Mücadele 22 Ayet 28. Cüz المجادلة
58

Mücadele

— Mücadeleci Kadı
22 Ayet 28. Cüz
المجادلة
58
Mücadele
22 Ayet
المجادلة
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّت۪ي تُجَادِلُكَ ف۪ي زَوْجِهَا وَتَشْتَك۪ٓي اِلَى اللّٰهِۗ وَاللّٰهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ١
Kad semiallâhu kavlelletî tucâdiluke fî zevcihâ ve teştekî ilallâhi vallâhu yesmeu tehâvurekumâ, innellâhe semî’un basîr(basîrun).
(Habîbim!) Kocası hakkında seninle mücadele eden ve şikâyetini Allâh’a açıklayan o kadının sözünü Allâh gerçekten işitmiştir. Allâh her ikinizin karşılıklı konuşmasını sürekli duymaktaydı. Şüphe siz ki Allâh (zorda kalanın şikâyetlenme ifadeleri dâhil tüm sesleri idrak sıfatına sahip olan bir) Semî’dir, (dara düşmüşün durumu dâhil tüm halleri hakkıyla gören bir) Basîr’dir. Evs ibni Sâmit’in hanımı Havle binti Sa’lebe (Radıyallâhu anhümâ), Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gelerek kocasının kendisine söylemiş olduğu: “Sen bana annemin sırtı gibisin!” sözü hakkında fetvâ istedi, şöyle ki; yaşlılığından dolayı biraz huyu bozulan kocası bir gün onun yanına girip kendisinden bir şey istemiş, istediği olmayınca da, kızgınlıkla bu sözü söylemişti. Câhiliyet devrinde bir adam hanımına bu sözü söylediğinde karısı ona haram oluyordu. Zıhar denen bu muâmele İslâm’da bir ilkti. Kocası ânında pişman olup onu yanına çağırdıysa da o, yeminle: “Sen bu sözü söylemişken Allâh ve Rasûlü bizim hakkımızda hüküm verinceye kadar bana ulaşamazsın!” diyerek geri durdu. Sonra Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gelerek, kocasının kendisiyle gençken evlendiğini, yaşlanıp çocuğu çoğaldığında ise kendisini annesi yerine koyarak terk ettiğini dile getirdi ve yeniden birleşebilmeleri için bir ruhsat istedi. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Şu ana kadar senin hakkında bana bir şey emrolunmadı ama ben senin ona haram olduğunu zannediyorum!” buyurunca o, kocasının boşama ifadesi kullanmadığını söyleyerek defaatle bu hususta mücadeleye giriştikten sonra başını semaya kaldırarak: “Ey Allâh! Yalnızlığımın zorluğunu ve kocamın ayrılığının meşakkatini Sana şikâyet ediyorum! Üstelik benim küçük çocuklarım da var ki; onları ona versem zâyi olurlar, ben alsam aç kalırlar!” diye durumunu Allâh-u Te`âlâ’ya arz eder etmez, daha yerinden ayrılmadan onun hakkında bu âyetler indi. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Ey Havle! Müjde olsun!” buyurdu. O da: “Hayrolsun!” deyince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona bu âyetleri okudu!— M.Ustaosmanoğlu
58:1
2
اَلَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَٓائِهِمْ مَا هُنَّ اُمَّهَاتِهِمْۜ اِنْ اُمَّهَاتُهُمْ اِلَّا الّٰٓئ۪ وَلَدْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَراً مِنَ الْقَوْلِ وَزُوراًۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ٢
Ellezîne yuzâhirûne minkum min nisâihim mâ hunne ummehâtihim, in ummehâtuhum illellâî velednehum, ve innehum le yekûlûne munkeren minel kavli ve zûrâ(zûren), ve innellâhe le afuvvun gafûr(gafûrun).
Sizin içinizden o kimseler ki; kadınlarından zıhar yapmaktadırlar, (onlar bir yanılgıdadırlar, çün kü gerçekte) o (kadı)nlar kendilerinin anneleri de ğildirler! Onların anaları ancak onları doğurmuş olanlardır! (Dolayısıyla haramlık hususunda ancak sütanneleri ve Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) `in eşleri gibi, Allâh-u Te`âlâ’nın tayin ettiği ka dınlar, kendi anneleri ne benzeyebilir. Eşler ise, onların annesi yerinde ol maktan en uzak varlıklardır.) Şüphesiz ki onlar elbette (dînen de, aklen de) bi linmedik bir söz ve boş bir yalan söylemektedirler. Gerçekten Allâh elbette (çokça affeden bir) Afüvv’ dür, (bolca bağışlayan bir) Ğa fûr’dur!— M.Ustaosmanoğlu
58:2
3
وَالَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَـتَحْر۪يرُ رَقَـبَةٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَٓاسَّاۜ ذٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِه۪ۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ٣
Vellezîne yuzâhirûne min nisâihim summe yeûdûne li mâ kâlû fe tahrîru rekabetin min kabli en yetemâssâ, zâlikum tûazûne bih(bihî), vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
O kişiler ki; kadınlarından zıhar yap(arak onlarla birleşmeyi ebediyyen yasakla)maktadırlar, sonra da söyledikleri şeyden dönme(yi isteme)ktedirler; artık (cinsî münasebet yahut tenâsül uzvuna şehvetle bakış ya da şehvetle) birbirlerine dokunmalarından önce (erkeğin) bir köle azâdı (gerekir)! İşte bu (hüküm) ki, (böyle haramlar yapmayasınız diye) siz onunla vaaz olunmaktasınız! Zaten Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri(n görünen-görünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
58:3
4
فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَٓاسَّاۚ فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتّ۪ينَ مِسْك۪يناًۜ ذٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٤
Fe men lem yecid fe siyâmu şehreyni mutetâbiayni min kabli en yetemâssâ, fe men lem yestetı’ fe ıt’amu sittîne miskînâ(miskînen), zâlike li tû’minû billâhi ve resûlih(resûlihî), ve tilke hudûdullâh(hudûdullâhi), ve lil kâfirîne azâbun elîm(elîmun).
Fakat her kim (köle azâd imkânı) bulamazsa, birbirleriyle temastan önce (erkek üze rine düşen,) art arda gelen iki ay oruçtur! Ama her kim buna da imkân bulamazsa, alt mış yoksul yedirme(si gerekir)! İşte bu (hüküm lerin açıklanması), Allâh’a ve Ra sûlüne inanasınız (da, câhiliyet devrindeki kötü âdet le ri bırakasınız) diyedir. İşte bun(ca kural)lar, Allâh’ın (, aşılması câiz olmayan) sınırlarıdır! (Bunları kabullenmeyen) o kâ firler içinse, çok acı verici pek büyük bir azap vardır!— M.Ustaosmanoğlu
58:4
5
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ مُه۪ينٌۚ ٥
İnnelleziyne yuhâdûnellâhe ve resûlehu kubitû kemâ kubitellezîne min kablihim ve kad enzelnâ âyâtin beyyinât(beyyinâtin), ve lil kâfirîne azâbun muhîn(muhînun).
O kimseler ki; Allâh’a ve Rasû lüne düşmanlık ta bulunmaktadırlar/(hükümlerine) karşı gelmek tedirler/Allâh ve Rasûlünün hu du du dışında bir takım sınırlar benimsemektedir ler/; şüphesiz on lardan önceki (din düşmanı) kimseler rezil edildiği gibi/(muratlarına ereme yip) kine boğdurulduğu gibi/helâk edildiği gi bi/ bunlar da rezil edilmişler dir/kine boğdu rulmuşlardır/ helâk edilmişlerdir/. Gerçekten de Biz (elçimizin doğruluna delâlet eden) pek a çık âyetler indirmişizdir. (Bunları) inkâr edenler içinse, çok alçaltıcı pek büyük bir azap vardır!— M.Ustaosmanoğlu
58:5
6
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اَحْصٰيهُ اللّٰهُ وَنَسُوهُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ۟ ٦
Yevme yeb’asu humullâhu cemîan fe yunebbiuhum bi mâ amilû, ahsâhullâhu ve nesûh(nesûhu), vallâhu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Allâh’ın onları topluca dirilteceği ve yapmış oldukları (kötü) şeyleri kendilerine (bir bir) haber vereceği (o korkunç) günü (onlara anlat) ki, Allâh on(ların yapmış olduğun)u (tek tek) say(ıp yazdır)mış, onlarsa onu unutmuşlardır. Zaten Allâh her şeye (hakkıyla şâhit o lan ve hiç bir şey Kendisinden kaybolmayan bir) Şehîd’dir!— M.Ustaosmanoğlu
58:6
7
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٧
E lem tere ennellâhe ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksere illâ huve me’ahum eyne mâ kânû, summe yunebbiuhum bi mâ amilû yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), innellâhe bi kulli şey’in alîm(alîmun).
(Habîbim!) Gör(ür gibi bil)medin mi ki; gerçekten Allâh göklerde olanları ve yerde bulunan ları (küllî ve cüz`î tüm teferruâtıyla) bilmektedir. Üç kişinin gizlice konuşması (diye bir şey) meydana gelmez ki, mutlaka O, (ilmiyle, işitmesiyle ve görmesiyle onların) dördüncüleridir, beş kişininki de olmaz ki, mutlaka O, altıncıları (olarak yanlarında hazır)dır! İşte ne bundan daha azı (olan iki kişinin birbiriyle gizli konuşması, ya da tek kişinin nefsiyle konuşması), ne de (altı ve fazlası gibi) daha çoğu(nun fısıldaşmaları vâki) olmaz ki, her nerede iseler mutlaka O (ilmen) onlarla birliktedir! Sonra kıyâmet gününde O onlara (dünyadayken) yapmış oldukları (azâbı gerektiren kötü) şeyleri haber vere(rek onları rezil ede)cektir. Şüphesiz ki Allâh (kulların sırları dâhil) her şeyi (hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
58:7
8
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوٰى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِۘ وَاِذَا جَٓاؤُ۫كَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ اللّٰهُۙ وَيَقُولُونَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ لَوْلَا يُعَذِّبُنَا اللّٰهُ بِمَا نَقُولُۜ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٨
E lem tere ilellezîne nuhû aninnecvâ summe yeûdûne li mâ nuhû anhu ve yetenâcevne bil ismi vel udvâni ve ma’siyetir resûl(resûli), ve izâ câûke hayyevke bi mâ lem yuhayyike bihillâhu, ve yekûlûne fî enfusihim lev lâ yuazzibunâllâhu bi mâ nekûl(nekûlu), hasbuhum cehennem(cehennemu), yaslevnehâ, febi’sel masîr(masîru).
Bakmadın mı o (Yahudi ve münâfık) kimselere ki; fısıltıyla konuşmaktan nehyolunmuşlardır, sonra kendisinden yasaklanmış oldukları şeye geri dönmektedirler ve (yalan gibi bir) günahla, (Müslümanlara) düşmanlıkla, bir de o Rasûl(ün gizli konuşma yapmamaları emrin)e isyanla (ilgili toplantılar yaparak) gizlice konuşmaktadırlar. Ama sana geldikleri zaman, Allâh’ın seni kendi siyle selâmlamamakta olduğu bir şeyle sana sağlık dilerler. (Allâh-u Te`âlâ: “Selam O’nun seçtiği kulları üzerine olsun!” diye bütün peygamberler arasında sana da selam vermekteyken, onlar: “Ölüm senin üzerine olsun!” anlamına gelen “Es-Sâmü aleyke” derler ve “İyi sabahlar” gibi laflar ederler.) Kendi içlerinde ise: “(Mademki peygamberdir, o halde aleyhine) söylemekte olduğumuz şeyler sebebiyle Allâh bize azap etse ya!” derler. İşte onlara yeterli gelecek olan şey ancak cehennemdir ki (mutlaka) ona gireceklerdir. Artık o ne kötü bir varış yeri olmuştur! Yahudilerle münafıklar müminleri gördükleri zaman aralarında fısıldaşırlar ve birbirlerine göz kırparlardı ki, böylece Müslümanlara, gazaya çıkan yakınlarının yenildiği ya da şehit edildiğine dair duyum almış havası vererek onları kızdırmayı hedeflerlerdi. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onları bu davranıştan yasakladığı halde tekrar aynı davranışı sergilediklerin de bir sonraki âyet-i celîlede müminler böyle yapmaktan neh yolundular.— M.Ustaosmanoğlu
58:8
9
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٩
Yâ eyyuhâllezîne âmenû iza tenâceytum fe lâ tetenâcev bil ismi vel udvâni ve ma’siyetir resûli ve tenâcev bil birri vet takvâ, vettekûllâhellezî ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Ey iman etmiş olan kimseler! Gizli konuşa cağınız zaman, günahla, düşmanlıkla ve o Rasûle isyanla (ilgili konularda) fısıldaşmayın! (Müminlerin hayrına yönelik) iyilikle ve (peygam bere karşı gelmekten sakınma anlamına gelen) takvâ ile fısıldaşın! (Yapacağınız ve terk edeceğiniz her işte) O Allâh’tan hakkıyla sakının ki, siz (ölümünüzün ardından diril tilerek,) ancak O’na haşr olunacak (ve manevî huzu runda toplanacak)sınız!— M.Ustaosmanoğlu
58:9
10
اِنَّمَا النَّجْوٰى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَيْسَ بِضَٓارِّهِمْ شَيْـٔاً اِلَّا بِـاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ٠١
İnne men necvâ mineş şeytâni li yahzunellezîne âmenû ve leyse bi dârrihim şey’en illâ bi iznillâh(iznillâhî), ve alâllâhi fel yetevekkelil mû’minûn(mû’minûne).
O (günah ve zulüm hususundaki) gizli konuş ma ancak şeytandan olup, o iman etmiş olan kim seleri (, yakınlarının başına bir iş geldiği düşüncesine sevk ederek) üzsün diyedir! Oysa Allâh’ın izniyle olmadıkça o (şeytan) onlara en ufak bir şeyle bile asla zarar verici değildir! Artık inananlar ancak Allâh’a tevekkülde bulun sun (da, onların gizli-açık hiçbir konuşmalarına aldır masınlar)!— M.Ustaosmanoğlu
58:10
11
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْۚ وَاِذَا ق۪يلَ انْشُزُوا فَانْشُزُوا يَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْۙ وَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ١١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ kîle lekum tefessehû fîl mecâlisi fefsehû yefsehıllâhu lekum, ve izâ kîlenşuzû fenşuzû yerfeillahullezîne âmenû minkum vellezîne ûtûl ilme derecât(derecâtin), vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Ey iman etmiş olan kimseler! Size: “O (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in sohbet) mecl isler(in) de (oluşan izdiham yüzünden, birbirinize yer açarak) genişlik yapın!” denildiği zaman hemen genişlik yapın ki, Allâh da sizin için (hem rızkınızda, hem gönlünüz de, hem kabrinizde, hem de cennetteki yurt la rı nızda) genişlik yapsın! (Peygamber meclisine gelenlerin artması ne deniyle size:) “Ayağa kalkın!” denildiğinde ise (hiç gevşeklik yapmadan) hemen ayağa kalkın ki, Allâh içinizden iman etmiş olan o kimseleri (bu emre uymalarına bir karşılık olarak âhirette derece bakımından) yük seltsin. (İslâm dîni hakkında) kendilerine ilim verilmiş olan o kişileri ise, (sıradan Müslümanlara karşı) pek yüce birçok derecelerle (yüceltsin)! Zaten Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri(n gö rünen-görünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haber dâr olan bir) Habîr’dir. (Dolayısıyla bu emirleri tutan ları mükâfâtlandıracağı gibi, onlara karşı gelen ya da onlardan ağırlananları cezalandıracaktır.)— M.Ustaosmanoğlu
58:11
12
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَةًۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ لَـكُمْ وَاَطْهَرُۜ فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ nâceytumur resûle fe kaddimû beyne yedey necvâkum sadakah(sadakaten), zâlike hayrun lekum ve athar(atharu), fe in lem tecidû fe innellâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey iman etmiş olan kimseler! O Rasûle gizli ce bir şey arz et(mek iste)diğiniz zaman, o gizli ko nuşmanızın öncesinde (fakirlere) bir sadaka sunun (ki, böylece peygambere verdiğiniz değer ortaya çıksın, fakirler faydalansın, aşırı sorular karşısında Habîbim rahatsız olmasın, samimi olanla münafık seçilsin ve âhireti sevenle dünyaya meyleden belli olsun)! İşte bu sizin için (cimrilikten) daha iyidir ve (mal sevgisi gibi günahlardan, kalplerinizi) daha ziyade temizleyicidir. Ama eğer (verecek bir şey) bulamazsanız, şüphesiz ki Allâh (çok bağışlayan bir) Ğafûr’dur, (çok acıyan bir) Rahîm’dir. (Dolayısıyla imkânı olmayanlara sadakasız da soru sorma ruhsatı vermiştir.)— M.Ustaosmanoğlu
58:12
13
ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَاتٍۜ فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟ ٣١
E eşfaktum en tukaddimû beyne yedey necvâkum sadekât(sadekâtin), fe iz lem tef’alû ve tâballâhu aleykum, fe ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve etîûllâhe ve resûleh(resûlehu), vallâhu habîrun bi mâ ta’melûn(ta’melûne).
(Ey imkân sahipleri!) Gizli konuşmalarınızın öncesinde birtakım sadakalar sunmanızdan (niye çekindiniz? Yoksa şeytanın fakirlik tehdidine aldandı ğınızdan dolayı) mı korktunuz? Mademki (bunu) yapmadınız, zaten Allâh da (bu konuda) tevbenizi kabul et(miş ve bu hükmü sizden geri çek)miştir, öy leyse o (farz) namaz(lar)ı hakkıyla eda (etmeye devam) edin, zekâtı da ver(meye devam ed) in ve (her konuda) Allâh’a da, Rasûlüne de itaat(ta sebat) edin (ki, böylece bu husustaki eksikliğinizi telafi edebilesi niz)! Zaten Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri(n görünengörünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
58:13
14
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْـكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٤١
E lem tere ilellezîne tevellev kavmen gadıballâhu aleyhim, mâ hum minkum ve lâ minhum ve yahlifûne alel kezibi ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
(Habîbim!) Bakmadın mı o (münâfık) kimse lere ki; Allâh’ın kendilerine gazap etmiş olduğu (Ya hudi milleti gibi şerli) bir toplumu dost edinmişler dir. (Ey müminler!) Onlar ne sizdendir, ne de onlar dandır! (Bilakis sizinle Yahudiler arasında kararsız durumdadırlar.) Üstelik onlar (yalancı olduklarını) bildikleri halde (‘Müslümanız’ diyerek) yalan üzerine yemin etmektedirler.— M.Ustaosmanoğlu
58:14
15
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَاباً شَد۪يداًۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٥١
E addallâhu lehum azâben şedîdâ(şedîden), innehum sâe mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Allâh onlara pek şiddetli büyük bir azap hazırlamıştır. Onlar ki; yapmakta bulunmuş oldukla rı şeyler şüphesiz ne kötü ol muştur! (Böylece onlar evvelden beri kötü amel lere alıştıkları için, yalan yere yemini de ha fife almışlardır.)— M.Ustaosmanoğlu
58:15
16
اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ٦١
İttehazû eymânehum cunneten fe saddû an sebîlillâhi fe lehum azâbun muhîn(muhînun).
Onlar (kanlarını ve mallarını korumak için) ye minlerini bir kalkan edinmiştirler de, bu sebeple (Müslüman görünerek kazandıkları güvenlik sayesinde Müslümanları) Allâh’ın yolunda (cihatta bulunmak ta)n engelle(me gayreti içine gir)miştirler. Artık on lar için çok alçaltıcı pek büyük bir azap vardır!— M.Ustaosmanoğlu
58:16
17
لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٧١
Len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum min allâhi şey’â(şey’en), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ne malları, ne de çocukları Allâh(ın a zâbın) dan hiçbir şeyi asla onlardan savuş tu ramayacaktır. İşte onlar o (cehennem) a teşin(in) arka daşlarıdır ki; onlar onun içerisinde (bir daha çık mamak üzere) ebedî kalı cılardır.— M.Ustaosmanoğlu
58:17
18
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاً فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ ٨١
Yevme yeb’asuhumullâhu cemîan fe yahlifûne lehu kemâ yahlifûne lekum ve yahsebûne ennehum alâ şey’in, e lâ innehum humul kâzibûn(kâzibûne).
Allâh’ın onları topluca dirilteceği (o korkunç) günü (onlara anlat) ki, (bugün) size (‘Müslümanız’ diye yalan yere) yemin etmekte ol - duk ları gibi, (o gün de: “Rabbimiz olan Al lâh’ a yemin olsun ki, biz müşrikler değildik!” di ye) O’- na da yemin edeceklerdir! Böylece onlar (âhirette yapacakları yalan yemin lerle) kendilerinin gerçekten (dünyada olduğu gibi, fayda kazandıracak ya da zararı savuşturacak) bir şey üzere bulunduklarını sanacaklardır. Âgâh olun ki; şüphesiz ancak onlar (her şeyi bilen Zât’ın huzurunda dahi yalan söylemeye cesaret edecek kadar yalanda zirveye ulaşmış) o (büyük) yalancıların ta kendileridir!— M.Ustaosmanoğlu
58:18
19
اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ٩١
İstahveze aleyhimuş şeytânu fe ensâhum zikrallâh(zikrallâhi), ulâike hizbuş şeytân(şeytâni), elâ inne hizbeşşeytâni humul hâsirûn(hâsirûne).
Şeytan onları (hükmü altına alıp) istîlâ etmiş tir de, artık onlara Allâh’ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar ancak şeytanın fırkasıdır! Dikkat edin ki; o şeytan taraftarları, şüphesiz (son suz nimet yerine ebedî azâbı tercih ederek en büyük zarar ve) hüsrâna uğramış olan kimselerin ta kendileri ancak onlardır!— M.Ustaosmanoğlu
58:19
20
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْاَذَلّ۪ينَ ٠٢
İnnellezîne yuhâddûnallâhe ve resûlehû ulâike fîl ezellîn(ezellîne).
O kimseler ki; Allâh’a ve Rasûlüne düşmanlıkta bulunmaktadırlar/karşı gelmektedirler/ Allâh ve Rasûlünün hududu dışında birtakım sınırlar benimsemektedirler/; işte onlar en alçak kimseler arasındadırlar. (Hasımları olan Allâh’ın izzet ve azameti nâmütenâhî olduğu ölçüde, bunların zillet ve hakareti de sonsuzdur.)— M.Ustaosmanoğlu
58:20
21
كَتَبَ اللّٰهُ لَاَغْلِبَنَّ اَنَا۬ وَرُسُل۪يۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ ١٢
Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz(azîzun).
Allâh (tâ ezelde şu kararı kesinleştirip, daha sonra Levh-i Mahfûz’a) yazmıştır ki; andolsun, el bette mutlaka Ben de gâlip geleceğim, rasûllerim de! (Ama onların bu gâlibiyeti, ya delil ve kılıçla; ya da ikisinden biriyle gerçekleşecektir)! Şüphesiz ki Allah, (peygamberlerine yardım etme ye son derece güçlü olan bir) Kaviyy’dir, (hiç yenil meyen yegâne) Azîz’dir.— M.Ustaosmanoğlu
58:21
22
لَا تَجِدُ قَوْماً يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَش۪يرَتَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْا۪يمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُۜ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٢٢
Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).
Kendileri Allâh’a ve o son güne iman etmek te olan bir toplumu, Allâh’a ve peygamberine düş manlıkta bulunmuş olan/Allâh’a veRasûlüne (ve onların hükümlerine) kar şı gelmiş olan/Allâh ve Ra sûlünün hududu dışında birtakım sınırlar benimse miş olan/ kim selerle dostluk edenler hâlinde bula maz sın; velev kio (İslâm’a karşı çıka)nlar, babaları yahut oğulları veya kardeşleri ya da (kavm ü kabile leri, soy-sop) aşiretleri olsun! (Zira Allâh’a inanmanın îcabı ve herkesin sevdiği ile birlikte haşrolunacağı o âhiret gününe imanın ge reği, din düşmanlarıyla her konuda tüm ilişkilerin ke silmesidir.) İşte onlar (o kimselerdir) ki; O (Allâh-u Te`âlâ) onların kalpleri içerisine imanı yaz(ıp sabit kıl) mış ve onları Kendinden bir ruh (olan ve canlarının canı konumunda bulunan iman ve Kur’ân nuru) ile kuv vetlendirmiştir (ki böylece onlar dünyada kalp huzu runa, âhirette ise ebedî saâdete kavuşmuşlardır). Ayrıca O onları, içerisinde ebedî kalacakları pek değerli cennetlere girdirecektir ki, (köşkleri nin ve ağaçlarının) altlarından sürekli ırmaklar ak maktadır. Allâh onlar(ın ibadet ve taatın)dan razı olmuştur, onlar da O’n(un vaad etmiş olduğu mükâfatlar)dan râzı olmuşturlar. İşte ancak onlar Allâh’ın taraftarlarıdır! Dikkat edin ki; Allâh’ın ordusu, şüphesiz (iki cihan saâdetine kavuşarak) felâh (ve kurtuluş)a erenler ancak ve ancak onlardır!— M.Ustaosmanoğlu
58:22
Mücadele
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle