Nahl 128 Ayet 14. Cüz النحل
16

Nahl

— Arı
128 Ayet 14. Cüz
النحل
16
Nahl
128 Ayet
النحل
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ١
Etâ emrullâhi fe lâ testa’cilûh(testa’cilûhu), subhânehu ve teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
(Ey kâfirler! Siz kıyâmetin kopmasını ve sizi helâk edecek azapların acele gelmesini talep etmektesiniz ama Benim hükmüm kesinlikle gerçekleşeceği için şimdiden bilin ki;) Allâh’ın emri gelmiştir. Artık onu acele istemeyin! Onların ortak koş makta oldukları şeylerden tesbîh (tenzîh ve arılık) O’na! Zaten O (eş ve ortaktan) dâima pek yüce olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
16:1
2
يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ ٢
Yunezzilul melâikete bir rûhi min emrihî alâ men yeşâu min ibâdihî en enzirû ennehu lâ ilâhe illâ ene fettekûn(fettekûni).
O, Kendi emri (yerini bulsun) için kullarından (peygamber seçme yi) dilediği kimselere melekleri (öl müş kalpleri dirilten) ruh (mesâbesindeki bir vahiy) ile birlikte indirmektedir ki: “(Ey Benim peygamberlerim!) Gerçek şudur; şüp hesiz Benden başka (ibadete lâyık) hiçbir ilâh yok tur! Öyleyse (şirk koşma hususunda) Benden hakkıy la sakının!” diye (ümmetlerinize) uyarıda bulunun!— M.Ustaosmanoğlu
16:2
3
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٣
Halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), teâlâ âmmâ yuşrikûn(yuşrikûne).
O, gökleri ve yeri (mükelleflere imtihan mahalli olma gibi üstün bir hikmet ve) hak(lı bir neden) ile yaratmıştır. (Zaten) O, onların ortak koşmakta oldukları şeyler(le herhangi bir hususta iştiraki kabul etmek)den dâima pek yüce olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
16:3
4
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ٤
Halakal insâne min nutfetin fe izâ huve hasîmun mubin(mubînun).
O, insanı sâfî azıcık bir sudan (his ve hareketi olmayan bir sıvıdan) yaratmıştır. Sonra (yaratıldığı maddede hiçbir konuşma ve mücadele kabiliyeti bu lunmayan) o (insan) birdenbire; (davasını ispat hususunda) açıklama yapabilen, hasımlarına karşı ken dini çokça müdafaa edebilen biridir./ (Kendisini bir damla sudan yaratan Allâh’ın onu tekrar dirilteceğini inkâr ederek, Rabbine karşı düşmanlıkta) pek açık ve çok büyük bir mücadelecidir./— M.Ustaosmanoğlu
16:4
5
وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ ٥
Vel en’âme halakahâ, lekum fîhâ dif’un ve menâfiu ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
(Koyun, keçi, deve ve sığır gibi) davarlara gelin ce; O onları da yaratmıştır ki, onlarda(n imal edilen yünlü şeylerde) sizin için birçok ısıtıcı (madde) ve (sağılma, binilme, ekin ve sulama işlerinde kullanımları gibi) pek çok faydalar vardır. Onların (etlerinden ve yağlarından yenilmeye elverişli olan) bir bölümünü de yemektesiniz.— M.Ustaosmanoğlu
16:5
6
وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَۖ ٦
Ve lekum fîhâ cemâlun hîne turîhûne ve hîne tesrehûn(tesrehûne).
(Onları) akşamleyin (yaylımdan ahırlarına) geri döndürürken de, sabahleyin (otlaklarına) salıverir ken de sizin için onlarda (sayılan zarûrî ihtiyaçları nız dışında) birçok güzellik bulunmaktadır.— M.Ustaosmanoğlu
16:6
7
وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ ٧
Ve tahmilu eskâlekum ilâ beledin lem tekûnû bâlıgîhi illâ bi şıkkıl enfus(enfusi), inne rabbekum le raûfun rahîm(rahîmun).
(O hayvanlar) sizin ağır yüklerinizi öyle (uzak) bir beldeye taşırlar ki, canlar zorlanmadıkça siz (bile yüksüz halinizle) oraya ulaşıcı kimseler ola mazdınız! Muhakkak sizin Rabbiniz elbette (pek esirgeyen bir) Raûf’tur; (çok acıyan bir) Rahîm’dir. (Bu yüzden böyle büyük nimetleri üzerinize akıtırcasına sizlere lutfetmiş, zor ve zahmetli nice işleri de sizlere kolay etmiştir.)— M.Ustaosmanoğlu
16:7
8
وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٨
Vel hayle vel bigâle vel hamîre li terkebûhâ ve zîneh(zîneten), ve yahluku mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Atları, katırları ve eşekleri de, siz onlara bi nesiniz ve (yeryüzüne, özellikle de sahiplerine) bir süs olsun diye (yaratmıştır)! Ayrıca O (sizin henüz) bilmemekte olduğunuz nice şeyleri de (yaratmış ve) sürekli yaratmaktadır.— M.Ustaosmanoğlu
16:8
9
وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ٩
Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
(Deliller ortaya koyarak ve peygamberler gönderip kitaplar indirerek) o dosdoğru yol(u göstermek ve kavuşmak isteyenleri ona eriştirmek) sadece Allâh’a âittir./ Yolu doğrult(up hakka vardır)mak yalnızca Allâh’a âittir./Ama onun bazısı eğridir/(doğru yoldan) meyillidir/. O (sizin topluca hidayet yolunu seçeceğinizi ezelde bilseydi de inanmanızı) dileseydi, elbette hepinizi birlikte hidâyete eriştirirdi. (Fakat tercihlerinizi topluca bu yönde kullanmayacağınızı bildiğinden; arzusunu ve gücünü doğru yolu bulma uğrunda harcayacağını bildiği bir kavmin hidâyetini, râzı olarak irâde buyurmuş, doğru seçim yapmayacağını bildiği diğer bir toplumun ise, imtihan hikmetine dayalı olarak, râzı olmadığı halde sapıklığını dilemiştir.) (Allâh-u Te`âlâ’nın irâde ve meşîeti hakkında geniş malumat için bakınız: En’âm Sûresi: 149; ayrıca bakınız: Rûhu’l-Furkan: 12/ 239-251)— M.Ustaosmanoğlu
16:9
10
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ ٠١
Huvellezî enzele mines semâi mâen lekum minhu şarâbun ve minhu şecerun fîhi tusîmûn(tusîmûne).
Ancak O’dur O Zât ki; gökten bir su indirmiş tir de, onun bir kısmı sizin (ve hayvanlarınızın fayda lanması) için bir içecektir. Kendisinde (hayvan) otar makta olduğunuz bitkiler de onun sebebiyle (yetiş mekte)dir.— M.Ustaosmanoğlu
16:10
11
يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخ۪يلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١١
Yunbitu lekum bihiz zer’a vez zeytûne ven nahîle vel a’nâbe ve min kullis semerât(semereti), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
O, o (gökte)n (indirmiş olduğu suy)un sebebiyle sizin için (türlü türlü) ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve her türlü meyveler bitirmektedir. İşte muhakkak ki tefekkür etmekte bulunan bir toplum için elbette bunda pek büyük bir âyet vardır. (Zira toprağa düşen tohum ve çekirdeğin, kendisine ulaşarak içine işleyen bir nem sebebiyle aşağı kısmı yarılıp, ondan çıkan köklerin yerde yayılmasında ve üst kısmından çıkan filizlerden; şekilleri, renkleri, ko kuları vesâir birçok özellikleri farklı farklı olan yaprak ların, çiçeklerin, meyvelerin ve ürünlerin yetişmesinde, elbette bunları yoktan var eden Zât’ın, mükemmel bir ilim, kudret ve hikmete sahip tek bir İlâh olduğuna dâir çok büyük deliller vardır.)— M.Ustaosmanoğlu
16:11
12
وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ ٢١
Ve sehhara lekumul leyle ven nehâre veş şemse vel kamer(kamere), ven nucûmu musahharâtun bi emrih(emrihî), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Yine O, geceyi ve gündüzü, güneşi ve ay`ı (akıllı varlıklar gibi) sizin için emre âmâde kılmıştır. (Bu yüzden onlar sizin uykunuz ve istirahatiniz için, ayrıca ziraat ve hayvan otarma gibi faydanıza olan işle re çalışabilmeniz için peş peşe gelip giderler. Güneş ve ay da, yörüngelerindeki seyr ü hareketleri ve aydınlat malarıyla, bitkileri ve ekinleri büyütmekte, ayrıca ürünlerin yetişmesine ve renklenmesine tesir etmek tedirler.) Yıldızlar da O’nun emr (ve irâdes)ine boyun eğ diril(dikleri için kendilerinden istenen hiçbir vazifeyi eksik etmey)en varlıklardır. (Böylece onlar Allâh-u Te`âlâ’nın irâde buyurduğu şe kilde, yaratıldıkları ga yeye hizmet etmektedirler.) İşte muhakkak ki (aşırı zekâya ve ince düşünmeye ihtiyaç olmaksızın, sadece aklı olup) anlamakta bulunan bir kavim için elbette bunda pek çok ve çok büyük âyetler (ve apaçık deliller) bulunmaktadır.— M.Ustaosmanoğlu
16:12
13
وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ ٣١
Ve mâ zerae lekum fîl ardı muhtelifen elvânuh(elvânuhu), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Türleri/ renkleri/ farklı farklı olarak, yerde sizin için üretip türettiği (hayvanlar, bitkiler ve ma denler gibi) şeyleri de (sizin için hizmete âmâde kıldı). İşte muhakkak ki iyice düşünen bir kavim için elbette bunda pek büyük bir âyet vardır (ki o delil, hiçbir hususta hiçbir şeyin, bu işlere Kâdir olan Zât’a benzeyemeyeceğini açıkça göstermektedir).— M.Ustaosmanoğlu
16:13
14
وَهُوَ الَّذ۪ي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٤١
Ve huvellezî sehharel bahre li te’kulû minhu lahmen tariyyen ve testahricû minhu hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke mevâhira fîhi ve li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Yine ancak O’dur O Zât ki; kendisinden tap taze bir et yiyesiniz ve (inci ve mercan gibi,) kendile rini (takı olarak) giyinebileceğiniz bir süs eşyasını ondan çıkarasınız diye denizi (sizin için) hizmete âmâde kılmıştır! (Ey insan!) Sen gemileri onun içerisinde yara yara akıp giderlerken görürsün! Böylece tâ ki siz O (Allâh-u Sübhânehû)nun bol rızkından (nasibi nizi) arayasınız, bir de siz (İslâm’a girip ibadette bulunarak, mazhar olduğunuz nimetlerin sahibine) şükredesiniz!— M.Ustaosmanoğlu
16:14
15
وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَاَنْهَاراً وَسُبُلاً لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ ٥١
Ve elkâ fîl ardı revâsiye en temîde bikum ve enhâren ve subulen leallekum tehtedûn(tehtedûne).
O (Rabbiniz), (toprak, su üstündeki gemi gibi) sizi sallamasın diye yer(yüzün)de sağlam dağlar, ayrıca ırmaklar ve yollar koydu. Tâ ki siz (maksat larınıza ve Rabbinizi bilme yoluna) erişesiniz.— M.Ustaosmanoğlu
16:15
16
وَعَلَامَاتٍۜ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ ٦١
Ve alâmât(alâmatin), ve bin necmi hum yehtedûn(yehtedûne).
(Dağlar, pınarlar ve toprak kokuları gibi, yolda kalanların kendilerinden istifâde ederek yol bulmaya delil çıkarabilecekleri) birtakım alâmetleri de (dün yaya o yerleştirdi)! Bir de onlar (karada ve denizde geceleyin) yıldızlarla yol bulurlar!— M.Ustaosmanoğlu
16:16
17
اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٧١
E fe men yahluku ke men lâ yahluk(yahluku), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
(İstediği her şeyi ve bahsi geçen eşsiz varlıkları) yaratan bir Zât (herhangi bir şeyi) yaratamayan kimse gibi olur mu hiç? (Aklı olan varlıklar bile, yaratanla bir olamazken, ya akılsız putlar ve cansız varlıklar nasıl O’na ortak olabilirler?) Siz hiç iyice düşünmüyor musunuz?— M.Ustaosmanoğlu
16:17
18
وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ٨١
Ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ, innallâhe le gafûrun rahîm(rahîmun).
Allâh’ın (size lûtfetmiş olduğu tüm) nimetlerini saymaya başlasanız, onları(n fertleri bir yana, türle rini bile) sayıp bitirme imkânı bulamazsınız. Şüp hesiz ki Allâh elbette (çokça bağışlayan, bu yüzden bunca nimetlerine karşı yaptığınız nankörlüklerin gü nahını örtüp, hak ettiğiniz cezayı peşin vermeyen bir) Ğafûr’dur; (kullarına çokça acıyan, bu sebeple de mah rumiyet gerektiren bunca kâfirlik ve isyanınıza rağmen nimetlerini sizden kesmeyen bir) Rahîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
16:18
19
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ٩١
Vallâhu ya’lemu mâ tusirrûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne).
Allâh (inanç ve amel olarak) gizlemekte olduğunuz şeyleri de, açıklamakta bulunduğunuz şeyleri de bilmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
16:19
20
وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ ٠٢
Vellezîne yed’ûne min dûnillâhi lâ yahlukûne şey’en ve hum yuhlekûn(yuhlekûne).
Ama o (kâfir ola)nların Allâh’ı bırakıp da tap makta oldukları şeyler hiçbir şey yaratamazlar. Üstelik kendileri (yaratılmıştırlar, aynı vasıfta olan niceleri de sürekli) yaratılmaktadırlar!— M.Ustaosmanoğlu
16:20
21
اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟ ١٢
Emvâtun gayru ahyâ’(ahyâin), ve mâ yeş’urûne eyyâne yub’asûn(yub’asûne).
(O bâtıl tanrılar diğer canlılar gibi) ölülerdir, diriler değillerdir! (Kendilerinin de, tapanlarının da) ne zaman diriltilecek olduklarını dahi bilemezler! (Hal böyleyken, âhirette müşriklere nasıl şefaat ede bilirler?)— M.Ustaosmanoğlu
16:21
22
اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ ٢٢
İlâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fellezîne lâ yu’minûne bil âhirati kulûbuhum munkiretun ve hum mustekbirûn(mustekbirûne).
(Artık bütün bu âyetler ışığında şu hakikat kesin kes sabit olmuştur ki;) sizin İlâhınız (olan Allâh) bir tek İlâh`tır! Ama o kimseler ki âhirete inanmamak tadırlar; işte onların kalpleri (tevhîde delâlet eden âyetleri) inkâr edicidir ve kendileri (gördükleri açık delillerin gösterdiği hakikate inanmak mecburiyetinde kaldıkları halde, bunları kabullenmekten inadına) bü yüklük taslayıcıdırlar.— M.Ustaosmanoğlu
16:22
23
لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ ٣٢
Lâ cereme ennallâhe ya’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne), innehu lâ yuhıbbul mustekbirîn(mustekbirîne).
(Şu) gerçek ortaya çıktı ki; şüphesiz Allâh onların gizlemekte olduğu şeyleri de, açıkça ortaya koydukları şeyleri de bilmektedir. (Dolayısıyla hak ettikleri cezaları verecektir.) Muhakkak ki O, (herhan gi bir konuda herhangi bir şahsa karşı) büyüklük taslayanları sevmez! (Hele Kendisine imandan ve âyet lerine inanmaktan kibredenleri ise hiç sevmez ve bu yaptıklarına rıza göstermez!)— M.Ustaosmanoğlu
16:23
24
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۙ قَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ٤٢
Ve izâ kîle lehum mâ zâ enzele rabbukum kâlû esâtîrul evvelîn(evvelîne).
(Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in gönderil diği haberini alarak tâ uzaklardan ona inanmak için ge lenler tarafından) o (büyüklük taslaya)nlara: “Rabbi niz (Muhammed’e) neyi indirdi?” denildiği zaman: “Evvelkilerin (uydurup) yazmış olduğu hikâyeler!” derler.— M.Ustaosmanoğlu
16:24
25
لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟ ٥٢
Liyahmilû evzârehum kâmileten yevmel kıyâmeti ve min evzârillezîne yudıllûnehum bi gayri ilm(ilmin), e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).
Nihâyet onlar (günahlarını sildirecek bir amel leri bulunmadığı için) kıyâmet günü (günah) yükleri ni tam olarak taşıyacaklar, (yollarının yanlışlığını ve kendilerini sevk edeceği azâbı) bilmeksizin kendile rini saptırmakta oldukları kimselerin birkısım yük lerini de (taşıyacaklardır. Ama taşıdıkları yine kendi yükleri olacaktır, zira onların kötü yola düşmelerine sebebiyet veren de yine kendileri olmuştur)! Âgâh olun ki; onların yüklenmekte oldukları o şey ne kötü olmuştur!— M.Ustaosmanoğlu
16:25
26
قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٦٢
Kad mekerellezîne min kablihim fe etallâhu bunyânehum minel kavâıdi fe harre aleyhimus sakfu min fevkıhim ve etâhumul azâbu min haysu lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Onlardan öncekiler de (peygamberlerinin getirdiği hak dini iptal için) gerçekten tuzak kurmuştu. Ama Allâh(ın, kasırga ve zelzele gibi yıkıcı azapları) onların (sağlamca yaptıkları) binalarına temeller(in) den gelmiş, böylece (kendileri altında bulunuyorlar ken) tavan(ları) üzerlerinden doğru tepelerine düşmüş ve azap onlara hiç fark edemeyecekleri (aksine kendilerini koruyacak diye fayda umdukları) bir yönden gelmişti. Müfessirlerin cumhûruna göre; bu âyet-i kerîme İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın zamanında yeryüzünün en büyük hükümdârı olan Nemrûd ibni Ken`ân’dan bahsetmektedir, şöyle ki o; göğe doğru yükselip kendi anlayışına göre gök ehliyle savaşmak için Bâbil’de beş bin arşın uzunluğunda bir köşk yaptırmıştı. Derken Allâh-u Te`âlâ bir kasırga estirerek onu yıktırıp kulesini denize attı. Geri kalan kısmı da altında bulunan insanların üzerine çöktü. O güne kadar insanlar sadece birkaç dil konuşabiliyorken, o günün dehşetinden insanlar yetmiş üç lisan konuşmaya başladılar. Lisanların karışmasından dolayı oraya Bâbil adı verildi. (Beğavî, Hâzin, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
16:26
27
ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ ٧٢
Summe yevmel kıyâmeti yuhzîhim ve yekûlu eyne şurekâiyellezîne kuntum tuşâkkûne fîhim, kâlellezîne ûtul ilme innel hızyel yevme ves sûe alel kâfirîn(kâfirîne).
(Allâh-u Te’âlâ İslâm aleyhine gizli faaliyetler içerisine giren kimseleri dünyada peşinen cezalandırdıktan) sonra özellikle kıyâmet günü onları (manevî huzurunda toplayıp) rezil(- ü rüsvây) edecek ve: “Kendileri(nin ilâhlıkları) hakkında (peygamberler ve etbâ`ıyla) çekişmekte bulunmuş olduğunuz o Benim ortaklarım nerede(ler, niçin bugün size yardıma gelemiyorlar)?” buyuracaktır. (İşte o zaman mahşerde bulunan peygamberler ve tevhîd delillerine dâir) kendilerine ilim verilmiş olan kimseler de dedi ki: “Bugündeki tüm rezillik ve kötü azaplar hiç şüphesiz ki (Allâh’ı, âyetlerini ve peygamberlerini inkâr eden) o kâfirler üzerinde (yerleşmiş)dir.”— M.Ustaosmanoğlu
16:27
28
اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨٢
Ellezîne teteveffâhumul melâiketu zâlimî enfusihim fe elkavus seleme mâ kunnâ na’melu min sû’(sûin), belâ innallâhe alîmun bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
O kimseler ki (şirk koşarak ) nefislerine zulmedici şahıslar hâlin deyken melekler onları vefat ettirmektedir, işte onlar: “Biz (hayatımız boyunca) hiçbir fenalık yapmamaktaydık!” diye tam bir teslimiyet hâli ortaya koydular. (O vakit Allâh-u Te’âlâ tarafından kendilerine şöyle buyrulacaktır) “Hayır! (Siz dediğiniz gibi, kötülük yapmayan insanlar değildiniz!) Şüphesiz ki Allâh sizin yapmakta bulunmuş olduğunuz şeyleri (hakkıyla bilen ve gereken cezayı verecek olan bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
16:28
29
فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ٩٢
Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
Artık içerisinde ebedî kalıcılar olmak üzere cehennemin kapılarından (kendinize ayrılan dereke ye) girin! O (tevhid inancını kabullenmekten) çokça büyüklenen kimselerin ikametgâhı (olan cehennem), gerçekten ne kötü olmuştur!”— M.Ustaosmanoğlu
16:29
30
وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْراًۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ ٠٣
Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne).
(Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in peygamberliğini haber alarak, tâ uzaklardan onu araştırmak için gelen yolcular tarafından,) o (şirkten ve isyandan) hakkıyla sakınmış olan kimselere: “Rabbiniz (Muhammed’e) neyi indirdi?” denildi(ğin)de onlar: “Büyük bir hayrı (indirdi)!” dediler. (İman kelimesi olan kelime-i şehâdet ve kelime-i tevhîd gibi zikirleri tekrar etme ve insanlara İslâm’ı tanıtıp sevdirme gibi) güzel ameller işlemiş bulunan o kimseler için, işte bu dünyada (yardımlar, fetihler ve Allâh-u Te’âlâ’nın medhu senâları gibi) pek güzel bir mükâfat vardır. Hele âhiret yurdu(nda karşılaşacakları sonsuz mükâfatlar) elbette (dünyada elde ettiklerinden) çok daha iyidir. O takvâ sahiplerinin yurdu (olan cennet) elbette ne güzel olmuştur! Rivayete göre; Arap kabileleri hac mevsimi günlerinde Mekke’ye birtakım elçiler göndererek Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in durumunu araştırıyorlardı. Gelen elçi Hıcr Sûresi`nin 90. âyet-i kerîmesinde geçen kâfirlere rastlarsa, bu sûrenin 24. âyet-i kerîmesinde zikredilen kötü cevapla karşılaşıyordu. Müminlere rastladığında ise bu âyet-i kerîmede beyan edilen cevapla aydınlanıyordu. (Beyzâvî)— M.Ustaosmanoğlu
16:30
Yükleniyor...
Nahl
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle