Enfal 75 Ayet Medine · الأنفال
8

Enfal

Ganimetler · Medine
8
Ganimetler · Medine
الأنفال
75
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِۜ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١
Yes’elûneke anil enfâl(enfâli), kulil enfâlu lillâhi ver resûl(resûli), fettekullâhe ve aslihû zâte beynikum ve etîûllâhe ve resûlehû in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ey rasulüm! Sahabelerin sana (Bedir Savaşından sonra elde edilen) ganimetler hakkında (nasıl ve kime dağıtılacağını) soruyor. Onlara şöyle de: “Ganimetler (hakkında hüküm vermek) Allah’a ve rasulüne aittir (size düşen bu hükme boyun eğip itaat etmektir). Allah’tan korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun), aranızdaki ilişkileri düzeltin (husumet ve anlaşmazlıklara son verin) ve eğer gerçekten mu’minler iseniz (her konuda, her zaman) Allah ve rasulüne itaat edin!”— Z. El-Kudsi
8:1
2
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ ٢
İnnemâl mu'minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne).
Biliniz ki gerçek mu’minler; Allah’ın ismi zikredildiği zaman (korku ve saygıdan) kalpleri titreyen (böylece hem kalpleri hem de bedenleriyle Rablerine itaate yönelen), kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman (düşünerek dinledikleri için) imanları artan ve (her konuda, her zaman) Rablerine tevekkül edenlerdir (O’na güvenip sığınan, O’ndan yardım isteyen, O’nun kaza ve kaderine rıza gösterip hükmüne teslim olanlardır).— Z. El-Kudsi
8:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۜ ٣
Ellezîne yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar, namazı (rükün ve şartlarını güzel bir şekilde yerine getirerek) ikame eden ve onlara verdiğimiz rızıktan (hem farz olan zekâtı hem de müstehap olan sadakayı Allah’ın emrettiği şekilde) infak edenlerdir.— Z. El-Kudsi
8:3
4
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَـقاًّۜ لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌۚ ٤
Ulâike humul mu’minûne hakkâ(hakkan), lehum deracâtun inde rabbihim ve magfiratun ve rızkun kerîm(kerîmun).
İşte! Ancak sayılan bu sıfatlara sahip olanlar gerçek manada Allah’a iman etmiş olanlardır. Onlara mükâfaat olarak Rableri katında (cennette) yüksek dereceler, mağfiret (günahlarının bağışlanması) ve (ebedî olan) bolca güzel rızıklar (nimetler) verilecektir.— Z. El-Kudsi
8:4
5
كَمَٓا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّۖ وَاِنَّ فَر۪يقاً مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ لَكَارِهُونَۙ ٥
Kemâ ahraceke rabbuke min beytike bil hakkı ve inne ferîkan minel mu’minîne le kârihûn(kârihûne).
Ey rasulüm! Rabbin, (ganimetler konusunda aranızda ihtilaf ettikten sonra bu konudaki hükmü kendisine ve rasulüne ait kıldığı gibi) aynı şekilde senin Medine’den (müşriklerle savaşman için) çıkmanı da hak (vahiy) ile emretti, bazı mu’minler (silah ve mühimmat bakımından hazırlıksız olunduğu için Bedir’de müşriklerle savaşma konusunda) hoşnut olmamasına rağmen.— Z. El-Kudsi
8:5
6
يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَۜ ٦
Yucadilûneke fîl hakkı ba'de mâ tebeyyene ke ennemâ yusâkûne ilâl mevti ve hum yanzurûn(yanzurûne).
Ey rasulüm! (Müşriklerle savaşmaktan hoşnut olmayan) O mu’minler, hak (Bedir’de müşriklerle savaşılacağı) kendilerine açıkça belli olduktan sonra bile sanki sen onları göz göre göre ölüme gönderiyormuşsun gibi hâlâ seninle (savaşa girip girmeme konusunda) tartışıyorlardı.— Z. El-Kudsi
8:6
7
وَاِذْ يَعِدُكُمُ اللّٰهُ اِحْدَى الطَّٓائِفَتَيْنِ اَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ اَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِر۪ينَۙ ٧
Ve iz yaıdukumullâhu ihdât tâifeteyni ennehâ lekum, ve teveddûne enne gayra zâtiş şevketi tekûnu lekum, ve yurîdullâhu en yuhıkkal hakka bi kelimâtihî ve yaktaa dâbiral kâfirîn(kâfirîne).
Ve ey (Bedir’de müşriklere karşı savaşma konusunda tartışan) mu’minler, hatırlayın! Allah size (Medine’den çıktığınızda) iki taifeden birini, “O sizindir.” diyerek vâdetmişti (ya Ebu Süfyan’ın kervanını ya da müşriklerle savaşıp zaferi elde edecektiniz). Fakat siz, bunlardan rahatlıkla elde edeceğiniz kuvvetsiz olanı (kervanı) tercih ediyordunuz. Allah ise savaşma hükmü ile hakkın ortaya çıkmasını ve böylece kâfirlerin kökünün kazınmasını (küfrün elebaşlarından çoğunun öldürülmesini ya da esir edilmesini) istemişti.— Z. El-Kudsi
8:7
8
لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَۚ ٨
Li yuhıkkal hakka ve yubtılel bâtıle ve lev kerihel mucrimûn(mucrimûne).
Allah, (sayısı az olan mu’minlerin, sayısı çok olan müşrikleri savaşta yenmesiyle) hakkın (İslam dininin) hak olduğunu (ve ona tâbi olanların doğru yolda olduğunu) ortaya çıkarmak ve bâtılı (İslam’ın ve Müslümanların karşısında yer alanları) alçaltıp yok etmek ister; mücrimler (hakkı bile bile reddederek küfür, şirk ve zulümlerine devam edip Allah’ın tevhidine ve rasulüne iman etmeyenler) bundan hoşlanmasa bile.— Z. El-Kudsi
8:8
9
اِذْ تَسْتَغ۪يثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّ۪ي مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُرْدِف۪ينَ ٩
İz testegîsûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi elfin minel melâiketi murdifîn(murdifîne).
Ey iman edenler, hatırlayın! (Bedir Savaşında muzaffer olmak için) Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da “Muhakkak ki ben size, birbiri ardından gelen bin melekle yardım edeceğim.” diyerek duanıza icabet etmişti.— Z. El-Kudsi
8:9
10
وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى وَلِتَطْمَئِنَّ بِه۪ قُلُوبُكُمْۚ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟ ٠١
Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ ve li tatmainne bihî kulûbukum ve mân nasru illâ min indillâh(indillâhi), innallâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Ve Allah bu yardımı, (düşmanlarınız karşısında muzaffer olacağınıza dair) size bir müjde olması ve onunla kalplerinizin rahatlayıp mutmain olması için yaptı. Bilin ki zafer ancak Allah’tandır (sayı ve mühimmat çokluğuyla değil, O’nun yardımı ve desteğiyledir). Muhakkak ki Allah (عَـزِيـز) ʿAzîz’dir (kendisine asla galip gelinemeyen, her meselede dilediği gibi izzetle hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan ve emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandırandır), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır).— Z. El-Kudsi
8:10
11
اِذْ يُغَشّ۪يكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِه۪ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ ١١
İz yugaşşîkumun nuâse emeneten minhu ve yunezzilu aleykum mines semâi mâen li yutahhirakum bihî ve yuzhibe ankum riczeş şeytâni ve li yarbıta alâ kulûbikum ve yusebbite bihil akdâm(akdâme).
(Bedir’de düşmana karşı savaşmak için saf olduğunuzda) Allah’ın, rahatlamanız ve korkunuzun gitmesi için size bir uyuklama hâli verdiğini ve sizi hadesten temizlemek, şeytanın vesveselerini sizden gidermek, (bedenleriniz savaşta sabit kalsın diye) kalplerinizi sağlamlaştırmak ve (yerin sertleşip) ayaklarınızın (kuma batmadan) yere sağlam basması için üzerinize gökten su indirdiğini hatırlayın (bu nimetlerini unutmayın)!— Z. El-Kudsi
8:11
12
اِذْ يُوح۪ي رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰٓئِكَةِ اَنّ۪ي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ سَاُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍۜ ٢١
İz yûhî rabbuke ilâl melâiketi ennî meakum fe sebbitûllezîne âmenû, se ulkî fî kulûbillezîne keferûr ru'be fadribû fevkal a'nâkı vadribû minhum kulle benân(benânin).
Ey rasulüm! Rabbin (Bedir Savaşında mu’minlere yardım etmeleri için gönderdiği) meleklere şöyle vahyetti: “(Ey melekler topluluğu!) Muhakkak ki ben, (mu’minlere yardım etme konusunda) sizinle beraberim (sizi destekleyeceğim). Mu’minlere (azim ve morallerini artırarak) savaşta sebat etmeleri için yardım edin! Ben, kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Ey mu’minler! (Kılıçlarınızla) Kâfirlerin boynuna vurun (ki ölsünler) ve onların bütün parmaklarını kesin (ki sizinle bir daha savaşamasınlar)!”— Z. El-Kudsi
8:12
13
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَٓاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۚ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٣١
Zâlike bi ennehum şâkkullâhe ve resûlehu, ve men yuşâkıkıllâhe ve resûlehu fe innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
İşte kâfirlere (dünyada) verilen bu ceza (boyunlarının ve parmaklarının kesilmesi), onların Allah’ın ve rasulünün emirlerine itaat etmeyip karşı gelmelerindendir. Kim Allah’ın ve rasulünün emirlerine karşı gelip yasaklarını ihlal ederse bilsin ki Allah, (dünyada ve ahirette) cezalandırması çok şiddetli olandır.— Z. El-Kudsi
8:13
14
ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابَ النَّارِ ٤١
Zâlikum fe zûkûhu ve enne lil kâfirîne azâben nâr(nâri).
Ey (Allah’ın ve rasulünün emirlerine karşı gelip yasaklarını ihlal eden) kâfirler! İşte (dünyada başınıza gelen) bu azabı tadın! Ve (küfür ve şirklerinizden dönmeyip kâfir olarak öldüğünüzde) kâfirler için hazırlanmış (ebedî) ateş azabı olduğunu bilin!— Z. El-Kudsi
8:14
15
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا زَحْفاً فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْاَدْبَارَۚ ٥١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ lekîtumullezîne keferû zahfen fe lâ tuvellûhumul edbâr(edbâra).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Kâfirler savaşta sımsıkı ve kalabalık saflar hâlinde size hücum ettiklerinde sakın onlara arkanızı dönüp kaçmayın (sebat edin ve sabır gösterin, böyle yaptığınızda Allah’ın size yardım edip muzaffer kılacağını bilin)!— Z. El-Kudsi
8:15
16
وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُٓ اِلَّا مُتَحَرِّفاً لِقِتَالٍ اَوْ مُتَحَيِّزاً اِلٰى فِئَةٍ فَقَدْ بَٓاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَأْوٰيهُ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٦١
Ve men yuvellihim yevme izin duburahû illâ muteharrifen li kıtâlin ev mutehayyizen ilâ fietin fe kad bâe bi gadabin minallâhi ve me’vâhu cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru).
Kim de cihad yapıldığı gün düşmana arkasını dönüp kaçarsa, savaşta taktik olarak düşmanı yanıltmak için geri çekilen ya da düşmanla savaşan başka bir birliğe katılmak için yer değiştiren hariç, muhakkak ki o, Allah’ın ğadabını* hak etmiş olur ve onun barınacağı yer cehennemdir; o ne kötü bir sondur! [ Not: Allahu Teâlâ’nın ğadablanması, bazı âlimlere göre Allahu Teâlâ’nın ceza vermesidir. Çünkü Allahu Teâlâ’ya zahiri manasına göre ğadab sıfatı verilirse Allahu Teâlâ ğadablandığında daha önce ğadablanmamış manasına gelir. Yani Allahu Teâlâ yeni bir sıfat edinmiş olur. Bu ise Allahu Teâlâ’ya layık değildir çünkü Allahu Teâlâ’nın bütün sıfatları kdîm (قَدِيم)’dir. Kur’ân’da Allahu Teâlâ hakkında bunun gibi zahiri teşbihi çağrıştıran bazı lafızlar geçmektedir. Bütün ehlisünnet âlimleri, bu kelimelerin teşbihi çağrıştıran manalarını asla kabul etmeyip Allahu Teâlâ’yı bu manalardan tenzih ettiler. Ancak mana verme konusunda üç yol takip ettiler. Birinci yol, sahabelerin çoğunun yoludur. Sahabelerin çoğu, ayetten istenilen genel manayı anlamakla birlikte bu kelimelerin Allahu Teâlâ’ya layık olmayan manalarından Allahu Teâlâ’yı tenzih ederek mana vermeden olduğu gibi okudular ve “Bu kelimelerin manası, okuyuşudur.” deyip manasını Allahu Teâlâ’ya havale ettiler. Örneğin Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Bilakis Allah’ın iki yed’i açıktır.” (el-Mâide: 64). Onlar bu ayeti okurken ayetin genel manasını yani Allahu Teâlâ’nın cimri değil bilakis çok cömert olduğunu anladılar. Ayette geçen “يَدَاهُ (iki yed’i)” kelimesi üzerinde ise durmayıp olduğu gibi okudular; asla uzuv olan yed manasını anlamadılar ve Allahu Teâlâ’yı bundan tenzih edip gerçek manasını Allahu Teâlâ’ya havale ettiler. Sahabelerin çoğu bu tavrı takındı. Az bir kısım sahabe ise yine zahiri manasından Allahu Teâlâ’yı tenzih ederek bu gibi lafızları Arapçaya uygun şekilde, Allahu Teâlâ’ya layık bir manaya tevil etti. Onlardan sonra gelen âlimlerden bir kısmı sahabelerin çoğunun yolunu takip ederken bir kısmı tevil yolunu seçti ve bunların bazısı mücmel tevil, bazısı ise tafsilatlı tevil yaptı. Mücmel tevil yapan âlimler, bu kelimelerin teşbihi çağrıştıran manasından Allahu Teâlâ’yı tenzih ederek Allahu Teâlâ kendisine nispet ettiği için bunları sıfat kabul etmiş ve gerçek manasını sadece Allahu Teâlâ’nın bildiğini, mutlaka O’na layık bir manası olduğunu söylemiştir. Tafsilatlı tevil yapan âlimler ise bu kelimelere Arapçaya uygun şekilde, Allahu Teâlâ’ya layık bir mana verdiler. Fakat hiçbir zaman bu mananın kesin olduğunu söylemediler. Örneğin “Ğadab Allah’ın cezası, rıza ise mükâfaatıdır.” dediler. İster tafvid ister tevil yolunu seçsin, hiçbir ehlisünnet âlimi bu kelimelere zahiri manasını yani teşbihi çağrıştıran manaları vermediler. Böyle yapanlar ancak mücessime olanlardır. ]— Z. El-Kudsi
8:16
17
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْۖ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِن۪ينَ مِنْهُ بَلَٓاءً حَسَناًۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٧١
Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ(hasenen), innallâhe semîun alîm(alîmun).
Ey iman edenler! Bilin ki (Bedir Savaşında) kâfirleri siz (kendi gücünüzle) öldürmediniz, bilakis onları (öldürmenize yardım etmekle) Allah öldürdü. Ey rasulüm! (Düşmana) Ok attığın zaman aslında sen atmadın bilakis (attığın oku düşmana isabet ettirmekle) Allah attı. Bilin ki Allah, şükretmeleri için güzel nimetler vererek (sayıları az olmasına rağmen müşriklere muzaffer kılarak) mu’minleri imtihan etmek ister. Muhakkak ki Allah (سَـمِـيـع) Semîʿ’dir (gizli olsun aşikâr olsun yaptığınız bütün duaları ve sözleri işitendir), (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (yaptığınız bütün amelleri ve menfaatinize olan her şeyi gizlisi ve açığıyla bilendir).— Z. El-Kudsi
8:17
18
ذٰلِكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِر۪ينَ ٨١
Zâlikum ve ennallâhe mûhinu keydil kâfirîn(kâfirîne).
(Müşrikler hezimete uğrayıncaya kadar bir kısmını öldürmek, onlara isabetli ok atmak, onları geri püskürtmek, bir kısmını esir almak ve mu’minleri düşman karşısında muzaffer kılmak) Bütün bunlar Allah’tandır. Bilin ki Allah, (İslam’a ve Müslümanlara) tuzak kuran kâfirlerin tuzağını zayıflatacak ve onları hedeflerine ulaştırmayacaktır.— Z. El-Kudsi
8:18
19
اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟ ٩١
İn testeftihû fe kad câekumul fethu, ve in tentehû fe huve hayrun lekum, ve in teûdû naud, ve len tugniye ankum fietukum şey'en ve lev kesuret ve ennallâhe meal mu'minîn(mu'minîne).
Ey müşrikler! Eğer fetih (Allah’ın azabının zalimlerin üzerine inmesini) istiyorsanız işte bakın fetih (Allah’ın azabı, hem size bir ceza olması hem de mu’minlere ibret olması için) siz zalimlerin üzerine indi. Ve biliniz ki mu’minlere beddua etmekten ve onlara saldırmaktan vazgeçerseniz bu sizin için hayırlı olur. Eğer vazgeçmeyip yaptıklarınıza dönerseniz biz de size azap indirmeye döneriz ve sayınızın, teçhizatınızın, taraftarlarınızın çok olması sizi Allah’ın azabından kurtaramaz. (Sayı ve teçhizatları az olsa bile mu’minler karşısında yenilgiye mahkûmsunuz) Çünkü Allah mu’minlerle beraberdir (onların destekleyicisi ve yardımcısıdır, Allah’ın desteklediğini yenecek hiç kimse yoktur).— Z. El-Kudsi
8:19
20
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَۚ ٠٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû etîullâhe ve resûlehu ve lâ tevellev anhu ve entum tesmeûn(tesmeûne).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Allah’a ve rasulüne itaat edin! Allah’ın ayetleri size okunduğunda bunları işittiğiniz hâlde sakın Rasul’den yüz çevirmeyin (emirlerine muhalefet edip yasaklarını ihlal etmeyin)!— Z. El-Kudsi
8:20
21
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ١٢
Ve lâ tekûnû kellezîne kâlû semi’nâ ve hum lâ yesmeûn(yesmeûne).
Ve kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda (anlayarak, ibret alarak ve pratikte uygulamaya sevk eden) faydalı bir işitmeyle dinlemedikleri hâlde (sırf kulaklarıyla işittikleri için) “İşittik!” diyen (müşrik ve münafık) kimseler gibi olmayın!— Z. El-Kudsi
8:21
22
اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ ٢٢
İnne şerred devâbbi indallâhis summul bukmullezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Bilin ki Allah katında, yeryüzünde yürüyüp hareket eden canlıların en şerlisi sağırlar (hakkı, anlayıp kabul eden bir dinlemeyle dinlemeyenler) ve dilsizlerdir (hakkı konuşmayanlardır). İşte onlar (Allah’ın emirlerine karşı gelip yasaklarını ihlal etmenin akıbetini) akletmeyen (düşünmeyen) kimselerdir.— Z. El-Kudsi
8:22
23
وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ ف۪يهِمْ خَيْراً لَاَسْمَعَهُمْۜ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٣٢
Ve lev alimallâhu fî him hayran le esmeahum, ve lev esmeahum le tevellev ve hum mu'ridûn (mu'ridûne).
Allah, (hakkı anlayıp kabul eden bir dinlemeyle dinlemedikleri için) hakka karşı sağır kıldığı bu müşrik ve münafıklarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette onlara (istifade edecekleri şekilde) hakkı işittirirdi. Eğer Allah onlara hakkı (anlayacakları şekilde) işittirseydi onlar yine de (inatla hakka karşı gelip ondan) yüz çevirirlerdi.— Z. El-Kudsi
8:23
24
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّـهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٤٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Rasul, hayatınızın hak üzere olması için sizi hakka davet ettiğinde (hayatınızın her yönünde) Allah ile rasulünün emir ve yasaklarına uyun! Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer (hakkı bile bile reddettikten sonra hakka dönmek istediğinizde hakka ulaşmanızı engellemeye kadirdir, bu sebeple fırsat varken hemen hakka teslim olun). Hiç şüpheniz olmasın ki (kıyamet gününde) Allah’a döneceksiniz (ve dünyada işlediğiniz amellerden hesaba çekileceksiniz).— Z. El-Kudsi
8:24
25
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُص۪يبَنَّ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَٓاصَّةًۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٥٢
Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Ey iman edenler! İçinizden sadece zalimlere (şirk ve günah işleyenlere) isabet etmeyecek olan bir azaptan da sakının (bu azap, zalimlere emri bil maruf nehyi anil münker yapmayanlara da isabet eder). Ve bilin ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.— Z. El-Kudsi
8:25
26
وَاذْكُـرُٓوا اِذْ اَنْتُمْ قَل۪يلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِه۪ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٦٢
Vezkurû iz entum kalîlun mustad'afûne fîl ardı tehâfûne en yetehattafekumun nâsu fe âvâkum ve eyyedekum bi nasrihî ve razakakum minet tayyibâtî leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ey iman edenler! Şunu da hatırlayın: Hani Mekke’de sayıca az ve (müşrikler karşısında) zayıf idiniz. Kâfirlerin sizi yakalayıp işkence etmesinden de korkuyordunuz. Sonra Allah size sığınacak bir yer (olarak Medine’yi) ihsan etti, sizi (düşmanlarınızla yaptığınız savaşlarda) destekleyerek muzaffer kıldı ve size güzel rızıklar verdi. Olur ki verdiği nimetlerden dolayı (sadece O’na ibadet ederek ve emirlerine uyup yasaklarından uzak durarak) Allah’a şükredersiniz (böyle yaptığınızda şüphesiz size nimetlerini daha da artırır, aksi hâlde verdiği nimetleri elinizden alır ve sizi azaba uğratır).— Z. El-Kudsi
8:26
27
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُٓوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٧٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tehûnûllâhe ver resûle ve tehûnû emânâtikum ve entum ta'lemûn(ta'lemûne).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Sakın Allah’a ve rasulüne (emirlerine karşı gelip yasaklarını ihlal ederek) hıyanet etmeyin ve aldığınız emanetlere de (ister dinî ister dünyevi konuda olsun) bile bile hıyanet etmeyin!— Z. El-Kudsi
8:27
28
وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟ ٨٢
Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm(azîmun).
Ve ey gerçek manada iman edenler! Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) bir imtihandır (bunlar sizi Allah’a itaat etmekten ve salih ameller işlemekten alıkoymasın). Şüpheniz olmasın ki Allah katında çok büyük mükâfaatlar vardır (mal ve çocuklarınız yüzünden bunları kaybetmeyin).— Z. El-Kudsi
8:28
29
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٩٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Eğer Allah’tan korkarsanız (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durursanız) size hak ile bâtılı birbirinden ayırt edecek bir yetenek verir, işlediğiniz günahları örter ve size mağfiret eder. Bilin ki Allah (takvalı kullarına) büyük ikram sahibidir (bu ikramlarından biri de ahirette onlar için hazırladığı ebedî cennettir).— Z. El-Kudsi
8:29
30
وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَۜ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ ٠٣
Ve iz yemkuru bikellezîne keferû li yusbitûke ev yaktulûke ev yuhricûke ve yemkurûne ve yemkurullâh(yemkurullâhu), vallâhu hayrul mâkirîn(mâkirîne).
Ve ey rasulüm, hatırla! Kâfirler seni yakalayıp hapsetmek, öldürmek ya da yurdundan çıkarıp sürgün etmek için (birbirleriyle gizlice konuşup) tuzak hazırlıyorlardı. Onlar (bu şekilde) senin aleyhine tuzak hazırlıyorlar fakat Allah hazırladıkları tuzağı boşa çıkarıyordu. Muhakkak ki Allah, (dini, rasulleri ve mu’min kulları aleyhine) tuzak kuranları hak ettikleri en güzel şekilde cezalandırandır.— Z. El-Kudsi
8:30
Yükleniyor...
Enfal
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle