Haşr 24 Ayet Medine · الحشر
59

Haşr

Toplanma · Medine
59
Toplanma · Medine
الحشر
24
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ١
Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Bilin ki göklerde ve yerde bulunanlar, Allah’ı tesbih etmektedir (bütün noksan sıfatlardan tenzih ederek yüceltmektedir). Ve O; (ٱلۡـعَزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm’dir (yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
59:1
2
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَخْرَجَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ دِيَارِهِمْ لِاَوَّلِ الْحَشْرِۜ مَا ظَنَنْتُمْ اَنْ يَخْرُجُوا وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مَانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَاَتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِاَيْد۪يهِمْ وَاَيْدِي الْمُؤْمِن۪ينَ فَاعْتَبِرُوا يَٓا اُو۬لِي الْاَبْصَارِ ٢
Huvellezî ahrecellezîne keferû min ehlil kitâbi min diyârihim li evvelil haşr(haşri), mâ zanentum en yahrucû ve zannû ennehum mâniatuhum husûnuhum minallâhi fe etâhumullâhu min haysu lem yahtesibû ve kazefe fî kulûbihimur ru’be yuhribûne buyûtehum bi eydîhim ve eydîl mû’minîne fa’tabirû yâ ulîl ebsâr(ebsâri).
O (Allah), kitap ehlinden inkâr edenleri (Nadîroğlu Yahudilerini Medine’den Şam’a) ilk sürgünde yurtlarından çıkarandır. Ey iman edenler! Onların (varlıklı olmalarından ve muhkem kalelerinden dolayı) yurtlarından çıkacaklarını zannetmemiştiniz. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah’ın cezasından koruyacağını zannediyorlardı. Fakat Allah’ın cezası onlara hiç beklemedikleri yerden geliverdi. Ve Allah, onların kalplerine şiddetli korku düşürdü. Öyle ki evlerini hem kendi elleriyle hem de mu’minlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri, (bu kimselerin küfürleri ve hıyanetleri sebebiyle uğratıldıkları cezadan) ibret alın (onlar gibi olmayın, yoksa onların başına gelen ceza sizin de başınıza gelir)!— Z. El-Kudsi
59:2
3
وَلَوْلَٓا اَنْ كَتَبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمُ الْجَلَٓاءَ لَعَذَّبَهُمْ فِي الدُّنْيَاۜ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابُ النَّارِ ٣
Ve lev lâ en keteballâhu aleyhimul celâe le azzebehum fîd dunyâ, ve lehum fîl âhıreti azâbun nâr(nâri).
Eğer Allah onlar hakkında yurtlarından sürgün cezasını yazmış olmasaydı muhakkak dünyada onları (öldürme ve esir alma gibi) değişik şekillerde cezalandırırdı. Ahirette de onlar için ateş azabı vardır.— Z. El-Kudsi
59:3
4
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَٓاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۚ وَمَنْ يُشَٓاقِّ اللّٰهَ فَاِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٤
Zâlike bi ennehum şâ akkûllâhe ve resûleh(resûlehu), ve men yuşâ akkıllâhe fe innallâhe şedîdul ikâb(ikâbi).
İşte o kâfirlere (dünyada) verilen bu ceza (sürgün edilmeleri), onların Allah’ın ve rasulünün emirlerine itaat etmeyip karşı gelmelerindendir. Kim Allah’ın ve rasulünün emirlerine karşı gelip yasaklarını ihlal ederse bilsin ki Allah, (dünyada ve ahirette) cezalandırması çok şiddetli olandır.— Z. El-Kudsi
59:4
5
مَا قَطَعْتُمْ مِنْ ل۪ينَةٍ اَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَٓائِمَةً عَلٰٓى اُصُولِهَا فَبِاِذْنِ اللّٰهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِق۪ينَ ٥
Mâ kata’tum min lînetin ev terektumûhâ kâimeten alâ usûlihâ fe bi iznillâhi ve li yuhziyel fâsikîn(fâsikîne).
Ey iman edenler! (Nadîroğlu Yahudilerini kuşatma altına aldığınızda) Hurma ağaçlarından herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah’ın izniyledir. Ve bu, fasıkları (O’nun yolundan sapanları) cezalandırıp rezil etmek içindir.— Z. El-Kudsi
59:5
6
وَمَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْهُمْ فَمَٓا اَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٦
Ve mâ efâ allâhu alâ resûlihî minhum fe mâ evceftum aleyhi min haylin ve lâ rikâbin ve lâkinnallâhe yusallitu rusulehu alâ men yeşâu, vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ey iman edenler! Allah’ın, onlardan (Nadîroğullarının mallarından) rasulüne (ve size) fey* olarak verdiği mallar için at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, rasullerini dilediği kimselere musallat edip üstün kılar (Allah, rasulünü Nadîroğullarına musallat etti ve o da onların yurtlarını savaşsız fethetti). Ve muhakkak ki Allah her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz, siz olmadan da dinini ve rasulünü muzaffer kılmaya kadirdir). [ Not: Fey; kâfirlerden savaşsız elde edilen mallardır. ]— Z. El-Kudsi
59:6
7
مَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى فَلِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْاَغْنِيَٓاءِ مِنْكُمْۜ وَمَٓا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُواۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِۢ ٧
Mâ efâ allâhu alâ resûlihî min ehlil kurâ fe lillâhi ve lir resûli ve lizîl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîni vebnis sebîli key lâ yekûne dûleten beynel agniyâi minkum, ve mâ âtâkumur resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh(vettekûllâhe), innallâhe şedîdul ikâb(ikâbi).
Allah’ın, (kâfir) beldelerin ahalisinden (savaşılmaksızın) rasulüne bir nimet olarak kazandırdığı fey malları; Allah’a, rasulüne, onun akrabalarına (Beni Hâşim ve Beni Abdilmuttalib’e), yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Allah’ın böyle hüküm vermesi; o malların, sadece içinizden (Müslüman) zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmemesi içindir. Ey gerçek manada iman edenler! Rasul (Muhammed) size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa (vermediyse) ondan uzak durun (onu istemeyin) ve Allah’tan korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Muhakkak ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir (ondan sakının).— Z. El-Kudsi
59:7
8
لِلْفُقَـرَٓاءِ الْمُهَاجِر۪ينَ الَّذ۪ينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَاناً وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَۚ ٨
Lil fukarâil muhâcirînellezîne uhricû min diyârihim ve emvâlihim yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen ve yensurûnallâhe ve resûleh(resûlehu), ulâike humus sâdikûn(sâdikûne).
Allah’ın verdiği ganimetlerin bir kısmı; yurtlarından çıkarılıp malları zorla bıraktırılan, Allah’tan (dünyada helal) rızık ve (ahirette) O’nun rızasını arzulayan, (Allah yolunda cihad ederek) Allah’ın dinini ve rasulünü muzaffer kılmak için yardım eden fakir muhacirler içindir. İşte bu sıfatlara sahip olanlar, gerçek manada ihlasla iman etmiş olanlardır.— Z. El-Kudsi
59:8
9
وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ ٩
Vellezîne tebevveûd dâre vel îmâne min kablihim yuhıbbûne men hâcere ileyhim ve lâ yecidûne fî sudûrihim hâceten mimmâ ûtû ve yû’sirûne alâ enfusihim ve lev kâne bihim hasâsah(hasâsatun), ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Muhacirler gelmeden önce Medine’ye yerleşmiş olan ve isteyerek (Allah’a ve rasulüne) imanı seçenler de kendilerine hicret edenleri severler ve onlara (ganimet veya feyden) verilen paydan dolayı kalplerinde hiçbir kızgınlık ve haset hissetmezler. Kendi ihtiyaçları olsa bile, hicret eden mu’min kardeşlerini nefislerine tercih ederler. Biliniz ki kim nefsinin tamahkârlığından (mal sevgisinden) korunup da malından Allah yolunda harcarsa işte onlar kazananlardan (ahiret gününde arzuladıkları şeyleri elde edenlerden) olacaklardır.— Z. El-Kudsi
59:9
10
وَالَّذ۪ينَ جَٓاؤُ۫ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذ۪ينَ سَبَقُونَا بِالْا۪يمَانِ وَلَا تَجْعَلْ ف۪ي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا رَبَّـنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟ ٠١
Vellezîne câû min ba’dihim yekûlûne rabbenâgfir lenâ ve li ihvâninellezîne sebekûnâ bil îmâni ve lâ tec’al fî kulûbinâ gıllen lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfun rahîm(rahîmun).
(Gerçek manada iman edip canları ve mallarıyla cihad eden) Muhacir ve ensarın ardından (kıyamete kadar ihlasla onların yoluna tâbi olarak) gelenler şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bize ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimize mağfiret et (günahlarımızı örtüp bizi bağışla)! Kalplerimize, gerçek manada iman edenlere karşı herhangi bir kin ve buğuz yerleştirme! Ey Rabbimiz! Muhakkak ki sen (رَءُوف) Raûf’sun (kullarına karşı çok merhametlisin; doğru yolu bulup cehennem yoluna sapmamaları için onlara müjdeleyici ve uyarıcı rasuller gönderensin), (رَحِيـم) Raḥîm’sin (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edensin).”— Z. El-Kudsi
59:10
11
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُط۪يعُ ف۪يكُمْ اَحَداً اَبَداًۚ وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ١١
E lem tere ilellezîne nâfekû yekûlûne li ihvânihimullezîe keferû min ehlil kitâbi le in uhrictum le nahrucenne me’akum ve lâ nutîu fî kum ehaden ebeden ve in kûtiltum le nensurennekum, vallâhu yeşhedu innehum le kâzibûn(kâzibûne).
Ey rasulüm! (Zahiren Müslüman görünen fakat kalplerinde küfürlerini gizleyen) Münafıkların, kitap ehlinden inkârcı kardeşlerine (tahrif edilmiş Tevrât’a tâbi olan Yahudilere), “(Yurtlarınızı terk etmeyin! Sizi Muhammed’in karşısında yalnız bırakmayacağız.) Eğer yurdunuzdan çıkarılırsanız (size destek olmak için) biz de sizinle beraber çıkarız ve sizin aleyhinize hiç kimseye itaat etmeyiz. Eğer Müslümanlar sizinle savaşırlarsa muhakkak ki biz onlara karşı size yardımcı oluruz.” dediklerini görmüyor musun?! Muhakkak ki Allah, münafıkların bu sözlerinde kesinlikle yalancı olduklarını bilir.— Z. El-Kudsi
59:11
12
لَئِنْ اُخْرِجُوا لَا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْۚ وَلَئِنْ قُوتِلُوا لَا يَنْصُرُونَهُمْۚ وَلَئِنْ نَصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ ٢١
Le in uhricû lâ yahrucûne me’ahum ve le in kûtılû lâ yensurûnehum ve le in nesarûhum le yuvellunnel edbâr(edbâre), summe lâ yunsarûn(yunsarûne).
Yemin olsun ki kitap ehlinden hıyanet eden kâfirler (Nadîroğulları), Müslümanlar tarafından yurtlarından çıkarılsalar o münafıklar asla onlarla beraber çıkmazlar. Müslümanlar o Yahudilere (Nadîroğullarına) savaş açsa yine onlara yardım da etmezler. Eğer o münafıklar yardım etmeye kalksalar Müslümanların karşısında mutlaka arkalarını dönüp kaçarlar. Böylece ne münafıklara ne de küfürde kardeşleri olan Yahudilere yardım edilir (bilakis zelil edilirler).— Z. El-Kudsi
59:12
13
لَاَنْتُمْ اَشَدُّ رَهْبَةً ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنَ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ ٣١
Le entum eşeddu rehbeten fî sudûrihim minallâhi, zâlike bi ennehum kavmun lâ yefkahûn(yefkahûne).
Ey iman edenler! Muhakkak ki o münafıkların ve Yahudilerin kalplerinde size karşı duydukları korku, Allah’a olan korkularından daha şiddetlidir. Çünkü onlar gerçeği anlamayan bir topluluktur (eğer aklını kullanan bir topluluk olsalardı en çok Allah’tan korkarlardı).— Z. El-Kudsi
59:13
14
لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَم۪يعاً اِلَّا ف۪ي قُرًى مُحَصَّنَةٍ اَوْ مِنْ وَرَٓاءِ جُدُرٍۜ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَد۪يدٌۜ تَحْسَبُهُمْ جَم۪يعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتّٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَۚ ٤١
Lâ yukâtilûnekum cemîan illâ fî kuren muhassanetin ev min verâi cudur(cudurin), be’suhum beynehum şedîd(şedîdun), tahsebuhum cemîan ve kulûbuhum şettâ, zâlike bi ennehum kavmun lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ey iman edenler! Yahudiler, müstahkem şehirler içinde ya da siperler arkasında olmaksızın sizinle topluca savaşmazlar. Kendi aralarındaki savaşları ise çok şiddetlidir. Ey rasulüm! Sen onları birbiriyle saf olmuş tek bir topluluk zannedersin, hâlbuki kalpleri bir değildir (birbirlerini sevmezler). Çünkü onlar, aklını kullanmayan bir topluluktur (eğer akıllarını kullansaydılar hakka tâbi olur ve hak konusunda ihtilafa düşmezlerdi).— Z. El-Kudsi
59:14
15
كَمَثَلِ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَر۪يباً ذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۚ ٥١
Kemeselillezîne min kablihim karîben zâkû ve bâle emrihim ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Bu Yahudilerin (küfür ve başlarına gelen ceza konusundaki) durumları, yakın bir zaman önce küfürlerinin cezasını (Bedir’de) tatmış olanların durumu gibidir. Ve onlara kıyamet gününde acıklı bir azap da vardır.— Z. El-Kudsi
59:15
16
كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْۚ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِنْكَ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ ٦١
Ke meseliş şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).
Yahudilerin, münafıkların destek sözüne kulak vermelerinin misali, insanların şeytanın sözüne kulak vermeleri gibidir. Şeytan, insana küfrü süslü gösterir, insan şeytanın süslü gösterdiği küfrü seçtiğinde ise ona şöyle der: “Muhakkak ki ben (küfre girdiğin için) senden uzağım. Ben, âlemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım.”— Z. El-Kudsi
59:16
17
فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَٓا اَنَّهُمَا فِي النَّارِ خَالِدَيْنِ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِم۪ينَ۟ ٧١
Fe kâne âkıbetehumâ ennehumâ fîn nâri hâlideyni fîhâ, ve zâlike cezâûz zâlimîn(zâlimîne).
Nihayet şeytan ve ona itaat edenlerin sonu, içinde ebedî kalmak üzere ateş olacaktır. İşte bu, zalimlerin (Allah’ın koyduğu sınırları aşıp O’na şirk koşarak nefsine zulmedenlerin) cezasıdır.— Z. El-Kudsi
59:17
18
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ٨١
Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe vel tenzur nefsun mâ kad demet ligad(ligadin), vettekûllah(vettekûllahe), innallâhe habîrun bi mâ ta’melûn(ta’melûne).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Allah’tan korkun (emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Ve her nefis, ahiret için ne hazırladığına baksın (ki cehenneme girenlerden olmasın)! Ve Allah’tan korkun! Muhakkak ki Allah işlediğiniz her şeyden haberdardır (her şeyi gizlisiyle açığıyla en ince teferruatına kadar bilendir ve buna göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
59:18
19
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ٩١
Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum, ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).
Ve sakın Allah’ı unutanlar (emirlerine itaat etmeyip yasaklarını ihlal edenler) gibi olmayın! Allah, böyle kimselere ceza olarak kendi nefislerini (ahiret azabından kurtarmak için salih amel işlemeyi) unutturdu. İşte onlar fasık (Allah’a itaatten çıkmış) kimselerdir.— Z. El-Kudsi
59:19
20
لَا يَسْتَـو۪ٓي اَصْحَابُ النَّارِ وَاَصْحَابُ الْجَنَّةِۜ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْـفَٓائِزُونَ ٠٢
Lâ yestevî ashâbun nâri ve ashâbul cenneh(cenneti), ashâbul cenneti humul fâizûn(fâizûne).
Ateşe girecek olanlar ile cennete girecek olanlar asla eşit olmazlar. Cennete girecek olanlar; işte onlar, kazanıp isteklerine kavuşanlardır.— Z. El-Kudsi
59:20
21
لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعاً مُتَصَدِّعاً مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ١٢
Lev enzelnâ hâzel kur’âne alâ cebelin le reeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh(haşyetillâhi), ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâsi leallehum yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ey rasulüm! Eğer bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik o dağı, (sert, sağlam ve dayanıklı olmasına rağmen) Allah’ın korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte insanlara böyle misaller veriyoruz ki akıllarını kullansınlar (Kur’ân’ın öğütlerini dinleyip hayatlarının her alanında uygulasınlar).— Z. El-Kudsi
59:21
22
هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۚ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ ٢٢
Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimul gaybi veş şehâdeh(şehâdeti), huver rahmânur rahîm(rahîmu).
O, kendisinden başka ibadete layık ilah olmayan Allah’tır. O; ğaybı (kullarının bilmediği şeyleri) ve şahid olunan (kullarının bildiği) şeyleri en ince teferruatıyla bilendir. O; (ٱلـرَّحۡـمَـٰن) er-Raḥmân’dır (dünyada tüm kullarına, ahirette ise yalnız mu’minlere merhamet edip nimetler verendir), (ٱلـرَّحِيـم) er-Raḥîm’dir (dünyada ve ahirette yalnız mu’min kullarına merhamet edip üstün nimetler verendir).— Z. El-Kudsi
59:22
23
هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَز۪يزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ٣٢
Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, elmelikul kuddûsus selâmul mû’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir(mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
O, kendisinden başka ibadete layık ilah olmayan Allah’tır. O; (ٱلۡـمَـلِـك) el-Melik’tir (her şeyin mülkü ve tasarrufu kendi elinde olandır), (ٱلۡـقُـدُّوس) el-Kuddûs’tür (benzeri olmayan ve kemaline yakışmayan her türlü noksanlıktan münezzeh olandır), (ٱلسَّلَـٰم ) es-Selâm’dır (her türlü noksan sıfattan, mahlukata benzemekten ve zatına layık olmayan şeylerden münezzeh olandır), (ٱلۡـمُـؤۡمِـن) el-Muʾmin’dir (gerçek mu’minlerin imanını tasdik eden, onlara vâdini yerine getiren, onları azaptan koruyan; kendi zatını kemal sıfatlarla öven; varlığını, birliğini, rasullerini, risaletini ve onların getirdiklerinin hak olduğunu çeşitli delillerle ispat edendir), (ٱلۡـمُـهَـيۡـمِـن) el-Muheymin’dir (her şeyin tasarrufu ve idaresi kendi iradesi altında olan, dilediği şeyi yapan, her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilendir), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, azabı şiddetli olan ve dilediğini yapmaktan engellenemeyendir), (ٱلۡـجَـبَّار) el-Cabbâr’dır (her şeyden yüce olan, her şeyi azametine boyun eğdiren, kendisine boyun eğenlerin sıkıntılarını giderip ferahlatan, hayırlar verip zengin kılandır), (ٱلۡـمُـتَـكَـبِّـر) el-Mutekebbir’dir (her türlü kötülükten, noksan sıfattan, mahlukata benzemekten münezzeh ve muazzam yücelik sahibi olandır). Allah, müşriklerin kendisine isnat ettiği eksik sıfatlardan, ortaklardan ve her noksan sıfattan münezzeh ve yücedir.— Z. El-Kudsi
59:23
24
هُوَ اللّٰهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰىۜ يُسَبِّـحُ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٤٢
Huvallâhul hâlikul bâriûl musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı) ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
O Allah; (ٱلۡـخَـالِق) el-Ḫālık’tır* (her şeyi yaratandır), (ٱلۡـبَارِئ) el-Bâriʾ’dir (eşyaları örneksiz icat edendir), (ٱلۡـمُـصَـوِّر) el-Musavvir’dir (yarattıklarına dilediği gibi şekil verendir). En güzel ve en mükemmel isimler sadece O’na aittir.* Göklerde ve yerde bulunanlar O’nu tesbih ederler (bütün noksan sıfatlardan tenzih ederek yüceltirler). Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm’dir (yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır). [ Not: Allahu Teâlâ yaratmadan önce de yaratıcıdır, yarattığı için “yaratıcı” sıfatını almış değildir. Eğer “Allahu Teâlâ ezelde hep yaratır çünkü öyle olmazsa yaratıcı sıfatı ta’til edilmiş olur ve bu, Allahu Teâlâ’nın kemaline uygun değildir.” denilirse bu, doğru olan bir inanç değildir. Çünkü bu inanca göre kdîm (قَدِيم) bir yaratılan yani Allahu Teâlâ’nın varlığıyla beraber bir varlık var demektir, bu ise tevhid akidesine zıttır. Çünkü kdîm (قَدِيم) olan sadece Allahu Teâlâ’dır ve “yaratıcı” sıfatı kdîm (قَدِيم) olan bir sıfattır. Bu sıfatın tecellisi yani bir yaratığı meydana getirmesi ise Allahu Teâlâ’nın iradesine bağlıdır. Bu sebeple Allahu Teâlâ’nın yaratıcı sıfatının mutlaka işlemesi gerektiğini, aksi hâlde bu sıfata eksiklik verilmiş olacağını söyleyen bir kişi “Allahu Teâlâ yarattığı için yaratıcı sıfatına sahiptir.” demiş olur. Ayrıca Allahu Teâlâ’nın kendi dilemesiyle yaratmadığını, yaratmaya mecbur olduğunu yani el-fâʿilul muḫtâr olmadığını söylemiş olur. Böyle bir kişi ise Allahu Teâlâ’yı tanımıyor demektir. · Allahu Teâlâ’nın, Kur’ân ve sahih sünnette bildirilmiş olan isim ve sıfatları vardır. Bunlar en güzel ve en mükemmel isim ve sıfatlardır, Allahu Teâlâ’nın zatına layıktır, asla mahlukatın isim ve sıfatlarına benzemezler. Allahu Teâlâ’nın sıfatları ne zattan ayrı bir şeydir ne de zatın kendisidir. O’nun zatına layıktır, ezeli ve ebedîdir, O’nda asla sonradan meydana gelen bir sıfat bulunmaz, hepsi mükemmeldir; hiçbir artma, eksilme ve değişme olmaz. Allahu Teâlâ’nın bazı isim ve sıfatları lafız olarak mahlukata da verilebilir. Fakat Allahu Teâlâ için kullanılan mana ile mahlukat için kullanılan manalar arasında hiçbir konuda ve hiçbir yönden benzerlik yoktur. Doğru olan görüşe göre; Allahu Teâlâ’nın isimleri tevkifidir, sadece Kur’ân ve sünnetten öğrenilir. Bu konuda akli yorum yapılmaz, çünkü akıl bunları idrak edemez. Bu sebeple Allahu Teâlâ’nın Kur’ân ve sünnette bildirilen isimlerine hiçbir eksiltme ve artırma yapmadan olduğu gibi iman etmek gerekir. Sıfatları hakkında ise tevkifidir diyen âlimler de vardır tevkifi değil diyen de vardır. Allahu Teâlâ’nın her ismi bir sıfata delalet eder ve Allahu Teâlâ hakkında bir haber bildirir. Allahu Teâlâ’nın sıfatları ise Allahu Teâlâ’nın ya zatı ya da fiilleriyle ilgilidir, bunlar hakkında haber bildirir. Cumhura göre Allahu Teâlâ’nın isimleri sınırsızdır, kullarına hepsini bildirmemiştir. O’nun, yalnız kendisinin bildiği, melekler ve rasuller dahil, hiç kimseye bildirmediği isimleri de vardır. Allahu Teâlâ sıfatlarında birdir, O’nun sıfatları gibi sıfatları olan hiçbir varlık yoktur. Allahu Teâlâ, cisim ve cisme ait bütün özelliklerden münezzehtir. O’nun için zaman, yer, yön ve hareket söz konusu değildir. Eksiklik ifade eden hiçbir isim ve sıfat Allahu Teâlâ’ya verilmez. Allahu Teâlâ’nın isimlerinde küçültme de yapılmaz çünkü böyle yapıldığında alçaltma manasına gelir. Allahu Teâlâ ancak bildirilen güzel isim ve sıfatlarıyla övülür ve O’na ancak bunlarla dua edilir ve bir şey istenir. ]— Z. El-Kudsi
59:24
Haşr
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle