Muhammed 38 Ayet Medine · محمد
47

Muhammed

Muhammed · Medine
47
Muhammed · Medine
محمد
38
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلَّذ۪ينَ كَـفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ اَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ ١
Ellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi edalle a’mâlehum.
Allah’ı (O’nun tevhidini, rasulünü ve ona indirilenleri) inkâr eden ve Allah’ın yolundan (hak dine tâbi olmaktan) engelleyenlerin bütün iyi amellerini Allah (ahirette) boşa çıkarmıştır (onlara hiçbir sevap vermeyecektir).— Z. El-Kudsi
47:1
2
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ ٢
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve âmenû bi mâ nuzzile alâ muhammedin ve huvel hakku min rabbihim keffere anhum seyyiâtihim ve asleha bâlehum.
Allah’a gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyen ve Muhammed’e indirilene (Kur’ân’a) iman edenlere gelince -ki o (Kur’ân), Rablerinden gelen bir haktır- Allah bu kimselerin günahlarını affedecek ve onlara hem dünyada hem de ahirette iç huzuru verip hâllerini mutlu kılacaktır.— Z. El-Kudsi
47:2
3
ذٰلِكَ بِاَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَاَنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ اَمْثَالَهُمْ ٣
Zâlike bi ennellezîne keferûttebeûl bâtıle ve ennellezîne âmenûttebeûl hakka min rabbihim, kezâlike yadribullâhu lin nâsi emsâlehum.
Bunun (kâfirlere ve mu’minlere bahsedilen karşılıkların verilmesinin) sebebi; inkârcıların bâtıla, iman edenlerin ise Rablerinden gelen hakka tâbi olmalarıdır. İşte, Allah insanlara onların misallerini veriyor ki ibret alsınlar.— Z. El-Kudsi
47:3
4
فَاِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَۙ فَاِمَّا مَناًّ بَعْدُ وَاِمَّا فِدَٓاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ ذٰلِكَۜۛ وَلَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْۙ وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَ۬ا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَنْ يُضِلَّ اَعْمَالَهُمْ ٤
Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb(rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk(vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik(zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d(ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.
Ey savaşan mu’minler! Kâfirlerle savaşmak için karşılaştığınızda onların boyunlarını vurun, onlardan çok kişiyi öldürünceye kadar savaşa devam edin! Kâfirlerden çokça öldürdüğünüzde onlardan esir ettiklerinizi sıkıca bağlayın! Bundan sonra isterseniz esirlerinizi (İslam’ın maslahatına göre karşılıksız) serbest bırakırsınız, isterseniz fidye (ya da başka bir şey) karşılığında serbest bırakırsınız. Kâfirler sizinle barış anlaşması yapıncaya kadar onlarla bu şekilde savaşın! İşte bu (bazı savaşlarda mu’minlerin, bazı savaşlarda ise kâfirlerin muzaffer olması), Allah’ın hükmüdür. Allah dilerse hiç savaş yapmadan sizi kâfirlere muzaffer kılar. Fakat Allah, (kimin İslam şeriatini hâkim kılmak için cihad edeceği, kimin de savaştan kaçacağı insanlara belli olsun diye) sizi birbirinizle imtihan etmek için cihadı meşru kılmıştır. Ve biliniz ki Allah, O’nun yolunda (şeriatini hâkim kılmak için) öldürülenlerin salih amellerinin mükâfaatını asla zayi etmez.— Z. El-Kudsi
47:4
5
سَيَهْد۪يهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْۚ ٥
Seyehdîhim ve yuslihu bâlehum.
Allah, onları (şeriatini hâkim kılmak için cihad edenleri) dünya hayatında hakka tâbi olmaya muvaffak kılacak ve onlara hem dünyada hem de ahirette iç huzuru verip hâllerini mutlu kılacaktır.— Z. El-Kudsi
47:5
6
وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ ٦
Ve yudhıluhumul cennete arrefehâ lehum.
Ve ahiret gününde onları, daha önce kendilerine vasıflarını ve mertebelerini beyan ettiği cennete sokacaktır.— Z. El-Kudsi
47:6
7
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ ٧
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yensurkum ve yusebbit akdâmekum.
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Eğer Allah’ın dinini emrettiği şekilde ihlasla ve tam manasıyla yaşayıp onu yeryüzüne hâkim kılmak için bütün gücünüzü kullanırsanız muhakkak Allah da size yardım eder (sizi düşmanlarınıza muzaffer kılar) ve ayaklarınızı (hem hak üzerinde hem de savaşta) sabit kılar.— Z. El-Kudsi
47:7
8
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَتَعْساً لَهُمْ وَاَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ ٨
Vellezîne keferû fe tağsen lehumve edalle a’mâlehum.
Allah’ı ve rasulünü inkâr edenlere gelince; onlar için kayıp ve helak vardır. Ve Allah onların (iyi) amellerinin sevabını boşa çıkarmıştır.— Z. El-Kudsi
47:8
9
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَرِهُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ ٩
Zâlike bi ennehum kerihû mâ enzelallâhu fe ahbeta a’mâlehum.
İşte bu ceza; Allah’ın, rasulüne indirdiği dini ve şeriati sevmemelerindendir. Böylece Allah, onların (iyi) amellerinin sevabını boşa çıkarmıştır.— Z. El-Kudsi
47:9
10
اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ دَمَّرَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۘ وَلِلْكَافِر۪ينَ اَمْثَالُهَا ٠١
E fe lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, demmerallâhu aleyhim ve lil kâfirîne emsâluhâ.
Rasulümüzü ve getirdiği kitabı yalanlayan o müşrikler, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki kendilerinden önce nebileri yalanlayanların akıbetinin ne olduğunu görüp de ibret almıyorlar?! Allah, onların evlerini başlarının üzerine yıkıp hepsini helak etti. Ve bilinmelidir ki (her zaman ve her mekânda) kâfirler (hak kendilerine apaçık geldiği hâlde bile bile reddedenler), daha öncekilerin uğradığı cezaya benzer cezalara uğrayacaktır.— Z. El-Kudsi
47:10
11
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟ ١١
Zâlike bi ennallâhe mevlellezîne âmenû ve ennel kâfirîne lâ mevlâ lehum.
Mu’minlere ve kâfirlere böyle karşılık verilmesinin sebebi; Allah’ın gerçek manada iman edenlerin velisi (dostu, yardımcısı, destekleyicisi ve koruyucusu) olması ve kâfirlerin (kendilerine gelen hakkı bile bile yalanlayıp küfür ve şirklerinde ısrar edenlerin) ise (kendilerini Allah’ın azabından koruyacak) hiçbir velisi olmamasıdır.— Z. El-Kudsi
47:11
12
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْاَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ ٢١
İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), vellezîne keferû yetemetteûne ve ye’kulûne kemâ te’kulul en’âmu ven nâru mesven lehum.
Muhakkak ki Allah; (kendisine, rasulüne ve ona indirilenlere gerçek manada) iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenleri, sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. (Allah’ı, rasulünü ve ona indirilenleri) İnkâr edenlere gelince; onlar, ancak dünya metaı, lezzetleri ve şehvetleriyle oyalanırlar ve hayvanlar gibi yerler (dertleri karınlarını doyurmak ve cinsel arzularını gidermektir). İşte onların kalacağı yer cehennemdir.— Z. El-Kudsi
47:12
13
وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّت۪ٓي اَخْرَجَتْكَۚ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ ٣١
Ve keeyyin min karyetin hiye eşeddu kuvveten min karyetikelletî ahrecetke, ehleknâhum fe lâ nâsıra lehum.
Ve ey rasulüm! Seni memleketinden (Mekke’den) çıkaran (Kurayş) kavminden önce sayı, kuvvet ve mal bakımından onlardan daha üstün olan nice kavimleri (kendilerine gönderilen rasulleri yalanladıkları için) helak ettik de Allah’ın azabını onlardan defedecek hiçbir yardımcıları olmadı. (Biz, seni memleketinden çıkaranları da helak etmekten âciz değiliz.)— Z. El-Kudsi
47:13
14
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ٤١
E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ke men zuyyine lehu sûu amelihî vettebeû ehvâehum.
Rabbinden gelen apaçık delillere dayanarak O’na tam manasıyla inanan ve sadece O’na ibadet edip her türlü şirkten uzak duran kimse, şeytan tarafından kötü amelleri kendisine güzel gösterilen ve hevasına tâbi olan kimse gibi olur mu hiç?!— Z. El-Kudsi
47:14
15
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ ف۪يهَٓا اَنْهَارٌ مِنْ مَٓاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّىۜ وَلَهُمْ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَٓاءً حَم۪يماً فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ ٥١
Meselul cennetilletî vuidel muttekûn(muttekûne), fîhâ enhârun min mâin gayri âsin(âsinin), ve enhârun min lebenin lem yetegayyer ta’muh(ta’muhu), ve enhârun min hamrin lezzetin liş şâribîn(şâribîne), ve enhârun min aselin musaffâ(musaffen), ve lehum fîhâ min kullis semerâti ve magfiretun min rabbihim, ke men huve hâlidun fîn nâri ve sukû mâen hamîmen fe kattaa em’âehum.
Muttakilere (Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranlara) vâdedilen cennetin durumu şöyledir: Orada (çok bekleme sebebiyle) tadı asla değişmeyen sudan nehirler, tadı asla bozulmayan sütten nehirler, içenler için çok lezzetli olan hamrdan (cennet içkisinden) nehirler ve katkısız saf baldan nehirler vardır. Ayrıca onlar için orada her çeşit meyve de vardır. Bir de Rableri tarafından günahlarının mağfireti vardır. İşte hâli böyle olan bir kimse, ateşte sonsuza kadar kalan ve bağırsakları paramparça edecek derecede kaynar sudan içirilen kimse gibi olur mu hiç?!— Z. El-Kudsi
47:15
16
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِــعُ اِلَيْكَۚ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفاً۠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ٦١
Ve minhum men yestemiu ileyke, hattâ izâ harecû min indike kâlû lillezîne ûtûl ilme mâzâ kâle ânifâ(ânifen), ulâikellezîne tabaallâhu alâ kulûbihim vettebeû ehvâehum.
Ey rasulüm! (Münafıklardan) Öyleleri de vardır ki söylediklerini öylesine (sözlerine uyma niyeti olmayanlar gibi) dinlerler, yanından ayrıldıklarında ise kendilerine ilim verilenlere (sanki senin sözlerini hiç duymamış gibi), “O biraz önce ne demişti?!” derler. İşte onlar, Allah’ın kalplerini mühürlediği kimselerdir (kalplerinden ne küfür çıkar ne de oraya iman girer). Ve onlar heva ve heveslerine tâbi oldular (bundan dolayı hakkı göremezler).— Z. El-Kudsi
47:16
17
وَالَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاٰتٰيهُمْ تَقْوٰيهُمْ ٧١
Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.
Hakka ve hidayete muvaffak olanlara gelince; senin sözlerin, onların muvaffakiyetlerini artırır ve onlara takva verir (onları cehennem ateşinden koruyacak salih ameller işlemeye sevk eder).— Z. El-Kudsi
47:17
18
فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ ٨١
Fe hel yenzurûne illes sâate en te’tiyehum bagteh(bagteten), fe kad câe eşrâtuhâ, fe ennâ lehum izâ câethum zikrâhum.
Ey rasulüm! (Kendilerine gelen apaçık hakka tâbi olmayıp onu yalanlayan) O kâfirler kıyamet saatinin (hissetmedikleri bir anda) ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?! Zaten (son rasul olarak gönderilmenle) onun alametleri gelmiştir. O kıyamet saati başlarına geldiği anda iman etmeleri onlara ne fayda verecek ki?!— Z. El-Kudsi
47:18
19
فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰيكُمْ۟ ٩١
Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestagfir li zenbike ve lil mu’minîne vel mu’minât(mû’minâti), vallâ hu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum.
Ey rasulüm! Hiçbir şüphe etmeden kesin olarak bil ki Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur. Ve hem kendi günahlarının hem de mu’min erkek ve mu’min kadınların günahlarının affedilmesi için O’ndan bağışlanma iste! Muhakkak ki Allah, gündüz olsun gece olsun yaptığınız her hareketi (hiçbir şey kendisine gizli olmadan) en ince teferruatıyla bilir.— Z. El-Kudsi
47:19
20
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ ف۪يهَا الْقِتَالُۙ رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۜ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ ٠٢
Ve yekûlullezîne âmenû lev lâ nuzzilet sûreh(sûretun), fe izâ unzilet sûretun muhkemetun ve zukire fî hel kıtâlu re’eytellezîne fî kulûbihim maradun yanzurûne ileyke nazaral magşiyyi aleyhi minel mevt(mevti), fe evlâ lehum.
Ve (Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere gerçek manada) iman edenler, “Keşke (cihad hakkında) bir sure indirilseydi!” deyip temennide bulunurlar. Onların istediği gibi muhkem bir sure indirildiği ve içinde savaş hükümleri zikredildiği zaman, kalplerinde nifak hastalığı bulunanların korkularından dolayı, ölmek üzere olan kişinin baktığı gibi sana baktıklarını görürsün. Bilsinler ki bu tavırları onların ahireti için hayırlı değildir.— Z. El-Kudsi
47:20
21
طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ ١٢
Tâatun ve kavlun ma’rûf(ma’rûfun), fe izâ azemel emr(emru), fe lev sadekûllâhe le kâne hayran lehum.
Münafıklar için en hayırlı olan şey, Allah’ın emirlerine (ihlaslı bir şekilde) itaat etmeleri ve şeriate uygun söz söylemeleridir. Cihad zamanı geldiğinde iman ve itaat konusundaki iddialarında doğru sözlü olup cihada katılsaydılar elbette bu, onlar için (nifaktan ve Allah’ın emirlerine karşı gelmekten) hayırlı olurdu.— Z. El-Kudsi
47:21
22
فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُٓوا اَرْحَامَكُمْ ٢٢
Fe hel aseytum in tevelleytum en tufsidû fîl ardı ve tukattıû erhâmekum.
Eğer (Allah’ın ayetlerinden) yüz çevirirseniz (Allah’ın nimetlerine nankörlük edip küfür, şirk, zulüm ve günah işleyerek) yeryüzünde fesat çıkarır ve riayet edilmesi gereken akrabalık bağlarını kesip ayrılığa düşersiniz.— Z. El-Kudsi
47:22
23
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰٓى اَبْصَارَهُمْ ٣٢
Ulâikellezîne leanehumullâhu fe esammehum ve a’mâ ebsârehum.
İşte onlar (Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip yeryüzünde fesat çıkaran ve akrabalık bağlarını kesenler), Allah’ın kendilerine lanet ettiği (rahmetinden uzaklaştırdığı), kulaklarını hakka karşı sağır kıldığı ve gözlerini hidayeti görmeyecekleri şekilde kör ettiği kimselerdir.— Z. El-Kudsi
47:23
24
اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا ٤٢
E fe lâ yetedebberûnel kur’âne em alâ kulûbin akfâluhâ.
(Kur’ân’dan yüz çeviren) Kâfirler, neden Kur’ân’ı iyice düşünüp anlayarak okumuyorlar?! (Böyle okusaydılar Kur’ân onlara bütün hayırları gösterir ve bütün şerlerden uzaklaştırırdı.) Yoksa onların kalplerinde kilit mi var (da bundan dolayı hak kalplerine girmiyor ve öğütten istifade etmiyorlar)?!— Z. El-Kudsi
47:24
25
اِنَّ الَّذ۪ينَ ارْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَىۙ الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْۜ وَاَمْلٰى لَهُمْ ٥٢
İnnellezînerteddû alâ edbârihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hudeş şeytânu sevvele lehum ve emlâ lehum.
Muhakkak ki kendilerine hidayet yolu açıkça belli olduktan sonra İslam’dan dönüp irtidat edenlerin yaptıklarını şeytan kendilerine süslü göstermiş ve onları boş ümit ve hayallerle aldatmıştır.— Z. El-Kudsi
47:25
26
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ سَنُط۪يعُكُمْ ف۪ي بَعْضِ الْاَمْرِۚ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِسْرَارَهُمْ ٦٢
Zâlike bi ennehum kâlû lillezîne kerihû mâ nezzelallâhu senutîukum fî ba’dil emr(emri), vallâhu ya’lemu isrârehum.
İşte onların bu sapıklığa (irtidada) düşmelerinin sebebi; Allah’ın indirdiklerini beğenmeyenlere (gizlice), “Biz, ileride bazı meselelerde size itaat edeceğiz.” demeleridir. Muhakkak ki Allah, onların gizlediklerini bilmektedir.— Z. El-Kudsi
47:26
27
فَكَيْفَ اِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ ٧٢
Fe keyfe izâ teveffethumul melâiketu yadribûne vucûhehum ve edbârehum.
Ya melekler yüzlerine ve kıçlarına vura vura canlarını alırken hâlleri nice olacak?!— Z. El-Kudsi
47:27
28
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَٓا اَسْخَطَ اللّٰهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ۟ ٨٢
Zâlike bi ennehumuttebeû mâ eshatallâhe ve kerihû rıdvânehu fe ahbeta a’mâlehum.
İşte bu şekilde cezalandırılmalarının sebebi; onların, Allah’ın azabını gerektiren (küfür, şirk, nifak ve Rasul’e karşı gelme gibi) yollara tâbi olmaları ve Rablerine yaklaştırıp O’nun rızasına sebep olan amelleri sevmemeleridir. Bundan dolayı Allah da onların (iyi) amellerini boşa çıkardı.— Z. El-Kudsi
47:28
29
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللّٰهُ اَضْغَانَهُمْ ٩٢
Em hasibellezîne fî kulûbihim maradun en len yuhricallâhu adgânehum.
Yoksa kalplerinde imana karşı şüphe hastalığı bulunan münafıklar, İslam’a ve mu’minlere karşı kalplerindeki kinlerini Allah’ın ortaya çıkarmayacağından emin mi oldular?! (Hayır! Gerçek manada iman edenlerle yalancı olanların belli olması için mutlaka Allah imtihan ederek yalancıların kalplerindeki pislikleri ortaya çıkaracaktır.)— Z. El-Kudsi
47:29
30
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَاَرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِس۪يمٰيهُمْۜ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ ف۪ي لَحْنِ الْقَوْلِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اَعْمَالَكُمْ ٠٣
Ve lev neşâu le ereynâkehum fe le areftehum bi sîmâhum ve le ta’rifennehum fî lahnil kavl(kavli), vallahu ya’lemu a’mâlekum.
Ey rasulüm! Eğer dileseydik elbette münafıkları sana gösterirdik de sen onları simalarından tanırdın. Muhakkak ki sen onları konuşmalarındaki üsluptan tanıyacaksın. Ve biliniz ki Allah yaptığınız her ameli bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir ve ahirette ona göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
47:30
Yükleniyor...
Muhammed
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle