Ahkaf 35 Ayet Mekke · الأحقاف
46

Ahkaf

Kum Tepeleri · Mekke
46
Kum Tepeleri · Mekke
الأحقاف
35
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓ ١
Hâ mîm.
Ḥâ, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
46:1
2
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ٢
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).
Bu kitap (Kur’ân), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıran) Allah tarafından indirilmiştir (başkasından değildir).— Z. El-Kudsi
46:2
3
مَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَمَّٓا اُنْذِرُوا مُعْرِضُونَ ٣
Mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beyne humâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen), vellezîne keferû ammâ unzirû mu’ridûn(mu’ridûne).
Biz; gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri (boşu boşuna değil) ancak hak ile (birliğimiz, muazzam kudretimiz, mükemmel hikmetimiz bilinsin) ve tayin edilmiş bir zamana (kıyamet gününe) kadar şeriatimiz yeryüzünde uygulansın diye yarattık. Fakat kâfirler, uyarıldıkları şeyleri önemsemeyip haktan yüz çevirmektedirler.— Z. El-Kudsi
46:3
4
قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۜ ا۪يتُون۪ي بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هٰذَٓا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٤
Kul ereeytum mâ ted’ûne min dûnillâhi erûnî mâzâ halakû minel ardı em lehum şirkun fîs semâvât(semâvâti), îtûnî bi kitâbin min kabli hâzâ ev esâretin min ilmin in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Ey rasulüm! (Kendilerine gelen haktan bile bile yüz çeviren) O müşriklere şöyle de: “Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şu putları bir düşünün, onlar yerden ne yaratmışlar ya da göklerin yaratılmasında bir ortaklıkları mı var?! Eğer Allah’tan başka ibadet ettiğiniz bu putların ibadeti hak ettikleri konusundaki iddianızda doğrulardan iseniz bunu beyan eden, bu Kur’ân’dan önce size (Allah tarafından) indirilmiş bir kitap varsa ya da elinizde buna dair geçmiş ümmetlerden gelen doğru bir ilim varsa haydi onu bana getirin bakalım!”— Z. El-Kudsi
46:4
5
وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَنْ لَا يَسْتَج۪يبُ لَـهُٓ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَٓائِهِمْ غَافِلُونَ ٥
Ve men edallu mimmen yed’û min dûnillâhi men lâ yestecîbu lehu ilâ yevmil kıyâmeti ve hum an duâihim gâfilûn(gâfilûne).
Ve Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine ibadet edenlere icabet edemeyen ve kendisine yapılan dualardan habersiz olan varlıklara ibadet edenden daha sapık kim olabilir?!— Z. El-Kudsi
46:5
6
وَاِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ اَعْدَٓاءً وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِر۪ينَ ٦
Ve izâ huşiren nâsu kânû lehum a’dâen ve kânû bi ibâdetihim kâfirîn(kâfirîne).
Ve Allah’tan başka taptıkları o varlıklar, kıyamet gününde insanlar haşrolunduklarında kendilerine ibadet edenlere düşman kesilir ve kendilerine yapılan ibadetleri reddederler.— Z. El-Kudsi
46:6
7
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۙ هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۜ ٧
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne keferû lil hakkı lemmâ câehum hâzâ sihrun mubîn(mubînun).
Ve ayetlerimiz insanlara apaçık bir şekilde okunduğu zaman… Hakkı reddeden kâfirler, rasulümüz onlara Kur’ân’ı getirdiğinde Kur’ân hakkında şöyle dediler: “Bu, apaçık bir sihirdir (Allah’tan gelen bir vahiy değildir).”— Z. El-Kudsi
46:7
8
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَلَا تَمْلِكُونَ ل۪ي مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَا تُف۪يضُونَ ف۪يهِۜ كَفٰى بِه۪ شَه۪يداً بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٨
Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), kul iniftereytuhu fe lâ temlikûne lî minallahi şey’â(şey’en), huve a’lemu bi mâ tufîdûne fîh(fîhi), kefâ bihî şehîden beynî ve beynekum ve huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
Yoksa o müşrikler, “Muhammed, bu Kur’ân’ı uydurup Allah’a nispet etti.” mi diyorlar?! Ey rasulüm! Onlara şöyle de: “Eğer bu Kur’ân’ı ben uydurmuşsam Allah bana azap etmek istediğinde O’nun azabını benden asla defedemezsiniz. (Böyleyken ben nasıl bu suçu işleyip de kendimi azaba maruz bırakırım?!) O, Kur’ân ve benim hakkımda söylediğiniz her şeyi bilir. Benim ile sizin aranızda şahid olarak Allah yeter! Ve O; (ٱلۡـغَـفُور) el-Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir), (ٱلـرَّحِيـم) er-Raḥîm’dir (ihlasla tevbe eden kullarına merhamet ederek onlara işlediği günahlardan dolayı azap etmeyendir).”— Z. El-Kudsi
46:8
9
قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعاً مِنَ الرُّسُلِ وَمَٓا اَدْر۪ي مَا يُفْعَلُ ب۪ي وَلَا بِكُمْۜ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٩
Kul mâ kuntu bid’an miner rusuli ve mâ edrî mâ yuf’alu bî ve lâ bikum, in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyye ve mâ ene illâ nezîrun mubîn(mubînun).
Ey rasulüm! (Seni yalanlayan) O müşriklere de ki: “(Allah tarafından) İnsanlara gönderilen ilk rasul ben değilim (ki hayret edesiniz). Ve ben, Allah’ın bana da size de dünyada ne yapacağını bilmiyorum. Ben sadece bana vahyedilene tâbi oluyorum. Ve ben ancak (bana iman etmeyip tâbi olmadığınızda) Allah’ın azabıyla korkutmak için apaçık uyarılarla gönderilmiş bir uyarıcıyım.”— Z. El-Kudsi
46:9
10
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَكَفَرْتُمْ بِه۪ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَلٰى مِثْلِه۪ فَاٰمَنَ وَاسْتَكْـبَرْتُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ۟ ٠١
Kul e reeytum in kâne min indillâhi ve kefertum bihî ve şehide şâhidun min benî isrâîle alâ mislihî fe âmene vestekbertum innallahe lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Ey rasulüm! (Seni yalanlayan) O müşriklere de ki: “Söyleyin bakalım, eğer bu Kur’ân Allah tarafından indirilmiş bir kitap ise ve siz onu reddetmişseniz, İsrailoğullarından bir şahid de Tevrât’a dayanarak onun Allah tarafından indirilmiş olduğuna şahidlik edip ona iman etmişse ve buna rağmen siz ona iman etmekte kibirlenmişseniz bu, sizin zalimlerden olduğunuzu göstermez mi?! Bilin ki Allah, zalim kavmi (bile bile hakkı yalanlayıp küfür ve şirki seçerek nefsine zulmedenleri) hidayete muvaffak kılmaz.”— Z. El-Kudsi
46:10
11
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْراً مَا سَبَقُونَٓا اِلَيْهِۜ وَاِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِه۪ فَسَيَقُولُونَ هٰذَٓا اِفْكٌ قَد۪يمٌ ١١
Ve kâlellezîne keferû lillezîne âmenûlev kâne hayren mâ sebekûnâ ileyh(ileyhi), ve iz lem yehtedû bihî fe seyekûlûne hâzâ ifkun kadîm(kadîmun).
Rasulümüzü ve getirdiklerini reddedenler, bunlara iman edenler hakkında şöyle dediler: “Onun (Muhammed’in) getirdiği Kur’ân gerçekten hayra delalet eden bir kitap olsaydı onlar (fakirler, köleler ve zayıflar), ona iman etmekte bizi geçmezlerdi.” O inkârcılar, rasulümüzün getirdiği kitaba bağlanmadıkları için şöyle derler: “Bu kitap ancak eskilerin uydurduğu bir masaldır (biz ona asla tâbi olmayız).”— Z. El-Kudsi
46:11
12
وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَاماً وَرَحْمَةًۜ وَهٰذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَاناً عَرَبِياًّ لِيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ وَبُشْرٰى لِلْمُحْسِن۪ينَ ٢١
Ve min kablihî kitâbu mûsâ imâmen ve rahmeh(rahmeten) ve hâzâ kitabun musaddikun lisânen arabiyyen li yunzirellezîne zalemû ve buşrâ lil muhsinîn(muhsinîne).
Ve şu bir gerçektir ki bu kitaptan (Kur’ân’dan) önce, hakka delalet edici bir rehber ve (ona iman eden) İsrailoğullarına bir rahmet olarak Musa’ya inen kitap (Tevrât) vardı. Ve (Muhammed’e inen) bu kitap (Kur’ân), kendisinden önceki kitapları tasdik etmek, zalimleri (küfür, şirk ve günah işleyerek nefsine zulmedenleri cehennemle) korkutup uyarmak ve muhsinleri (tevhide sarılıp hiç şirk koşmayan ve salih ameller işleyip her hâlükârda Rabbine itaat edenleri cennetle) müjdelemek için Arap diliyle indirilmiştir.— Z. El-Kudsi
46:12
13
اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ٣١
İnnellezîne kâlû rabbunallâhu summestekâmû fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki “Rabbimiz Allah’tır (O’ndan başka gerçek rab yoktur).” deyip sonra gerçek iman üzerinde sabit kalan ve hayatlarının her yönünde Allah’ın istediği şekilde hareket edenlere (ahiret gününde) hiçbir korku olmayacaktır ve onlar hiç üzülmeyeceklerdir.— Z. El-Kudsi
46:13
14
اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٤١
Ulâike ashâbul cenneti hâlidîne fîhâ, cezâen bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu sıfatlara sahip olanlar, dünyada işledikleri güzel amellerinin mükâfaatı olarak cennete girecek ve orada ebedî olarak kalacaklardır.— Z. El-Kudsi
46:14
15
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَاناًۜ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهاً وَوَضَعَتْهُ كُرْهاًۜ وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْراًۜ حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۙ قَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَصْلِحْ ل۪ي ف۪ي ذُرِّيَّت۪يۚ اِنّ۪ي تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّ۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ ٥١
Ve vassaynel insâne bi vâlideyhi ihsânâ(ihsânen), hamelethu ummuhu kurhen ve vadaathu kurhâ(kurhan), ve hamluhu ve fisâluhu selâsûne şehrâ(şehren), hattâ izâ belega eşuddehu ve belega erbaîne seneten kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele sâlihan terdâhu ve aslıh lî fî zurriyyetî, innî tubtu ileyke ve innî minel muslimîn(muslimîne).
Ve biz insana, ana babasına güzel muamele yapmasını (hayatta iken iyi davranmasını, öldükten sonra ise onlara sevap getirecek ameller yapmasını) emrettik. Annesi, onu karnında iken meşakkatle taşır ve meşakkatle doğurur. Ve insanın anne karnında taşınması ve sütten kesilip kendi başına yemek yiyecek hâle gelmesi otuz ay kadar sürer. Nihayet aklı ve bedeni mükemmelleşip de kırk yaşına geldiğinde şöyle der: “Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimetlere karşılık beni, sana şükretmeye ve razı olduğun salih ameller (senin için ve istediğin şekilde ameller) işlemeye muvaffak kıl! Beni ve zürriyetimi ıslah et! Muhakkak ki ben, bütün günahlarımdan sana tevbe ettim ve gerçek manada Müslümanlardan (senin emir ve yasaklarına boyun eğip teslim olanlardan) oldum.”— Z. El-Kudsi
46:15
16
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّـَٔاتِهِمْ ف۪ٓي اَصْحَابِ الْجَنَّةِۜ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ ٦١
Ulâikellezîne netekabbelu anhum ahsene mâ amilû ve netecâvezu an seyyiâtihim fî ashâbil cenneh(cenneti), va’des sıdkıllezî kânû yûadûn(yûadûne).
İşte yaptıklarının en iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını affedeceğimiz bu kimseler, cennet ehli ile beraber olacaklardır. Ve onlara verilen bu söz, doğru bir sözdür (mutlaka gerçekleşecektir).— Z. El-Kudsi
46:16
17
وَالَّذ۪ي قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَٓا اَتَعِدَانِن۪ٓي اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْل۪ي وَهُمَا يَسْتَغ۪يثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْۗ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَيَقُولُ مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٧١
Vellezî kâle li vâlideyhi uffın lekumâ e teidâninî en uhrece ve kad haletil kurûnu min kablî ve humâ yestegîsânillâhe veyleke âmin, inne va’dallâhi hakk(hakkun), fe yekûlu mâ hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).
Ana babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş ve hiçbiri canlanmamışken öldükten sonra dirilip hesaba çekilmekle mi beni tehdit ediyorsunuz?!” diyen kimseye gelince; ana babası (çocukları iman etsin diye) Allah’a sığınıp yalvararak çocuklarına şöyle der: “Yazıklar olsun sana! (Eğer dirilişe inanmazsan helak olacaksın!) Allah’a teslim olup dirilişe iman et! Muhakkak ki Allah’ın verdiği söz haktır.” Çocukları ise Allah’a teslim olmayıp dirilişi inkâr ederek şöyle cevap verir: “Öldükten sonra hesap için dirilme inancı şüphesiz öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.”— Z. El-Kudsi
46:17
18
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۜ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ ٨١
Ulâikellezîne hakka aleyhimul kavlu fî umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins(insi), innehum kânû hâsirîn(hâsirîne).
İşte dirilişi inkâr eden o kâfirlere de kendilerinden önceki cinlerden ve insanlardan azabı hak eden ümmetlerle birlikte azap hak oldu. Böylece (dünyada ve ahirette) hüsrana uğrayanlardan (kaybedenlerden) oldular.— Z. El-Kudsi
46:18
19
وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۚ وَلِيُوَفِّيَهُمْ اَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٩١
Ve li kullin derecâtun mimmâ amilû, ve li yuveffiyehum a’mâlehum ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Ve bilin ki cennete veya cehenneme girecek olanlara, (dünyada) yaptıkları amellere göre dereceler vardır. Ve Allah onlara yaptıkları amellerin karşılığını tam olarak verecektir ve hiçbir şekilde zulme uğramayacaklardır.— Z. El-Kudsi
46:19
20
وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِۜ اَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ ف۪ي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَاۚ فَالْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَفْسُقُونَ۟ ٠٢
Ve yevme yu’radullezîne keferû alen nâr(nâri), ezhebtum tayyibâtikum fî hayâtikumud dunyâ vestemta’tum bihâ fel yevme tuczevne azâbel hûni bi mâ kuntum testekbirûne fîl ardı bi gayril hakkı ve bi mâ kuntum tefsukûn(tefsukûne).
Ve (Allah’ı, rasulünü ve onun getirdiklerini) inkâr eden kâfirler, kıyamet gününde cezalandırılmak için ateşin karşısına getirildiklerinde onlara (azarlanarak) şöyle denir: “Dünya hayatınızda size takdir edilmiş olan güzel şeyleri tükettiniz ve onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde hakka karşı gelerek haksız yere büyüklük tasladığınız ve haktan ayrıldığınız için zelil edici ve alçaltıcı azaba uğratılacaksınız.”— Z. El-Kudsi
46:20
21
وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍۜ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ٓ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٢
Vezkur ehâ âd(âdin), iz enzere kavmehu bil ahkâfi ve kad haletin nuzuru min beyni yedeyhi ve min halfihî ellâ ta’budû illâllâh(illâllâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin azîm(azîmin).
Ey rasulüm, Âd kavminin kardeşi Hud’u hatırla! O, kendisinden önce de sonra da uyarıcıların (rasullerin) gelip geçtiği el-Ahkâf bölgesinde yaşayan kavmini (getirdiği hakka uymadıkları takdirde, diğer rasuller gibi) başlarına gelecek azap ile uyarmış ve şöyle demişti: “Ey kavmim! Bütün şirkleri terk edip sadece Allah’a ibadet edin (çünkü ibadeti hak eden sadece O’dur)! Muhakkak ki ben, (Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyip O’na şirk koştuğunuzda) büyük günün azabına uğramanızdan korkuyorum.”— Z. El-Kudsi
46:21
22
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ اٰلِهَتِنَاۚ فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٢٢
Kâlû eci’tenâ li te’fikenâ an âlihetinâ, fe’tinâ bi mâ teıdunâ in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
Kavmi ise Hud’a şöyle cevap vermişti: “Sen, bizi ilahlarımıza ibadet etmekten uzaklaştırmak için mi geldin?! (Asla istediğini alamazsın.) Eğer doğru sözlülerden isen sana tâbi olmadığımızda başımıza gelmesini vâdedip bizi kendisiyle korkuttuğun azabı hemen getir de görelim bakalım!”— Z. El-Kudsi
46:22
23
قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۘ وَاُبَلِّغُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِه۪ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْـهَلُونَ ٣٢
Kâle innemel ilmu indallâhi ve ubelligukum mâ ursiltu bihî ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Bunun üzerine Hud, kavmine şöyle dedi: “Muhakkak ki başınıza gelecek azap vaktinin ilmi Allah katındadır. Ben sadece (Allah tarafından gönderilmiş bir rasulüm ve) benimle gönderilen şeyleri size tebliğ ediyorum (başınıza gelecek azabın vaktini ben bilemem). Fakat görüyorum ki siz cahil bir kavimsiniz (dünyada ve ahirette faydanıza olan şeyleri terk ediyor, zararınıza olacak şeyleri yapıyorsunuz).”— Z. El-Kudsi
46:23
24
فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضاً مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْۙ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَاۜ بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِه۪ۜ ر۪يحٌ ف۪يهَا عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ ٤٢
Fe lemmâ reevhu âridan mustakbile evdiyetihim kâlû hâzâ âridun mumtırunâ, bel huve mesta’celtum bih(bihî), rîhun fîhâ azâbun elîm(elîmun).
Nihayet (hakkı bile bile yalanlayıp küfür ve şirklerinde ısrar eden) Âd kavminin müşrikleri korkutuldukları azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut şeklinde görünce “İşte bu, bize yağmur yağdıracak olan yaygın bir buluttur.” dediler. Bunun üzerine Hud onlara şöyle dedi: “Hayır! O, zannettiğiniz gibi yağmur indirecek bir bulut değildir! Bu, bir an önce gelmesini istediğiniz, içinde çok can yakıcı bir azap bulunan helak rüzgârıdır.”— Z. El-Kudsi
46:24
25
تُدَمِّرُ كُلَّ شَيْءٍ بِاَمْرِ رَبِّهَا فَاَصْبَحُوا لَا يُرٰٓى اِلَّا مَسَاكِنُهُمْۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِم۪ينَ ٥٢
Tudemmiru kulle şey’in bi emri rabbihâ fe asbehû lâ yurâ illâ mesâkinuhum kezâlike neczîl kavmel mucrimîn(mucrimîne).
İşte bu çok can yakıcı azabı getiren helak rüzgârı, Rabbinin emriyle (yok edilmesi gereken) her şeyi yok etti. Nihayet hepsi helak oldu ve artık harabeye dönmüş evlerinden başka hiçbir şey görünmemektedir. İşte biz, bütün mücrimleri (kendilerine gelen hakkı bile bile reddedip küfür ve şirkinde ısrar eden kâfirleri) bu şekilde helak ederek cezalandırırız.— Z. El-Kudsi
46:25
26
وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ ف۪يمَٓا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ ف۪يهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعاً وَاَبْصَاراً وَاَفْـِٔدَةًۘ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَٓا اَبْصَارُهُمْ وَلَٓا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٦٢
Ve lekad mekkennâ hum fî mâ in mekkennâkum fîhi ve cealnâ lehum sem’an ve ebsâren ve ef’ideten fe mâ agnâ anhum sem’uhum ve lâ ebsâruhum ve lâ ef’idetuhum min şey’in iz kânû yechadûne bi âyâtillâhi ve hâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Ve ey (rasulümüzü yalanlayan) Kurayş müşrikleri! Biliniz ki Hud kavmine, size verilmeyen imkânlar ve nimetler verdik. Ve onlara hakkı işitebilmeleri için kulaklar, görebilmeleri için gözler ve anlayıp akledebilmeleri için kalpler verdik (uzun ömür yaşadılar ve çok zengin idiler). Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara bir fayda vermedi. Çünkü onlar, kendilerine Allah’ın ayetleri geldiğinde onları reddediyorlardı. Böylece, Hud korkutup uyardığı zaman alay ettikleri o azap başlarına indi.— Z. El-Kudsi
46:26
27
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُمْ مِنَ الْقُرٰى وَصَرَّفْنَا الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٧٢
Ve lekad ehleknâ mâ havlekum minel kurâ ve sarrafnel âyâti leallehum yerciûn(yerciûne).
Ve ey (hak kendilerine geldiği hâlde reddedip küfür ve şirk üzerinde ısrar eden) Mekke müşrikleri! Yemin olsun ki daha önce çevrenizde yaşayan (Âd, Semûd, Medyen gibi) kavimleri, (hak kendilerine geldiği hâlde reddedip küfür ve şirk üzerinde ısrar ettikleri için) helak ettik. Hâlbuki (küfür, şirk ve zulümlerini terk edip) doğru yola tâbi olsunlar diye hakkı ispat eden delilleri onlara değişik şekillerde sunduk (fakat fayda vermedi).— Z. El-Kudsi
46:27
28
فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ قُرْبَاناً اٰلِهَةًۜ بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْۚ وَذٰلِكَ اِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٨٢
Fe lev lâ nasare humullezînettehâzu min dûnillâhi kurbânen âliheh(âliheten), bel dallû anhum, ve zâlike ifkuhum ve mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Allah’tan başka ilah edinip (kurban keserek ve başka ibadetler yaparak) yaklaşmaya çalıştıkları putları, uğradıkları bu azaptan kurtarmak için onlara yardım etseydi ya! (Asla yardım edemezler.) İbadet ettikleri bu sahte ilahlar, en çok ihtiyaçları olduğunda onları bırakıp gittiler. İşte putları hakkında (kendilerine Allah katında fayda vereceklerine veya şefaat edeceklerine dair) söyledikleri yalanlar ve (Allah hakkında) uydurdukları iftiralar ortaya çıktı.— Z. El-Kudsi
46:28
29
وَاِذْ صَرَفْنَٓا اِلَيْكَ نَفَراً مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَۚ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُٓوا اَنْصِتُواۚ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِر۪ينَ ٩٢
Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinni yestemiûnel kur’ân(kur’âne), fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn(munzirîne).
Ey rasulüm! Hani Kur’ân’ı dinlemeleri için cinlerden bir taifeyi sana yönlendirmiştik. Onu dinleme yerine geldiklerinde birbirlerine, “Susun (ki onu güzelce dinleyelim)!” demişlerdi. Kur’ân’ı okuman bitince de kavimlerine (Kur’ân’a iman etmeyenlerin şiddetli azaba uğratılacağını bildiren birer) uyarıcı olarak dönmüşlerdi.— Z. El-Kudsi
46:29
30
قَالُوا يَا قَوْمَنَٓا اِنَّا سَمِعْنَا كِتَاباً اُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰى مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ وَاِلٰى طَر۪يقٍ مُسْتَق۪يمٍ ٠٣
Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm(mustekîmin).
(Kur’ân’ı dinledikten sonra kavimlerine uyarıcı olarak dönen) Cinler, kavimlerine şöyle dediler: “Ey kavmimiz! Biz, Musa’dan sonra Allah tarafından indirilmiş olan öyle bir kitap işittik ki o; kendisinden önceki (Allah tarafından indirilen) kitapları tasdik eden, hakka ileten ve doğru yolu gösteren bir kitaptır.”— Z. El-Kudsi
46:30
Yükleniyor...
Ahkaf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle