Al-i İmran 200 Ayet Medine · آل عمران
3

Al-i İmran

İmran’ın ailesi · Medine
3
İmran’ın ailesi · Medine
آل عمران
200
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓۚ ١
Elif lâm mîm.
Elif, lâm, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
3:1
2
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۜ ٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu).
Allah, kendisinden başka ibadete layık ilah olmayandır. O (ٱلۡـحَـيّ) el-Ḥayy’dır (mahlukatın hayatına benzemeyen, başlangıcı ve sonu olmayan mükemmel hayat sahibidir), (ٱلۡـقَـيُّـوم) el-Kayyûm’dur (hiçbir şeye muhtaç olmayan, kendisi dışındaki her şeyin hem var oluşlarında hem de varlıklarının devamında her an kendisine muhtaç olduğu yüce zattır).— Z. El-Kudsi
3:2
3
نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۙ ٣
Nezzele aleykel kitâbe bil hakkı musaddikan limâ beyne yedeyhi ve enzelet tevrâte vel incîl(incîle).
Ey rasulüm! (Senin, İsa’nın ve bütün mahlukatın rabbi olan) Allah sana kitabı (Kur’ân’ı) hakla (bildirdiği haberleri doğru, verdiği hükümleri adaletli ve bütün ihtilafları çözücü) ve daha önce indirdiği kitapları (onların Allah tarafından gönderildiğini) doğrulayıcı olarak indirdi. Ondan önce de (Musa’ya) Tevrât’ı ve (İsa’ya) İncîl’i indirdi. Allah’ın indirdiği bu kitapların hepsi, insanlara hidayet (dinlerinde ve dünyalarında onları ıslah eden her şeyi ihtiva) edicidir. Furkan’ı (her konuda hakkı ve bâtılı birbirinden ayıran şeri, kevni ve akli delilleri) da indirdi. Muhakkak ki Allah’ın (tek hak rab ve tek hak ilah olduğunu, İsa’nın da O’nun kulu olduğunu bildiren) apaçık delillerini (öğrendikleri hâlde bunları) inkâr eden kâfirler için (kıyamet gününde) şiddetli azap vardır. Biliniz ki Allah mülkünde (عَـزِيـز) ʿAzîz’dir (dilediğini yapan ve hiçbir şeyin kendisini âciz bırakamayacağı yüce zattır), intikam sahibidir (hakkı ve bâtılı apaçık ortaya koymak için indirdiği delilleri bile bile reddedip bunlara muhalefet eden kâfirleri, yaptıklarına karşılık cezalandırandır).— Z. El-Kudsi
3:3
4
مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ ٤
Min kablu huden lin nâsi ve enzelel furkân(furkâne), innellezîne keferû bi âyâtillâhi lehum azâbun şedîd(şedîdun), vallâhu azîzun zuntikâm(zuntikâmin).
Ey rasulüm! (Senin, İsa’nın ve bütün mahlukatın rabbi olan) Allah sana kitabı (Kur’ân’ı) hakla (bildirdiği haberleri doğru, verdiği hükümleri adaletli ve bütün ihtilafları çözücü) ve daha önce indirdiği kitapları (onların Allah tarafından gönderildiğini) doğrulayıcı olarak indirdi. Ondan önce de (Musa’ya)Tevrât’ı ve (İsa’ya)İncîl’i indirdi. Allah’ın indirdiği bu kitapların hepsi, insanlara hidayet (dinlerinde ve dünyalarında onları ıslah eden her şeyi ihtiva) edicidir. Furkan’ı (her konuda hakkı ve bâtılı birbirinden ayıran şeri, kevni ve akli delilleri) da indirdi. Muhakkak ki Allah’ın (tek hak rab ve tek hak ilah olduğunu, İsa’nın da O’nun kulu olduğunu bildiren) apaçık delillerini (öğrendikleri hâlde bunları) inkâr eden kâfirler için (kıyamet gününde) şiddetli azap vardır. Biliniz ki Allah mülkünde (عَـزِيـز)ʿAzîz’dir(dilediğini yapan ve hiçbir şeyin kendisini aciz bırakamayacağı yüce zattır), intikam sahibidir (hakkı ve bâtılı apaçık ortaya koymak için indirdiği delilleri bile bile reddedip bunlara muhalefet eden kâfirleri, yaptıklarına karşılık cezalandırandır).— Z. El-Kudsi
3:4
5
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ ٥
İnnallâhe lâ yahfâ aleyhi şey’un fîl ardı ve lâ fîs semâ’(semâi).
Bilin ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli değildir (O, her şeyi en ince teferruatıyla bilendir).— Z. El-Kudsi
3:5
6
هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦
Huvellezî yusavvirukum fîl erhâmi keyfe yeşâ’(yeşâu), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ey insanlar! Sizi annelerinizin rahimlerinde dilediği gibi şekillendiren O’dur. Allah’tan başka gerçek rab ve ilah yoktur, ibadetleri hak eden yalnız O’dur. O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran ve dilediğini cezalandırırken hiçbir şekilde engellenemeyendir), (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır).— Z. El-Kudsi
3:6
7
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَأْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَأْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٧
Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Ey rasulüm! (Göklerde ve yerde hiçbir şey kendisine gizli olmayan, ibadete kendisinden başkası layık olmayan, tek gerçek rab ve ilah olan) O yüce zat sana Kur’ân’ı indirdi. O kitapta muhkem (delalet ettiği mana açık olan ve hiçbir ihtilafa mahal bırakmayan) ayetler vardır, onlar kitabın anasıdır (aslıdır; ihtilaf edildiğinde mutlaka onlara başvurulması gerekir). Ayetlerin bir kısmı da müteşabihtir (delalet ettiği mana açık olmayıp ihtilafa sebep olabilen ayetlerdir). Kalplerinde haktan sapma eğilimi olanlar, (muhkem ayetleri bırakıp) Kur’ân’ın müteşabih ayetleriyle amel etmek isterler. Bunu, fitne (fesat) çıkarmak ve (ayetleri heva ve heveslerine göre) tevil etmek için yaparlar. Müteşabih ayetlerin gerçek manasını yalnız Allah bilir ve ilimde derinleşenler şöyle derler: “Biz bunlara (müteşabih ayetlere) iman ettik, (muhkem ve müteşabih ayetlerin) hepsi Rabbimizin katından indirilmiştir.” Bu açıklamalardan ancak akıl sahipleri öğüt alır (muhkem ve müteşabih ayetlere iman edip müteşabih ayetleri muhkem ayetlere göre anlar).— Z. El-Kudsi
3:7
8
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٨
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh(rahmeten), inneke entel vehhâb(vehhâbu).
(İlimde derinleşenler şöyle dua ederler) “Ey Rabbimiz! Bizi hidayete (Kur’ân’ın muhkem ve müteşabih ayetlerine imana) muvaffak kıldıktan sonra kalplerimizi (müteşabih ayetlere tâbi olup haktan sapanlar gibi) saptırma ve bize kendi katından bir rahmet ver (üzerinde bulunduğumuz hak dininde bizi sabit kıl). Muhakkak ki sen (ٱلۡـوَهَّـاب) el-Vehhâb’sın (ihlasla sana yönelen kullarını dinin üzere sabit kalmaya muvaffak kılan yalnız sensin).”— Z. El-Kudsi
3:8
9
رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ٩
Rabbenâ inneke câmiun nâsi li yevmin lâ raybe fîh(fîhî), innallâhe lâ yuhliful mîâd(mîâde).
“Ey Rabbimiz! Muhakkak ki sen, geleceğinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde bütün insanları bir araya toplayacaksın (o gün bizi affet ve bize mağfiret et). Muhakkak ki rabbimiz olan Allah vâdini yerine getirir (ihlasla O’na iman eden, Kur’ân’ın emirleriyle amel edip rasulüne tâbi olan kullarını, onlara vâdettiği af, mağfiret ve cennetle mükâfaatlandırır).”— Z. El-Kudsi
3:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ ٠١
İnnellezîne keferû len tuğniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ûlâike hum vekûdun nâr(nâri).
Muhakkak ki (Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemeyen, gönderdiği son rasulünü ve ona indirdiklerini) inkâr eden kâfirleri (ahiret gününde) ne malları ne de çocukları, Allah’tan (O’nun azabından) koruyup kendilerine bir fayda verebilir. İşte onlar, cehennem ateşinin yakıtı olacaklardır.— Z. El-Kudsi
3:10
11
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ١١
Ke de’bi âli fir’avne, vellezîne min kablihim kezzebû bi âyâtinâ, fe ehazehumullâhu bi zunûbihim vallâhu şedîdul ıkâb(ıkâbi).
İşte bu kâfirlerin gittikleri yol da Firavun ile ona tâbi olan kavminin seçkinleri ve onlardan daha önce yaşamış olan (Âd, Semûd, Lut kavmi gibi kâfir) kavimlerin gittikleri yoldur. Onlar, (rasulleri ve onlarla gelen) apaçık ayetlerimizi yalanlamışlardı da Allah onları işledikleri küfür, şirk ve günahlardan dolayı azapla yakalamıştı (onları bu azaptan ne malları ne de çocukları kurtarabilmişti). Bilin ki Allah, (böyle yapanlara) azabı şiddetli olandır.— Z. El-Kudsi
3:11
12
قُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ ٢١
Kul lillezîne keferû se tuglebûne ve tuhşerûne ilâ cehennem(cehenneme), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
Ey rasulüm! Kâfirlere (kendilerine Allah’ın apaçık ayetlerini getirdiğin hâlde sana tâbi olmayan, Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemeyi inkâr edenlere) de ki: “(Küfür ve şirk üzerinde kaldığınız müddetçe) Yenileceksiniz ve (bu inanç üzere ölürseniz) cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir yerdir!”— Z. El-Kudsi
3:12
13
قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ ف۪ي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ٣١
Kad kâne lekum âyetun fî fieteynil tekatâ fietun tukâtilu fî sebîlillâhi ve uhrâ kâfiratun yeravnehum misleyhim ra’yel ayn(ayni), vallâhu yûeyyidu bi nasrihî men yeşâ’(yeşâu) inne fî zâlike le ibreten li ulîl ebsâr(ebsâri).
(Ey Muhammed’in getirdiği gerçek tevhidi ve ona tâbi olmayı reddeden kâfirler!) Birbiriyle savaşmak için (Bedir’de) karşı karşıya gelmiş olan iki toplulukta sizin için bir delil (ibret ve öğüt) vardır. Onlardan biri (Muhammed ve ona tâbi olan mu’minler) Allah yolunda (Allah’ın şeriatini hayatın her alanında hâkim kılmak için) savaşıyordu, diğeri ise kâfir (Allah’ın tevhidini, Muhammed’in risaletini, Kur’ân’ı inkâr eden ve hayatlarını beşerî kanunlara göre düzenlemek isteyen Kurayşli müşrik) topluluktu. (Müşriklerin sayısı kat kat fazla olmasına rağmen Allah’tan bir nimet olarak) Mu’minler, gözleriyle müşrikleri kendilerinin sadece iki katı büyüklükte görüyorlardı. Bilin ki Allah, dilediğini yardımıyla destekler (muzaffer kılar). Muhakkak ki bu anlatılanlarda akıl sahipleri için (zaferin sayıyla değil Allah’ın yardımıyla olduğuna dair) bir ibret (öğüt) vardır.— Z. El-Kudsi
3:13
14
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ ٤١
Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
Nefsani arzular; özellikle kadınlar, çocuklar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten mallar; iyi eğitilmiş, gösterişli, güzel atlar; enam olan (erkeği ve dişisiyle deve, sığır, koyun ve keçi cinsi) hayvanlar ve ekinler (dünyada imtihan vesilesi olarak) insanlara cazip (çekici) kılındı. Bütün bunlar, dünya hayatında (insanların sadece yaşamları boyunca faydalanabildiği) fâni şeylerdir. (Ey insanlar!) Bilin ki iyi dönüş yeri, Allah’ın sadece (mu’minler için) ahiret gününde hazırladığı yerdir (cennettir; ebedî ve gerçek mutluluk oradadır).— Z. El-Kudsi
3:14
15
قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِۚ ٥١
Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
Ey rasulüm! De ki: “Elde etmeyi arzuladığınız bu nefsani arzulardan daha hayırlı olanı size bildireyim mi? (Bu, Allah’tan korkanlara verilecek olan mükâfaattır.) Allah’tan korkanlara (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranlara) ahiret günü Rableri katında sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz (her türlü maddi ve manevi pislikten arınmış) hanımlar ve (nimetlerin en üstünü olan) Allah’ın rızası vardır.” Bilin ki Allah, kullarını görendir (O’nun rızasını kazanmak için nefsin arzuladığı şeyleri terk edenler ile nefsin arzuladığı şeyleri elde etmek için Allah’ın emirlerine uymayanları bilendir ve ona göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
3:15
16
اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ ٦١
Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr(nâri).
Onlar (gerçek manada Allah’a iman edip Allah’ın rızasını nefsî arzularına tercih eden mu’minler) şöyle dua ederler: “Ey Rabbimiz! Muhakkak ki biz, (hiç şüphe etmeden ihlasla sana, gönderdiğin rasulüne ve indirdiklerine) iman ettik (ve tâbi olduk). İşlediğimiz günahları bağışla ve bizi ateş azabından koru (bizi cehennem azabıyla cezalandırma).”— Z. El-Kudsi
3:16
17
اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ ٧١
Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr(eshâri).
Onlar (Allah’ın rızasını nefsî arzularına tercih eden gerçek mu’minler); sabırlıdırlar (Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmada, Allah yolunda her türlü eziyet ve musibete dayanmada tahammül gösterirler), sadıktırlar (söz ve amelleri kalplerindeki imana uygun olanlardır), kānitîndirler (Allah’ın emrini, tam manasıyla itaat ederek yerine getirirler), mallarını Allah’ın razı olduğu şekilde harcarlar ve daha önce işlemiş oldukları günahların bağışlanması için seher vakitlerinde ibadet yaparak Allah’a dua ederler.— Z. El-Kudsi
3:17
18
شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِماً بِالْقِسْطِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۜ ٨١
Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allah adaleti ayakta tutarak (kâinatta var ettiği delillerle ve gönderdiği rasullerle) kendisinden başka gerçek ilah olmadığına şahidlik etti (bunu çok açık bir şekilde bildirdi). Melekler ve ilim sahipleri de Allah’tan başka gerçek ilah olmadığına ve yalnız O’na ibadet edilmesi gerektiğine şahidlik ettiler. Bilin ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur (O; zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tektir, O’ndan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur). O (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi izzetle hüküm veren, kendisinden asla hesap sorulmayan, âciz bırakılması mümkün olmayan ve tevhidi bozup sahte ilahlara taparak şirk koşanları hak ettikleri şekilde cezalandırmaya kadir olan yüce zattır), (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır).— Z. El-Kudsi
3:18
19
اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٩١
İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Allah katında (ahirette) kabul edilecek olan din, sadece (Allah’a teslim olup O’na boyun eğmek ve itaat etmek manasındaki) İslam dinidir. Kitap verilenler (Yahudi ve Hristiyanlar), kendilerine (Allah tarafından) ilim ulaştıktan sonra, (dünya metaı, makam ve mevki elde etme sebebiyle) birbirlerine haset ettikleri için ihtilafa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini (delillerini bile bile) inkâr ederse bilsin ki Allah, hesabı çabuk olandır (kulların yaptığı amelleri en ince teferruatına kadar, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan bilendir).— Z. El-Kudsi
3:19
20
فَاِنْ حَٓاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّـبَعَنِۜ وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّ۪نَ ءَاَسْلَمْتُمْۜ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ۟ ٠٢
Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Ey rasulüm! Eğer (sana gelen Necran Hristiyanları dinin ve İsa hakkında) seninle cedelleşmeye kalkarlarsa onlara şöyle de: “Ben yüzümü Allah’a teslim ettim (ihlaslı olarak kalbim, dilim ve bütün bedenimle Allah’a boyun eğdim), bana tâbi olanlar da Allah’a benim gibi teslim oldular.” Kendilerine kitap verilen Yahudi ve Hristiyanlar ile kendilerine kitap verilmeyen müşriklere şunu da söyle: “(Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birleyerek, bütün ibadetleri yalnız O’na yaparak, her çeşidiyle tağutları reddederek ve bana tâbi olarak Allah’a) Teslim oldunuz mu?” Eğer (sana tâbi olarak Allah’a ve O’nun emirlerine) teslim olurlarsa muhakkak ki (her konuda hakka ulaştıran) doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer (davet ettiğin şeylerden) yüz çevirirlerse bil ki sen, sadece (emrettiğim şeyleri) tebliğ edici bir rasulsün. Elbette Allah kullarını görendir (rasulüne tâbi olanlar ile tâbi olmayanları bilir ve ona göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
3:20
21
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَيَقْتُلُونَ الَّذ۪ينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ١٢
İnnellezîne yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayri hakkın ve yaktulûnellezîne ye’murûne bil kıstı minen nâsi, fe beşşirhum bi azâbin elîm(elîmin).
Ey rasulüm! Kendilerine gelen Allah’ın ayetlerini (delil ve mucizelerini) inkâr edenleri, haksızlık yaparak nebileri öldürenleri ve insanlar arasında adaleti (emri bil maruf ile nehyi anil münker yapan ve bunu) emredenleri öldüren kimseleri çok acı verici azapla müjdele!— Z. El-Kudsi
3:21
22
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٢٢
Ulâikellezîne habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhirah(âhirati), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
İşte onların (Allah’ın apaçık ayetleri geldiği hâlde rasulüne tâbi olmayanlar ile rasullerini ve hakka davet eden mu’minleri öldürenlerin yaptıkları iyi) amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. (Allah onları cezalandırdığı zaman) Onların (kendilerini azaptan kurtaracak) hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.— Z. El-Kudsi
3:22
23
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يباً مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ اِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٣٢
E lem tera ilellezîne ûtû nasîben minel kitâbi yud’avne ilâ kitâbillâhi li yahkume beynehum summe yetevellâ ferîkun minhum ve hum mu’ridûn(mu’ridûne).
Ey rasulüm! Kendilerine kitaptan pay verilmiş olanlar (Medine civarında yaşayan Yahudi âlimleri, ihtilaf ettikleri İbrahim’in Yahudi veya Hristiyan olmadığı ve senin Allah’ın son rasulü olup herkesin sana tâbi olması gerektiği konularında) aralarında hüküm vermesi için (inandıklarını söyledikleri) Allah’ın kitabını (Tevrât’ı) hakem tayin etmeye çağrıldıklarında, onlardan bir grubun buna (kitaba muhakeme olmaya) yanaşmayıp (heva ve heveslerine uymadığı için onun hükümlerini kabul etmekten) yüz çevirdiğini görmedin mi?!— Z. El-Kudsi
3:23
24
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۖ وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٤٢
Zâlike bi ennehum kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdât(ma’dûdâtin), ve garrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Onların (Yahudilerin) bu şekilde bile bile haktan yüz çevirmelerinin sebebi, “Ateş bizi ancak (buzağıya taptığımız) belli günler kadar yakacaktır (sonra biz ateşten çıkıp cennete gireceğiz).” diye iddia etmeleridir. Allah’a iftira atarak uydurdukları bu bâtıl inançlar ise onlara Allah’ın dinine karşı gelme (dine iftiralar atma ve inandıklarını iddia ettikleri Tevrât’ın hükümlerinden yüz çevirme) konusunda cesaret verdi.— Z. El-Kudsi
3:24
25
فَكَيْفَ اِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٥٢
Fe keyfe izâ cema’nâhum li yevmin lâ raybe fîhi ve vuffiyet kullu nefsin mâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Onları (bâtıl inançları sebebiyle Allah’a iftira atan ve haktan yüz çeviren kâfirleri), geleceğinde hiçbir şüphe olmayan ahiret günü bir araya topladığımızda ve herkese, iyi olsun kötü olsun yaptığı amellerin karşılığı eksiksiz verildiğinde hâlleri nasıl olacak?! Onlar, zulmedilmeksizin hak ettikleri cezayı göreceklerdir.— Z. El-Kudsi
3:25
26
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٦٢
Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ey rasulüm! (Allah’ı övüp yücelterek) De ki: “Ey Allah’ım! Sen, (dünya ve ahirette her) mülkün yegâne sahibisin. Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü geri alırsın. Dilediğini (mülk ve saltanat vererek) yüceltirsin, dilediğini de (mülk ve saltanatını alarak) alçaltırsın. Her türlü nimet senin elindedir* (nimetlerin tek sahibi sensin). Muhakkak ki sen her şeye kadirsin (dilediğini yaparsın, hiç kimse seni engelleyemez).” [ Not: Bütün ehlisünnet âlimleri Allahu Teâlâ’yı cisim ve cisme ait her türlü özellikten tenzih etmiştir. Yed kelimesinin zahiri manası el uzvu olduğu ve uzuvlar da cismin özelliklerinden olduğu için yed kelimesine asla zahiri manasını vermemiş ve el uzvu olarak anlamamışlardır. Bazı ehlisünnet âlimleri, sahabelerin yaptığı gibi Allahu Teâlâ’yı zahiri manasından tenzih ederek ayet ve hadislerde geçen yed (el) kelimesini, ayet ve hadislerde nasıl zikredilmişse aynı şekilde okuyup geçmiş, bu konuda hiçbir araştırma yapmamış, soru sormamış, neden, nasıl dememiş ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı ehlisünnet âlimleri ayet ve hadislerde Allahu Teâlâ hakkında zikredilen yed (el) kelimesinin Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olduğunu söylemiştir. Bazı ehlisünnet âlimleri de ayet ve hadislerde Allahu Teâlâ hakkında zikredilen yed (el) kelimesine, konuların siyakına, sibakına ve karinelerine bakarak zahiri manası dışında, Arapçada bulunan ve Allahu Teâlâ’nın zatına layık olan bir mana vermiş; fakat verdikleri mananın kesin Allahu Teâlâ’nın kastettiği mana olduğunu asla iddia etmemişlerdir. Yed (el) kelimesini bu şekilde tevil eden ehlisünnet âlimleri, ayet ve hadislerin siyakına, sibakına ve karinelerine bakarak yerine göre bu kelimeye, Allahu Teâlâ’nın zatına layık olan “kuvvet, kudret, mülk, dilediği şekilde tasarruf etme, nimet, rahmet, mağfiret, yardım, destek olma” gibi manalar vermiş veya sözdeki sıla manasında ya da bir amelin üstünlüğünü ve önemini belirtmek için kullanıldığını söylemişlerdir. Bazen de Allahu Teâlâ hakkında yedeyn (iki el) kelimesi kullanılmıştır. Ehlisünnet âlimleri bunu, taalluku; yaratılan varlığa değer, üstünlük, ayrıcalık ve şeref vermek olan bir sıfat olarak anlamışlardır, asla zahiri manasında uzuv ve temas etme olarak anlamamışlardır. ]— Z. El-Kudsi
3:26
27
تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٧٢
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).
“Ey Allah’ım! Sen geceyi gündüze sokarsın (geceyi kısaltıp gündüzü uzatırsın), gündüzü de geceye sokarsın (gündüzü kısaltıp geceyi uzatırsın); ölüden diriyi çıkarırsın (kâfirden mu’mini, tohumdan bitkiyi, meniden insanı çıkardığın gibi), diriden de ölüyü çıkarırsın (mu’minden kâfiri, bitkiden tohumu, insandan da meniyi çıkardığın gibi) ve dilediğini hesapsız (karşılık beklemeden ve mülkünün eksilmesinden korkmaksızın) rızıklandırırsın.”— Z. El-Kudsi
3:27
28
لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٨٢
Lâ yettehizil mu’minûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn(mu’minîne), ve men yef’al zâlike fe leyse minallâhi fî şey’in illâ en tettekû minhum tukâta(tukâten), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), ve ilallâhil masîr(masîru).
Mu’minler, mu’minleri bırakıp da kâfirleri veli edinmesinler (onları sevmesinler, Müslümanlar aleyhine desteklemesinler, sırdaş edinmesinler, onlara dinlerinde yardımcı olmasınlar ve İslam’ın izin vermediği yardım ve desteği yapmasınlar). Kim böyle yaparsa Allah’ın dininden hiçbir şey üzere olamaz. Ancak (onların sulta ve hâkimiyeti altında bulunduğunuzda) onlardan korkarak (eziyetlerini defetmek için) takiyye yapmanız (kalbinizdeki düşmanlığı gizleyerek, onların küfürlerine ve dinlerine katılmadan, mu’minler aleyhine yardım etmeden, sadece dillerinizle onlardan olduğunuzu zahiren göstermeniz) hariç… Ve Allah sizi, kendisine karşı gelmekten sakındırıyor. Bilin ki dönüş, Allah’adır (dünyada yaptıklarınızın hesabını soracaktır).— Z. El-Kudsi
3:28
29
قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٩٢
Kul in tuhfû mâ fî sudûrikum ev tubdûhu ya’lemhullâh(ya’lemhullâhu), ve ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ey rasulüm! (“Mu’minleri bırakıp kâfirleri veli edinmeyin.” dediğin kişilere) Şunu da söyle: “(Sakın kâfirleri veli edinmeyin. Çünkü) Kalplerinizdekini (kâfirlere velayı) gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir (ve kâfirleri veli edindiğiniz için kaldıramayacağınız bir cezayı hak edersiniz). Bilin ki Allah, göklerde ve yerde olan her şeyi en ince ayrıntısıyla bilir ve Allah, (size dilediği cezayı vermeye kadirdir; çünkü O) her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz).”— Z. El-Kudsi
3:29
30
يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَراًۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَداً بَع۪يداًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟ ٠٣
Yevme tecidu kullu nefsin mâ amilet min hayrin muhdâran, ve mâ amilet min sû’(sûin), teveddu lev enne beynehâ ve beynehû emeden baîdâ(baîden), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), vallâhu raûfun bil ıbâd(ıbâdi).
Her nefsin yaptığı iyi amelleri ve yaptığı kötü amelleri eksiksiz karşısında bulacağı gün (ahiret günü) unutulmasın! İşte o gün, kötülük yapanlar kötü amelleri ile arasında çok uzak bir mesafe olmasını temenni edecektir. Ve Allah sizi kendisine karşı gelmekten sakındırmaktadır. Ve bilin ki Allah, kullarına karşı (رَءُوف) Raûf’tur (merhametlidir; doğru yolu bulup cehennem yoluna sapmamanız için size müjdeleyici ve uyarıcı rasuller göndermiştir, ahirette pişman olmamak için onlara tâbi olun).— Z. El-Kudsi
3:30
Yükleniyor...
Al-i İmran
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle