1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ١
Elhamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr(nûra), summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).
(Kullar hamdetse de, etmese de,) bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki; gökleri ve yeri yaratmıştır, karanlıkları ve nuru var etmiştir. (Bunca âyet ve mucizeleri gördükten) sonra o kâfir olanlar hâlâ (O’nun yaratıklarından bir kısmını) Rablerine denk tutuyorlar. Allâh-u Te’âlâ gökleri ve yerleri yarattığını beyan etmekle, her şeyin yegâne yaratıcısı olduğunu da açıklamış olmaktadır. Göğün tabakaları zatları itibarıyla farklı olup, yerin tabakalarının tamamı ise toprak olduğundan, gökler cemî, yer ise müfret olarak zikredilmiştir. Burada zikredilen “Karanlıklar” ve “Nur”; kâfirlik ve iman, cehennem ve cennet, cehalet ve ilim, cisimler ve ruhlar gibi farklı manalarla tefsir edilmişse de, İmam-ı Süddî (Rahimehullâh)`ın açıkladığı; “Gecenin karanlıkları” ve “Gündüzün ışığı” manası, gök ve yerle birlikte zikredilmelerine daha uygun düşmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
6:1