Lokman 34 Ayet Mekke · لقمان
31

Lokman

Lokman · Mekke
31
Lokman · Mekke
لقمان
34
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif, lâm, mîm.* [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
31:1
2
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ ٢
Tilke âyâtul kitâbil hakîm(hakîmi).
İşte bu (gibi harflerden müteşekkil olan) ayetler hikmet dolu kitabın (Kur’ân’ın) ayetleridir.— Z. El-Kudsi
31:2
3
هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِن۪ينَۙ ٣
Huden ve rahmeten lil muhsinîn(muhsinîne).
Sana inen bu ayetler, muhsinler (tevhide sarılıp hiç şirk koşmayan ve salih ameller işleyip her hâlükârda Rabbine itaat eden ihlaslı kullar) için hidayet (doğru yola ileten) ve rahmet (hem dünya hem de ahiret mutluluğuna vesile) olan ayetlerdir.— Z. El-Kudsi
31:3
4
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ ٤
Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkinûn(yûkinûne).
İşte o muhsinler, namazı ikame eden (rükün ve şartlarına riayet ederek kılan) ve zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) veren kimselerdir. Ve onlar, ahirete (o gün olacak dirilişe ve hesaba, verilecek mükâfaata ve cezaya) de yakinen (hiç şüphe etmeden) inanırlar.— Z. El-Kudsi
31:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٥
Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
İşte bu sıfatlara sahip olanlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve onlar, (hem dünyada hem de ahirette) kazananlardan olacaklardır.— Z. El-Kudsi
31:5
6
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ٦
Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
İnsanlardan öyleleri de vardır ki hiçbir ilmî delile dayanmadan, sırf insanları Allah’ın yolundan saptırmak için meşgul edici boş sözleri seçerler ve Allah’ın diniyle (hükümleriyle) alay etmek için kullanırlar. İşte böyle sıfatlara sahip olanlar için (ahirette) alçaltıcı ve zelil edici bir azap vardır.— Z. El-Kudsi
31:6
7
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِراً كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْراًۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٧
Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiren ke en lem yesma’hâ ke enne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Ve Allah’ın diniyle alay eden o kimseye ayetlerimiz okunduğunda kibirlenerek yüz çevirip uzaklaşır. Sanki hiç duymamış gibi… Sanki kulaklarında bir sağırlık varmış gibi... Ey rasulüm! Böyle kimseleri çok can yakıcı bir azap ile müjdele!— Z. El-Kudsi
31:7
8
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ ٨
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum cennâtun na’îm(na’îmi).
(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere ihlasla) İman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; işte onlar için mutluluğu ve nimetleri eksilmeyen ve bitmeyen cennetler vardır.— Z. El-Kudsi
31:8
9
خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقاًّۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٩
Hâlidîne fîhâ, va’dallâhi hakkâ(hakkan), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Onlar, cennetteki nimetler içinde ebedî olarak kalacaklardır. İşte bu, Allah’ın onlara verdiği hak sözüdür (mutlaka gerçekleşecektir). Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (الْحَكِيم) el-Ḥakîm’dir (yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
31:9
10
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ٠١
Halakas semâvâti bi gayri amedin terevnehâ ve elkâ fîl ardı revâsiye en temîde bikum ve besse fîhâ min kulli dâbbeh(dâbbetin), ve enzelnâ mines semâi mâen fe enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).
Allah; gökleri, gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yaratmış, yeryüzü sallanıp da sizi sarsmasın diye oraya (kökü derinde sabit olan) sağlam dağlar yerleştirmiş ve yeryüzünde yürüyen çeşit çeşit canlıları (yaratıp) değişik yerlere yaymıştır. Ve biz, gökten su indirip (onunla) yerde çeşit çeşit, güzel görünüşlü ve faydalı her bitkiden bitirdik.— Z. El-Kudsi
31:10
11
هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ ١١
Hâzâ halkullâhi fe erûnî mâzâ halakallezîne min dûnih(dûnihî), beliz zâlimûne fî dalâlin mubîn(mubînin).
İşte bu zikredilenler, Allah’ın yarattığı şeylerdir. Ey müşrikler! Allah’tan başka ibadet ettiğiniz varlıkların ne yarattığını bana gösterin bakalım! Hayır, gösteremezler. Muhakkak ki zalimler (Allah’ın tevhidini kabul etmeyip O’na şirk koşarak nefsine zulmedenler), apaçık bir sapıklık içindedirler (çünkü hiçbir şey yaratamayan, bilakis yaratılmış olan varlıkları Allah’a ortak koşmaktadırlar).— Z. El-Kudsi
31:11
12
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٢١
Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâh(lillâhi), ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsih(nefsihî), ve men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîd(hamîdun).
Ve yemin olsun ki biz Lokman’a hikmet (dinde ince anlayış ve hakka isabet etme yeteneği) verdik ve ona şöyle dedik: “Ey Lokman! (Sana verdiği nimetlerden dolayı) Allah’a şükret (sadece O’na ibadet et ve mutlak itaat hakkını* sadece O’na ver)! Ve bil ki kim Rabbine şükrederse faydası sadece kendisinedir (çünkü Allah’ın onun şükrüne ihtiyacı yoktur). Kim de (hak kendisine apaçık geldiği hâlde Allah’ın tevhidini ve verdiği nimetleri) inkâr ederse bilsin ki küfrünün zararı kendisine aittir (Allah’a hiçbir zarar veremez). Çünkü Allah (غَـنِـيّ) Ğaniyy’dir (hiçbir şeye muhtaç değildir; bütün varlıklar, varlıklarında ve varlıklarının devamında O’na muhtaçtır), (حَـمِيـد) Ḥamîd’dir (sahip olduğu güzel isimlerinden, mükemmel sıfatlarından ve yaptığı fiillerden dolayı hamdedilip övülmeyi hak edendir).” [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]— Z. El-Kudsi
31:12
13
وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ ٣١
Ve iz kâle lukmânu libnihî ve huve yaızuhu yâ buneyye lâ tuşrik billâh(billâhi), inneş şirke le zulmun azîm(azîmun).
Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Ey oğulcuğum! Sakın Allah’a hiçbir şeyi şirk koşma! Muhakkak ki şirk, büyük bir zulümdür (çünkü hem Allah’ın hakkına tecavüz hem de ebedî cehennemde kalmaya sebep olduğundan nefse zulümdür).”— Z. El-Kudsi
31:13
14
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ٤١
Ve vassaynel insâne bi vâlideyh(vâlideyhi), hamelethu ummuhu vehnen alâ vehnin ve fisâluhu fî âmeyni enişkurlî ve li vâlideyk(vâlideyke), ileyyel masîr(masîru).
Ve biz insana, (Allah’a masiyet olmadığı müddetçe) ana babasına itaat edip iyilik yapmasını emrettik. Annesi onu, (gerek hamileliğin sıkıntısından gerekse bebeğin ağırlığından dolayı) zorluk üstüne zorlukla karnında taşır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içindedir. Ve ona şunu emrettik: “(Verdiğim bütün nimetler için) Bana şükret (sadece bana ibadet et ve mutlak itaat hakkını sadece bana ver) ve (seni küçükken bakıp terbiye ettikleri için) ana babana (haklarını vererek) şükret! Ve unutma ki dönüş banadır (herkese hak ettiği karşılığı vereceğim).”— Z. El-Kudsi
31:14
15
وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٥١
Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
“Ve eğer ana baban (körü körüne, delilini) bilmediğin bir konuda, bana ortak koşman için seni zorlarlarsa sakın onlara itaat etme! (Çünkü yaratıcıya isyan konusunda hiçbir mahluka itaat yoktur.) Fakat (Allah’a karşı gelmemek şartıyla) dünyada onlara iyi davran! Ve (hem tevhid hem de mutlak itaatte) bana tâbi olanların yoluna tâbi ol! Biliniz ki hepinizin dönüşü sadece banadır, yapmış olduklarınızı size haber vereceğim (ve ona göre hesap soracağım).”— Z. El-Kudsi
31:15
16
يَا بُنَيَّ اِنَّـهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ ٦١
Yâ buneyye innehâ in teku miskâle habbetin min hardalin fe tekun fî sahretin ev fîs semâvâti ev fîl ardı ye’ti bihâllâh(bihâllâhu), innellâhe latîfun habîr(habîrun).
“Ey oğulcuğum! Yapılan kötülük ya da iyilik, bir hardal tanesi kadar küçük ve (kimsenin bilmediği) bir kayanın içine saklanmış olsa veya göklerde ya da yerde (kimsenin bilmediği bir yerde) olsa bile mutlaka Allah onu (kıyamet gününde) getirecektir (ve sahibine karşılığını verecektir). Muhakkak ki Allah (لَـطِيـف) Latīf’tir (ne kadar küçük ve ince olsa bile hiçbir şey O’na gizli değildir), (خَـبِيـر) Ḫabîr’dir (kullarının her hâlini gizlisiyle açığıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır).”— Z. El-Kudsi
31:16
17
يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ ٧١
Yâ buneyye ekımıs salâte ve’mur bil ma’rûfi venhe anil munkeri vasbir alâ mâ esâbek(esâbeke), inne zâlike min azmil umûr(umûri).
“Ey oğulcuğum! Namazı ikame et (rükün ve şartlarına riayet ederek kıl), marufu (şeriatin emrettiği şeyleri) emret ve münkerden (şeriatin yasakladığı şeylerden) sakındır! Bu amellerinden dolayı başına gelen eziyetlere sabret! Bu emirleri mutlaka yerine getirmen gerektiğini ve bu konuda muhayyer olmadığını bil!”— Z. El-Kudsi
31:17
18
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحاًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ ٨١
Ve lâ tusa’ir haddeke lin nâsi ve lâ temşi fîl ardı merahâ(merahan) innellâhe lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûr(fehûrin).
“Ve küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, (verdiği nimetlere şükretmeyen) kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.”— Z. El-Kudsi
31:18
19
وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ ٩١
Vaksid fî meşyike vagdud min savtik(savtike), inne enkerel asvâti le savtul hamîr(hamîri).
“Ve yürüyüşünde mutedil ol (ne yavaş ne de hızlı, ikisi arasında normal hızda yürü) ve (konuşurken dinleyenleri rahatsız edecek şekilde) sesini çok yükseltme! Unutma ki seslerin en çirkini, eşeğin sesidir (anırmasıdır).”— Z. El-Kudsi
31:19
20
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ ٠٢
E lem terev ennellâhe sehhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve esbega aleykum niamehu zâhireten ve bâtıneh(bâtıneten), ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
Ey insanlar! Allah’ın, göklerde de yerde de nice varlık ve imkânları sizin faydanız için boyun eğdirdiğini, nimetlerini gizli ve açık olarak size bolca ihsan ettiğini görmüyor musunuz?! Buna rağmen insanlardan öyleleri de vardır ki Allah hakkında (birliği ve şeriati hakkında) bilgisizce, doğruya ileten selim akıl olmaksızın ve (Allah tarafından indirilen) aydınlatıcı hiçbir kitaba tâbi olmaksızın cedelleşir.— Z. El-Kudsi
31:20
21
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ١٢
Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, e ve lev kâneş şeytânu yed’ûhum ilâ azâbis saîr(saîri).
Ve Allah hakkında ilimsizce cedelleşen o müşriklere, “Allah’ın, rasulüne indirdiği vahye tâbi olun!” denildiğinde “Hayır! Biz ancak babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola tâbi oluruz.” derler. Ya şeytan, onları alevi şiddetli ateş azabına çağırıyor idiyse (o zaman kıyamet gününde hâlleri nice olacak)?!— Z. El-Kudsi
31:21
22
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ ٢٢
Ve men yuslim vechehu ilâllâhi ve huve muhsinun fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, ve ilâllâhi âkibetul umûr(umûri).
Kim de yüzünü Allah’a teslim eder (Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmaz, tevhidi ve bütün amellerini Allah’ın rızası için yapar) ve amellerini muhsin olarak (Allah’ın istediği şekilde) yaparsa işte bu kimse kopmak bilmeyen (cenneti kazandıran) sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Ve biliniz ki yapılan amellerin (ahiretteki) hükmü sadece Allah’a aittir (hak edene, hak ettiğini verecektir).— Z. El-Kudsi
31:22
23
وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٣٢
Ve men kefere fe lâ yahzunke kufruh(kufruhu), ileynâ merciuhum fe nunebbiuhum bi mâ amil(amilû), innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Ey rasulüm! Kim de kendisine hak geldiği hâlde inkâr ederse onun inkâr etmesine üzülme! (Kıyamet gününde) Onların dönüşü sadece bizedir ve biz onlara (dünyada) yaptıklarını haber vereceğiz. Muhakkak ki Allah, kullarının kalplerinde olanı en ince teferruatıyla bilendir (hiçbir şey O’na gizli değildir ve buna göre karşılık verecektir).— Z. El-Kudsi
31:23
24
نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلاً ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٤٢
Numettiuhum kalîlen summe nadtarruhum ilâ azâbin galîz(galîzin).
İşte bu inkârcılara dünya nimetlerinden (takdir ettiğimiz kadar) az bir müddet faydalanmalarına izin veririz, sonra (kıyamet gününde) onları çok ağır ve şiddetli bir azaba sürükleriz.— Z. El-Kudsi
31:24
25
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٥٢
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnellâh(yekûlunnellâhu), kulil hamdulillâh(hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ey rasulüm! Muhakkak ki o müşriklere, “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan sana, “Allah!” derler. Onlara şöyle de: “(Bu doğru cevabı vererek, Allah’tan başkasına ibadet etmekle bâtıl üzere olduğunuzu ispat ettiğiniz için) Allah’a hamdederim (O’nu mahlukata benzemekten ve noksan sıfatlardan tenzih eder, her şeyden çok sever ve layık olduğu şekilde yüceltirim). Fakat şu bir gerçektir ki müşriklerin çoğu cahil olduğu için hamd ve ibadete kimin layık olduğunu bilmez.”— Z. El-Kudsi
31:25
26
لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٦٢
Lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), innallâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Bilin ki göklerde ve yerde olan her şey sadece Allah’a aittir. Muhakkak ki asıl (ٱلۡـغَـنِـيّ) el-Ğaniyy (hiçbir şeye muhtaç olmayan fakat daima kendisine muhtaç olunan) ve (ٱلۡـحَـمِيـد) el-Ḥamîd (övülmeye en layık olan) sadece Allah’tır.— Z. El-Kudsi
31:26
27
وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٧٢
Ve lev enne mâ fîl ardı min şeceretin aklâmun vel bahru yemudduhu min ba’dihî seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtullâh(kelimâtullâhi), innellâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Şayet yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsa, deniz de o kalemlerin mürekkebi olsa ve ona mürekkep olarak yedi deniz daha eklense yine de Allah’ın kelamı (yazmakla) bitmez (çünkü O’nun kelamı, bitip tükenmeyen ebedi kelamdır). Muhakkak ki Allah (عَـزِيـز) ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen, kendisinden hesap sorulmayan ve emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandırandır), (حَـكِيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır).— Z. El-Kudsi
31:27
28
مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ٨٢
Mâ halkukum ve lâ ba’sukum illâ ke nefsin vâhıdeh(vâhıdetin), innallâhe semîun basîr(basîrun).
Ey insanlar! Yaratılmanız ve (kıyamet gününde hesap için) diriltilmeniz, ancak tek bir nefsin yaratılması ve diriltilmesi gibidir (hiçbir şey Allah’a zor değildir). Muhakkak ki Allah (سَـمِيـع) Semîʿ’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi işitendir), (بَـصِيـر) Basîr’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi görendir, size ona göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
31:28
29
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ٩٢
E lem tere ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli, ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî ilâ ecelin musemmen ve ennallâhe bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Ey rasulüm! Görmüyor musun, Allah geceyi (kısaltıp) gündüze katar, gündüzü de (kısaltıp) geceye katar. Güneş’i ve Ay’ı da (kullarının menfaatine olacak şekilde) hükmüne boyun eğdirmiştir. Güneş ve Ay’ın her biri, (Allah’ın ilminde) tayin edilmiş zamana kadar (yörüngesinde düzgün bir şekilde) hareket eder. Ve muhakkak ki Allah, işlediğiniz her şeyden haberdardır (her şeyi gizlisiyle açığıyla en ince teferruatına kadar bilendir ve buna göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
31:29
30
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ ٠٣
Zâlike bi ennellâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihil bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru).
Bu muazzam düzen gösteriyor ki hak olan sadece Allah’tır (zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birdir ve sadece O’na ibadet edilmesi gerekir). O’nun dışında taptıkları ise hiçbir temeli olmayan bâtıl şeylerdir (hepsi yok olacaktır). Ve muhakkak ki asıl (ٱلۡـعَـلِـيّ) el-ʿAliyy (mertebe, değer ve kudret olarak her şeyden üstün olan) ve (ٱلۡـكَـبِيـر) el-Kebîr (benzeri olmayan büyük azamet sahibi, ortağı olmaktan münezzeh ve yüce olan) sadece Allah’tır.— Z. El-Kudsi
31:30
Yükleniyor...
Lokman
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle