Ta Ha 135 Ayet Mekke · طه
20

Ta Ha

Ta Ha · Mekke
20
Ta Ha · Mekke
طه
135
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰهٰۜ ١
Tâ, hâ.
Tā, hâ.* [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
20:1
2
مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ ٢
Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ.
Ey rasulüm! Bu Kur’ân’ı sana, (kavminin ona iman etmemesi sebebiyle) üzüntüden kendini helak etmen için indirmedik.— Z. El-Kudsi
20:2
3
اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ ٣
İllâ tezkireten li men yahşâ.
Bu Kur’ân’ı, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olması için indirdik.— Z. El-Kudsi
20:3
4
تَنْز۪يلاً مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ ٤
Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ.
Bu Kur’ân, yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.— Z. El-Kudsi
20:4
5
اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ٥
Er rahmânu alel arşistevâ.
(ٱلـرَّحۡـمَـٰن) Er-Raḥmân, (zatına layık olarak) Arş’a istiva etti.* [ Not: Sahabelerin istiva hakkındaki inancı; “ثُـمَّ ٱسۡـتَـوَىٰ عَـلَـى ٱلۡـعَـرۡشِ” sözü Kur’ân’da geçtiği için böyle ayetleri okumak ve Allahu Teâlâ’nın Arş’a istiva ettiğine inanmaktı. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivası, aklın idrak edebileceği bir şey değildir. Onun keyfiyeti hakkında soru sormak bidattir; çünkü keyfiyet Allahu Teâlâ’dan kaldırılmıştır. Keyfiyet, sadece mahluka ait olan bir vasıf olduğu için Allahu Teâlâ hakkında keyfiyet düşünen kişi, Allahu Teâlâ’yı cisim olarak tasavvur etmiş olur. Bu ayetten asla Arş’ın Allahu Teâlâ’nın yeri olduğu anlaşılmaz. Çünkü Allahu Teâlâ, yer ve mekândan münezzehtir. Allahu Teâlâ’ya mekân isnat eden kişi, O’nu cisme benzetmiş olduğu için Müslüman değildir. İşte bu, sahabe ve selefi salihinin görüşüdür. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasını, Arş’a yaptığı bir fiil olarak kabul etmek de caiz olan bir görüştür. İstivayı Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olarak kabul etmek ise Allahu Teâlâ’nın Arş’ı yaratmadan önce böyle bir sıfata sahip olmadığı anlamına gelir. Çünkü Arş, mahluk olan bir varlıktır yani daha önce yokken sonradan var olmuştur. Bu durumda istiva sıfatı, Arş yaratıldıktan sonra olmuş manasına gelir. Fakat “İstiva sıfatı kdîm (قَدِيم) olan bir sıfattır, Arş yaratılmadan önce de vardı.” demek, kuvvetli bir görüş olmamasına rağmen küfür olmaz. Şu bilinmelidir ki Allahu Teâlâ’nın sıfatları kdîm (قَدِيم) ve ebedîdir; asla artmaz, eksilmez ve değişmez. Dolayısıyla bu konuda doğru olan, istiva Kur’ân’da geçtiği için ya zahiri manasını vermeyip okuyup geçmek ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmek ya da Allahu Teâlâ’nın Arş’a bir fiil yapması olarak tevil etmektir. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasına, “Allah’ın zatına layık bir istivadır.” diye mana vermekte de bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan; Allahu Teâlâ’nın istivasını, yükselmek ve karar kılmak manasında anlamaktır. Allahu Teâlâ hakkında böyle manalar düşünmek apaçık küfürdür. Allahu Teâlâ’nın istivasına bu gibi manalar verildiğinde Allahu Teâlâ’ya layık olmayan şeyler nispet edilmiş olur. Çünkü: 1. Allahu Teâlâ için yükseldi sözü mesafe ve yer manasında kullanılırsa daha önce aşağıda idi, sonra yükselmek için harekete geçti anlamına gelir. Oysa Allahu Teâlâ yerden, zamandan, değişmekten, hareketten ve bir şeyin üzerine karar kılmaktan münezzehtir. Bunların hepsi mahlukun sıfatıdır ve Allah’a layık olmayan şeylerdir. 2. Allahu Teâlâ Arş’a sonradan karar kıldı manasına gelir. Bu ise Allahu Teâlâ’da yer değişimi veya hâl değişimi olduğu anlamına gelir. Bu da Allahu Teâlâ’ya layık değildir. ]— Z. El-Kudsi
20:5
6
لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى ٦
Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ.
Göklerde, yerde, bunların arasında ve yerin altında bulunan her şey O’nundur.— Z. El-Kudsi
20:6
7
وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى ٧
Ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemus sirre ve ahfâ.
Ve ey rasulüm! İster yüksek sesle ister alçak sesle konuş, muhakkak ki O, gizli olanı (herkesten gizli olarak söylediğini) da bundan daha gizlisini (aklından geçirdiğin fakat amele dökmediğini) de bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir).— Z. El-Kudsi
20:7
8
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى ٨
Allâhu lâ ilâhe illâ huve, lehul esmâul husnâ.
Ey insanlar! Bilin ki Allah, ibadete layık olan tek ilahtır (O’ndan başkasına asla ibadet etmeyin). En güzel ve en mükemmel isimler sadece O’na aittir.* [ Not: Allahu Teâlâ’nın, Kur’ân ve sahih sünnette bildirilmiş olan isim ve sıfatları vardır. Bunlar en güzel ve en mükemmel isim ve sıfatlardır, Allahu Teâlâ’nın zatına layıktır, asla mahlukatın isim ve sıfatlarına benzemezler. Allahu Teâlâ’nın sıfatları ne zattan ayrı bir şeydir ne de zatın kendisidir. O’nun zatına layıktır, ezeli ve ebedidir, O’nda asla sonradan meydana gelen bir sıfat bulunmaz, hepsi mükemmeldir; hiçbir artma, eksilme ve değişme olmaz. Allahu Teâlâ’nın bazı isim ve sıfatları lafız olarak mahlukata da verilebilir. Fakat Allahu Teâlâ için kullanılan mana ile mahlukat için kullanılan manalar arasında hiçbir konuda ve hiçbir yönden benzerlik yoktur. Doğru olan görüşe göre; Allahu Teâlâ’nın isimleri tevkifidir, sadece Kur’ân ve sünnetten öğrenilir. Bu konuda akli yorum yapılmaz, çünkü akıl bunları idrak edemez. Bu sebeple Allahu Teâlâ’nın Kur’ân ve sünnette bildirilen isimlerine hiçbir eksiltme ve artırma yapmadan olduğu gibi iman etmek gerekir. Sıfatları hakkında ise tevkifidir diyen âlimler de vardır tevkifi değil diyen de vardır. Allahu Teâlâ’nın her ismi bir sıfata delalet eder ve Allahu Teâlâ hakkında bir haber bildirir. Allahu Teâlâ’nın sıfatları ise Allahu Teâlâ’nın ya zatı ya da fiilleriyle ilgilidir, bunlar hakkında haber bildirir. Cumhura göre Allahu Teâlâ’nın isimleri sınırsızdır, kullarına hepsini bildirmemiştir. O’nun, yalnız kendisinin bildiği, melekler ve rasuller dahil, hiç kimseye bildirmediği isimleri de vardır. Allahu Teâlâ sıfatlarında birdir, O’nun sıfatları gibi sıfatları olan hiçbir varlık yoktur. Allahu Teâlâ, cisim ve cisme ait bütün özelliklerden münezzehtir. O’nun için zaman, yer, yön ve hareket söz konusu değildir. Eksiklik ifade eden hiçbir isim ve sıfat Allahu Teâlâ’ya verilmez. Allahu Teâlâ’nın isimlerinde küçültme de yapılmaz çünkü böyle yapıldığında alçaltma manasına gelir. Allahu Teâlâ ancak bildirilen güzel isim ve sıfatlarıyla övülür ve O’na ancak bunlarla dua edilir ve bir şey istenir. ]— Z. El-Kudsi
20:8
9
وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ٩
Ve hel etâke hadîsu mûsâ.
Ey rasulüm! Muhakkak ki sana Musa’nın haberi de geldi.— Z. El-Kudsi
20:9
10
اِذْ رَاٰ نَاراً فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُـثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى ٠١
İz reâ nâren fe kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi kabesin ev ecidu alen nâri hudâ(huden).
Hani Musa (gece) yolculuk yaparken uzakta bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: “Burada kalın! Şüphesiz ben bir ateş gördüm. Umarım ki oraya gittiğimde ya ateşten bir meşale alıp size getiririm ya da o ateşin yanında doğru yolu gösterecek birini bulurum.”— Z. El-Kudsi
20:10
11
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى ١١
Fe lemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.
Musa ateşin yanına gelince ona, “Ey Musa!” denildi.— Z. El-Kudsi
20:11
12
اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ ٢١
İnnî ene rabbuke fehla’ na’leyk(na’leyke), inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven).
“Muhakkak ki seninle kelam eden benim; senin Rabbin! Ayakkabılarını çıkar! Çünkü sen, mukaddes (temiz ve mübarek) Tuvâ Vadisindesin.”— Z. El-Kudsi
20:12
13
وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى ٣١
Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ.
“Ve ben seni, (emirlerimi tebliğ etmen için) rasul olarak seçtim. Şimdi sana vahyedilenleri iyice dinle (güzel anla ve onlarla amel et)!”— Z. El-Kudsi
20:13
14
اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي ٤١
İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.
“Muhakkak ki ben, ibadetin sadece kendisine yapılması gereken Allah’ım. Benden başka hak ilah yoktur; bu sebeple yalnız bana ibadet et ve beni zikretmek için namazı dosdoğru ikame et (rükün ve şartlarına göre kıl)!”— Z. El-Kudsi
20:14
15
اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى ٥١
İnnes sâate âtiyetun ekâdu uhfîhâ li tuczâ kullu nefsin bimâ tes’â.
“(Mahlukatın hesaba çekileceği) Kıyamet vakti mutlaka gelecektir. Onun vaktini o kadar gizli tutacağım ki neredeyse kendimden bile gizleyeceğim. Kıyametin gelmesi ise herkesin dünyada yaptıklarının karşılığını (mükâfaat veya ceza olarak) görmesi içindir.”— Z. El-Kudsi
20:15
16
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى ٦١
Fe lâ yesuddenneke anhâ men lâ yu’minu bihâ vettebea hevâhu fe terdâ.
“Öyleyse kıyamet gününe iman etmeyip heva ve hevesine tâbi olan kâfirler, seni kıyamet gününün geleceğine iman etmekten ve (salih ameller işleyerek) ona hazırlanmaktan alıkoymasın, yoksa helak olursun.”— Z. El-Kudsi
20:16
17
وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى ٧١
Ve mâ tilke bi yemînike yâ mûsâ.
“Ve ey Musa! O, sağ elinde tuttuğun şey nedir?”— Z. El-Kudsi
20:17
18
قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى ٨١
Kâle hiye asây(asâye), etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ.
Musa şöyle cevap verdi: “O, benim asamdır. Yürürken ona dayanırım, onunla koyunlarımın yemesi için ağaçtan yapraklar silkerim ve bundan başka işlerimde de ondan faydalanırım.”— Z. El-Kudsi
20:18
19
قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى ٩١
Kâle elkıhâ yâ mûsâ.
Allah, “Ey Musa, onu yere at!” dedi.— Z. El-Kudsi
20:19
20
فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى ٠٢
Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.
Musa elindeki asayı yere atınca o, hızla kıvrılıp hareket eden bir yılana dönüştü.— Z. El-Kudsi
20:20
21
قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى ١٢
Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ.
Allah, Musa’ya şöyle dedi: “Asanı eline al ve korkma! Sen onu eline aldığında biz onu hemen ilk hâline döndüreceğiz.”— Z. El-Kudsi
20:21
22
وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ ٢٢
Vadmum yedeke ilâ cenâhıke tahruc beydâe min gayri sûin âyeten uhrâ.
“Ve elini koynuna sok! O, (senin rasul olduğunu ispat eden) bir başka mucize olmak üzere kusursuz ve lekesiz bembeyaz çıkacaktır.”— Z. El-Kudsi
20:22
23
لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ ٣٢
Li nuriyeke min âyâtinel kubrâ.
“Ey Musa! Bu mucizeleri sana vermemizin sebebi, (senin rasul olduğunu ispat eden ve muazzam kudretimize delalet eden) büyük delillerimizden bazılarını sana göstermektir.”— Z. El-Kudsi
20:23
24
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟ ٤٢
İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ.
“Ey Musa, Firavun’a git (onu, beni tevhid etmeye ve bana itaate çağır)! Muhakkak ki o (küfür, şirk ve zulüm işlemekte) iyice azdı.”— Z. El-Kudsi
20:24
25
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ٥٢
Kâle rabbişrah lî sadrî.
Bunun üzerine Musa şöyle dedi: “Ey Rabbim! (Vahyini daha iyi anlamam ve karşılaşacağım eziyetlere sabretmem için) Göğsümü genişlet!”— Z. El-Kudsi
20:25
26
وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ ٦٢
Ve yessir lî emrî.
“Ve verdiğin görevi en güzel şekilde yerine getirmeyi bana kolaylaştır!”— Z. El-Kudsi
20:26
27
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ٧٢
Vahlul ukdeten min lisânî.
“Ve bana güzel, fasih ve kolay anlaşılır konuşma yeteneği ver ki böylece insanlar (senin vahyini tebliğ ettiğimde) sözümü rahat anlayabilsinler.”— Z. El-Kudsi
20:27
28
يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ ٨٢
Yefkahû kavlî.
Bu mealci için veri yok.
20:28
29
وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ ٩٢
Vec’al lî vezîren min ehlî.
“Ve bir de ailemden birini bana yardımcı kıl!”— Z. El-Kudsi
20:29
30
هٰرُونَ اَخ۪يۚ ٠٣
Hârûne ahî.
“Bu yardımcı, kardeşim Harun olsun!”— Z. El-Kudsi
20:30
Yükleniyor...
Ta Ha
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle