Enbiya 112 Ayet Mekke · الأنبياء
21

Enbiya

Peygamberler · Mekke
21
Peygamberler · Mekke
الأنبياء
112
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ ١
Ikterebe lin nâsi hisâbuhum ve hum fî gafletin mu’ridûn(mu’ridûne).
İnsanların hesaba çekilme vakti yaklaşmıştır fakat onlar (dünya ile meşgul olduklarından dolayı) ğaflet içinde ahiretten yüz çevirmeye devam etmektedirler.— Z. El-Kudsi
21:1
2
مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَۙ ٢
Mâ ye’tîhim min zikrin min rabbihim muhdesin illestemeûhu ve hum yel’abûn(yel’abûne).
O kâfirlere Rablerinden yeni bir Kur’ân ayeti indiğinde onu ancak önemsemeden ve manasını düşünmeden oyun oynar gibi dinlerler.— Z. El-Kudsi
21:2
3
لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ٣
Lâhiyeten kulûbuhum ve eserrûn necvellezîne zalemû hel hâzâ illâ beşerun mislukum, e fe te’tûnes sihre ve entum tubsırûn(tubsırûne).
Kur’ân’ı ancak kalpleri başka şeylerle meşgul olarak dinlerler. Ve o (küfür ve şirk işleyerek nefsine) zulmedenler, birbirleriyle gizlice konuşarak şöyle derler: “(Allah tarafından gönderilmiş bir rasul olduğunu iddia eden) Bu adam sizin gibi bir beşer değil midir? Onun sizin gibi bir beşer ve getirdiği şeyin sihir olduğunu gördüğünüz hâlde nasıl ona tâbi olursunuz?!”— Z. El-Kudsi
21:3
4
قَالَ رَبّ۪ي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٤
Kâle rabbî ya’lemul kavle fis semâi vel ardı ve huves semîul alîm(alîmu).
Rasulümüz (onlara) şöyle dedi: “Rabbim, sizin gizlediğiniz her şeyi bilir. Çünkü O, göklerde ve yerde söylenen her sözü bilir. Bilin ki O; (ٱلسَّـمِـيـع) es-Semîʿ’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi işitendir), (ٱلۡـعَـلِيـم) el-ʿAlîm’dir (gizli olsun aşikâr olsun yapılan bütün amelleri, söylenen bütün sözleri ve her şeyi bilen; buna göre herkese hesap soracak olandır).”— Z. El-Kudsi
21:4
5
بَلْ قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌۚ فَلْيَأْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَٓا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ ٥
Bel kâlû adgâsu ahlâmin belifterâhu bel huve şâır(şâırun), fel ye’tinâ bi âyetin kemâ ursilel evvelûn(evvelûne).
Şu var ki (hakkı bile bile inkâr eden) kâfirler, rasulümüz hakkında değişik iftiralar ortaya attılar. Onlardan bazıları şöyle dedi: “Onun getirdiği ancak karışık birtakım rüya ve hayallerden ibarettir (onların bir manası yoktur).” Bazıları ise şöyle dedi: “O, kendi uydurduğu şeyleri Allah’a nispet etmektedir.” Ve bazıları da şöyle dedi: “O ancak bir şairdir. Eğer (Allah tarafından gönderilmiş bir rasul olduğu konusunda) doğru söyleyenlerden ise daha önceki rasullerin kavimlerine getirdiği mucizeler gibi o da bize bir mucize getirsin bakalım!”— Z. El-Kudsi
21:5
6
مَٓا اٰمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَاۚ اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ ٦
Mâ âmenet kablehum min karyetin ehleknâhâ, e fe hum yu’minûn(yu’minûne).
Bu müşriklerden önceki kavimler de (rasullerinden mucize indirilmesini istemişlerdi de istedikleri mucize indirildiğinde hiçbiri) iman etmemişti, biz de onları helak etmiştik. Durum böyleyken bu müşrikler (istedikleri mucizeleri indirdiğimizde öncekiler gibi yapmayıp) iman mı edecekler?! Hayır!— Z. El-Kudsi
21:6
7
وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالاً نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٧
Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve ey rasulüm! Muhakkak ki senden önce gönderip kendilerine vahyettiğimiz bütün rasuller, âdemoğullarından birer adamdı (melek değillerdi). Eğer bilmiyorsanız sizden önceki kitap verilenlere sorun!— Z. El-Kudsi
21:7
8
وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَداً لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِد۪ينَ ٨
Ve mâ cealnâhum ceseden lâ ye’kulûnet taâme ve mâ kânû hâlidîn(hâlidîne).
Ayrıca beşerden gönderdiğimiz rasulleri yemek yemeyen bir ceset yapmadık (diğer insanlar gibi yemek yiyorlardı) ve onları dünyada ölümsüz olacak şekilde ebedi kılmadık.— Z. El-Kudsi
21:8
9
ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَاَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَٓاءُ وَاَهْلَكْنَا الْمُسْرِف۪ينَ ٩
Summe sadaknâhumul va’de fe enceynâhum ve men neşâu ve ehleknel musrifîn(musrifîne).
Sonra rasullerimize verdiğimiz vâdi gerçekleştirdik; onları ve dilediğimiz kimseleri (mu’minleri) kurtardık, müsrifleri (küfür ve şirk işleyerek haddi aşanları) ise helak ettik.— Z. El-Kudsi
21:9
10
لَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَاباً ف۪يهِ ذِكْرُكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ٠١
Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
Size öyle bir kitap (Kur’ân) indirdik ki eğer ona inanır ve onunla amel ederseniz muhakkak sizi şerefli ve övülen kimseler kılar. Bunu neden akletmiyorsunuz (ve hemen ona iman edip onunla amel etmeye koşmuyorsunuz)?!— Z. El-Kudsi
21:10
11
وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْماً اٰخَر۪ينَ ١١
Ve kem kasamnâ min karyetin kânet zâlimeten ve enşe’nâ ba’dehâ kavmen âharîn(âharîne).
Ve nice beldelerin zalim olan (hak kendilerine geldiği hâlde inkâr edip küfür ve şirklerinde ısrar ederek nefislerine zulmeden) halkını helak ettik ve onların ardından yerlerinde başka kavimler var ettik.— Z. El-Kudsi
21:11
12
فَلَمَّٓا اَحَسُّوا بَأْسَنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَۜ ٢١
Fe lemmâ ehassû be’senâ izâ hum minhâ yerkudûn(yerkudûne).
Öyle ki helak ettiğimiz beldelerin (küfür ve şirkte ısrar eden) zalim halkları, (üzerlerine) azabımızın ineceğini hissettiklerinde oradan koşarak kaçmaya çalıştılar.— Z. El-Kudsi
21:12
13
لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُٓوا اِلٰى مَٓا اُتْرِفْتُمْ ف۪يهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ ٣١
Lâ terkudû verciû ilâ mâ utriftum fîhi ve mesâkinikum leallekum tus’elûn(tus’elûne).
Melekler (alay ederek) onlara şöyle seslenir: “Ey (küfür ve şirk işleyerek nefislerini helake maruz bırakan) zalimler! Koşarak kaçmayın, dönün içinde yaşadığınız nimetlere ve sahip olduğunuz güzel evlere! Belki sizden (fidye olarak) bir şey istenir.”— Z. El-Kudsi
21:13
14
قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٤١
Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
(Küfür ve şirk üzerinde ısrar eden) O zalimler, (hatalarını itiraf edip) şöyle dediler: “Vay hâlimize, yazıklar olsun bize! Gerçekten de biz (küfür ve şirk işleyerek nefislerine) zulmeden kimselermişiz.”— Z. El-Kudsi
21:14
15
فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يداً خَامِد۪ينَ ٥١
Fe mâ zâlet tilke da’vâhum hattâ cealnâhum hasîden hâmidîn(hâmidîne).
Biz onları biçilmiş ekin gibi hareketsiz bir şekilde yere serinceye kadar onların bu feryat ve kendilerine olan bedduaları sürüp gider.— Z. El-Kudsi
21:15
16
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ٦١
Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ lâıbîn(lâıbîne).
Ve ey insanlar! Bilin ki biz gökleri, yeri ve bunların arasındaki şeyleri eğlence olsun diye boşu boşuna yaratmadık (ancak zatımda, sıfatlarımda ve fiillerimde birliğimi gösteren; mükemmel kudretime, hikmetime ve yalnız bana ibadet edilmesi gerektiğine delalet eden ibret alınacak birer delil olarak yarattım).— Z. El-Kudsi
21:16
17
لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْواً لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ ٧١
Lev erednâ en nettehıze lehven lettehaznâhu min ledunnâ in kunnâ fâ’ılîn(fâ’ılîne).
Eğer biz eğlence olsun diye bir şey edinmek isteseydik bunu katımızda sahip olduğumuz şeylerden edinirdik. Fakat biz bunu yapanlardan değiliz (çünkü bu, bize layık değildir, bunlardan münezzeh ve yüceyiz).— Z. El-Kudsi
21:17
18
بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ٨١
Bel nakzifu bil hakkı alel bâtıli fe yedmeguhu fe izâ huve zâhik(zâhikun), ve lekumul veylu mimmâ tasıfûn(tasıfûne).
Bilakis biz hakkı (rasulümüze vahyettiğimiz Kur’ân’ı) bâtılın tepesine bindiririz de onu mahveder, böylece bâtıl silinip yok olur. Ey Allah’a layık olmayan sıfatlar isnat edenler! Yaptığınız bu amelden dolayı size cehennemde büyük ve şiddetli bir azap olacaktır.— Z. El-Kudsi
21:18
19
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ ٩١
Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), ve men indehu lâ yestekbirûne an ıbâdetihî ve lâ yestahsirûn(yestahsirûne).
Ve biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi sadece Allah’ındır. O’nun katında bulunanlar (melekler), O’na ibadet etmekte asla kibirlenmez ve yorulmazlar.— Z. El-Kudsi
21:19
20
يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ٠٢
Yusebbihûnel leyle ven nehâre lâ yefturûn(yefturûne).
Onlar (melekler), gece gündüz hiç sıkılmaksızın devamlı O’nu tesbih ederler (her türlü noksan sıfattan, mahlukata benzemekten ve zatına layık olmayan şeylerden tenzih ederler).— Z. El-Kudsi
21:20
21
اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ ١٢
Emittehazu âliheten minel ardı hum yunşirûn(yunşirûne).
Yoksa o müşrikler yerden sahte ilahlar edindiler de ölüleri onların dirilteceğine mi inanıyorlar?! (Asla bunu yapamazlar çünkü dirilten sadece Allah’tır.)— Z. El-Kudsi
21:21
22
لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٢٢
Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe subhânallâhi rabbil arşi ammâ yasıfûn(yasıfûne).
Göklerde ve yerde Allah’tan başka gerçek ilahlar olsaydı muhakkak bu ikisinin düzeni bozulup yok olurdu. (Gökler ve yer var olduğuna göre Allah’tan başka gerçek ilah yoktur.) Bilinmelidir ki Arş’ın rabbi olan Allah, müşriklerin vasfettiği noksan sıfatlardan (mahlukata benzeme; eşi, ortağı ve çocuğu olma gibi zatına layık olmayan şeylerden) münezzeh ve yücedir.— Z. El-Kudsi
21:22
23
لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ ٣٢
Lâ yus’elu ammâ yef’alu ve hum yus’elûn(yus’elûne).
Bilinmelidir ki hiç kimse yaptığından dolayı Allah’a hesap soramaz (çünkü O, her şeyin yegâne maliki, mutlak hüküm sahibi* ve dilediğini yapandır). Fakat O, bütün kullarına yaptıkları amellerden dolayı hesap sorar (buna göre ya mükâfaat ya da ceza verir). [ Not: Mutlak hüküm verme hakkı: Her konuda, hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediği gibi hüküm vermek demektir. Bu hak sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Ancak Allahu Teâlâ dilediği konuda dilediği gibi hüküm koyma hakkına sahiptir. Hiç kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Kim bu hakkı sadece, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allahu Teâlâ’ya verirse O’nu tevhid etmiş olur. Kim, herhangi bir konuda, Allahu Teâlâ’ya rağmen dilediği gibi hüküm koyma; iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve buna benzer sınırları tayin etme hakkını kendisinde görürse Allahu Teâlâ’ya ait olan mutlak hüküm koyma hakkını kendisinde görmüş, ilahlık taslamış ve kâfir olmuş olur; kim de böyle birine bu hakkı verirse veya ona itaat ederse ya da bu hakkı ona verenleri Müslüman görürse Allahu Teâlâ’nın hakkını kendisinde görenleri ilah tayin etmiş ve böyle birini ilah edinenlerin hak üzere olduklarını tasdik etmiş olur. ]— Z. El-Kudsi
21:23
24
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ٤٢
Emittehazû min dûnihî âliheh(âliheten), kul hâtû burhânekum, hâzâ zikru men maiye ve zikru men kablî, bel ekseruhum lâ ya’lemûnel hakka fehum mu’ridûn(mu’ridûne).
Onlar, Allah’tan başka (ibadet ettikleri) ilahlar edindiler. Ey rasulüm! Onlara de ki: “Ey müşrikler! (Allah’tan başka edindiğiniz ilahların ibadeti hak ettiğine dair) Delilinizi getirin! İşte benimle beraber olanların kitabı (Kur’ân) ve benden öncekilerin kitapları (Tevrât ve İncîl)! (Hiçbirinde lehinize delil bulamazsınız.)” Şu var ki müşriklerin çoğu (cehalet ve taklide dayandıkları için) hakkı bilmez ve böylece (rasulün getirdiği) hakkı inkâr edip ondan yüz çevirir.— Z. El-Kudsi
21:24
25
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ ٥٢
Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin illâ nûhî ileyhi ennehu lâ ilâhe illâ ene fa’budûn(fa’budûni).
Ve ey rasulüm! Senden önce hiçbir rasul göndermiş olmayalım ki ona, “Benden başka ibadete layık ilah yoktur, yalnız bana ibadet edin (hiçbir şeyi şirk koşmayın)!” diye vahyetmiş olmayalım.— Z. El-Kudsi
21:25
26
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداً سُبْحَانَهُۜ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَۙ ٦٢
Ve kâlûttehazer rahmânu veleden subhâneh(subhânehu), bel ıbâdun mukremûn(mukremûne).
Ve müşrikler, “Er-Raḥmân, (melekleri) kız çocuğu edindi.” dediler. Haşa! Allah, o müşriklerin söylediği şeyden münezzeh ve yücedir! Bilakis melekler, Allah’ın ikram ettiği (mertebe olarak) O’na yakın kullarıdır.— Z. El-Kudsi
21:26
27
لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ ٧٢
Lâ yesbikûnehu bil kavli ve hum bi emrihî ya’melûn(ya’melûne).
Melekler, Allah’tan emir almadıkça konuşmazlar (ancak O emrettiğinde konuşurlar) ve sadece O’nun emrettiği şeyi yaparlar (O’nun emrine hiç muhalefet etmezler).— Z. El-Kudsi
21:27
28
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ ٨٢
Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yeşfeûne illâ li menirtedâ ve hum min haşyetihî muşfikûn(muşfikûne).
Allah, onların (meleklerin) yaptıklarını, yapmakta olduklarını ve yapacaklarını (en ince teferruatıyla) bilir. Ve ancak Allah’ın razı olduğu kimselere şefaatçi olurlar. Ve onlar, Allah’ın azabından korktukları için O’na karşı gelmekten son derece kaçınırlar.— Z. El-Kudsi
21:28
29
وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنّ۪ٓي اِلٰهٌ مِنْ دُونِه۪ فَذٰلِكَ نَجْز۪يهِ جَهَنَّمَۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ۟ ٩٢
Ve men yekul minhum innî ilâhun min dûnihî fe zâlike neczîhi cehennem(cehenneme), kezâlike neczîz zâlimîn(zâlimîne).
Ve onlardan (meleklerden) kim “Ben, Allah’tan başka bir ilahım.” derse (ki asla böyle demezler), onu bile cehennem ile cezalandırırız. Zalimleri (Allah’a şirk koşanları) de işte böyle (cehennem ile) cezalandırırız.— Z. El-Kudsi
21:29
30
اَوَلَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ ٠٣
E ve lem yerellezîne keferû ennes semâvâti vel arda kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ minel mâi kulle şey’in hayy(hayyin), e fe lâ yu’minûn(yu’minûne).
(Bile bile hakka karşı gelip şirk koşan) O kâfirler, gökleri ve yeri yapışıkken ayırdığımızı görmüyorlar mı?! Ve biz, her canlıyı sudan yarattık. Bütün bunları gördükleri hâlde o kâfirler neden hâlâ (Allah’ın birliğine, mükemmel kudretine ve yalnız O’na ibadet edilmesi gerektiğine) iman etmiyorlar?!— Z. El-Kudsi
21:30
Yükleniyor...
Enbiya
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle