İbrahim 52 Ayet Mekke · ابراهيم
14

İbrahim

İbrahim · Mekke
14
İbrahim · Mekke
ابراهيم
52
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ ١
Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ilen nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîd(hamîdi).
Elif, lâm, râ.* İşte (bu gibi harflerden müteşekkil olan) bu kitabı (Kur’ân’ı) sana, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan (küfür, şirk, cehalet ve sapıklığın bataklığından) çıkarıp nura (iman, ilim, hidayet ve İslam’ın aydınlığına) ulaştırman için indirdik. İşte bu nur, (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz ve (ٱلۡـحَـمِـيـد) el-Ḥamîd olan Allah’ın yoludur. (ٱلۡـعَـزِيـز) El-ʿAzîz: Her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran ve dilediğini yapmaktan engellenemeyendir. (ٱلۡـحَـمِـيـد) El-Ḥamîd: Güzel isimleri, mükemmel sıfatları ve fiillerinden dolayı hamdedilip övülmeyi hak edendir. [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
14:1
2
اَللّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَوَيْلٌ لِلْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ شَد۪يدٍۙ ٢
Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve veylun lil kâfirîne min azâbin şedîd(şedîdin).
Allah, göklerde ve yerde bulunan her şeyin yegâne sahibidir (dolayısıyla ibadet edilmeyi hak eden de sadece O’dur). Ve (hak kendilerine apaçık geldiği hâlde bile bile rasullerin davet ettiği tevhidi reddedip şirk koşmaya devam eden) kâfirlerin, (kıyamet gününde) karşılaşacakları şiddetli azaptan dolayı vay hâllerine!— Z. El-Kudsi
14:2
3
اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٣
Ellezîne yestehıbbûnel hayâted dunyâ alel âhıreti ve yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ(ivecen), ulâike fî dalâlin baîd(baîdin).
Dünya hayatını (geçici metaını ve mutluluğunu) ahirete (ebedi nimet ve mutluluğuna) tercih eden, insanları Allah’ın yolundan (tevhidden ve rasule tâbi olmaktan) engelleyen ve (uydurdukları iftira ve attıkları şüphelerle) Allah’ın yolunun (İslam’ın) yanlış bir yol olarak görülmesini arzulayanlar; işte (hakkı bile bile inkâr eden) böyle kâfirler, çok derin bir sapıklık içindedirler.— Z. El-Kudsi
14:3
4
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ فَيُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٤
Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ve gönderdiğimiz her rasulü, kavimleri Allah’ın emirlerini daha iyi anlasın diye kendi kavimlerinin diliyle gönderdik. Allah, dilediğini (kendisine gelen hakkı bile bile reddeden kişiyi, adaleti gereği) hakka muvaffak kılmayıp saptırır ve dilediğini (hakkı isteyen kişiyi, ikramıyla) hakka ulaşmaya muvaffak kılar. Muhakkak ki O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir, (ٱلۡـحَـكـِيـم) el-Ḥakîm’dir. (ٱلۡـعَـزِيـز) El-ʿAzîz: Her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran ve dilediğini yapmaktan engellenemeyendir. (ٱلۡـحَـكـِيـم) El-Ḥakîm: Hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır.— Z. El-Kudsi
14:4
5
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ٥
Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric kavmeke minez zulumâti ilen nûri, ve zekkirhum bi eyyâmillâh(eyyâmillâhi), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).
Andolsun ki Musa’yı da (rasul olduğunu ispat eden) delillerimizle kavmine gönderdik ve ona şunu emrettik: “Kavmine hakkı anlatıp onları karanlıklardan (küfür, şirk, cehalet ve sapıklığın bataklığından) çıkarıp nura (iman, ilim, hidayet ve İslam’ın aydınlığına) ulaştır ve onlara Allah’ın (nimet olarak yardım ettiği) günlerini (Firavun’un eziyet ve işkence yaptığı, erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını ise hizmetçi edinmek için sağ bıraktığı felaket günlerini) hatırlat!” Muhakkak ki bunlar, (kendisine isabet eden bütün zorluk ve musibetlere rızamı kazanmak için) çok sabreden ve nimetlerime çok şükreden kullara (yardım edip destek olacağıma dair) apaçık delillerdir.— Z. El-Kudsi
14:5
6
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ اَنْجٰيكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ۟ ٦
Ve iz kâle mûsâ li kavmihizkurû ni’metallâhi aleykum iz encâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi ve yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum, ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm(azîmun).
Hani Musa kavmine şöyle demişti: “(Ey İsrailoğulları!) Allah’ın şu nimetini hiç unutmayın: O, sizi şiddetli azaba uğratan Firavun ve ona tâbi olan kavminden kurtarmıştı. Üstelik onlar, erkek çocuklarınızı öldürüp kadınlarınızı (hizmetçi yapmak için) sağ bırakıyorlardı. İşte bunda (kurtarılmanızda), yüce olan Rabbinizden (şükredip yalnız O’na ibadet edenler ile nankörlük edip O’na şirk koşanları muvahhidlere belli eden) büyük bir imtihan vardır.”— Z. El-Kudsi
14:6
7
وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ ٧
Ve iz te’ezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd(şedîdun).
Musa onlara şöyle dedi: “Rabbinizin size açık bir şekilde bildirdiği ‘Eğer (verdiğim nimetlerden dolayı) şükrederseniz (emirlerimi yerine getirip yasaklarımdan uzak durursanız) muhakkak ki size nimetlerimi daha da artırırım. Eğer nimetlerimi inkâr ederseniz (şükretmez, emirlerime itaat etmez ve yasaklarımdan uzak durmazsanız) bilin ki nimetlerime nankörlük yapanlara azabım çok şiddetlidir.’ sözünü de hatırlayın!”— Z. El-Kudsi
14:7
8
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنْ تَكْفُرُٓوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ فَاِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٨
Ve kâle mûsâ in tekfurû entum ve men fîl ardı cemî’an fe innallâhe le ganiyyun hamîd(hamîdun).
Musa (kavmine) şunu da söylemişti: “Eğer siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi Allah’ı inkâr etseniz (Allah’ın emirlerine karşı gelip yasaklarını ihlal etseniz) bilin ki (bu küfrünüzün zararı sizedir, O’na hiçbir zarar veremezsiniz çünkü) Allah (غَـنِـيّ) Ğaniyy’dir, (حَـمِـيـد) Ḥamîd’dir.” (غَـنِـيّ) Ğaniyy: Hiçbir şeye muhtaç değildir; varlığı ve varlığının devamı için her şey O’na muhtaçtır. (حَـمِـيـد) Ḥamîd: Sahip olduğu güzel isimlerinden, mükemmel sıfatlarından ve yaptığı fiillerden dolayı hamdedilip övülmeyi hak edendir.— Z. El-Kudsi
14:8
9
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَۜۛ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜۛ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُۜ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّٓوا اَيْدِيَهُمْ ف۪ٓي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُٓوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ وَاِنَّا لَف۪ي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَـنَٓا اِلَيْهِ مُر۪يبٍ ٩
E lem ye’tikum nebeullezîne min kablikum kavmi nûhın ve âdin ve semûd(semûde), vellezîne min ba’dihim, lâ ya’lemuhum illallâh(illallâhu), câethum rusuluhum bil beyyinâti fe reddû eydiyehum fî efvâhihim ve kâlû innâ kefernâ bi mâ ursiltum bihî ve innâ le fî şekkin mimmâ ted’ûnenâ ileyhi murîb(murîbin).
(Ey kendilerine hak apaçık bir şekilde geldikten sonra onu reddeden kâfirler!) Sizden önceki Nuh kavmi, (Hud kavmi) Âd, (Salih kavmi) Semûd ve sayılarını yalnız Allah’ın bildiği, bunlardan sonra gelen kavimlerin (helak) haberi size ulaşmadı mı?! Rasulleri, onlara (kendilerinin Allah tarafından gönderildiğini ispat eden) apaçık delillerle gelmişlerdi. Fakat onlar, (öfkelerinden dolayı) ellerini (ısırmak için) ağızlarına götürmüşlerdi ve rasullerine şöyle demişlerdi: “Bilin ki biz, getirdiğiniz şeyleri reddediyoruz ve bizi çağırdığınız şeylere karşı çok derin bir şüphe içindeyiz.”— Z. El-Kudsi
14:9
10
قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ قَالُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۜ تُر۪يدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٠١
Kâlet rusuluhum e fîllâhi şekkun fâtırıs semâvâti vel ard(ardı), yed’ûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahhırekum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), kâlû in entum illâ beşerun mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn(mubînin).
Rasulleri de onlara şöyle cevap vermişti: “Gökleri ve yeri örneksiz yaratan Allah hakkında (O’nun birliği ve ibadetleri yalnız O’na yapmak gerektiği konusunda) şüphe mi var?! Hâlbuki O, işlediğiniz günahların bir kısmını affetmek için sizi (hak) dinine (gerçek imana ve itaate) davet etmekte ve sizi (küfür, şirk ve günahlarınızdan dolayı hemen cezalandırmayıp) tayin edilmiş ecelinize kadar dünyada yaşatmaktadır.” (Hakka bile bile karşı gelen inatçı) Kâfirler de rasullerine şöyle dediler: “Siz (melek değil) bizim gibi bir beşersiniz (bize hiçbir üstünlüğünüz yoktur). Bizi, babalarımızın tapmış olduğu şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz. Öyleyse (rasul olduğunuza ve doğru söylediğinize dair) bize apaçık bir delil getirin!”— Z. El-Kudsi
14:10
11
قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَمَا كَانَ لَـنَٓا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١١
Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdih(ibâdihî), ve mâ kâne lenâ en ne’tiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Rasulleri de onlara şöyle cevap verdi: “Evet! Elbette biz (melek değil) ancak sizin gibi bir beşeriz. Fakat Allah, kullarından dilediğine nimet verip ikram eder (onu diğer kullarından üstün kılıp rasul olarak gönderir). Biz, Allah’ın izni olmadıkça bizden istediğiniz delili getiremeyiz (delil getirmek Allah’a aittir). Ve mu’minler ancak Allah’a tevekkül ederler (her durumda O’na güvenip O’ndan yardım isterler, O’nun kaza ve kaderine rıza gösterip hükmüne teslim olurlar).”— Z. El-Kudsi
14:11
12
وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَاۜ وَلَنَصْبِرَنَّ عَلٰى مَٓا اٰذَيْتُمُونَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ۟ ٢١
Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ, ve alâllâhi fel yetevekkelil mutevekkilûn (mutevekkilûne).
“Ve Allah bizi en doğru yola (hakka) muvaffak kılmışken sadece O’na tevekkül etmekten bizi engelleyen ne var ki ya da mazeretimiz ne olabilir ki?! (Ey hakkı bile bile reddeden müşrikler!) Bilin ki sizin bize yaptığınız eziyetlere (alay, yalanlama ve işkencelere) sonuna kadar sabredeceğiz. Tevekkül edenler, her konuda sadece Allah’a tevekkül etmekte sebat etsinler (her durumda O’na güvenip O’ndan yardım istesin, O’nun kaza ve kaderine rıza gösterip hükmüne teslim olsunlar).”— Z. El-Kudsi
14:12
13
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِم۪ينَۙ ٣١
Ve kâlellezîne keferû li rusulihim le nuhricennekum min ardınâ ev le teûdunne fî milletinâ, fe evhâ ileyhim rabbuhum le nuhlikennez zâlimîn(zâlimîne).
(Rasulleri tevhide çağırdığında onları bile bile yalanlayan) Kâfirler de rasullerine şöyle dediler: “Sizi ya topraklarımızdan çıkarırız ya da davet ettiğiniz dinden dönüp bizim milletimize (dinimize) tâbi olursunuz.” Bunun üzerine Rableri, rasullerine şöyle vahyetti: “Muhakkak ki biz, zalimleri (küfür ve şirk üzerinde ısrar edip rasullerini yalanlayan ve emirlerime karşı gelenleri) helak edeceğiz.”— Z. El-Kudsi
14:13
14
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَام۪ي وَخَافَ وَع۪يدِ ٤١
Ve le nuskinennekumul arda min ba’dihim, zâlike li men hâfe makâmî ve hâfe vaîd(vaîdi).
“Ve ey rasullerim! Zalimleri helak ettikten sonra mutlaka sizi ve size tâbi olanları, onların yerlerine yerleştireceğiz. İşte (zalimleri helak edip yerlerine mu’minleri yerleştireceğime dair) bu vâdim; kudretimin azametini, dilediğim her şeye kadir olduğumu ve gizlisiyle açığıyla her şeyi bildiğimi bilip inanan ve kıyamet gününün hesabından korkanlar içindir.”— Z. El-Kudsi
14:14
15
وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ ٥١
Vesteftehû ve hâbe kullu cebbârin anîd(anîdin).
Ve rasullerimiz Allah’tan, düşmanlarına karşı muzaffer olmayı istediler. Böylece Allah’a ve rasulüne karşı kibirlenerek inat edip apaçık delillere rağmen bile bile hakkı reddeden ve ona boyun eğmeyenler hüsrana uğradılar.— Z. El-Kudsi
14:15
16
مِنْ وَرَٓائِه۪ جَهَنَّمُ وَيُسْقٰى مِنْ مَٓاءٍ صَد۪يدٍۙ ٦١
Min verâihî cehennemu ve yuskâ min mâin sadîd(sadîdin).
Allah’a karşı kibirlenerek inat edip apaçık delillere rağmen bile bile hakkı reddeden her zalim bilsin ki (kıyamet gününde) cehennemi, önünde kendisini bekler bir vaziyette bulacaktır ve orada (susuzluğunu gidermek için cehennemliklerin vücudundan çıkan) irinden içirilecektir.— Z. El-Kudsi
14:16
17
يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُس۪يغُهُ وَيَأْت۪يهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍۜ وَمِنْ وَرَٓائِه۪ عَذَابٌ غَل۪يظٌ ٧١
Yetecerreuhu ve lâ yekâdu yusîguhu ve ye’tîhil mevtu min kulli mekânin ve mâ huve bi meyyit(meyyitin), ve min verâihî azâbun galîz(galîzun).
(Bile bile hakkı reddedip kendisine gelen rasulü yalanlayan) Zalim, cehennemde (susuzluğunu gidermesini umduğu) irini her içmek istediğinde (çirkin tadı, kötü kokusu ve şiddetli sıcaklığından dolayı) onu iğrenerek zorlukla yutmaya çalışır ve (şiddetli azaba uğratıldığından dolayı) ona her taraftan ölüm gelir; fakat (azabı devamlı tatması için asla) ölmeyecektir. Ve önünde onu, tattığı bu azaptan daha şiddetli olan başka bir azap bekleyecektir.— Z. El-Kudsi
14:17
18
مَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍۨ اشْتَدَّتْ بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي يَوْمٍ عَاصِفٍۜ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلٰى شَيْءٍۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ ٨١
Meselullezîne keferû bi rabbihim a’mâluhum ke remâdinişteddet bihir rîhu fî yevmin âsıf(âsıfin), lâ yakdirûne mimmâ kesebû alâ şey’(şey’in), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
Rablerini (ve tevhide çağıran rasullerini bile bile) inkâr edenlerin (dünyada) yaptıkları (iyi) amellerin (kıyamet günündeki) misali; fırtınalı bir günde şiddetli esen rüzgârın (hiçbir eseri kalmayacak şekilde) savurup (her yere) dağıttığı kül gibidir. İşte bu inkârcılar, (dünyada) yaptıkları (iyi) amellerden dolayı (kıyamet gününde) hiçbir sevap elde edemeyeceklerdir (çünkü bu amellerini tevhid üzere değil, şirk üzere oldukları hâlde yapmışlardı). Tevhid ve gerçek iman temeli üzerine yapılmayan böyle iyi bir amel, haktan çok uzak bir ameldir (hiçbir sevabı yoktur).— Z. El-Kudsi
14:18
19
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۙ ٩١
E lem tere ennallâhe halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), in yeşa’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
Ey (aklını kullanan) insan! Allah’ın gökleri ve yeri hak ile (boşu boşuna, rastgele, oyun olarak veya sebepsiz değil; bir hikmet ve düzenle, birliğini ve ibadetleri yalnız kendisinin hak ettiğini apaçık gösteren bir delil olarak) yarattığını görmüyor musun?! O, dilerse hepinizi yok eder ve yerinize (sadece kendisine ibadet edip hiçbir şeyi şirk koşmayan) yeni bir halk yaratır (bu, O’na kolaydır).* [ Not: Allahu Teâlâ için “Bu daha kolaydır yani diğerinden daha kolaydır.” denilmez çünkü Allahu Teâlâ için hiçbir şey zor değildir, O’nu hiçbir şey aciz kılmaz. Allahu Teâlâ için “Bu iş zordur, bu iş kolaydır; bu iş daha zordur, bu iş daha kolaydır.” diye sözler kullanılmaz. Bunlar ancak yaratılanlar hakkında ya da insanların meseleyi daha iyi anlaması ve ne kadar çelişkide olduklarını anlatmak için onlara hücceti ikame etmede kullanılır. Yoksa Allahu Teâlâ hakkında bu asla söz konusu olamaz. Kulların sıfatlarına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya sıfat vermek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Allahu Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde yarattıklarına benzemez. Bu, eş-Şûrâ: 11 ayetinde sabittir. ]— Z. El-Kudsi
14:19
20
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ٠٢
Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz(azîzin).
Ve biliniz ki Allah, hepinizi yok edip yerinize başka bir halk yaratmaktan asla aciz değildir (çünkü O, dilediği her şeye kadirdir; hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz).— Z. El-Kudsi
14:20
21
وَبَرَزُوا لِلّٰهِ جَم۪يعاً فَقَالَ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْـبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعاً فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ قَالُوا لَوْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَهَدَيْنَاكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَجَزِعْنَٓا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَح۪يصٍ۟ ١٢
Ve berezû lillahi cemîan fe kâled duafâu lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel entum mugnûne annâ min azâbillâhi min şey’(şey’in), kâlû lev hedânallâhu le hedeynâkum, sevâun aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs(mahîsın).
(Dünyada hak kendilerine apaçık geldiği hâlde onu bile bile inkâr eden) Kâfirlerin hepsi (kıyamet gününde) kabirlerinden çıktıktan sonra onlardan tâbi olanlar, tâbi olduklarına (Allah’a, rasulüne ve hakka karşı kibirlenen elebaşlarına) şöyle derler: “Dünyada iken her konuda size tâbi olduk (küfrü, şirki ve zulmü emrettiğinizde itaat ettik; rasullere, hakka ve dinin emirlerine bağlanmayı yasakladığınızda da uyduk). Şimdi başımıza gelen Allah’ın bu azabından herhangi bir şeyi bizden defedebilecek misiniz?” Tâbi oldukları elebaşları da onlara şöyle cevap verirler: “Eğer Allah bize bu azaptan kurtulmak için bir yol göstermiş olsaydı muhakkak biz de onu size bildirirdik. Şimdi bu azaba tahammül etmeyip sızlanıp bağırsak da ona sabretsek de bizim için aynıdır; bu azaptan kurtuluş yoktur.”— Z. El-Kudsi
14:21
22
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢٢
Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
(Ahiret gününde, kullar hakkında) Hüküm verilip de cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girince Şeytan (İblis, cehennemliklere) şöyle der: “Şüphesiz ki Allah, size hak olan bir vaîd* söyledi ve onun gerçekleştiğini gördünüz. Ben ise size bâtıl ve yalan olan bir vâdde* bulundum, onun da yalan olduğunu gördünüz. Fakat şu var ki (dünyada) küfrü, şirki ve günahı seçip işlemeniz için sizi zorlamadım çünkü buna gücüm yok. Ben ancak şirki, küfrü ve günahı size süslü gösterip ona davet ettim. Siz ise (akıl sahibi olduğunuz hâlde kendi ihtiyarınızla) bana tâbi olmaya koştunuz. (Hak size apaçık geldiği hâlde kendi ihtiyarınızla küfrü ve şirki seçtiğiniz için cehenneme girdiniz.) O hâlde (bundan dolayı) beni kınamayın, ancak kendinizi kınayın! (Çünkü kınanmayı hak eden kendi nefislerinizdir.) Ve bilin ki ne ben başınıza gelen azabı sizden defedebilirim ne de siz bana gelen azabı benden defedebilirsiniz. Ben, dünyada beni Allah’a ortak koşmanızı kesinlikle reddediyorum (çünkü Allah’ın hiçbir konuda ortağı olmadığına inanmaktayım). Muhakkak ki (şirk koşarak nefsine zulmeden) zalimleri (kıyamet gününde) bekleyen çok can yakıcı azap vardır.” [ Not: Vaîd; azapla korkutmaktır. ·Vâd; mükâfaat için söz vermektir. ]— Z. El-Kudsi
14:22
23
وَاُدْخِلَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌ ٣٢
Ve udhilellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim, tehıyyetuhum fîhâ selâm(selâmun).
Ve iman edip (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmederek) salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenler, sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirilir ve orada Rablerinin izniyle ebedi olarak kalacaklardır. Orada birbirleri ile (veya meleklerle) karşılaştıklarında birbirlerine olan selamı, “Esselamu aleykum!”dur.— Z. El-Kudsi
14:23
24
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ ٤٢
E lem tere keyfe daraballâhu meselen kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fis semâ(semâi).
Ey rasulüm! Allah’ın tayyib (güzel ve temiz) olan kelimeye (La ilahe illallah kelimesine) nasıl misal getirdiğini (kalp gözüyle) görmedin mi?! Tayyib olan kelimenin (tevhid kelimesinin) misali; kökü çok derinlere ulaşıp yerde iyice sabitlenmiş ve dalları göğe yükselmiş olan tayyib ağaç (hurma ağacı) gibidir.— Z. El-Kudsi
14:24
25
تُؤْت۪ٓي اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٢
Tu’tî ukulehâ kulle hînin bi izni rabbihâ, ve yadrıbullâhul emsâle lin nâsi leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Bu tayyib (güzel ve temiz) olan ağaç, her zaman Rabbinin izniyle (kendisinden istifade edilen) ürünler verir.* İşte Allah insanlara böyle misaller verir, olur ki (hakkı) hatırlar ve ibret alıp istifade ederler. [ Not: Tevhid kelimesinin sahibine fayda verebilmesi için aynı şekilde derinlere yani kalplere yerleşmesi ve dallarının göğe yükselmesi yani hayatın buna göre düzenlenmesi gerekir. ]— Z. El-Kudsi
14:25
26
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ ٦٢
Ve meselu kelimetin habîsetin ke şeceretin habîsetinictusset min fevkıl ardı mâ lehâ min karâr(karârin).
Habis (kötü ve faydasız) olan kelimenin (küfür ve şirkin) misali ise kökünden sökülüp yere devrilmiş olan ve bu sebeple ayakta durma imkânı bulunmayan kötü ağaç gibidir (böyle bir ağaç nasıl faydasız ise küfür ve şirkin de ne dünyada ne de ahirette bir faydası olur).— Z. El-Kudsi
14:26
27
يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟ ٧٢
Yusebbitullâhullezîne âmenû bil kavlis sâbiti fil hayâtid dunyâ ve fil âhıreh(âhıreti), ve yudıllullâhuz zâlimîne ve yef’alullâhu mâ yeşâ’(yeşâu).
Allah, gerçek manada iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette (kabir sorgusunda ve hesap gününde), sağlam olan tevhid kelimesi (La ilahe illallah) ile iman üzerinde sabit kılar. Zalimleri (küfür ve şirk üzerinde inatla ısrar edenleri) ise (adaletiyle) hidayete muvaffak kılmayıp hak yoldan uzaklaştırır. Muhakkak ki Allah dilediğini yapar.— Z. El-Kudsi
14:27
28
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْراً وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِۙ ٨٢
E lem tere ilellezîne beddelû ni’metallâhi kufren ve ehallû kavmehum dârel bevâr(bevâri).
Ey rasulüm! Allah’ın kendilerine verdiği nimete karşılık (şükretmeleri, gerçek imana ve yalnız O’na ibadete yönelmeleri gerekirken) nankörlük edenleri (küfür ve şirkte ısrar edip rasulleri yalanlayanları) görmüyor musun? Sonunda kavimlerinden kendilerine (küfür ve şirkte) tâbi olanları helak yurduna sürüklediler.— Z. El-Kudsi
14:28
29
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۜ وَبِئْسَ الْقَرَارُ ٩٢
Cehennem(cehenneme), yaslevnehâ, ve bi’sel karâr(karâru).
Kavimlerini sürükledikleri helak yurdu ise (içinde ebedi kalacakları) cehennemdir. Orası ne kötü kalınacak yerdir!— Z. El-Kudsi
14:29
30
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَص۪يرَكُمْ اِلَى النَّارِ ٠٣
Ve cealû lillâhi endâden li yudıllû an sebîlih(sebîlihî), kul temetteû fe inne masîrekum ilen nâr(nâri).
Allah’ın nimetini küfürle değiştiren bu kâfir ve müşrikler, kendilerine tâbi olanları Allah’ın yolundan (tevhidden) uzaklaştırmak için O’na denk ve benzerler uydurup ortaklar koştular. Ey rasulüm! Onlara de ki: “(Dünyada) Sahip olduğunuz nimetlerden biraz daha faydalanıp mutlu olun bakalım! Muhakkak ki (kıyamet gününde) döneceğiniz yer ateş olacaktır.”— Z. El-Kudsi
14:30
Yükleniyor...
İbrahim
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle