Sebe 54 Ayet Mekke · سبإ
34

Sebe

Sebe · Mekke
34
Sebe · Mekke
سبإ
54
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْاٰخِرَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ١
El hamdu lillâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve lehul hamdu fîl âhireh(âhireti), ve huvel hakîmul habîr(habîru).
Göklerde ve yerde olan her şeyin yegâne sahibi olan Allah’a hamdolsun (her türlü noksan sıfattan ve mahlukata benzemekten münezzeh olan, her şeyden çok sevilerek ve ibadet edilerek yüceltilmesi gereken sadece O’dur)! Ahiret gününde de hamd sadece O’na aittir. Ve O; (ٱلۡـحَـكِيـم) el- Ḥakîm’dir (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır), (ٱلۡـخَـبِيـر) el-Ḫabîr’dir (kullarının her hâlini gizlisiyle açığıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır).— Z. El-Kudsi
34:1
2
يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ الرَّح۪يمُ الْغَفُورُ ٢
Ya’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ yarucu fîhâ, ve huver rahîmul gafûr(gafûru).
O, yere gireni (su ve tohum gibi) ve yerden çıkanı (bitki gibi), gökten ineni (yağmur, rızık ve melekler gibi) ve göğe çıkanı (melekler, kulların ruhları ve salih amellerin sevabı gibi) bilir. Ve O; (ٱلـرَّحِيـم) er-Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, ihlasla tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir), (ٱلۡـغَـفُور) el-Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir).— Z. El-Kudsi
34:2
3
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَأْت۪ينَا السَّاعَةُۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِۚ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ٣
Ve kâlellezîne keferû lâ te’tînes sâah(sâatu), kul belâ ve rabbî le te’tiyennekum âlimil gayb(gaybi), lâ ya’zubu anhu miskâlu zerretin fîs semâvâti ve lâ fîl ardı ve lâ asgaru min zâlike ve lâ ekberu illâ fî kitâbin mubîn(mubînin).
Ve (dirilişi inkâr eden) kâfirler, “Kıyamet bize asla gelmeyecektir.” dediler. Ey rasulüm! Onlara de ki: “Rabbime yemin olsun ki kıyamet mutlaka size gelecektir (fakat ne zaman geleceğini sadece Allah bilir). O (Allah), gizli olan her şeyi bilir. Göklerde ve yerde zerre kadar dahi olsa hatta bundan daha küçük veya daha büyük bile olsa O’na hiçbir şey gizli değildir. (İster büyük ister küçük olsun) Her şey apaçık bir kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) yazılıdır.”— Z. El-Kudsi
34:3
4
لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ ٤
Li yecziyellezîne âmenû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), ulâike lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
Allah’ın her şeyi apaçık bir kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) yazması, iman edip (Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere gerçek manada inanarak şeriatini hayatlarının her alanında uygulayıp) salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere mükâfaat vermesi içindir. İşte bu sıfatlara sahip olanlar için (Allah katında) mağfiret (günahlarının bağışlanması) ve (ebedî cennette) bolca güzel rızık vardır.— Z. El-Kudsi
34:4
5
وَالَّذ۪ينَ سَعَوْ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌۗ ٥
Vellezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne ulâike lehum azâbun min riczin elîm(elîmun).
(İnsanları doğru yoldan uzaklaştırmak gayesiyle) Rasulümüze indirdiğimiz ayetlerimizi (sihir, kehanet, şiir veya uydurma olduğunu ya da başkasından öğrenildiğini ve buna benzer şeyler söyleyerek) hükümsüz kılmak için bütün güçlerini kullananlara gelince; işte onlara, (kıyamet gününde) çok şiddetli ve can yakıcı bir azap vardır.— Z. El-Kudsi
34:5
6
وَيَرَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّۙ وَيَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ ٦
Ve yerellezîne ûtûl ılmellezî unzile ileyke min rabbike huvel hakka ve yehdî ilâ sırâtıl azîzil hamîd(hamîdi).
Ey rasulüm! İlim sahipleri (sahabelerden âlimler ve kitap ehlinden iman eden âlimler), Rabbinden sana indirilen bu vahyin hak olduğunu ve (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz ve (ٱلۡـحَـمِيـد) el-Ḥamîd olan Allah’ın yoluna ulaştırdığını apaçık görmektedirler. (ٱلۡـعَـزِيـز) El-ʿAzîz: Her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır. (ٱلۡـحَـمِيـد) El-Ḥamîd: Övülmeye en layık olandır.— Z. El-Kudsi
34:6
7
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ اِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍۙ اِنَّكُمْ لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ٧
Ve kâlellezîne keferû hel nedullukum alâ raculin yunebbiukum izâ muzzıktum kulle mumezzekın innekum le fî halkın cedîd(cedîdin).
(Dirilişi inkâr eden) Kâfirler ise (rasulümüz ve getirdikleriyle alay ederek birbirlerine) şöyle dediler: “Size, (öldükten sonra) çürüyüp de paramparça olduğunuzda yeni bir yaratılışla diriltileceğinizi söyleyen bir adamı gösterelim mi?!”— Z. El-Kudsi
34:7
8
اَفْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَمْ بِه۪ جِنَّةٌۜ بَلِ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ فِي الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَع۪يدِ ٨
Efterâ alâllahi keziben em bihî cinneh(cinnetun), belillezîne lâ yûminûne bil âhireti fîl azâbi ved dalâlil baîd(baîdi).
Ve şöyle dediler: “Acaba bu adam, (öldükten sonra diriltileceğinizi söyleyerek) Allah hakkında yalan mı uyduruyor yoksa (ne dediğini bilmeyen) kendisine delilik isabet etmiş biri midir?!” Hayır, bu kâfirlerin iddia ettiği gibi değil! Doğrusu dirilişe ve ahiret hesabına iman etmeyen kişiler kıyamet gününde şiddetli bir azaba (cehenneme) gireceklerdir, dünyada ise çok derin bir sapıklık içindedirler.— Z. El-Kudsi
34:8
9
اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنْ نَشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفاً مِنَ السَّمَٓاءِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ۟ ٩
E fe lem yerev ilâ mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum mines semâi vel ard(ardı), in neşe’nahsif bihimul arda ev nuskıt aleyhim kisefen mines semâ(semâi), inne fî zâlike le âyeten li kulli abdin munîb(munîbin).
(Dirilişe inanmayan) O kâfirler, gökte ve yerde önlerinde ve arkalarında bulunanlara bakmıyorlar mı?! Dilesek onları yerin dibine geçiririz ya da gökten üzerlerine (onları yok edecek) ateşten parçalar indiririz. Muhakkak ki bunda, halis tevbe ile Allah’a itaate yönelen kullar için (Allah’ın her şeye ve kullarını öldükten sonra diriltmeye kadir olduğunu gösteren) bir delil vardır.— Z. El-Kudsi
34:9
10
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ مِنَّا فَضْلاًۜ يَا جِبَالُ اَوِّب۪ي مَعَهُ وَالطَّيْرَۚ وَاَلَنَّا لَهُ الْحَد۪يدَۙ ٠١
Ve lekad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ(fadlen), yâ cibâlu evvibî meahu vet tayr(tayre), ve elennâ lehul hadîd(hadîde).
Ve yemin olsun ki biz, Davud’a katımızdan ikram olarak nebilik ve mülk verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! Davud ile birlikte siz de Allah’ı tesbih edin (O’nu her türlü noksan sıfattan tenzih ederek yüceltin)!” dedik ve onun için demiri yumuşattık (ki demirden dilediği gibi alet edevat yapsın).— Z. El-Kudsi
34:10
11
اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحاًۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ١١
Enimel sâbigâtin ve kaddir fîs serdi va’melû sâlihâ(sâlihan), innî bimâ tamelûne basîr(basîrun).
“Ey Davud! Askerlerine (düşmandan korunmaları için) vücutlarını örten büyük zırhlar yap ve bağlantı yerlerini sağlam çivilerle tuttur! Ve salih amel (Allah için ve istediği şekilde amel) işleyin! Biliniz ki ben (gizli olsun açık olsun, büyük olsun küçük olsun) yaptığınız her şeyi en ince ayrıntısına kadar görmekteyim (ona göre hesaba çekeceğim).”— Z. El-Kudsi
34:11
12
وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌۚ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِۜ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۜ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّع۪يرِ ٢١
Ve li suleymâner rîha guduvvuhâ şehrun ve revâhuhâ şehr(şehrun), ve eselnâ lehu aynel kıtr(kıtri), ve minel cinni men ya’melu beyne yedeyhi bi izni rabbih(rabbihî), ve men yezıg minhum an emrinâ nuzıkhu min azâbis saîr(saîri).
Ve rüzgârı Süleyman’ın buyruğu altına soktuk; onunla bir ayda katedilecek mesafeyi bir günün gündüzünde kateder ve bir ayda katedilecek mesafeyi bir günün gecesinde katederdi. Bakır madenini de onun için sıvı hâle getirdik (ki onunla kolayca çeşitli eşyalar yapsın). Cinlerden bazılarını da Rabbinin emriyle ona boyun eğdirdik. Ve o cinlerden kim emrettiğimiz şeylerden uzaklaşırsa ona şiddetli cehennem azabını tattırırız.— Z. El-Kudsi
34:12
13
يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَٓاءُ مِنْ مَحَار۪يبَ وَتَمَاث۪يلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍۜ اِعْمَلُٓوا اٰلَ دَاوُ۫دَ شُكْراًۜ وَقَل۪يلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ ٣١
Ya’melûne lehu mâ yeşâu min mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve kudûrin râsiyât(râsiyâtin), i’melû âle dâvûde şukrâ(şukren), ve kalîlun min ibâdiyeş şekûr(şekûru).
O cinler, Süleyman’a dilediği kadar mihrablar (mescidler ve saraylar), heykeller, büyük havuzlar gibi kocaman tepsiler ve (büyüklüğünden ve ağırlığından dolayı) yerinden oynatılması mümkün olmayan kazanlar yaparlardı. Onlara dedik ki: “Ey Davud’un ailesi! Allah’ın size verdiği nimetlere şükür olarak salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyin! Doğrusu kullarımdan (verdiğim nimetlere) gerçek manada şükredenler azdır.”— Z. El-Kudsi
34:13
14
فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ ٤١
Fe lemmâ kadaynâ aleyhil mevte mâ dellehum alâ mevtihî illâ dâbbetul ardı te’kulu minseeteh(minseetehu), fe lemmâ harre tebeyyenetil cinnu en lev kânû ya’lemûnel gaybe mâ lebisû fîl azâbil muhîn(muhîni).
Süleyman’a ölümü takdir ettiğimiz zaman, cinlere onun öldüğünü ancak bir ağaç kurdu gösterdi. Ağaç kurdu, Süleyman’ın bastonunu yiyip de Süleyman yere yıkılınca cinler onun öldüğünü anladılar. Eğer cinler ğaybı bilselerdi (Süleyman öldüğünde anlar ve) asla bu alçaltıcı azap içinde kalmazlardı.— Z. El-Kudsi
34:14
15
لَقَدْ كَانَ لِسَبَأٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍۜ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۜ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ ٥١
Lekad kâne li sebein fî meskenihim âyeh(âyetun), cennetâni an yemînin ve şimâl(şimâlin), kulû min rızkı rabbikum veşkurû leh(lehu), beldetun tayyibetun ve rabbun gafûr(gafûrun).
Yemin olsun ki Sebe kavminin yerleştiği yerlerde Allah’ın mükemmel kudretine ve bol nimetlerine açıkça delalet eden alametler vardır. Bunlar biri sağda, diğeri ise solda olan iki (verimli ve güzel) bahçedir. Rabbinizin verdiği bol rızıklardan yiyin ve (size verdiği bu nimetlerden dolayı) O’na gerektiği şekilde şükredin (sadece O’na ibadet edin, hiçbir şeyi şirk koşmayın ve size gönderdiği rasulüne tâbi olun)! Beldeniz gerçekten tayyib (verimli ve güzel) bir beldedir ve biliniz ki Rabbiniz de (ihlasla tevbe eden kullarını) affedicidir.— Z. El-Kudsi
34:15
16
فَاَعْرَضُوا فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُمْ بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَيْ اُكُلٍ خَمْطٍ وَاَثْلٍ وَشَيْءٍ مِنْ سِدْرٍ قَل۪يلٍ ٦١
Fe a’radû fe erselnâ aleyhim seylel arimi ve beddelnâ-hum bi cenneteyhim cenneteyni zevâtey ukulin hamtın ve eslin ve şeyin min sidrin kalîl(kalîlin).
Fakat Sebeliler (kendilerine gönderilen rasule iman etmekten ve verilen nimetlere şükretmekten) yüz çevirdiler. Biz de (ceza olarak) üzerlerine (ürünleri helak eden şiddetli) Arim selini gönderip o bol verimli iki bahçelerini buruk yemişler, zehir gibi iğrenç tadı olan ürünler ve biraz da sidr bitiren iki (harap) bahçeye çevirdik.— Z. El-Kudsi
34:16
17
ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُواۜ وَهَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ ٧١
Zâlike cezeynâhum bimâ keferû, ve hel nucâzî illel kefûr(kefûra).
İşte onlara bu cezayı, (şirk koşup gönderdiğimiz rasule tâbi olmayarak) nimetlerimize nankörlük etmeleri sebebiyle verdik. Biz ancak nimetlerimize nankörlük edenleri (emirlerimize itaat etmeyenleri) cezalandırırız.— Z. El-Kudsi
34:17
18
وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا ف۪يهَا السَّيْرَۜ س۪يرُوا ف۪يهَا لَيَالِيَ وَاَيَّاماً اٰمِن۪ينَ ٨١
Ve cealnâ beynehum ve beynel kurelletî bâreknâ fîhâ kuren zâhireten ve kaddernâ fîhes seyr(seyre), sîrû fîhâ leyâliye ve eyyâmen âminîn(âminîne).
Ve (Yemen’de bulunan) Sebe kavminin beldesi ile (Şam diyarındaki) bereketli kıldığımız beldeler arasında, bir köyden diğer köyü görebilecek kadar birbirine yakın köyler var ettik. Öyle ki bir köyden diğer köye ulaşmaları için iki köy arasında meşakkatsiz yürümelerini sağladık. Ve “Birbirine yakın kıldığımız köyleri (alışveriş yapıp ihtiyaçlarınızı temin etmek için) ister gece vakitlerinde ister gündüz vakitlerinde (düşmandan, açlıktan ve susuzluktan) emin bir şekilde dolaşın!” dedik.— Z. El-Kudsi
34:18
19
فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ٩١
Fe kâlû rabbenâ bâidbeyne esfârinâ ve zalemû enfusehum fe cealnâhum ehâdîse ve mezzaknâhum kulle mumezzak(mumezzakın), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).
Ancak bu beldelerin (cahil) halkları (Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler ve) şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! (Birbirine yakın olan bu köylerden bazılarını yok edip) Aralarında yolculuk yaptığımız köyleri birbirinden uzak kıl (ki yolculuk yorgunluğunun tadına varalım ve bineklerimizin dayanıklılığını ve üstünlüğünü görelim).” Onlar bu istekleriyle nimetlerimize nankörlük ederek nefislerine zulmettiler. Biz de (ceza olarak) onları, insanların aralarında konuştuğu ibretlik kıssalar hâline getirdik ve hepsini darmadağın edip birbirlerine ulaşamayacakları şekilde uzaklaştırdık. İşte (kendilerine verilen nimeti beğenmeyen) bu köy halklarının kıssalarında (Allah’ın emirlerine itaatte ve başlarına gelen musibetlere dayanmakta) çokça sabreden ve (Allah’ın verdiği her türlü nimete) çokça şükredenler için alınacak ibretler vardır.— Z. El-Kudsi
34:19
20
وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ اِبْل۪يسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ اِلَّا فَر۪يقاً مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٠٢
Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Böylece İblis, bu köylerin halklarını saptırabileceğine dair tahminini doğru çıkardı. Onlardan mu’min olan bir taife hariç hepsi (küfür, şirk ve sapıklıkta) İblis’e tâbi oldu.— Z. El-Kudsi
34:20
21
وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يُؤْمِنُ بِالْاٰخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا ف۪ي شَكٍّۜ وَرَبُّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَف۪يظٌ۟ ١٢
Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).
Ve şu bir gerçektir ki İblis’in onları saptıracak hiçbir gücü yoktur, sadece bâtılı süslü gösterir (buna izin verdik) ki kimin ahirete gerçek manada iman ettiği kimin de şüphe içinde olduğu belli olsun. Ve ey rasulüm! Elbette Rabbin bütün kulları üzerine (حَـفِيـظ) Ḥafîẓ’dir (hepinizin amellerini bilip yazdıran ve buna göre hesap soracak olandır).— Z. El-Kudsi
34:21
22
قُلِ ادْعُوا الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ ف۪يهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَه۪يرٍ ٢٢
Kulid’ûllezîne zeamtum min dûnillâh(dûnillâhi), lâ yemlikûne miskâle zerretin fîs semâvâti ve lâ fîl ardı ve mâ lehum fîhimâ min şirkin ve mâ lehu minhum min zahîr(zahîrin).
Ey rasulüm! O müşriklere şöyle de: “Haydi, Allah’tan başka ilah olduğunu iddia ettiğiniz varlıkları (size fayda vermeleri ya da sizden zararı defetmeleri için) yardımınıza çağırın bakalım! Bilin ki onlar göklerde ve yerde zerre kadar dahi olsa hiçbir şeye sahip değildirler ve ne göklerde ne de yerde Allah’a hiçbir ortaklıkları yoktur. Allah’a yardım edecek hiçbir varlık da yoktur (çünkü Allah her şeyden müstağnidir, O’nun dışındaki bütün varlıklar ise O’na muhtaçtır).”— Z. El-Kudsi
34:22
23
وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُٓ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُۜ حَتّٰٓى اِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَاۙ قَالَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا الْحَقَّۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ ٣٢
Ve lâ tenfeuş şefâatu indehû illâ li men ezine leh(lehu), hattâ izâ fuzzia an kulûbihim kâlû mâzâ kâle rabbukum, kâlûl hakk(hakka), ve huvel aliyyul kebîr(kebîru).
Ve (her türlü eksiklikten münezzeh olan) Allah izin vermedikçe O’nun katında hiçbir şefaat fayda vermez (ancak kendisinden razı olduğu kimselere şefaat etme ve edilme izni verir). Onlar (şefaat etme ve edilme izni verilenler), kıyamet gününün şiddetli dehşeti kalplerinden gidince birbirlerine şöyle derler: “(Şefaat konusunda) Rabbiniz ne hüküm verdi?” Derler ki: “Hakkı buyurdu (şefaate izin verdi). Ve O, en yüksek mertebe ve yücelik sahibidir.”— Z. El-Kudsi
34:23
24
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۙ وَاِنَّٓا اَوْ اِيَّاكُمْ لَعَلٰى هُدًى اَوْ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٤٢
Kul men yerzukukum mines semâvâti vel ard(ardı), kulillâhu ve innâ ev iyyâkum le alâ huden ev fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ey rasulüm! O müşriklere şöyle de: “Göklerden (yağmur indirerek) ve yerden (çeşit çeşit bitki ve ürünler bitirerek) size rızık veren kimdir?!” Onlara de ki: “Sadece Allah’tır. Ve ey müşrikler! Biliniz ki biz ya da siz; mutlaka birimiz hidayet üzere, diğerimiz ise apaçık bir sapıklık üzeredir. (Muhakkak ki mu’minler hidayet ehlidir, sapıklık ehli ise müşriklerdir.)”— Z. El-Kudsi
34:24
25
قُلْ لَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّٓا اَجْرَمْنَا وَلَا نُسْـَٔلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ ٥٢
Kul lâ tus’elûne ammâ ecremnâ ve lâ nus’elu ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Onlara de ki: “(Kıyamet gününde) Ne siz bizim (dünyada) işlediğimiz günahlar hakkında sorulacaksınız ne de biz sizin (dünyada) işlediğiniz ameller hakkında sorulacağız.”— Z. El-Kudsi
34:25
26
قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّۜ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَل۪يمُ ٦٢
Kul yecmeu beynenâ rabbunâ summe yeftehu beynenâ bil hakk(hakkı), ve huvel fettâhul alîm(alîmu).
Onlara de ki: “(Kıyamet gününde) Rabbimiz bizi ve sizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak (adalet) ile hüküm verecektir (hangimizin hak, hangimizin de bâtıl üzerinde olduğunu beyan edecektir). Ve O; (ٱلۡـفَـتَّاح) el-Fettâḥ’tır (kulları arasında adaletle hükmedendir), (ٱلۡـعَـلِيـم) el-ʿAlîm’dir (verdiği her hükmü bilerek verendir çünkü O, her şeyi en ince teferruatıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır).”— Z. El-Kudsi
34:26
27
قُلْ اَرُونِيَ الَّذ۪ينَ اَلْحَقْتُمْ بِه۪ شُرَكَٓاءَ كَلَّاۜ بَلْ هُوَ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٧٢
Kul erûniyellezîne elhaktum bihî şurekâe kellâ, bel huvallahul azîzul hakîm(hakîmu).
Ey rasulüm! O müşriklere de ki: “Haydi, Allah’a ortak koştuklarınızı gösterin bakalım bana! Hayır, Allah’ın herhangi bir ortağının olması asla mümkün değildir! Çünkü O, (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz ve (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm olan Allah’tır.” (ٱلۡـعَـزِيـز) El-ʿAzîz: Dilediğini yapan, kendisine galip gelinemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır. (ٱلۡـحَـكِيـم) El-Ḥakîm: Yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır.— Z. El-Kudsi
34:27
28
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَٓافَّةً لِلنَّاسِ بَش۪يراً وَنَذ۪يراً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٨٢
Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve ey rasulüm! Biz seni ancak bütün insanlar için (Allah’ın emirlerine itaat edip tevhidi seçtiklerinde cennetle) müjdeleyici ve (küfür, şirk ve günah işlediklerinde cehennem azabıyla) uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmez (cehaletleri sebebiyle seni yalanlar).— Z. El-Kudsi
34:28
29
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٩٢
Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Ve müşrikler (korkutuldukları azabın, inanmadıkları için çabuk gelmesini isteyerek) şöyle derler: “(Ey Muhammed’e tâbi olanlar!) Bizi kendisiyle korkuttuğunuz azap ne zaman gelecek?! Eğer doğru sözlülerden iseniz söyleyin bakalım!”— Z. El-Kudsi
34:29
30
قُلْ لَكُمْ م۪يعَادُ يَوْمٍ لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟ ٠٣
Kul lekum mîâdu yevmin lâ teste’hirûne anhû sâaten ve lâ testakdimûn(testakdimûne).
Ey rasulüm! (Seni yalanlayıp korkuttuğun azabın hemen gelmesini isteyen) Müşriklere de ki: “O azap (kıyamet) günü, vakti tayin edilmiş bir gündür. O günün vakti geldiğinde ne bir an geri kalabilirsiniz ne de bir an ileri geçebilirsiniz.”— Z. El-Kudsi
34:30
Yükleniyor...
Sebe
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle