküm (ve karar), O Aliyy ve Kebîr olan (şanı çok yüce olup hükmü geri çevrilemeyen ve saltanatı pek büyük olması hasebiyle cezası sınırlanamayan) Allâh’a aittir.” (Zât’ı, sıfatları ve fiilleri hakkında benzeri ve ortağı bulunmadığı için, Kendisine şirk koşanlara karşı gazabı şiddetli olmuş ve hikmeti, onların cehennemde ebedî kalmasını ge rektirmiştir. Siz de müşrik olduğunuza göre buradan çıkmanızın yolu yoktur.)— M.Ustaosmanoğlu
40:12
13
هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقاًۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُن۪يبُ ٣١
Huvellezî yurîkum âyâtihî ve yunezzilu lekum mines semâi rızkâ(rızkan), ve mâ yetezekkeru illâ men yunîb(yunîbu).
Ancak O’dur O Zât ki; (ilâhlıkta tek olmasını gerektiren üstün vasıflarını açıklayan) âyetlerini size dâima göstermektedir ve zaman zaman sizin için gökten bir rızık (sebebi olan yağmur) indirmektedir. Ama (körü körüne inkârı bırakıp tefekküre) yönel mekte olan kimseden başkası iyice öğüt alamaz.— M.Ustaosmanoğlu
40:13
14
فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ٤١
Fed’ûllâhe muhlisîne lehud dîne ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
O halde siz dini (ve taatı) Kendisine tahsis ediciler olarak Allâh’a ibadet (etmeye devam) edin! Velev ki (ihlâsınız) kâfirlerin hoşuna gitmesin!— M.Ustaosmanoğlu
40:14
15
رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُوالْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ ٥١
Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
(Allâh-u Te`âlâ, meleklerin Arş’a varıncaya kadar basamak olarak kullandıkları) pek yüksek dere celere sahip olandır/(gök tabakalarını ve) derece leri(ni) yüksek yapandır/( dünyada da cennette de kullarının) dereceleri(ni) yükseltendir/, o (yedi kat göklerin üzerinde olan değerli ve yüce) Arş’ın (da) sa hibidir! Emrinden kaynaklanan/emrinden (ve nehyinden) ibaret/ o ruhu(n bedene sağladığı hayat gibi kalpleri canlandıran vahyi), kullarından diledi ğine indirmektedir, tâ ki (o kul) o (gök ve yer ehlinin, öncekilerle sonrakilerin, ruhlarla cesetlerin ve amellerle sahiplerinin) karşılaşma gününden korkutsun;— M.Ustaosmanoğlu
40:15
16
يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَيْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ٦١
Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevm(yevme), lillâhil vâhidil kahhâr(kahhâri).
Onların (kabirlerinden mahşer sahasına) çıkmış olacakları günden/(tüm amelleriyle birlikte Allah’a karşı) açığa çıkacakları günden/ ki, onlardan hiç bir şey Allâh’a karşı gizli kalmayacaktır. (Kimsenin cevap veremeyeceği o günde Allâh-u Te`âlâ:) “Bugün mülk kime aittir?” (diye soracak, sonra yine Kendisi:) “O Vâhid ve Kahhâr olan (hiçbir ortağı olmayan ve her şeye zorla da olsa istediğini yaptırma gücüne sahip bulunan) Allâh’a aittir!” (buyuracaktır.)— M.Ustaosmanoğlu
40:16
17
اَلْيَوْمَ تُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۜ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٧١
El yevme tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet, lâ zulmel yevm(yevme), innallâhe serîul hisâb(hisâbi).
İşte bugün (iyi-kötü) herkes (hayırdan ve şer den) kazanmış olduğu şeyler mukabilinde karşılık görecektir. Bugün hiçbir (kimse hakkında sevap eksiltilerek ya da azap artırılarak) zulüm yoktur! Şüphesiz ki Allah, hesabı çok çabuk görendir. (Zira bir kişinin hesabını görmek, diğerinin muha sebesini görmekten O’nu meşgul etmeyeceğinden, he sabı görülen kişiye hak ettiği karşılık süratlice ulaşa caktır. Dolayısıyla kimsenin azâbı gecikmeyecektir.)— M.Ustaosmanoğlu
40:17
18
وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْاٰزِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِم۪ينَۜ مَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ حَم۪يمٍ وَلَا شَف۪يعٍ يُطَاعُۜ ٨١
Ve enzirhum yevmel âzifeti izil kulûbu ledel hanâciri kâzımîn(kâzımîne), mâ liz zâlimîne min hamîmin ve lâ şefîin yutâu.
(Habîbim!) Onları o pek yakın (olan kıyâmet) gün(ün)den korkut! Hani o (kâfirlerin) kalpler(i aşırı korkudan dolayı yerlerinden fırlayıp) gırtlakları n(ın) yanın dayken, (canları nefesleriyle birlikte çık masın diye) onlar (boğazlarını) tutucu bir halde bu lunurlarken/üzüntü dolu bir halde bulunurlar ken/ (boğazlarına dayanmış olan kalpleri ne çıkabi lir ki ölsünler, ne de yerlerine dönebilir ki rahat bir nefes alabilsinler)! (İşte o zaman, şirk koşmakla en büyük zulmü işle miş olan) o zâlimler için ne yakın bir dost vardır, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi!— M.Ustaosmanoğlu
40:18
19
يَعْلَمُ خَٓائِنَةَ الْاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ ٩١
Ya’lemu hâinetel a’yuni ve mâ tuhfîs sudûr(sudûru).
O (Allâh-u Te`âlâ), gözlerin (insanların gafle tini kollayıp hırsızlama bir şekilde nâmahreme kasıtlı olarak bakarken yapmış olduğu) hâinliğini de, (o sı rada baktığı kişinin güzelliğiyle alâkalı olarak) kalp lerin gizlemekte bulunduğu şeyleri de (hakkıyla) bilmekte (ve azabını takdir etmekte)dir.— M.Ustaosmanoğlu
40:19
20
وَاللّٰهُ يَقْض۪ي بِالْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ۟ ٠٢
Vallâhu yakdî bil hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yakdûne bi şey’in, innallâhe huves semîul basîr(basîru).
Allâh (her konuda yegâne söz sahibi olarak) hak (ve adâlet) ile hüküm vermektedir. (Zaten her şey Kendisine âit olduğu için, zulme de bir ihtiyaç his setmemektedir. Müşriklerin) O’nun dışında tapmak ta bulundukları ise (hiçbir şey bilmeyen ve hiçbir şeye gücü yetmeyen cansız varlıklar oldukları için, herhangi bir konuda doğru ya da yanlış) hiçbir şeyle hü küm veremezler. Şüphesiz ki Allâh; (tüm sözleri hakkıyla işiten) Se mî’ de, (bütün işleri tam manasıyla görüp karşılığını verecek olan) Basîr de ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
40:20
21
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَاراً فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ١٢
E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkibetullezîne kânû min kablihim, kânû hum eşedde min hum kuvveten ve âsâran fîl ardı fe ehazehumullâhu bi zunûbihim ve mâ kâne lehum minallâhi min vâk(vâkın).
Onlar yer(yüzün)de hiç gezme diler mi ki, (Âd ve Semûd gibi) kendilerinden önce (helâke maruz) bulunmuş olan o (kâfir) kimse lerin (feci) âkıbeti nin nice olduğuna baksınlar? Onlar kuvvet bakımından ve yer- (yüzün)deki (muhkem kaleler ve korumalı şehirler gibi bırakmış oldukları şâh)eserler yönünden bunlardan daha güçlüydüler. Ama günahları sebebiyle Allâh onları yakalamıştı da, onlar için Allâh(ın azâbın)dan hiç bir koruyucu bulunmamıştı!— M.Ustaosmanoğlu
40:21
22
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَأْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّهُ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٢٢
Zâlike bi ennehum kânet te’tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe keferû fe ehazehumullâh(ehazehumullâhu), innehu kaviyyun şedîdul ikâb(ikâbi).
İşte bu (şekilde azâba yakalanmaları), şu sebepleydi ki gerçekten onlar; rasûlleri onlara apaçık mûcizeler (ve açık seçik hükümler) getirmek teydi, ama onlar (hiç düşünme gereği bile duymadan) hemen inkâr etmiştiler. Böylece Allâh da onları (dayanılmaz azaplarla) yakalamıştı. Şüphesiz ki O, (murad ettiği her şeyi yaratma gü cüne sahip olan bir) Kaviyy’dir ve azâbı pek şiddetli olandır (ki, O’nun azâbı yanında hiçbir kimsenin azâbı önemsenemez).— M.Ustaosmanoğlu
40:22
23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٣٢
Ve lekad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ve sultânin mubîn(mubînin).
Andolsun ki; elbette mu hakkak Biz Mûsâ’yı âyet le rimizle (ve özellikle dokuz mûcizeyle), bir de (düşmanı kahredecek) pek açık ve çok güçlü bir de lille gönderdik.— M.Ustaosmanoğlu
40:23
24
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ ٤٢
İlâ fir’avne ve hâmâne ve kârûne fe kâlû sâhirun kezzâb(kezzâbun).
Firavun’a da, (veziri) Hâ mân’a da, Karûn’a da! Fakat onlar (gördükleri hâri ku lâde olaylar karşısında inanacakları yerde, Mû sâ (Aleyhisselâm) hakkında): “Bir büyücüdür, (peygamberlik iddiasındada) çok yalancı biridir!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
40:24
25
فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُٓوا اَبْنَٓاءَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَٓاءَهُمْۜ وَمَا كَيْدُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ٥٢
Fe lemmâ câehum bil hakkı min indinâ kâlûktulû ebnâellezîne âmenû meahu vestahyû nisâehum, ve mâ keydul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
İşte o onlara tarafımızdan hakkı ge tirdiğin de (ona kar şılık vermekten âciz kalınca, kin ve nefret kusarak):“Onunla birlikte iman etmiş bulunan o kimse lerin oğullarını (evvelce yaptığınız gibi yine) öldürün, kadınlarını ise sağ bırakın!” dediler. Oysa o kâfirlerin hilesi (hiçbir şeye yaramayacak olup, neticede Al lâh’ın taraftar ları gâlip geleceğinden, onların bunca çabası) ancak bir ziyan içerisindeydi.— M.Ustaosmanoğlu
40:25
26
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ ٦٢
Ve kâle fir’avnu zerûnî aktul mûsâ vel yed’u rabbeh(rabbehu), innî ehâfu en yubeddile dînekum ev en yuzhire fîl ardıl fesâd(fesâde).
Firavun (Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın, mülkünü tehdit eden bir tehlike hâline geldiğini anlayınca onu öldürme ye teşebbüs etti. Fakat her seferinde kavminin ileri ge lenleri kendisine: “Durum senin korkacağın boyutta değil, bu ancak bir büyücüdür ki, dengi bir büyücü onamukavemet edebilir. Bir de onu öldürürsen, insanların kalbine, se nin davanı delille ispattan âciz kaldığın şeklinde bir şüphe sokmuş olursun!”dediler. Aslında o, gördüğü mûcizeler karşısında dehşete ka pıldığı için zaten onu öldürme cesaretini kendinde bula ma maktaydı. Fakat topluma kar şı kendisinin bu sözler den etkilenerek bu fikrinden vazgeçtiğini ama onu en gellememeleri hâlinde bunu hemen gerçekleştireceğini anlatmak üzere) dedi ki: “Bırakın beni Mûsâ’yı öldüreyim, o da (kurtulmak için) Rabbine yalvarsın! Çünkü gerçekten ben (onu sağ bırakmam halinde) sizin (bana ve şefaatçilerim olan putlara ibadetiniz olan) dininizi değiştirmesin den ya da (bunu yapamasa bile en azından) yer(yüzün) de (kargaşa çıkararak güven kaybı ve kazanç yollarınızın bozulması gibi birtakım) fesat(lar) ortaya çıkarmasından endişe etmekteyim!”— M.Ustaosmanoğlu
40:26
27
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ٧٢
Ve kâle mûsâ innî uztu bi rabbî ve rabbikum min kulli mutekebbirin lâ yû’minu bi yevmil hisâb(hisâbi).
(Bunu duyan) Mûsâ da (kavmine) dedi ki: “Muhakkak ki ben (Firavun gibi) hesap gününe inanma yan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbi niz (olan Allâh-u Zü’l- Celâl)e sığındım!”— M.Ustaosmanoğlu
40:27
28
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلاً اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِباً فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقاً يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ٨٢
Ve kâle raculun mû’minun min âli fir’avne yektumu îmânehû e taktulûne raculen en yekûle rabbiyallâhu ve kad câekum bil beyyinâti min rabbikum, ve in yeku kâziben fe aleyhi kezibuh(kezibuhu), ve in yeku sâdikan yusibkum ba’dullezî yeidukum, innallâhe lâ yehdî men huve musrifun kezzâb(kezzâbun).
Firavun hânedânından olup, imanını gizle mekte olan mümin bir adam (Mûsâ (Aleyhisselâm)` ı tutar gibi görünmemek için orta yollu bir istişâre veriyor muşçasına) dedi ki: “(Suçsuz) bir adamı (sadece) ‘Rab bim ancak Allâh’tır!’ dedi diye mi öldüreceksiniz? Oysa gerçekten o size Rabbiniz katından pek açık mûcizeler getirmiştir. Zaten eğer kendisi bir yalancı olduysa, yalanı(nın vebâli) onun aleyhinedir (ki, bu durumda kimse zarar görmeyeceği için öldürülme sine hâcet yoktur). Ama eğer doğru bir kimse olduysa, o sizi tehdit etmekte olduğu şeylerin (hepsi olmasa bile en azın dan) bir kısmı size isâbet edecektir. Şüphesiz Allâh, öyle bir kimseyi hidâyet etmez ki, o haddi aşıcıdır ve çok yalancı biridir (İşte Allâh böyle birini mûcizelerle destekleyerek muradına erdirmez ve hiçbir hayra eriştirmez. Bilakis onu rezil edip helâke uğratır. Bu durumda da onu niye öldüresiniz?)— M.Ustaosmanoğlu
40:28
29
يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ ٩٢
Yâ kavmi lekumul mulkul yevme zâhirîne fîl ardı fe men yensurunâ min be’sillâhi in câenâ, kâle fir’avnu mâ urîkum illâ mâ erâ ve mâ ehdîkum illâ sebîler reşâd(reşâdi).
Ey kavmim! Bugün (yaşamak ta olduğunuz) bu toprakta (İsrâî loğullarına gâlip ve) üstün gelen kim seler olarak mülk (ve saltanat)size aittir. Peki, (onun dediği çıkar da azap) bize gelecek olur sa, Allâh’ın çetin azâbından bize kim yardım ede bilir? (Artık böyle bir kişiyle uğraşıp da gücünüz yetme yecek belâlara kendinizi namzet ederek rahatınızı boz mayın.)” Ama (bu konuşmalara rağmen) Firavun: “Ben size (onu öldüreyim derken) ancak (doğru) görmekte ol duğum şeyi gösteriyorum ve (bu reyimle) sizi ancak doğru yola iletiyorum! (Yoksa doğru bildiğim hiçbir şeyi sizden gizlemiyorum ve söylediğimin tersine bir fikri içimde barındırmıyorum!)” dedi. (Ama o bunu söylerken de yalan söylemekteydi, çünkü Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın korkusu içine işlediği halde, etrafına korkmu yormuş izlenimi vermeye çalışıyordu. Oysa bu korkuyu taşımasaydı, kimseye danışma lüzumu hissetmeksizin onu hemen öldürmeye kalkışırdı.)— M.Ustaosmanoğlu
40:29
30
وَقَالَ الَّـذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ٠٣
Ve kâlellezî âmene yâ kavmi innî ehâfu aleykum misle yevmil ahzâb(ahzâbi).
O iman etmiş olan kimse yine dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben o (peygamberler aleyhine itti fak kuran) birliklerin (başlarına gelip çatan azap) gün lerinin bir benzerinden size karşı endişelenmek teyim;— M.Ustaosmanoğlu
40:30
Yükleniyor...
Mümin
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle