Hicr 99 Ayet Mekke · الحجر
15

Hicr

Hicr · Mekke
15
Hicr · Mekke
الحجر
99
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْاٰنٍ مُب۪ينٍ ١
Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur’ânin mubîn(mubînin).
Elif, lâm, râ.* İşte (bu gibi harflerden müteşekkil olan ve Allah’tan geldiğine delalet eden) bu yüce kitabın ayetleri, (tevhidi ve Allah’ın şeriatini en mükemmel şekilde beyan eden) apaçık Kur’ân’ın ayetleridir. [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
15:1
2
رُبَمَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِم۪ينَ ٢
Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn(muslimîne).
(Hakkı bile bile inkâr eden) Kâfirler, (dünyada bâtıl inanç üzere oldukları ahirette ortaya çıkınca) “Keşke dünyada iken Müslüman olsaydım!” diye çokça temennide bulunacaklardır.— Z. El-Kudsi
15:2
3
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٣
Zerhum ye’kulû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
Ey rasulüm! (Kendilerine hakkı apaçık bir şekilde getirdiğin hâlde seni yalanlayanlar için üzülme!) Onları bırak; (hayvanlar gibi) yesinler, (fâni dünya metaıyla) sevinip eğlensinler ve onları (imana sarılmaktan ve iyi ameller yapmaktan engelleyen) boş ümitler oyalayadursun. Muhakkak ki ne kadar hüsran içinde olduklarını (kıyamet gününde) bileceklerdir.— Z. El-Kudsi
15:3
4
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ ٤
Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ kitâbun ma’lûm(ma’lûmun).
Helak ettiğimiz zalim beldelerin helaki, Allah’ın ilminde tayin edilmiş helak zamanı geldiğinde olmuştur.— Z. El-Kudsi
15:4
5
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ ٥
Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn(yeste’hırune).
Helak edilen her ümmet, ancak Allah’ın tayin ettiği zamanda helak edilir; helaki ne önce olur ne de sonra.— Z. El-Kudsi
15:5
6
وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ ٦
Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn(mecnûnun).
(Onlara hakkı apaçık getirdiği hâlde) Müşrikler rasulümüze şöyle dediler: “Ey kendisine (Allah tarafından) zikir (Kur’ân) indirildiğini iddia eden kişi! (Davetine icabet edip babalarımızın ibadet ettiği putları terk edeceğimizi sanıyorsan) Muhakkak ki sen, delinin tekisin! (Biz, atalarımızın yolunu asla terk edecek değiliz.)”— Z. El-Kudsi
15:6
7
لَوْ مَا تَأْت۪ينَا بِالْمَلٰٓئِكَةِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٧
Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas sâdıkîn(sâdıkîne).
“Ey Muhammed! Eğer (Allah’ın rasulü olduğuna dair) sözünde doğru olanlardan isen bize (seni destekleyip hakkında şahidlik edecek) melekler getir.”— Z. El-Kudsi
15:7
8
مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُٓوا اِذاً مُنْظَر۪ينَ ٨
Mâ nunezzilul melâikete illâ bil hakkı ve mâ kânû izen munzarîn(munzarîne).
(Rasul’den, şahid olarak melekler inmesini isteyen inkârcılara Allah şöyle cevap verdi) Bilin ki biz melekleri ancak hak ile (ya rasullerimize vahiy indirmek ya da hak eden kâfirlere azap vermek için) göndeririz. Eğer melekler indirildiğinde (buna rağmen) iman etmezlerse hiç bekletilmeden üzerlerine azap gönderilir.— Z. El-Kudsi
15:8
9
اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ٩
İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Muhakkak ki (Muhammed’e) zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik ve onu (artma, eksilme, değişme ve tahriften) koruyacak olan da biziz.— Z. El-Kudsi
15:9
10
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي شِيَعِ الْاَوَّل۪ينَ ٠١
Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl evvelîn(evvelîne).
Ey rasulüm! (İlk yalanlanan rasul sen değilsin.) Muhakkak ki senden önce de gelip geçmiş ümmetlere rasuller göndermiştik.— Z. El-Kudsi
15:10
11
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ١١
Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Ve senden önceki o ümmetler, ne zaman tevhide davet eden bir rasul gönderilse onu hep yalanlayıp alay ederlerdi. (Eğer kavmin seni yalanlarsa üzülme!)— Z. El-Kudsi
15:11
12
كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ٢١
Kezâlike neslukuhu fî kulûbil mucrimîn(mucrimîne).
Önceki kâfir kavimlerin kalplerine (hak ettikleri için) nasıl rasullerini yalanlama küfrünü soktuysak aynı şekilde (Mekkeli) mücrimlerin kalplerine de (hak kendilerine apaçık ulaştığı hâlde inat edip ondan yüz çevirdikleri için) rasulü yalanlama küfrünü sokarız.— Z. El-Kudsi
15:12
13
لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ ٣١
Lâ yu’minûne bihî ve kad halet sunnetul evvelîn(evvelîne).
O mücrimler, (kalplerine rasulü yalanlama küfrü sokulduğu için Muhammed’e indirilen) Kur’ân’a da iman etmezler. Muhakkak ki Allah’ın azap indirme sünneti (rasulleri ve getirdiklerini yalanlayan) geçmiş ümmetlere belli olmuştur (bu sebeple kâfirler, önceki ümmetlerin başlarına gelenlerden ibret alıp yalanlamaktan vazgeçsinler ve sana iman etsinler).— Z. El-Kudsi
15:13
14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً مِنَ السَّمَٓاءِ فَظَلُّوا ف۪يهِ يَعْرُجُونَۙ ٤١
Ve lev fetahnâ aleyhim bâben mines semâi fe zallû fîhi ya’rucûn(ya’rucûne).
Ey rasulüm! (Hak kendilerine apaçık geldiği hâlde inat edip sana iman etmeyen) Bu mücrimlere gökte bir kapı açsak ve bu kapıdan inip çıksalar ya da meleklerin inip çıktığını görseler yine (iman etmezler ve) şöyle derler: “Muhakkak ki gözlerimiz görmez oldu (gördüğümüz şey sihirden başka bir şey değildir) çünkü biz sihirlendik.”— Z. El-Kudsi
15:14
15
لَقَالُٓوا اِنَّمَا سُكِّرَتْ اَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ۟ ٥١
Le kâlû innemâ sukkiret ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûn(meshûrûne).
Bu mealci için veri yok.
15:15
16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجاً وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِر۪ينَۙ ٦١
Ve le kad cealnâ fis semâi burûcen ve zeyyennâhâ lin nâzırîn(nâzırîne).
Muhakkak ki biz, gökyüzünde (karada veya denizde gece yolculuğu yapanlara yol göstermesi için muazzam) yıldızlar yarattık ve (Allah’ın muazzam kudretini anlasınlar diye) bakanlar için gökyüzünü onlarla süsledik.— Z. El-Kudsi
15:16
17
وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۙ ٧١
Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîm(recîmin).
Ve göğü, Allah’ın rahmetinden kovulmuş olan bütün şeytanlardan da koruduk.— Z. El-Kudsi
15:17
18
اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُب۪ينٌ ٨١
İllâ menisterakas sem’a fe etbeahu şihâbun mubîn(mubînun).
Şeytanlardan kulak hırsızlığı yapmak (gökte meleklerin konuşmalarını gizlice dinlemek) isteyenin ise parlayan bir şihâb yıldızı (göktaşı) peşine düşer ve onu yakalayıp yakar.— Z. El-Kudsi
15:18
19
وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ ٩١
Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn(mevzûnin).
Ve yeryüzünü de (insanlar rahat yaşayıp hareket etsin diye) yaydık, (sarsılmasın diye) oraya (kökü derinde sabit olan) sağlam dağlar yerleştirdik ve orada her bitkiden, (hikmet gereği) tayin edilmiş belli ölçüde bitkiler bitirdik.— Z. El-Kudsi
15:19
20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِق۪ينَ ٠٢
Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum lehu bi râzıkîn(râzıkîne).
Ey insanlar! Yeryüzünde hayatta kalasınız diye hem sizin maişetiniz için hem de sizin rızık vermediğiniz varlıkların maişeti için gerekli olan şeyleri yarattık.— Z. El-Kudsi
15:20
21
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُۘ وَمَا نُنَزِّلُـهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ ١٢
Ve in min şey’in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ nunezziluhû illâ bi kaderin ma’lûm(ma’lûmin).
Muhakkak ki her şeyin hazinesi yalnız bizim katımızdadır. Ve biz onu ancak, (hikmet gereği) takdir edilmiş belli bir ölçüyle indiririz.— Z. El-Kudsi
15:21
22
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ ٢٢
Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûh(eskaynâkumûhu), ve mâ entum lehu bi hâzinîn(hâzinîne).
Ve biz rüzgârları, (bulutları) aşılayıcı olarak göndeririz. Sonra gökten (aşılanmış bulutlardan) su indiririz de böylece onunla sizi (ve hayvanlarınız ile bitkilerinizi) sularız. Ey insanlar! İnen bu suyu (yer altındaki katmanlarda) siz depolamadınız (onu depolayan biziz).— Z. El-Kudsi
15:22
23
وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْـي۪ وَنُم۪يتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ ٣٢
Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).
Ölüleri dirilten de dirileri öldüren de biziz. Ve her şeyin vârisi biz olacağız (her şey bize dönecektir çünkü baki olan biziz).— Z. El-Kudsi
15:23
24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِم۪ينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِر۪ينَ ٤٢
Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le kad alimnel muste’hırîn(muste’hırîne).
Muhakkak ki biz, sizden önce yaratılmış olanları (geçmiş kavimleri) da biliriz, sizden sonra yaratılacak olanları da biliriz (hiçbir şey bize gizli değildir).— Z. El-Kudsi
15:24
25
وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ۟ ٥٢
Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu hakîmun alîm(alîmun).
Ve ey rasulüm! Bil ki Rabbin, bunların hepsini (kıyamet gününde hesap sormak için) toplayacaktır. Muhakkak ki O; (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir, (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir. (حَـكِـيـم) Ḥakîm: Hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır. (عَـلِـيـم) ʿAlîm: Gizli olsun açık olsun, büyük olsun küçük olsun her şeyi en ince ayrıntısıyla bilen, hiçbir şey kendisine gizli olmayan ve her konuda kullarının maslahatına olan hükümleri en iyi bilendir.— Z. El-Kudsi
15:25
26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍۚ ٦٢
Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Biz insanı (aslı olan Âdem’i), tıklatıldığında ses çıkaran sert ve uzun süre beklediği için zamanla siyahlaşmış çamurdan yarattık.— Z. El-Kudsi
15:26
27
وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ ٧٢
Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris semûm(semûmi).
Ve insanı yaratmadan önce de cinleri, sıcağı çok şiddetli olan ateşten yarattık.— Z. El-Kudsi
15:27
28
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ ٨٢
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Ey rasulüm! Hani Rabbin meleklere (ve İblis’e) şöyle demişti: “Muhakkak ki ben, tıklatıldığında ses çıkaran sert ve uzun süre beklediği için zamanla siyahlaşmış çamurdan bir beşer (insan) yaratacağım.”— Z. El-Kudsi
15:28
29
فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ٩٢
Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
“Ona şekil ve suret verip yarattığım ruhlardan bir ruh üflediğimde (canlı bir beşer hâline getirdiğimde) hemen ona saygı secdesi yapın!”— Z. El-Kudsi
15:29
30
فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ٠٣
Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn(ecmaûne).
Bunun üzerine bütün melekler, (Allah’ın emrine boyun eğip) Âdem’e saygı secdesi yaptılar.— Z. El-Kudsi
15:30
Yükleniyor...
Hicr
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle