Maide 120 Ayet Medine · المائدة
5

Maide

Sofra · Medine
5
Sofra · Medine
المائدة
120
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ ١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû evfû bil ukûd(ukûdi) uhıllet lekum behîmetul en’âmi illâ mâ yutlâ aleykum gayre muhillîs saydi ve entum hurum(hurumun) innallâhe yahkumu mâ yurîd(yurîdu).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Ahidlerinizi (Allah’a verdiğiniz sözleri ve İslam şeriatine uygun olarak insanlarla yaptığınız anlaşmaları) yerine getirin! (Allah’ın bir rahmeti olarak) Bütün enamlar (deve, sığır, koyun ve keçi cinsleri) size helal kılınmıştır, ancak size haram kılınanlar ve (hac ya da umre için) ihramlıyken av hayvanlarını avlamanız hariç. Muhakkak ki Allah, dilediği şekilde hüküm verendir (hikmeti gereği dilediği şeyi helal, dilediği şeyi haram kılar; hiç kimsenin O’nun hükmüne itiraz edip değiştirme hakkı yoktur).— Z. El-Kudsi
5:1
2
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَاناًۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tuhıllû şe’âirallâhi veleş şehral harâme ve lâl hedye ve lâl kalâide ve lâ ammînel beytel harâme yebtegûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ(rıdvânen) ve izâ haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum anil mescidil harâmi en ta’tedû, ve teâvenû alel birri vet takva ve lâ teâvenû alel ismi vel udvâni vettekullâh(vettekullâhe) innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Allah’ın değer vermenizi emrettiği şeylerin hürmetini ihlal etmeyin (ve ihramlı iken ihram yasaklarına uyun)! Haram aylarda (zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarında) savaşmayı kendinize helal kılmayın! Beyt-i Haram’da kurban olarak kesilecek olan ve orada kurban olarak kesilecekleri boyunlarına kurdele takılarak işaretlenmiş olan hayvanları da helal kılmayın (onları çalmayın, başka yerde kesmeyin, onlara zarar vermeyin ve Mescid-i Haram’a ulaşmalarını engellemeyin)! Rablerinin ikramıyla helal kazanç elde etmek gayesiyle ticaret yapmak ve Allah’ın rızasını elde etmek gayesiyle ibadet yapmak için Beyt-i Haram’a gelenlerin mallarını da (çalarak veya gasbederek) helal kılmayın! (Hac veya umre yapıp) İhramdan (ve Harem’den) çıktığınızda ise avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram’a ulaşmanızı engelleyen kavme olan kininiz ve buğzunuz, sizi adaleti terk edip onlara zulüm yapmaya sevk etmesin. Ey iman edenler! Allah’ın emrettiği şeyleri yerine getirip yasakladığı şeylerden uzak durmakta yardımlaşın, yasakladığı şeyleri yapmakta ise yardımlaşmayın. Ve Allah’tan korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Muhakkak ki Allah, (emirlerine karşı gelenlere) azabı şiddetli olandır (O’nun azabına uğramaktan sakının).— Z. El-Kudsi
5:2
3
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّط۪يحَةُ وَمَٓا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِۜ ذٰلِكُمْ فِسْقٌۜ اَلْيَوْمَ يَـئِسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ د۪ينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِۜ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ د۪يناًۜ فَمَنِ اضْطُرَّ ف۪ي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍۙ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٣
Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), elyevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevn(vahşevni) el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey iman edenler! (Şeri olmayan yolla) Ölmüş hayvan, (akan) kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adı zikredilerek boğazlanan hayvanlar size haram kılınmıştır. Boğularak ölen, dövülerek öldürülen, yüksekten düşerek ölen, başka hayvanlar tarafından boynuzlanarak öldürülen ve yırtıcı hayvanların avlayarak öldürdüğü hayvanlar da, bunlardan henüz canı çıkmadan yetişip (şeri yolla) kestikleriniz müstesna, size haram kılınmıştır. Ve bir de (putları temsil eden) dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlardan yemeniz ve fal oklarıyla Allah’ın kaderinize yazdığı gizli şeyleri öğrenmeye çalışmanız size haram kılındı. İşte sayılan bu şeylerden herhangi birini yapmak fısktır (Allah’a itaatten çıkmaktır). Bugün kâfirler (dininize sımsıkı sarıldığınızı gördükleri için) dininizden dönmenizden ümitlerini kesmiştir. Artık onlardan korkmayın, sadece benden korkun! Bugün dininizi (İslam dinini, bütün hükümleri beyan ederek) kemale erdirdim. (Dinin hükümlerini kemale erdirip her zaman geçerli kılarak) Size olan nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim (kıyamete kadar dünya ve ahiret ile alakalı bütün işlerinizde bu dine tâbi olmanızdan razı oldum, bu dinden başka bir din kabul etmem). Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır ve günaha meyletmeksizin (hoşlanmayarak haram etlerden) yerse bilsin ki Allah (غَـفُور) Ğafûr’dur (emirlerine ihlasla itaat edip ancak zaruret hâlinde haram kılınan etlerden yiyen ve işlediği günahlardan halis bir kalple tevbe eden kullarını affedendir), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, haram sınırlarına riayet eden kullarına ikramıyla yardımda bulunup ancak zaruret hâlinde haram kılınan etlerden yenilmesine ruhsat vererek helal ve kolaylaştırıcı hükümler beyan eden, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).— Z. El-Kudsi
5:3
4
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُۘ فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٤
Yes’elûneke mâ zâ uhılle lehum kul uhılle lekumut tayyibâtu ve mâ allemtum minel cevârihi mukellibîne tuallimûnehunne mimmâ allemekumullâhu fe kulû mimmâ emsekne aleykum vezkurûsmellâhi aleyhi vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe serîul hısâb(hısâbi).
Ey rasulüm! (Sahabelerin) Yenilmesi kendilerine helal olan şeyler hakkında sana soruyorlar. De ki: “Temiz olan (Allah’ın boğazlanarak yenilmesine izin verdiği) yiyecekler size helal kılındı. Ve Allah’ın size öğrettiğinden emrinize uyacak şekilde eğittiğiniz avcı hayvanların ve avcı kuşların sizin için yakaladığı (helal olan) avlar da size helal kılındı. Avlanmayı öğrettiğiniz hayvanlarınızın sizin için yakaladığı avlardan (avı yakalarken öldürmüş olsalar bile) yiyebilirsiniz. Onları avın üzerine salarken Allah’ın ismini zikredin! Ve Allah’tan korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir (kulların yaptığı amelleri en ince teferruatına kadar, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan bilen ve en hızlı şekilde hesap sorandır).”— Z. El-Kudsi
5:4
5
اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۜ وَطَعَامُ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْۖ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْۘ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَ وَلَا مُتَّخِذ۪ٓي اَخْدَانٍۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْا۪يمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۘ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ۟ ٥
El yevme uhılle lekumut tayyibât(tayyibâtu) ve taâmullezîne ûtûl kitâbe hıllun lekum ve taâmukum hıllun lehum vel muhsanâtu minel mu’minâti vel muhsanâtu min ellezîne utûl kitâbe min kablikum izâ âteytumûhunne ucûrehunne muhsınîne gayra musâfihîne ve lâ muttehızî ehdân(ehdânin) ve men yekfur bil îmâni fe kad habita ameluhu ve huve fîl âhıreti minel hâsirîn(hâsirîne).
(Ey iman edenler!) Bugün (Allah’ın yemenize izin verdiği) temiz olan her şey size helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin (Yahudi ve Hristiyanların) yemeği (kestiği hayvanların eti) size helaldir, sizin yemeğiniz (kestiğiniz hayvanların eti) de onlara helaldir. Hür ve iffetli mu’min kadınlarla ve sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanların (Yahudi ve Hristiyanların) hür ve iffetli kadınlarıyla; mehirlerini vermeniz, iffetinizi korumanız, fuhuştan sakınmanız ve (zina yapmak için) gizli dost tutmamanız şartıyla evlenmeniz de size helal kılınmıştır. Kim Allah’ın hükümlerine göre yaşamayı reddederse (imandan çıktığı için bütün salih) ameli boşa gider ve o, ahiret gününde (ebedî kalmak üzere cehenneme atılacağı için) kaybedenlerden olacaktır.— Z. El-Kudsi
5:5
6
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٦
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ kumtum iles salâti fagsilû vucûhekum ve eydiyekum ilel merâfikı vemsehû bi ruusikum ve erculekum ilâl ka’beyn(ka’beyni) ve in kuntum cunuben fattahherû ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâitı ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vucûhikum ve eydîkum minh(minhu) mâ yurîdullâhu li yec’ale aleykum min haracin ve lâkin yurîdu li yutahhirekum ve li yutimme ni’metehu aleykum leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Namaz kılmak istediğiniz zaman (eğer küçük hadesli durumda iseniz) yüzlerinizi ve ellerinizi (dirsekler dâhil olmak üzere) dirseklere kadar yıkayarak, başlarınızı mesh ederek ve ayaklarınızı (aşık kemikleri dâhil olmak üzere) aşık kemiklerine kadar yıkayarak abdest alın! Eğer cünüp iseniz gusül abdesti alın! Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da sizden biri heladan (abdest bozmaktan) gelmişse yahut hanımlarınıza çok dokunmuşsanız (cima yapmışsanız) ve bu durumda (abdest almak ya da gusletmek için aradığınız hâlde) su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm yapabilirsiniz; (ellerinizi toprağa sürüp silkeledikten sonra) yüzlerinizi ve (dirsekler dâhil olmak üzere) ellerinizi temiz toprakla mesh edin! Allah (bulamadığınızda ya da size zarar verecek durumlarda su kullanmanızı mecbur kılarak) size sıkıntı vermek istemez (böyle durumlarda teyemmümü size meşru kılmıştır). Bu, (emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durarak, yalnız O’na ibadet edip hiçbir şeyi şirk koşmayarak) şükredesiniz diye Allah’ın sizi temizlemek ve size olan nimetini tamamlamak istemesindendir.— Z. El-Kudsi
5:6
7
وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٧
Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Ve ey iman edenler! Allah’ın size olan (İslam’a muvaffak kılma) nimetini, (rasulüne beyat ederken ferahlıkta olsun sıkıntıda olsun kendisine itaat edeceğinize dair) Allah’a verdiğiniz ahdi ve bu ahdi verirken Rasul’e söylediğiniz, “İşittik ve (emrine) itaat ettik.” sözünü hatırlayın! Ve Allah’tan korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Biliniz ki Allah kalplerinizde olanı en ince teferruatıyla bilendir (Rasul’e verdiğiniz söze zahiren ve bâtınen uyun, çünkü bundan dolayı hesaba tâbi tutulacaksınız).— Z. El-Kudsi
5:7
8
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ٨
Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâe bil kıstı ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin alâ ellâ ta’dilû. I’dilû, huve akrabu lit takva vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Her zaman Allah’ın rızasını gözeterek O’nun üzerinizdeki haklarını yerine getirin ve her zaman adaletli şahidler olun! Bir kavme olan kininiz ve buğzunuz sizi adaleti terk edip onlara zulüm yapmaya sevk etmesin. (Her zaman, her konuda ve herkese) Adaletli olun çünkü (her zaman) adaletli olmak Allah’tan korkmaya daha yakındır (zulüm ise O’na karşı gelmeye daha yakındır). Ve Allah’tan korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Muhakkak ki Allah yaptığınız her şeyden, gizlisiyle açığıyla en ince teferruatına kadar haberdardır (ve ona göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
5:8
9
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٩
Veadellâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun azîm(azîmun).
Allah, gerçek manada (kendisine, rasulüne ve ona indirilenlere) iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere günahlarının örtülüp bağışlanmasını ve çok büyük mükâfaat (cenneti) vermeyi vâdetmiştir.— Z. El-Kudsi
5:9
10
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ ٠١
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cehîm(cehîmî).
Kâfirlere (Allah’ın birliğini ve O’na verdikleri ahdi kalp ya da amelleriyle inkâr edenlere) ve (rasulümüze tâbi olmayarak) ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennem ehlidirler (orada ebedî kalacaklardır).— Z. El-Kudsi
5:10
11
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ هَمَّ قَوْمٌ اَنْ يَبْسُطُٓوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ۟ ١١
Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz hemme kavmun en yebsutû ileykum eydiyehum fe keffe eydiyehum ankum, vettekûllâh(vettekûllâhe) ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın! Hani (düşmanınız olan Yahudilerden) bir kavim size zarar vermek (suikast yapmak) için ellerini uzatmak istemişti de Allah onların (kalplerine korku salarak) ellerini sizin üzerinizden defetmişti (ve sizi onların tuzağından korumuştu). Öyleyse sadece Allah’tan korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Ve mu’minler sadece Allah’a tevekkül etsinler (her durumda O’na güvenip O’ndan yardım istesinler, O’nun kaza ve kaderine rıza gösterip hükmüne teslim olsunlar).— Z. El-Kudsi
5:11
12
وَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَق۪يباًۜ وَقَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مَعَكُمْۜ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُل۪ي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ٢١
Ve lekad ehazallâhu mîsâka benî isrâîl(isrâîle), ve beasnâ minhumusney aşera nakîbâ(nakîben) ve kâlellâhu innî meakum lein ekamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum bi rusulî ve azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan hasenen le ukeffirenne ankum seyyiâtikum ve le udhılennekum cennâtin tecrî min tahtıhel enhâr(enhâru), fe men kefere ba’de zâlike minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
Allah, İsrailoğullarından tekid edilmiş bir söz almıştı ve onları idare etmeleri için içlerinden on iki sorumlu tayin etmiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Verdiğiniz ahde sadık kalırsanız her zaman sizi destekler ve muzaffer kılarım. Ve biliniz ki namazı (rükün ve şartlarına riayet ederek) ikame eder, zekâtı (emrolunduğunuz gibi) verir, (bütün) rasullerime (risalet konusunda aralarında hiçbir fark gözetmeksizin) iman eder, onlara saygı gösterip yardımcı ve destek olur ve Allah’a (O’nun rızası için) karzıhasen verirseniz (ihtiyaçlı Müslümanlara faizsiz olarak borç verir ve O’nun yolunda şeriatini hâkim kılmak gayesiyle harcama yaparsanız) muhakkak ki (tevbe ettiğiniz) bütün günahlarınızı örtüp bağışlarım ve sizi (içinde ebedî kalmak üzere) sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. İçinizden kim de bu ahdi verdikten sonra ona uymazsa muhakkak ki doğru yoldan (eğri yola bilerek) sapmış olur.”— Z. El-Kudsi
5:12
13
فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةًۚ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ۙ وَنَسُوا حَظاًّ مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلٰى خَٓائِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَل۪يلاً مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ ٣١
Fe bimâ nakdihim mîsâkahum leannâhum ve cealnâ kulûbehum kâsiyet(kâsiyeten), yuharrifûnel kelime an mevâdııhî ve nesû hazzan mimmâ zukkirû bih(bihî), ve lâ tezâlu tettaliu alâ hâınetin minhum illâ kalîlen minhum fa’fu anhum vasfah innallâhe yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).
Allah’a verdikleri tekid edilmiş ahdi bozmaları sebebiyle İsrailoğullarına lanet ettik (onları rahmetimizden kovduk) ve kalplerini (nasihatlerden istifade etmeyecek şekilde) katılaştırdık. Onlar (Yahudi âlimleri) Allah’ın kelimelerini, yerlerini değiştirerek (ve hevalarına göre sapık teviller yaparak) tahrif ederler. Ve kendilerine (Tevrât’ta) öğretilen hükümlerden (önemli) bir kısmını (bilerek terk etmeleri sebebiyle) unuttular. Ey rasulüm! İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hainlik görürsün. Yine de sen onları affet (yaptıklarından dolayı onları hemen cezalandırma) ve onlara aldırış etme (yaptıklarına göz yum). Muhakkak ki Allah muhsinleri (kendisine her türlü itaatte, salih ameller yapmakta, mallarını ve canlarını dini yolunda harcamakta ihlaslı olanları) sever (onları cennetle mükâfaatlandıracaktır).— Z. El-Kudsi
5:13
14
وَمِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰٓى اَخَذْنَا م۪يثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظاًّ مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۖ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ٤١
Ve minellezîne kâlû innâ nasârâ ehaznâ mîsâkahum fe nesû hazzan mimmâ zukkirû bihî fe agraynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti) ve sevfe yunebbiuhumullâhu bimâ kânû yasnaûn(yasnaûne).
“Biz Nasarayız (İsa’ya tâbiyiz).” diyen Hristiyanlardan da kesin söz almıştık. Fakat onlar da kendilerine öğretilen hükümlerden (önemli) bir kısmını (bilerek terk etmeleri sebebiyle) unuttular. Bunun üzerine kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık (böylece birbirleriyle savaşıp birbirini tekfir eden topluluk hâline geldiler). Muhakkak ki Allah (dünyada) yaptıkları her şeyi (kıyamet gününde) onlara haber verecektir (ve buna göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
5:14
15
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ قَدْ جَٓاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُب۪ينٌۙ ٥١
Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum tuhfûne minel kitâbi ve ya’fû an kesîr(kesîrin) kad câekum minallâhi nûrun ve kitâbun mubîn(mubînun).
Ey kendilerine kitap verilenler (Yahudi ve Hristiyanlar)! Muhakkak ki size rasulümüz (Muhammed), kitaplarınızdaki bilgilerden gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere gelmiştir ve birçok şeyi de (açıklamakta bir maslahat olmadığı için) beyan etmeyip affetmiştir. Muhakkak ki Allah’tan size (hak yolda yürümeniz için yolunuzu aydınlatan) bir nur ve (dünya ve ahiret mutluluğu ile ilgili her şeyi ihtiva eden) apaçık bir kitap (Kur’ân) gelmiştir.— Z. El-Kudsi
5:15
16
يَهْد۪ي بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِه۪ وَيَهْد۪يهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٦١
Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilân nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah, işte bu kitap (Kur’ân) ile razı olduğu şeylere (gerçek imana ve salih amellere) tâbi olan kişiyi, azaptan kurtulmaya vesile olan (ve cennete giden) yola ulaştırır ve onları izniyle karanlıklardan (küfür, şirk ve günahlardan) nura (kendisine iman ve itaat yoluna) çıkarır. Ve böylece Allah onları doğru yolda (İslam yolunda) yürümeye muvaffak kılar.— Z. El-Kudsi
5:16
17
لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ اَنْ يُهْلِكَ الْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٧١
Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) kul fe men yemliku minallâhi şey’en in erâde en yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve men fîl ardı cemîa(cemîan) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ. Yahluku mâ yeşâ(yeşâu) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
“Muhakkak ki Allah, Meryem oğlu Mesih İsa’dır.” diyenler kesinlikle küfre girmişlerdir. Ey rasulüm! Sen onlara de ki: “Allah, Meryem oğlu Mesih İsa’yı, onun annesini ve yeryüzünde bulunan her şeyi yok etmek istese Allah’ı kim engelleyebilir?! Gökler, yer ve bunlar arasında bulunan her şeyin mülkü yalnız Allah’ındır. O, dilediğini yaratır (İsa da O’nun yarattığı bir kul ve insanlara gönderdiği rasulüdür). Bilin ki Allah her şeye kadirdir (dilediğini yapar, hiç kimse O’nu engelleyemez ve âciz bırakamaz).”— Z. El-Kudsi
5:17
18
وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَٓاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّٓاؤُ۬هُۜ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۘ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٨١
Ve kâletil yahûdu ven nasârâ nahnu ebnâullâhi ve ehıbbâuh(ehıbbâuhu) kul fe lime yuazzibukum bi zunûbikul bel entum beşerun mimmen halak(halaka) yagfiru limen yeşâu ve yuazzibu men yeşâ(yeşâu) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve ileyhil masîr(masîru).
Yahudi ve Hristiyanlar da “Biz, Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.” dediler. Ey rasulüm! Sen onlara de ki: “Eğer iddia ettiğiniz gibi Allah’ın sevgili kulları iseniz o zaman Allah niçin günahlarınızdan dolayı size azap ediyor?! Doğrusu siz de O’nun yarattığı diğer beşerler gibi bir beşersiniz (onlardan bir farkınız yoktur; kim O’nun emrettiği gibi amel ederse onu cennetine yerleştirir, kim de böyle yapmazsa onu cehennemiyle cezalandırır). O (ikramıyla) dilediğinin günahını örtüp affeder, (adaletiyle) dilediğine de azap eder. Muhakkak ki göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin yegâne sahibi Allah’tır ve dönüş sadece O’nadır (dünyada yaptıklarınızın hesabını soracaktır).”— Z. El-Kudsi
5:18
19
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَٓاءَنَا مِنْ بَش۪يرٍ وَلَا نَذ۪يرٍۘ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَش۪يرٌ وَنَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ٩١
Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ey kitap ehli (Yahudi ve Hristiyanlar)! Allah’a (kıyamet gününde) mazeret olarak, “Ey Rabbimiz! Bize (senin sevabını) müjdeleyen ve (azabınla) uyaran bir rasul gelmedi.” demeyesiniz diye, rasullerin arasının uzun müddet kesildiği (ve insanların rasullere en çok ihtiyaç duyduğu) bir zamanda size hakkı açıklayan rasulümüz (Muhammed) geldi. O size, (davetine icabet edip hayatlarını Allah’ın emirlerine göre düzenleyenleri dünyada zafer, ahirette ise cennet mükâfaatı ile) müjdeleyici ve (onu inkâr edip hayatlarını beşerî arzu ve heveslere göre düzenleyenleri ise hem dünya zilleti hem de ahiret azabı ile) uyarıcı olarak geldi. Ve biliniz ki Allah (Muhammed’i kıyamete kadar bütün insan ve cinlere rasul olarak göndermeye ve) dilediği her şeyi yapmaya kadirdir (hiç kimse O’nu engelleyemez ve âciz bırakamaz).— Z. El-Kudsi
5:19
20
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَعَلَ ف۪يكُمْ اَنْبِيَٓاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكاًۗ وَاٰتٰيكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ ٠٢
Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmizkurû ni’metallâhi aleykum iz ceale fîkum enbiyâe ve cealekum mulûk(mulûken), ve âtâkum mâ lem yu’ti ehaden minel âlemîn(âlemîne).
Bir zamanlar Musa, kavmine (İsrailoğullarına) şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’ın size lütfettiği nimetini (kalp ve dilinizle) hatırlayın (ve hiç unutmayın)! O, sizin içinizden (hidayete çağıran) nebiler çıkardı, sizi (başkalarının tahakkümünden kurtarıp) hükümdarlar kıldı ve yaşadığınız dönemdeki insanlara vermediği nimetleri de size verdi.”— Z. El-Kudsi
5:20
21
يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّت۪ي كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ ١٢
Yâ kavmidhulûl ardal mukaddesetelletî keteballâhu lekum ve lâ terteddû alâ edbârikum fe tenkalibû hâsirîn(hâsirîne).
Musa kavmine yine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’ın size girmenizi vâdettiği mukaddes toprağa (temiz kılınmış Kudüs ve çevresine) girin ve (oradaki kâfir ve kuvvetli kavme karşı) arkanızı dönüp (savaştan) kaçmayın! Yoksa (hem dünyada hem de ahirette) kaybedenlerden olursunuz.”— Z. El-Kudsi
5:21
22
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّ ف۪يهَا قَوْماً جَبَّار۪ينَۗ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَاۚ فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ ٢٢
Kâlû yâ mûsâ inne fîhâ kavmen cebbârîn(cebbârîne), ve innâ len nedhulehâ hattâ yahrucû minhâ, fe in yahrucû minhâ fe innâ dâhılûn(dâhılûne).
İsrailoğulları da Musa’ya şöyle cevap verdiler: “Ey Musa! Muhakkak ki orada (mukaddes Kudüs ve çevresinde) çok kuvvetli ve merhametsiz bir kavim vardır. Onlar oradan çıkmadıkça biz asla oraya giremeyiz (çünkü girmemize engel olurlar ve onlara karşı çıkamayız). Ancak onlar oradan çıkarlarsa o zaman hemen oraya gireriz.”— Z. El-Kudsi
5:22
23
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٣٢
Kâle raculâni minellezîne yehâfûne en’amallâhu aleyhim edhulû aleyhimul bâb(bâbe), fe izâ dehaltumûhu fe innekum gâlibûne ve alâllâhi fe tevekkelû in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
(İsrailoğullarından) Allah’tan korkan (O’nun emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duran) ve Allah’ın kendilerine nimet verdiği (itaatine muvaffak kıldığı) iki kişi şöyle dedi: “Onların (Kudüs’teki kuvvetli ve merhametsiz kavmin) üzerine kapıdan (hücum edip) girin! Oraya (kapıdan) girdiğiniz zaman muhakkak siz onlara galip gelirsiniz. Eğer gerçekten mu’minler iseniz yalnız Allah’a tevekkül edin (O’na güvenip dayanın)!”— Z. El-Kudsi
5:23
24
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَـهَٓا اَبَداً مَا دَامُوا ف۪يهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ ٤٢
Kâlû yâ mûsâ innâ len nedhulehâ ebeden mâ dâmû fîhâ fezheb ente ve rabbuke fe kâtilâ innâ hâhunâ kâıdûn(kâıdûne).
(Buna rağmen Musa’nın emrine muhalefet eden) İsrailoğulları ısrarla şöyle dediler: “Ey Musa! Onlar (çok kuvvetli ve merhametsiz kavim) orada olduğu müddetçe biz asla Beyt-i Makdis’e girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın; biz ise burada oturup bekleyeceğiz.”— Z. El-Kudsi
5:24
25
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ ٥٢
Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ahî fefruk beynenâ ve beynel kavmil fâsikîn(fâsikîne).
Musa (İsrailoğullarının kendisine itaat etmediğini görünce) şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben sadece kendi nefsime ve kardeşime (Harun’a) söz geçirebiliyorum. Bizim ile şu fasık (senin emirlerine itaat etmeyen ve rasulüne tâbi olmayan) kavmin arasını (hüküm olarak) ayır!”— Z. El-Kudsi
5:25
26
قَالَ فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۚ يَت۪يهُونَ فِي الْاَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ۟ ٦٢
Kâle fe innehâ muharremetun aleyhim erbaîne senet(seneten), yetîhûne fîl ardı fe lâ te’se alel kavmil fâsikîn(fâsikîne).
(Bunun üzerine) Allah Musa’ya şöyle buyurdu: “Öyleyse onların (İsrailoğullarının) Beyt-i Makdis’e girmesi kırk yıl yasaklanmıştır. Onlar bu süre içinde yeryüzünde (çölde) yollarını kaybedip şaşkın şaşkın dolaşacaklardır. (Ey Musa!) Uğradıkları bu cezadan dolayı (emirlerime itaatten ve sana tâbi olmaktan yüz çeviren) şu fasık kavme üzülme!”— Z. El-Kudsi
5:26
27
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّۢ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَاناً فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِۜ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَۜ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّق۪ينَ ٧٢
Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hakkı iz karrebâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel minel âhar(âhari) kâle le aktulennek(aktulenneke) kâle innemâ yetekabbelullâhu minel muttekîn(muttekîne).
Ey rasulüm! Onlara (sana tâbi olmayan zalim ve hasetçi Yahudilere) Âdem’in iki oğlunun (Habil ile Kabil’in) kıssasını kesin doğru bir haber olarak anlat! Hani onlar Allah’a kurban takdim etmişlerdi de birinin (Habil’in) kurbanı kabul edilmiş, diğerininki (Kabil’inki) ise kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen (haset ve kıskançlık yüzünden) şöyle demişti: “(Ey Habil!) Andolsun ki seni öldüreceğim.” Kardeşi (Habil) de ona, “Allah, ancak takva sahiplerinin (O’nun emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duranların) kurbanını kabul eder.” demişti.— Z. El-Kudsi
5:27
28
لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَن۪ي مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ ٨٢
Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktulek(aktuleke), innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).
Sonra da (Habil) “Andolsun ki sen beni öldürmek için elini uzatsan bile ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Ben, âlemlerin rabbi olan Allah’tan (beni cezalandırmasından) gerçekten korkarım.” demişti.— Z. El-Kudsi
5:28
29
اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ تَبُٓوأَ بِاِثْم۪ي وَاِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِۚ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِم۪ينَۚ ٩٢
İnnî urîdu en tebûe bi ismî ve ismike fe tekûne min ashâbin nâr(nâri), ve zâlike cezâûz zâlimîn(zâlimîne).
Kurbanı kabul edilen (Habil, Kabil’i korkutup caydırmak için) sözüne şöyle devam etti: “Ben isterim ki sen hem benim günahımı (beni haksız yere öldürme günahını) hem de kendi günahını (daha önce işlediğin günahlarını) yüklenesin de cehennem ehlinden olasın! İşte, zalimlerin cezası budur!”— Z. El-Kudsi
5:29
30
فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخ۪يهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٠٣
Fe tavveat lehu nefsuhu katle ahîhi fe katelehu fe asbaha minel hâsirîn(hâsirîne).
Nihayet (Kabil’in) nefsi onu, kardeşini (Habil’i) öldürmeye itti de onu öldürdü. Bu sebeple (ahirette) kaybedenlerden oldu.— Z. El-Kudsi
5:30
Yükleniyor...
Maide
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle