Tevbe 129 Ayet Medine · التوبة
9

Tevbe

Tövbe · Medine
9
Tövbe · Medine
التوبة
129
1
بَرَٓاءَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۜ ١
Berâetun minallâhi ve resûlihî ilâllezîne âhedtum minel muşrikîn (muşrikîne).
İşte bu; ahid yaptığınız (ancak ahidlerini bozan) müşriklere, ahidlerinin iptal edildiğini (artık onlarla ve ahid yapılmamış olan Arap Yarımadasındaki müşriklerle ahid yapılmayacağını) haber veren Allah ve rasulünden bir bildiridir.— Z. El-Kudsi
9:1
2
فَس۪يحُوا فِي الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ ٢
Fesîhû fil ardı erbeate eşhurin va'lemû ennekum gayru mu'cizîllâhi ve ennallâhe muhzîl kâfirîn(kâfirîne).
(Ey ahidleri sonlandırılmış ya da kendileriyle ahid yapılmayacak olan Arap Yarımadasındaki müşrikler!) Bu bildiriden itibaren yeryüzünde sadece dört ay (zilhiccenin son yirmi günü, muharrem, safer, rebiulevvel ayları ve rebiulahirin ilk on günü) eman ve güven içinde dolaşabilirsiniz. Ve bilin ki siz, Allah’ı asla âciz bırakamazsınız (tevhide dönmeyip şirk ve küfür üzere ölürseniz Allah’ın azabından kurtulamayacaksınız). Ve muhakkak ki Allah, kâfirleri (dünyada öldürerek veya esaret altına sokarak, ahirette ise cehenneme atarak) rezil (ve perişan) edecektir.— Z. El-Kudsi
9:2
3
وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ٣
Ve ezanun minallâhi ve resûlihî ilân nâsi yevmel haccıl ekberi ennallâhe berîun minel muşrikîne ve resûluhu, fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa'lemû ennekum gayru mu'cizîllâh (mu'cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi azâbin elîm(elîmin).
İşte bu; Allah ve rasulünün müşriklerden beri olduğunu büyük hac gününde (Kurban Bayramının birinci gününde) insanlara ilan eden Allah ve rasulünden bir bildiridir. Ey müşrikler! Eğer (işlediğiniz şirk, küfür ve günahlardan) tevbe ederseniz (ve tevhid dinine girip rasulümüze tâbi olursanız hem dünyada hem de ahirette) bu sizin için hayırlı olur. Eğer (tevhidden ve rasulümüze tâbi olmaktan) yüz çevirirseniz bilin ki siz Allah’ı âciz bırakamazsınız (O’nun azabından kurtulamazsınız). Ey rasulüm! Kâfirleri (Allah’ı, rasulünü ve ona indirilenleri inkâr edenleri) acıklı bir azap ile müjdele!— Z. El-Kudsi
9:3
4
اِلَّا الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْـٔاً وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَداً فَاَتِمُّٓوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٤
İllâllezîne âhedtum minel muşrikîne summe lem yankusûkum şey'en ve lem yuzâhirû aleykum ehaden fe etimmû ileyhim ahdehum ilâ muddetihim, innallâhe yuhıbbul muttekîn (muttekîne).
Ancak müşriklerden, kendileriyle yaptığınız ahidlerden hiçbir şeyi eksiltmeden bütün şartlarını yerine getiren ve sizin aleyhinize hiçbir çalışma yapmayanlara gelince; işte onlarla yaptığınız ahidleri süresi bitinceye kadar devam ettirin! Muhakkak ki Allah muttakileri (emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duran ve bütün ahidlerini güzel bir şekilde yerine getiren kullarını) sever (onları cennetle mükâfaatlandıracaktır).— Z. El-Kudsi
9:4
5
فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
Fe izânselehal eşhurul hurumu faktulûl muşrikîne haysu vecedtumûhum ve huzûhum vahsurûhum vak'udû lehum kulle marsad (marsadin), fe in tâbû ve ekâmûs salâte ve âtûz zekâte fe hallû sebîlehum, innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey iman edenler! Ahidlerini bozan müşriklere eman tanıdığınız aylar (zilhiccenin son yirmi günü, muharrem, safer, rebiulevvel ayları ve rebiulahirin ilk on günü) bittiği zaman müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir alın, (kalelere saklanmış iseler) etraflarını kuşatın ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin! Eğer tevbe eder (işledikleri küfür, şirk ve günahlardan vazgeçip tevhid dinine girer), namazı (rükün ve şartlarına riayet ederek) ikame eder ve zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) verirlerse yollarını açın (her Müslüman gibi eman içinde rahatça gezmelerine izin verin)! Muhakkak ki Allah (غَـفُـور) Ğafûr’dur (küfründen dönüp ihlasla tevbe eden ve bozduklarını düzeltip emirlerine itaat eden kullarının suçlarını kıyamet gününde örtüp onlara azap etmeyendir), (رَحِـيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).— Z. El-Kudsi
9:5
6
وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦
Ve in ehadun minel muşrikînestecâreke fe ecirhu hattâ yesmea kelâmallâhi summe eblighu me'menehu, zâlike bi ennehum kavmun lâ ya'lemûn(ya'lemûne).
Ve ey rasulüm! (Kur’ân’ı dinleyip İslam’ı öğrenmek için) Müşriklerden biri senden eman (korunma) isterse Allah’ın kelamını (Kur’ân’ı) dinleyinceye kadar ona eman ver (onu koruma altına al)! Sonra (İslam’ı kabul etmezse) onu güven içinde olacağı yere ulaştır! İşte bu, onların (İslam’ı) bilmeyen bir topluluk olmalarındandır.— Z. El-Kudsi
9:6
7
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِك۪ينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ رَسُولِه۪ٓ اِلَّا الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۚ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَق۪يمُوا لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٧
Keyfe yekûnu lil muşrikîne ahdun indallâhi ve inde resûlihî illâllezîne âhedtum indel mescidil harâm(harâmi), fe mâstekâmû lekum festekîmû lehum, innallâhe yuhıbbul muttekîn(muttekîne).
(Ahidlerini bozan, imkân bulduklarında tereddüt etmeden İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık göstermekten çekinmeyen) Müşriklerin Allah katında ve rasulü katında nasıl ahidleri olabilir?! Ancak Mescid-i Haram yanında ahid yaptığınız (ve ahidlerini bozmayan) müşrikler hariç; onlar sizinle yaptıkları ahde sadık kaldıkları müddetçe siz de onlarla yaptığınız ahde sadık kalın! Muhakkak ki Allah muttakileri (ahidlerine sadık kalanları ve Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranları) sever (onları hak ettikleri şekilde mükâfaatlandıracaktır).— Z. El-Kudsi
9:7
8
كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا ف۪يكُمْ اِلاًّ وَلَا ذِمَّةًۜ يُرْضُونَكُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبٰى قُلُوبُهُمْۚ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَۚ ٨
Keyfe ve in yazherû aleykum lâ yerkubû fîkum illen ve lâ zimmet (zimmeten), yurdûnekum bi efvâhihim ve te'bâ kulûbuhum, ve ekseruhum fâsikûn(fâsikûne).
(Ahidlerini bozan, imkân bulduklarında tereddüt etmeden İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık göstermekten çekinmeyen) O müşriklerin Allah katında ve rasulü katında nasıl ahidleri olabilir?! Onlar sizden daha kuvvetli olduklarını hissettiklerinde size hemen saldırırlar; Allah’ın haklarına, aranızdaki akrabalık bağlarına, anlaşmalara ve yaptığınız ahidlere önem vermezler. Onlar öyle ikiyüzlü kimselerdir ki (korktukları için) sadece ağızlarıyla (dilleriyle) sizi kendilerinden razı ettirmek isterler; fakat kalpleri (size karşı) haset, kin ve nefret doludur. Ve onların çoğu fasık (yaptıkları ahidleri bozdukları için haktan ayrılmış) kimselerdir.— Z. El-Kudsi
9:8
9
اِشْتَرَوْا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَناً قَل۪يلاً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩
İşterev bi âyâtillâhi semenen kalîlen fe saddû an sebîlihî, innehum sâe mâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
(Ahidlerine son verilen müşriklerin diğer bir sıfatı da şudur) Onlar (ahidleri yerine getirmeyi emreden, hakka ve tevhide çağıran) Allah’ın ayetlerini az bir değerle (dünya metaıyla) değiştirerek (hem kendilerini hem de diğer insanları) Allah’ın yolundan saptırırlar. Gerçekten de onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!— Z. El-Kudsi
9:9
10
لَا يَرْقُبُونَ ف۪ي مُؤْمِنٍ اِلاًّ وَلَا ذِمَّةًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ ٠١
Lâ yerkubûne fî mu'minin illen ve lâ zimmeh(zimmeten), ve ulâike humul mu'tedûn(mu'tedûne).
Bir de o müşrikler, (sizden daha kuvvetli olduklarını hissettiklerinde İslam’a olan kinlerinden dolayı) Allah’ın haklarına, mu’minlerle olan akrabalık bağlarına, anlaşmalara ve onlarla yaptıkları ahidlere önem vermezler. İşte onlar Allah’ın koyduğu sınırları (şirk, küfür, zulüm, kötülük ve düşmanlık yaparak) aşanlardır.— Z. El-Kudsi
9:10
11
فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّ۪ينِۜ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ١١
Fe in tâbû ve ekâmus salâte ve âtuz zekâte fe ıhvânukum fîd dîn (dîni), ve nufassılul âyâti li kavmin ya'lemûn(ya'lemûne).
Eğer o müşrikler tevbe eder (işledikleri şirklerden vazgeçip rasulümüze ve ona indirilenlere iman ederek Müslüman olur), namazı (rükün ve şartlarına riayet ederek) ikame eder ve zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) verirlerse sizin dinde kardeşleriniz olurlar. Ayetleri (hakkı ve bâtılı gösteren delilleri), düşünüp anlamak isteyenler için işte bu şekilde açıklıyoruz (çünkü ancak onlar ayetlerimizden öğüt alıp istifade ederler).— Z. El-Kudsi
9:11
12
وَاِنْ نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ فَقَاتِلُٓوا اَئِمَّةَ الْكُفْرِۙ اِنَّهُمْ لَٓا اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ ٢١
Ve in nekesû eymânehum min ba'di ahdihim ve taanû fî dînikum fe kâtilû eimmetel kufri innehum lâ eymâne lehum leallehum yentehûn(yentehûne).
Ve eğer sizinle anlaşma yaptıktan sonra verdikleri (yeminli) sözü bozar veya dininize laf atarlarsa küfrün önderleri ile savaşın! Zira onlar ahidlerinde durmazlar. Olur ki (dininize laf atmaktan ve aleyhinize kâfirlerle iş birliği yapmaktan) vazgeçerler.— Z. El-Kudsi
9:12
13
اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْماً نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُ۫كُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۜ اَتَخْشَوْنَهُمْۚ فَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٣١
E lâ tukâtilûne kavmen nekesû eymânehum ve hemmû bi ihrâcir resûli ve hum bedeûkum evvele merrah(merratin), e tahşevnehum, fallâhu ehakku en tahşevhu in kuntum mu'minîn(mu'minîne).
(Ey iman edenler! Dininize laf atıp size karşı düşmanlarınıza yardım ederek) Ahidlerini bozan ve Rasul’ü (Muhammed’i) yurdundan çıkarmaya çalışan (müşrik) kavimle savaşmayacak mısınız?! Hâlbuki (hem Hudeybiye Antlaşmasında tarafınıza geçen Huzaa’ya hem de daha önce Bedir’de) size saldırarak savaşı ilk başlatan onlardır. Yoksa onlardan korkuyor musunuz?! Eğer (müşriklerden değil de Allah’tan korkmak gerektiğine gerçekten) iman etmişseniz biliniz ki (müşriklere karşı cihadı terk ettiğinizde, vereceği azaptan dolayı) kendisinden korkulmaya asıl layık olan Allah’tır.— Z. El-Kudsi
9:13
14
قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ بِاَيْد۪يكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِن۪ينَۙ ٤١
Kâtilûhum yuazzibhumullâhu bi eydîkum ve yuhzihim ve yansurkum aleyhim ve yeşfi sudûre kavmin mu'minîn(mu'minîne).
Ey iman edenler! Müşriklerle savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları (yenilgiye uğratıp öldürterek ve esir ettirerek) zelil etsin, onlara karşı sizi zafere ulaştırsın ve mu’minlerin kalbine (kâfirlerden intikamlarının alınması sebebiyle sevinç duygusu yerleştirerek) şifa versin.— Z. El-Kudsi
9:14
15
وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْۜ وَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٥١
Ve yuzhib gayza kulûbihim, ve yetûbullâhu alâ men yeşâu, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Ve Allah (müşriklerin İslam’a ve Müslümanlara yaptığı kötülüklerden dolayı) mu’minlerin kalplerindeki öfke ve kızgınlığı (onları müşriklere karşı muzaffer kılarak) gidersin. Allah, (tevbe eden müşriklerden) dilediği kimselerin tevbesini kabul eder. Ve bilin ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (müşrik ve kâfirlerden ihlasla tevbe edenleri ve gizli olsun aşikâr olsun, büyük olsun küçük olsun, her şeyi en ince teferruatına kadar bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
9:15
16
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلَا رَسُولِه۪ وَلَا الْمُؤْمِن۪ينَ وَل۪يجَةًۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟ ٦١
Em hasibtum en tutrekû ve lemmâ ya'lemillâhullezîne câhedû minkum ve lem yettehızû min dûnillâhi ve lâ resûlihî ve lâl mu'minîne velîceh(velîceten), vallâhu habîrun bi mâ ta'melûn(ta'melûne).
Ey iman edenler! Yoksa siz, Allah içinizden (O’nun yolunda ihlasla) cihad edip sadece Allah’ı, rasulünü ve mu’minleri sırdaş edinenler ile müşrikleri sırdaş edinenleri belli etmek için imtihan etmeden bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz?! Ve biliniz ki Allah, işlediğiniz her şeyden haberdardır (her şeyi gizlisiyle açığıyla en ince teferruatına kadar bilendir ve buna göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
9:16
17
مَا كَانَ لِلْمُشْرِك۪ينَ اَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللّٰهِ شَاهِد۪ينَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْۚ وَفِي النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ ٧١
Mâ kâne lil muşrikîne en ya'murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr(kufri), ulâike habitat a'mâluhum ve fîn nâri hum hâlidûn (hâlidûne).
Müşrikler, kâfir olduklarına hâl ve hareketleriyle bizzat kendileri şahidlik ederken Allah’ın mescidlerini onarmaya (veya oralarda bulunmaya asla) layık değildirler. Onların yaptığı (iyi) ameller boşa gitmiştir ve onlar, ateşte ebedî kalıcıdırlar.— Z. El-Kudsi
9:17
18
اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ ٨١
İnnemâ ya'muru mesâcidallâhi men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve ekâmes salâte ve âtez zekâte ve lem yahşe illâllâhe fe asâ ulâike en yekûnû minel muhtedîn(muhtedîne).
Allah’ın mescidlerini imar etmeye (oraları onarmaya ve oralarda bulunup ibadet etmeye) layık olanlar ancak; Allah’a (hiçbir şeyi şirk koşmadan gerektiği şekilde) iman edenler, (kulların diriltilip hesaba çekileceği) ahiret gününe iman edenler, namazı (rükün ve şartlarına riayet ederek) ikame edenler, zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) verenler ve (Allah’a itaat etme konusunda) Allah’tan başka hiç kimseden korkmayanlardır. İşte hidayet (hak ve doğru yol) üzere olanlar ancak bu (sıfatlara sahip olan) kişilerdir.— Z. El-Kudsi
9:18
19
اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَٓاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۢ ٩١
E cealtum sikâyetel hâcci ve ımâratel mescidil harâmi ke men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve câhede fî sebilillâh(sebilillâhi), lâ yestevûne indallâh(indallâhi), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Hac için gelenlere (içine kuru üzüm karıştırılmış lezzetli) su ikram etmeyi ve Mescid-i Haram’ı imar etmeyi (onarıp temizleyerek hizmet etmeyi), Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda (O’nun şeriatini hayatın her yönüne hâkim kılmak için) cihad etmekle eşit mi tutuyorsunuz?! Hayır! Bunlar Allah katında hiçbir zaman eşit olmazlar. Bilin ki Allah, zalimleri (Allah’a şirk koşarak nefsine zulmedenleri, hayır ameller işleseler bile şirk üzere oldukları müddetçe) doğru yola muvaffak kılmaz.— Z. El-Kudsi
9:19
20
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ٠٢
Ellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi bi emvâlihim ve enfusihim a'zamu dereceten indallâh(indallâhi) ve ulâike humul fâizûn (fâizûne).
(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere ihlasla) İman eden, (sırf Allah’ın rızasını kazanmak için) hicret eden ve Allah yolunda (O’nun şeriatini hayatın her yönüne hâkim kılmak için) hem malları hem de canlarıyla cihad edenlere gelince; onlar Allah katında (hacca gelenlere su dağıtan ya da Mescid-i Haram’ı onarıp temizleyenlerden) daha üstündürler. Ve mükâfaat olarak cenneti kazananlar, ancak bu sıfatlara sahip olanlardır.— Z. El-Kudsi
9:20
21
يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ ف۪يهَا نَع۪يمٌ مُق۪يمٌۙ ١٢
Yubeşşiruhum rabbuhum bi rahmetin minhu ve rıdvânin ve cennâtin lehum fîhâ naîmun mukîm(mukîmun).
İşte bu kimselere Rableri; kendi katından (onları sevindirip mutlu edecek geniş) bir rahmet vereceğini, onlardan hep razı olacağını ve onları içinde hiç bitmeyen nimetler bulunan cennetlere yerleştireceğini müjdelemektedir.— Z. El-Kudsi
9:21
22
خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٢٢
Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), innallâhe indehû ecrun azîm (azîmun).
Onlar cennetteki nimetler içinde sonsuza kadar kalacaklardır. Muhakkak ki (ihlasla Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duran mu’min kullara) Allah katında çok büyük mükâfaatlar vardır.— Z. El-Kudsi
9:22
23
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُٓوا اٰبَٓاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَٓاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْا۪يمَانِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٣٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû âbâekum ve ihvânekum evliyâe inistehabbûl kufre alâl îmâni, ve men yetevellehum minkum fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imanı (tevhidi) değil de şirki ve küfrü seçerse onları veli (dost) edinmeyin (onları sevmeyin, Müslümanlara karşı desteklemeyin ve onlara Müslümanların sırlarını vermeyin)! İçinizden kim onları veli (dost) edinirse bilin ki işte onlar (nefislerini helake sürükleyerek) kendilerine zulmetmiş olanlardır.— Z. El-Kudsi
9:23
24
قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَش۪يرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَـهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَجِهَادٍ ف۪ي سَب۪يلِه۪ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ ٤٢
Kul in kâne âbâukum ve ebnâukum ve ıhvânukum ve ezvâcukum ve aşîretukum ve emvâlunıktereftumûhâ ve ticâratun tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileykum minallâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlihî fe terabbesû hattâ ye'tiyallâhu bi emrihî, vallâhu lâ yehdîl kavmel fasikîn(fasikîne).
Ey rasulüm! De ki: “Eğer babalarınız (babalarınız ve anneleriniz), çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elde ettiğiniz mallar, kazanç getirmesini umup zarara uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler size Allah’tan, rasulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise bundan dolayı (başınıza her an) Allah’ın (azap) emrinin gelmesini bekleyin! Ve bilin ki Allah, fasıklara (kâfir akrabalarına vela göstererek ya da sevdiği şeyleri Allah için terk edemeyerek Allah’ın emirlerine itaat etmeyenlere) hidayet etmez (onları hakka ulaşmaya muvaffak kılmaz).”— Z. El-Kudsi
9:24
25
لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَوَاطِنَ كَث۪يرَةٍۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍۙ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَـثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْـٔاً وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِر۪ينَۚ ٥٢
Lekad nasarakumullâhu fî mevâtıne kesîratin ve yevme huneynin iz a'cebetkum kesretukum fe lem tugni ankum şey'en ve dâkat aleykumul ardu bi mâ rahubet summe velleytum mudbirîn(mudbirîne).
(Ey iman edenler!) Hatırlayın, (sayınız kâfirlere nazaran az olmasına rağmen Allah’a tevekkülünüzden dolayı) Allah sizi birçok savaşta yardımıyla muzaffer kılmıştı. Huneyn Gününde ise sayınızın çokluğu hoşunuza gitti (ve buna güvendiniz). Fakat sayınızın çokluğu size hiçbir fayda vermedi (hezimete uğradınız) ve yeryüzü geniş olmasına rağmen size dar geldi (öyle ki sığınacak yer bulamadınız). Sonra da arkanızı dönüp (düşmandan) kaçtınız.— Z. El-Kudsi
9:25
26
ثُمَّ اَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَنْزَلَ جُنُوداً لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ ٦٢
Summe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alâl mu'minîne ve enzele cunûden lem terevhâ ve azzebellezîne keferû ve zâlike cezâul kâfirîn(kâfirîne).
(Huneyn Savaşının başındaki bu hezimetten) Sonra Allah, rasulünün ve mu’minlerin üzerine sekînetini (mutmainlik, huzur ve sebat) indirdi. Ve görmediğiniz erler (melekler) indirdi. Ve (Allah’ın tevhidini, rasulünü ve Kur’ân’ı) inkâr edenleri (bir kısmını öldürüp helak ederek, bir kısmını da esaret altına sokarak) azaba uğrattı. İşte, kâfirlerin (hakkı inkâr edip rasullere ve mu’minlere savaş açanların) cezası budur!— Z. El-Kudsi
9:26
27
ثُمَّ يَتُوبُ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٧٢
Summe yetûbullâhu min ba'di zâlike alâ men yeşâu, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Sonra savaşın ardından Allah, (küfür ve şirklerinden tevbe eden müşriklerden) dilediği kimselerin (tevbesinde ihlaslı olanların) tevbesini kabul eder. Ve Allah (غَـفُـور) Ğafûr’dur (küfründen dönüp ihlasla tevbe eden ve bozduklarını düzeltip emirlerine itaat eden kullarının suçlarını kıyamet gününde örtüp onlara azap etmeyendir), (رَحِـيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).— Z. El-Kudsi
9:27
28
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَاۚ وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْن۪يكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ٓ اِنْ شَٓاءَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٨٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemâl muşrikûne necesun fe lâ yakrabûl mescidel harâme ba’de âmihim hâzâ ve in hıftum ayleten fe sevfe yugnîkumullâhu min fadlihî in şâe, innallâhe alîmun hakîm(hakîmun).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Muhakkak ki müşrikler (Allah’a şirk koştukları için inanç ve düşünce bakımından manevi olarak) pistir. Artık bu seneden sonra Mescid-i Haram’a (hac, umre, tavaf ya da kendilerine has ibadetlerini yapmak için) yaklaşmasınlar. Eğer (müşriklerin Mescid-i Haram’a gelirken getirdikleri yiyeceklerin artık gelmemesi sebebiyle) geçim sıkıntısına düşmekten korkup endişe ederseniz bilin ki Allah, dilerse fazlından vererek (bol lütuf ve ikramıyla) sizi zengin kılar (müşriklere muhtaç bırakmaz). Muhakkak ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (kimlerin zengin kimlerin fakir olacağını, kullarının maslahatına olan hükümleri ve gizli olsun aşikâr olsun, büyük olsun küçük olsun, her şeyi en ince teferruatına kadar bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
9:28
29
قَاتِلُوا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَد۪ينُونَ د۪ينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حَتّٰى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ۟ ٩٢
Kâtilûllezîne lâ yu’minûne billâhi ve lâ bil yevmil âhıri ve lâ yuharrimûne mâ harramallâhu ve resûluhu ve lâ yedînûne dînel hakkı minellezîne ûtûl kitâbe hattâ yu’tûl cizyete an yedin ve hum sâgirûn(sâgirûne).
Ey iman edenler! Allah’a iman etmeyen (O’nu her türlü noksan sıfattan tenzih etmeyip zatında, sıfatlarında, fiillerinde birlemeyen ve her türlü şirkten temizlenmeyen), ahiret gününe (insanların öldükten sonra hesaba çekileceklerine ve dünyadaki amellerine göre cennete ya da cehenneme gireceklerine) inanmayan, Allah’ın (Kur’ân’da) ve rasulünün (sahih sünnette) haram kıldığı şeyleri haram kabul etmeyen ve hak dine (İslam şeriatine) boyun eğmeyen kitap ehliyle (Yahudi ve Hristiyanlarla), zelil ve boyun eğmiş bir şekilde kendi elleriyle (size) cizye verinceye kadar savaşın!— Z. El-Kudsi
9:29
30
وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌۨ ابْنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَس۪يحُ ابْنُ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْۚ يُضَاهِؤُ۫نَ قَوْلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُۜ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُۘ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٠٣
Ve kâletil yahûdu uzeyrunibnullâhi ve kâletin nasârâl mesîhubnullâh(mesîhubnullâhi) zâlike kavluhum bi efvâhihim yudâhiûne kavlellezîne keferû min kablu kâtelehumullâh(kâtelehumullâhu) ennâ yu'fekûn(yu'fekûne).
(Yahudi ve Hristiyanlar şirke düşmüşlerdir.) Yahudiler, “Uzeyr Allah’ın oğludur.” dediler, Hristiyanlar da “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur.” dediler. İşte bu sözler, onların kendi ağızlarıyla uydurdukları (hiçbir delile dayanmayan ve iftira olan) sözlerdir. Onların bu sözleri, (“Melekler Allah’ın kızlarıdır.” diyen) daha önceki kâfirlerin sözlerine benzemektedir. Allah onları (bu iftiralarından dolayı) helak etsin! Onlar nasıl da haktan ayrılıp bâtılın peşine düşüyorlar?!— Z. El-Kudsi
9:30
Yükleniyor...
Tevbe
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle