Enam 165 Ayet 7. Cüz الأنعام
6

Enam

— Davar
165 Ayet 7. Cüz
الأنعام
6
Enam
165 Ayet
الأنعام
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ١
Elhamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr(nûra), summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).
(Kullar hamdetse de, etmese de,) bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki; gökleri ve yeri yaratmıştır, karanlıkları ve nuru var etmiştir. (Bunca âyet ve mucizeleri gördükten) sonra o kâfir olanlar hâlâ (O’nun yaratıklarından bir kısmını) Rablerine denk tutuyorlar. Allâh-u Te’âlâ gökleri ve yerleri yarattığını beyan etmekle, her şeyin yegâne yaratıcısı olduğunu da açıklamış olmaktadır. Göğün tabakaları zatları itibarıyla farklı olup, yerin tabakalarının tamamı ise toprak olduğundan, gökler cemî, yer ise müfret olarak zikredilmiştir. Burada zikredilen “Karanlıklar” ve “Nur”; kâfirlik ve iman, cehennem ve cennet, cehalet ve ilim, cisimler ve ruhlar gibi farklı manalarla tefsir edilmişse de, İmam-ı Süddî (Rahimehullâh)`ın açıkladığı; “Gecenin karanlıkları” ve “Gündüzün ışığı” manası, gök ve yerle birlikte zikredilmelerine daha uygun düşmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
6:1
2
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ط۪ينٍ ثُمَّ قَضٰٓى اَجَلاًۜ وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ ٢
Huvellezî halakakum min tînin summe kadâ ecelâ(ecelen), ve ecelun musemmen ındehu summe entum temterûn(temterûne).
Ancak O’dur O Zat ki; sizi(n babanız olan Âdem’i) çamurdan yaratmaya başlamıştır, sonra da (ne zaman öleceğinize dâir) bir ecele hükmetmiştir. (Kıyâmetin ne zaman kopacağı, ölmeniz ve dirilmeniz arasındaki müddetin ne kadar olacağıyla alâkalı) belirlenen bir ecel ise, sadece O (Allâh-u Sübhânehû) nun nezdinde (bilinmekte)dir. Sonra siz hâlâ (dirilme hususunda) şüphe etmektesiniz! Âyet-i kerîmede çamurdan yaratıldığı beyan edilen zât aslında Âdem (Aleyhisselâm) olmakla beraber, bütün insanlık onun neslinden geldiği için âyet-i celîlede hitap genelleştirilmiştir. Gerçi her bir insan yaratılırken, rahimle görevli olan meleğin, o şahsın gömüleceği toprağını alarak suyunu onunla yoğurduğuna dâir ibni Mesûd (Radıyallâhu anh)`dan gelen rivayete göre; bütün insanlar topraktan yaratılmaktadır. (Kurtubî: 6/363; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr: 3/327) Âyet-i celîlenin zâhirî ifadesinden anlaşıldığına göre; her insan için iki ecel bulunmaktadır; bunlardan birincisi ölüm eceli, ikincisi kıyâmetin ecelidir ki buna göre mana: “Allâh-u Te`âlâ sizin ölümünüz için bir ecel takdir etmiş fakat kıyâmetin ne zaman kopacağını size bildirmemiştir!” şeklinde olur. Gerçi ölüm eceli de tam manasıyla bilinemezse de, emarelerinin belirmesi ile bir de mutad yaş haddi itibara alınarak tahmin edilebilir. Fakat kıyâmetin vaktine dâir bilgi ancak Allâh-u Te`âlâ’ya mahsustur. Bu konuda farklı yorumlar için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 8/410-413— M.Ustaosmanoğlu
6:2
3
وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ ٣
Ve huvellâhu fîs semâvâti ve fîl ard(ardı), ya’lemu sirrakum ve cehrekum ve ya’lemu mâ teksibûn(teksibûne).
O, göklerde de yerde de (ibadet olunmaya lâyık olan) Allâh’tır. Gizlinizi de, açığınızı da bilmektedir (hayırdan ve şerden) kazanmakta olduğunuz şeyle ri de bilmektedir(, bu yanılmaz ilmine göre de herkese karşılığını verecektir).— M.Ustaosmanoğlu
6:3
4
وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ٤
Ve mâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).
O (müşrik ola)nlara Rablerinin (dü şünülüp ibret alınması gereken delil ve) âyetlerinden herhangi bir âyet geldikçe, mutlaka ondan yüz çevir(ip, itibar et mey)ici kimseler olmuşlardır.— M.Ustaosmanoğlu
6:4
5
فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۜ فَسَوْفَ يَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓـؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٥
Fe kad kezzebû bil hakkı lemmâ câehum, fe sevfe ye’tîhim enbâû mâ kânûbihî yestehziûn(yestehziûne).
Gerçekten de onlar kendilerine geldiği anda o hakk (olan Kur’ân)ı yalanlamışlardır . Fakat ken disiyle alay etmekte bulunmuş oldukları o şeyin (dehşet verici) haberleri yakında onlara gelecektir (ki bu, dünyada İslâm zuhûr edip belâya uğradıkları vakit, âhirette ise cehennem azâbına düştükleri zaman gerçekleşecektir).— M.Ustaosmanoğlu
6:5
6
اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَاراًۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَ ٦
E lem yerev kem ehleknâ min kablihim min karnin mekkennâhum fîl ardı mâ lem numekkin lekum ve erselnes semâe aleyhim midrâren ve cealnâl enhâre tecrî min tahtihim fe ehleknâhum bi zunûbihim ve enşe’nâ min ba’dihim karnen âharîn(âharîne).
Onlar kendilerinden önce (yaşamış olan Âd ve Semûd gibi) nice toplumları helâk ettiğimizi görme diler mi ki, Biz yer(yüzün)de (kuvvet ve âletler bakı mından) sizin için sağlamadığımız nice geniş imkân ları onlara imkân olarak vermiştik, göğü(n barındır dığı bulut ve yağmuru) üzerlerine bolca salıvermiştik, ırmakları da (evlerinin) altlarından akar kılmış tık? Sonra Biz onları günahları sebebiyle helâk etmiştik de, onların ardından diğer toplumları var etmiştik.— M.Ustaosmanoğlu
6:6
7
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَاباً ف۪ي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْد۪يهِمْ لَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧
Ve lev nezzelnâ aleyke kitâben fî kırtâsin fe le mesûhu bi eydîhim le kâlelezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
(Habîbim!) Eğer Biz (müşriklerin, nüzûlün şahit olmadıkları Kur’ân-ı Ke rîm hakkında ileri geri konuşa mamaları için) kâğıt içinde bir yazıyı (onların da göre ceği bir şekilde) senin üzerine indirseydik de, ona el leriyle dokun(arak inkâr etme imkânı bulama)salardı, elbette o kâfir olmuş kimseler (yine de inatlarından dolayı): “İşte bu, âşikâre bir büyüden başkası değildir!” der(ler)di.— M.Ustaosmanoğlu
6:7
8
وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌۜ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكاً لَقُضِيَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ ٨
Ve kâlû lev lâ unzile aleyhi melek(melekun), ve lev enzelnâ meleken, le kudıyel emru summe lâ yunzarûn(yunzarûne).
O (Müşrik ola)nlar (Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i inkâr etmek için): “Onun üzerine (bizim de görebileceğimiz) bir me lek indirilseydi ya!” dediler. Eğer Biz (onların bu isteğini yerine getirmek üzere) bir melek indirecek olsaydık, elbette (onu da inkâr edecekleri için ) o (helâk edilme) iş(leri) bitirilmiş olurdu, sonra da (tevbe etmeleri için, göz kırpacak kadar bile) mühlet verilmezlerdi.— M.Ustaosmanoğlu
6:8
9
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكاً لَجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ ٩
Ve lev cealnâhu meleken le cealnâhu raculen ve le lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn(yelbisûne).
Eğer Biz (onların, kendilerine melek cinsi bir peygamber gönderilme taleplerini yerine getirmek üzere) onu bir melek yapacak olsaydık, (beşerin gü cü meleği görmeye dayanamayacağından, Cibrîl (Aleyhisselâm)ı bir insan suretinde gönderdiğimiz gibi) elbette onu bir adam (suretinde) yapacaktık ve (peygamberin insandan olması konusunda kendi kendile rine) karıştırmış oldukları o şeyi Biz yine onlara mutlaka karışık kılacaktık. (Böy lece onlar Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e inanmadıkları gibi, insan şeklinde gelecek melek için de: “Bu ancak bizim gibi bir adamdır!” deyip inanmayacaklardı.)— M.Ustaosmanoğlu
6:9
10
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٠١
Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
(Habîbim!) Andolsun ki; senden evvel (gön derilen) nice değerli rasûllerle de gerçekten istihza edilmişti. Fakat kendisiyle dalga geçmekte bulun muş oldukları o şey(in azâbı), o alay etmiş olan kim seleri çepeçevre kuşatıvermişti.— M.Ustaosmanoğlu
6:10
11
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ١١
Kul sîrû fîl ardı summenzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
(Habîbim!) De ki: “Yer(yüzün)de yürüyü(p gezi)n de, sonra bakın ki; o (peygamberleri) yalan layıcıların âkıbeti nasıl olmuştur?!”— M.Ustaosmanoğlu
6:11
12
قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٢١
Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kul lillâh(lillâhi), ketebe alâ nefsihir rahmeh(rahmete), le yecmeannekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîh(fîhi), ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
(Habîbim! O inkârcılara) de ki: “Göklerde ve yerde bulunanlar (yaratılmak ve mülkiyet bakımın dan) kime âittir?” (Kimse yaratıklardan hiçbir zerreyi Allâh’tan başkasına nispet etme imkânı bulamayaca ğından dolayı cevabın ittifakla belli olduğuna dikkat çekmek için) de ki: “Allâh’a aittir!” O, (kullarına acımayı ve) rahmeti (fazl-u keremiyle kesin bir söz olarak) Zât’ına (vacip kılmış ve bu hükmü Arş’ın üstünde bulunan bir kitapta) yazmıştır. (Bu yüzden inkârcıların cezasını acele vermez, tevbe etme leri durumunda ise kendilerini bağışlar.) Andolsun ki; elbette O, kendisi(nin geleceği) nde hiçbir şüphe bulunmayan kıyâmet gününde sizi toplayacaktır. O kimseler ki, (aslî fıtratları olan İslâm kabiliyetlerini ve akl-ı selimlerini iptal edip sermaye lerini zâyi ederek) kendilerini zarara uğratmışlar dır; işte onlar bu sebeple iman etmezler. (Çünkü imandan kaçınıp kâfirlikte ısrarcı olmanın en büyük nedenlerinden biri, duyulara ve evhâma uyarak tak litçiliğe daldırmak suretiyle aklı iptal edip, fikri iğfal etmektir.)— M.Ustaosmanoğlu
6:12
13
وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣١
Ve lehu mâ sekene fîl leyli ven nehâr(nehâri), ve huves semîul alîm(alîmu).
Gecede ve gündüzde barınmış olan/gece ve gündüzde sâkin duran (ve hareket eden)/ her şey ancak O (Allâh-u Azîmüşşâ)na aittir! (Her duyu lanı hakkıyla işiten) Semî` de, (her bilineni gerçek ma nada bilen) Alîm de ancak O’dur! (Bu yüzden gece ve gündüzün kapladığı hiçbir şey Allâh-u Te’âlâ’ya gizli kalmaz!)”— M.Ustaosmanoğlu
6:13
14
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِياًّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ٤١
Kul e gayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırıs semâvâti vel ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am(yut’amu), kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).
(Habîbim!) De ki: “Göklerin ve yerin yoktan yaratıcısı olan, Kendisi (bütün yaratıkları) yedirdiği halde, (yemekten münezzeh olduğu için) yedirilme yen O Allâh’tan başkasını mı (tapınılacak) bir dost edineyim?” (Ey Nebiyy-i zîşânım!) De ki: “Gerçekten ben (bu ümmetten) İslâm’a girmiş olanların ilki olmamla emrolundum!” Bir de (bana): “Sakın ha! Şirk koşanlardan olma yasın!” (diye vahyolundu.)— M.Ustaosmanoğlu
6:14
15
قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٥١
Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).
(Rasûlüm!) De ki: “Şüphesiz ben (de sizin gibi) Rabbime isyan edecek olursam, o (şiddeti) pek büyük olan günün azâbından korkarım! (O halde benim size uymamı beklemeyin!)”— M.Ustaosmanoğlu
6:15
16
مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ٦١
Men yusraf anhu yevme izin fe kad rahımeh(rahımehu), ve zâlikel fevzul mubîn(mubînu).
İşte o gün o (azap) kimden döndürülürse, muhakkak ki O (Allâh-u Te`âlâ) o (azaptan kurtar dığı kulu)na (en büyük bir acımayla) rahmet etmiştir. İşte bu (İlâhî rahmete mazhar olmak), apaçık bir kurtuluştur.— M.Ustaosmanoğlu
6:16
17
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۜ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٧١
Ve in yemseskellâhu bi durrin fe lâ kâşife lehu illâ huve, ve in yemseske bi hayrın fe huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Ey insan!) Eğer Allâh sana (hastalık ve fakir lik gibi) bir zarar dokunduracak olursa, Kendisin den başka onu açacak hiçbir kimse yoktur! Ama eğer sana (sağlık ve zenginlik gibi) bir hayır dokunduracak olursa, tabi ki O (o nimeti koruyup sende sürekli kılmak, dilediğinde de elinden almak dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
6:17
18
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ٨١
Ve huvel kâhiru fevka ıbâdih(ıbâdihî), ve huvel hakîmul habîr(habîru).
Kullarının fevkınde (eşsiz bir güç, gâlibiyet ve tasarrufa sahip olup, her istediğine ulaşan ve diğer lerinin muradına ermesine mani olacak şekilde muk tedir ve) Kahir (olan) ancak O’dur! (Bütün hüküm ve yönetimlerinde hikmet ve isabet sahibi olan) Ha kîm de, (kullarının gizli hallerinden ve İlâhî kahra müstehak olanlardan hakkıyla haberdâr olan) Habîr de yine ancak O’dur!— M.Ustaosmanoğlu
6:18
19
قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ قُلِ اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّن۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ ٩١
Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeh(şehâdeten), kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâl kur’ânu li unzirekum bihî ve men belag(belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed(eşhedu), kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).
(Habîbim! Sana gelip: “Biz Yahudi ve Hristiyan lara seni sorduk, kendi kitaplarında senin adın sanın olmadığını söylediler!” diyen o Kureyş müşriklerine) de ki: “Şâhit olma bakımından en büyük varlık kim dir?” (Sen onların cevap vermesini beklemeden) de ki: “(Hak peygamber olduğuma dâir) benimle sizin ara nızda Allâh (hakkıyla şahit olan) Şehîd’dir. İşte bu Kur’ân bana, sizi ve (kıyâmete kadar) ulaştığı herkesi kendisiyle uyarayım diye vahyedilmiştir. Gerçek ten siz mi kesinkes şâhitlik etmektesiniz ki; elbette Allâh ile birlikte başka ilâhlar varmış?!” (Habîbim!) De ki: “Ben (böyle bir şeye) şâhitlik etmem!” (Habibim! Yine) de ki: “(Benim gerçek İlâh olduğuna şâhitlik yaptığım) O (Allâh-u Te`âlâ) ancak bir tek İlâh`tır! Muhakkak ki ben sizin (O’na) ortak koşmakta ol duğunuz şeylerden tamamıyla uzağım!”— M.Ustaosmanoğlu
6:19
20
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟ ٠٢
Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
(Yahudi ve Hristiyanlar arasından) kendilerine kitap vermiş olduğumuz o (âlim) kimseler, (Rasûlul lâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in açık tarifini Tevrât ve İncîl’de buldukları için) kendi oğullarını tanıdıkları gibi onu tanımaktadırlar. O kimseler ki (imanı ka zanmalarına sebep olacak akl-ı selimlerini zâyi ederek) kendilerini zarara uğratmışlardır; işte onlar bu sebeple iman etmezler.— M.Ustaosmanoğlu
6:20
21
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ١٢
Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih(âyatihî), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).
(“Melekler, Allâh’ın kızlarıdır, putlar da Allâh nezdinde şefaatçilerimizdir!” diyerek) Allâh’a karşı bir yalan uydurmuş olandan, ya da (Kur’ân’ı ve diğer mucizeleri büyü kabul ederek) O’nun âyetlerini ya lanlamış bulunandan daha zâlim kim olabilir? Şu bir gerçek ki (yaratıkları ilâh sayarak en büyük haksızlığı yapan) o zâlimler felâh bulmayacak (hiçbir arzularına kavuşamayacak ve korktukları hiçbir şey den de kurtulamayacaklar)dır.— M.Ustaosmanoğlu
6:21
22
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٢٢
Ve yevme nahşuruhum cemîan summe nekûlu lillezîne eşrakû eyne şurekâukumullezîne kuntum tez’umûn(tez’umûne).
O günü (iyice hatırla) ki; onları hep birlikte (huzurumuza) haşrede ceğiz, sonra o şirk koşmuş olan kim seler(i rezil etmek üzer)e: “Nerede o (Allâh’a) ortak (koştuğunuz put)ları nız ki, boş yere davalarını gütmekte bulunmuştu nuz (ve kurtuluş ümidini kendilerine bağlamıştınız)?” diyeceğiz!— M.Ustaosmanoğlu
6:22
23
ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ ٣٢
Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn(muşrikîne).
Sonra onların fitneleri (ve kendilerini azaptan kurtarır düşüncesiyle sundukları mazeretleri): “Rabbimiz olan Allâh’a yemin olsun ki, biz şirk ko şan kimseler değildik!” de(mek suretiyle, Allâh’ın adına bile bile yalan yere yemin et)melerinden başka bir şey olmamıştır.— M.Ustaosmanoğlu
6:23
24
اُنْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٤٢
Unzur keyfe kezebû alâ enfusihim ve dalle anhum, mâ kânû yefterûn(yefterûne).
(Habîbim!) Bak (gör ki, onlar şirkten uzak olduk larını savunarak) nasıl da kendi nefislerinin aleyhine yalan söylediler ve (“Bunlar bizim şefaatçilerimizdir!” diye) uydurmakta bulunmuş oldukları şeyler (o putlar vesair bâtıl ilâhlar) böylece kendilerinden kayboldu (gitti).— M.Ustaosmanoğlu
6:24
25
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَۚ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٥٢
Ve minhum men yestemiu ileyk(ileyke), ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).
(Habîbim!) O (müşrik ola)nlardan kimi (Kur’ân okurken) sana kulak vermektedir, ama (iyi niyetle değil de, alay ve inkâr kastıyla dinledikleri için) Biz onu iyice anlamasınlar diye kalpleri üzerine birçok perdeler, kulaklarının içine de bir ağırlık (ve sağırlık) koyduk. Artık (istedikleri) her bir âyet (ve mucizey)i görecek olsalar da (aşırı inatçılık ve körü körüne taklit kendilerinde iyice yerleştiği için) ona inanamazlar, hatta (inanmak için değil de), seninle mücâdele eder oldukları halde sana geldikleri zaman, o kâfir olmuş kimseler: “İşte bu (Kur’ân), evvelkilerin yazmış olduğu (hurâfe ve) masallardan başka bir şey değildir!” der(ler). Rivayete göre; Velîd ibni Muğîre, Ebû Cehil ve Nadr ibni Hâris gibi birtakım müşrikler Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in yanında bulunuyorlarken onun okuduğu Kur’ân’a kulak vermeye başladılar. Bunun üzerine Nadr’a: “Muhammed ne söylüyor?” dediklerinde o: “Ne söylediğini anlayamıyorum ama onun, dudaklarını hareket ettirerek benim size geçmiş nesillerin kıssalarını anlatmam gibi, evvelki ümmetlerin efsanelerini anlattığını sanıyorum!” dedi. Kendisi de gerçekten eski ümmetlerin tarihçelerini çokça nakleden biriydi. O zaman içlerinden biri: “Ben onun bazı sözlerini hak buluyorum!” deyince Ebû Cehil: “Hayır! Onun sözlerinden hiç birini kabul etme! Ölüm bize bundan daha kolay gelir!” dedi. Bunun üzerine Allâh-u Te`âlâ bu âyet-i kerîmeyi indirdi. Allâh-u Te`âlâ’nın, kullarının kalplerini perdeli ve kulaklarını sağır ederek onları inanamayacak bir hale çevirmesiyle alâkalı “Kader sırrı” için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 9/60-78— M.Ustaosmanoğlu
6:25
26
وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُۚ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ٦٢
Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anh(anhu), ve in yuhlikûne illâ enfusehumve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
O (müşrik ola)nlar hem o (peygamber ve Kur’â)n(a inanmak)dan (insanları) engellerler, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece (sapıp sap tırarak) kendi nefislerinden başkasını helâk etmiş olmazlar, ama (ne büyük zarara uğradıklarının) far kında bile olmazlar.— M.Ustaosmanoğlu
6:26
27
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِاٰيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٧٢
Ve lev terâ iz vukıfû alen nâri fe kâlû yâ leytenâ nureddu ve lâ nukezzibe bi âyâti rabbinâ ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
(Habîbim!) O ateşin (üzerine kurulan sırat köprüsü) üzerinde durduruldukları zaman: “Ah keşke biz (dünyaya) geri döndürülseydik de, Rabbimizin âyetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık!” derlerken sen (o müşrikleri) bir görecek olsaydın (elbette çok büyük bir olaya tanıklık etmiş olurdun)!— M.Ustaosmanoğlu
6:27
28
بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُۜ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٨٢
Bel bedâ lehum mâ kânû yuhfûne min kabl(kablu),ve lev ruddû le âdû li mâ nuhû anhuve innehum le kâzibûn(kâzibûne).
Hayır! (Onlar bu temennîyi dünyaya geri dö nüp de iman etme azmiyle yapmadılar. Bilakis) daha önce (dünyadayken insanlardan) gizlemekte bulun muş oldukları (münafıklık ve kötü amelleri gibi) şey ler kendilerine belirdi (de, dara düşünce bu temen nîyi yaptılar). Ama (cehennemi gördükten sonra dün yaya) geri döndürülecek olsalar bile, kendisinden nehyolunmuş oldukları o (kötü) şey(ler)e elbette dönerlerdi. Şüphesiz ki onlar (her hususta olduğu gibi, dünyaya döndürülüp iman etme vaadinde de) elbette yalancıdırlar.— M.Ustaosmanoğlu
6:28
29
وَقَالُٓوا اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَ ٩٢
Ve kâlû in hiye illâ hayatuned dunyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn(meb’ûsîne).
Onlar (dünyadayken): “Bu (hayat denen şey, varsa yoksa) ancak (bize) en yakın (olan dünyadaki) hayatımızdır ve biz (bu hayattan sonra) diriltilecek kimseler değiliz!” demişlerdi.— M.Ustaosmanoğlu
6:29
30
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلٰى رَبِّهِمْۜ قَالَ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّۜ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَاۜ قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ۟ ٠٣
Ve lev terâ iz vukıfû alâ rabbihim, kâle e leyse hâzâ bil hakk(hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).
(Habîbim! O müşriklerin) Rablerinin (hüküm ve cezasının) karşısında durduruldukları ânı bir görecek olsaydın (ne büyük bir hâdiseye şahit ol muş olurdun)! O: “İşte bu (diriltilip cezalandırılma hâdisesi), ger çekten hak değil miymiş?” buyuracak da, onlar: “Rabbimize andolsun ki evet (âhiret azâbı gerçek miş)!” diyecekler. O da: “İnkâr etmekte bulunmuş olmanız sebe biyle tadın (bakalım) bu azâbı!” buyuracak.— M.Ustaosmanoğlu
6:30
Yükleniyor...
Enam
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle