Nisa 176 Ayet Medine · النساء
4

Nisa

Kadınlar · Medine
4
Kadınlar · Medine
النساء
176
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً ١
Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ(nisâen), vettekûllâhellezî tesâelûne bihî vel erhâm(erhâme). İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ(rakîben).
Ey insanlar! Rabbinizden korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! O, sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yaratan, ondan eşini (Havva’yı) yaratan ve bu ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getirip dünyanın her yerine yayandır. Adını zikrederek birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarına riayet etmemekten sakının! Muhakkak ki Allah üzerinize gözetleyicidir (yaptığınız her şeyi bilir ve ona göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
4:1
2
وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوباً كَب۪يراً ٢
Ve âtûl yetâmâ emvâlehum ve lâ tetebeddelûl habîse bit tayyîb(tayyîbi), ve lâ te’kulû emvâlehum ilâ emvâlikum. İnnehu kâne hûben kebîrâ(kebîran).
(Ey yetimlerin vasileri!) Yetimlere (güzel bir şekilde idare edebilecekleri büluğ çağına geldiklerinde) kendi mallarını verin! Sakın size haram olanı (yetimin güzel malını) size helal olanla (kendi kötü malınızla) değiştirmeyin ve yetimlerin malını kendi mallarınıza katarak onu yemeyin! İşte bunu yapmak muhakkak ki büyük bir günahtır.— Z. El-Kudsi
4:2
3
وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُـقْسِطُوا فِي الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۚ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَلَّا تَعُولُواۜ ٣
Ve in hıftum ellâ tuksitû fîl yetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum minen nisâi mesnâ ve sulâse ve rubâa, fe in hıftum ellâ ta’dilû fe vâhideten ev mâ meleket eymânukum. Zâlike ednâ ellâ teûlû.
Ve (ey yetimlerin vasileri! Eğer yetim kızlarla evlendiğinizde) yetimlere adaletsiz davranmaktan (onlara emsallerine uygun olarak mehirlerini, nafakalarını ve diğer haklarını verememekten) çekinirseniz (onlarla evlenmeyip) hoşunuza giden (helal) kadınlardan (aralarında adaleti gözetmek şartıyla) iki, üç veya dört kadınla evlenebilirsiniz. Eğer bu kadınlar arasında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir kadınla yetinin, ona da adaletsiz davranmaktan korkarsanız sahip olduğunuz cariyelerinizle yetinin (çünkü cariyeler, hür kadınların sahip olduğu haklara sahip değildir). Böyle yapmanız, (adaletsiz davranarak kadınlara) zulmetmekten daha iyidir.— Z. El-Kudsi
4:3
4
وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ فَاِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْساً فَكُلُوهُ هَن۪ٓيـٔاً مَر۪ٓيـٔاً ٤
Ve âtûn nisâe sadukâtihinne nıhleh(nıhleten). Fe in tıbne lekum an şey’in minhu nefsen fe kulûhu henîen merîâ(merîan).
(Ey mu’min erkekler! Evlenirken üzerinde anlaştığınız) Mehirlerini kadınlara vermeniz farzdır, onu (hiç eksiltmeden, tam olarak) verin! Eğer kadınlar size kendi rızalarıyla mehirlerinden bir şey verirlerse bu durumda onu helal olarak afiyetle yiyebilirsiniz.— Z. El-Kudsi
4:4
5
وَلَا تُؤْتُوا السُّفَـهَٓاءَ اَمْوَالَكُمُ الَّت۪ي جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ قِيَاماً وَارْزُقُوهُمْ ف۪يهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً ٥
Ve lâ tu’tûs sufehâe emvâlekumulletî cealallâhu lekum kıyâmen verzukûhum fîhâ veksûhum ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
(Ey veliler!) Hayatınızı idame ettirmek için Allah’ın gerekli kıldığı malları sefihlere (israf ederek düşüncesizce harcama yapan veya elindeki şeyin kıymetini bilmeyen kıt akıllı kişilere) vermeyin! Fakat o mallardan onları yedirip içirin ve elbiselerini temin edin; onlara (gönül alıcı) güzel sözler de söyleyin.— Z. El-Kudsi
4:5
6
وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْداً فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَأْكُلُوهَٓا اِسْرَافاً وَبِدَاراً اَنْ يَكْـبَرُواۜ وَمَنْ كَانَ غَنِياًّ فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَق۪يراً فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِۜ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَس۪يباً ٦
Vebtelûl yetâmâ hattâ izâ belagûn nikâh(nikâha), fe in ânestum minhum ruşden fedfeû ileyhim emvâlehum, ve lâ te’kulûhâ isrâfen ve bidâren en yekberû. Ve men kâne ganiyyen felyesta’fif, ve men kâne fakîran felye’kul bil ma’rûf(ma’rûfi). Fe izâ defa’tum ileyhim emvâlehum fe eşhidû aleyhim. Ve kefâ billâhi hasîbâ(hasîben).
Ve (ey yetimlerin vasileri) yetimleri, evlenme (büluğ) çağına gelinceye kadar gözetip deneyin! Eğer evlenme (büluğ) çağına erdiklerinde onların akıllı ve olgun bir şekilde mallarını idare edebileceklerini anlarsanız mallarını kendilerine (eksiltmeden) hemen verin! Sakın onların mallarını israf ederek yemeyin ve büyüdüğünde alamasınlar diye mallarını hemen harcayıp tüketmeyin! Ve vasi zengin ise iffetli olsun (yetimin malından hiçbir şey almasın), fakir ise Allah’ın bildirdiği ölçüde ihtiyacı kadar ondan (borç olarak) yesin (ya da emeği kadar alsın). Yetimlere kendi mallarını verdiğinizde ise mallarını verdiğinize dair şahid tutun! Ve bilin ki hesap soran olarak Allah yeter.— Z. El-Kudsi
4:6
7
لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۖ وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ اَوْ كَثُرَۜ نَص۪يباً مَفْرُوضاً ٧
Lir ricâli nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne, ve lin nisâi nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne mimmâ kalle minhu ev kesur(kesura). Nasîben mefrûdâ(mefrûdan).
Baba, anne ve (kardeş, amca gibi yakın) akrabaların bıraktığı mirastan erkeklere bir pay vardır; kadınlara da baba, anne ve (kardeş, amca gibi yakın) akrabaların bıraktığı mirastan bir pay vardır. Bırakılan miras az da olsa çok da olsa (her ikisine) şeriatin farz kıldığı bir pay vardır.— Z. El-Kudsi
4:7
8
وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُو۬لُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً ٨
Ve izâ hadaral kısmete ulûl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkînu ferzukûhum minhu ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Ve miras paylaştırılırken (kendilerine mirastan pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve miskinler de hazır bulunurlarsa (paylaştırılmadan önce) onlara da mirastan (müstehap olarak) bir şeyler verin ve onlara güzel (yumuşak) sözler söyleyin!— Z. El-Kudsi
4:8
9
وَلْيَخْشَ الَّذ۪ينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافاً خَافُوا عَلَيْهِمْۖ فَلْيَتَّقُوا اللّٰهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداً ٩
Velyahşellezîne lev terakû min halfihim zurriyeten dıâfen hâfû aleyhim, felyettekûllâhe velyekûlû kavlen sedîdâ(sedîdan).
Ve öldükten sonra arkalarında zayıf (eli ermez, gücü yetmez ve bakıma muhtaç) çocuklar bıraktıklarında onların hâlleri ne olur diye korkup endişe edenler, (diğer Müslümanların yetim çocuklarına da haksızlık yapmaktan) korkup titresinler! Ve Allah’tan korksunlar (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak dursunlar)! (Şeriate uygun) Doğru ve dürüst söz söylesinler (ölmek üzere olan ve geride yetim çocuklar bırakacak olanlara; mirasın tamamını veya çoğunu vasiyet ederek mirasçılarını mahrum etmemelerini, eğer hayır kazanmak istiyorlarsa şeriate uygun miktarda vasiyette bulunmalarını tavsiye etsinler)!— Z. El-Kudsi
4:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْماً اِنَّمَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَاراًۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَع۪يراً۟ ٠١
İnnellezîne ye’kulûne emvâlel yetâmâ zulmen innemâ ye’kulûne fî butûnihim nârâ(nâran). Ve se yaslevne seîrâ(seîran).
Haksızlıkla yetimlerin malını yiyenler, karınlarını ancak ateşle doldurmuşlardır. Ve onlar (kıyamet gününde) şiddetle yakıcı ateşe gireceklerdir.— Z. El-Kudsi
4:10
11
يُوص۪يكُمُ اللّٰهُ ف۪ٓي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاًۚ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً ١١
Yûsîkumullâhu fî evlâdikum liz zekeri mislu hazzıl unseyeyn(unseyeyni), fe in kunne nisâen fevkasneteyni fe lehunne sulusâ mâ terak(terake), ve in kânet vâhideten fe lehân nısf(nısfu). Ve li ebeveyhi li kulli vâhidin min humâs sudusu mimmâ terake in kâne lehu veled(veledun), fe in lem yekun lehu veledun ve varisehû ebevâhu fe li ummihis sulus(sulusu), fe in kâne lehû ıhvetun fe li ummihis sudusu, min ba’di vasiyyetin yûsî bihâ ev deyn(deynin). Âbâukum ve ebnâukum, lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef’â(nef’en), farîdaten minallâh(minallâhi). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Ey iman edenler! Allah, bıraktığınız mirası nasıl paylaştırmanız gerektiğini size emretmektedir. Erkek çocuklar, kız çocuklarının iki misli pay alır. Eğer ölenin (erkek çocuğu yoksa) kız çocukları varsa ve bunlar iki veya ikiden fazla iseler mirasın üçte ikisini alırlar. Eğer sadece bir kız çocuğu varsa o, mirasın yarısını alır. (İster erkek ister kız olsun) Ölenin çocuğu varsa ölenin baba ve annesinden her biri mirastan altıda bir pay alır. Eğer ölenin çocuğu yoksa ve sadece babası ile annesi ona mirasçı olmuşsa annesi mirastan üçte bir pay alır (mirasın kalan üçte ikisini ise babası alır). Eğer ölenin (ister erkek ister kız olsun, birden fazla) kardeşleri varsa annesi mirastan altıda bir pay alır (mirasın kalan altıda beşini ise babası alır). Miras paylaşımı ancak vasiyetlerin sahiplerine verilmesinden ve borçların ödenmesinden sonra yapılır. Ey iman edenler! Babalarınız veya çocuklarınızdan hangilerinin sizin için (dünyada ve ahirette) daha faydalı olacağını siz bilemezsiniz (bu sebeple mirasçılarınız arasında ayrım yaparak kimisine daha çok pay vermeye veya kimisini mirastan mahrum bırakmaya kalkmayın). Bu hükümleri yerine getirmek, Allah tarafından size farz kılınmıştır. Muhakkak ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (mirasçılarınızdan hangilerinin sizin için daha faydalı olduğunu ve ister gizli ister açık olsun, ister büyük ister küçük olsun, her şeyi en ince ayrıntısıyla bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve miras hükümlerinde olduğu gibi verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
4:11
12
وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَل۪يمٌۜ ٢١
Ve lekum nısfu mâ terake ezvâcukum in lem yekun lehunne veled(veledun), fe in kâne lehunne veledun fe lekumur rubuu mimmâ terakne min ba’di vasıyyetin yûsîne bihâ ev deyn(deynin). Ve lehunner rubuu mimmâ teraktum in lem yekun lekum veled(veledun), fe in kâne lekum veledun fe lehunnes sumunu mimmâ teraktum min ba’di vasıyyetin tûsûne bihâ ev deyn(deynin). Ve in kâne raculun yûrasu kelâleten ev imraetun ve lehû ahun ev uhtun fe li kulli vâhidin min humâs sudus(sudusu), fe in kânû eksera min zâlike fe hum şurakâu fîs sulusi min ba’di vasiyyetin yûsâ bihâ ev deynin gayra mudârr(mudârrin), vasıyyeten minallâh(minallâhi). Vallâhu alîmun halîm(halîmun).
Ve eğer ölen hanımlarınızın çocukları yoksa geriye bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. (İster erkek ister kız olsun) Eğer çocukları varsa bıraktıkları mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylaştırma, onların yaptığı vasiyet ve borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. (İster erkek ister kız olsun) Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylaştırma, yaptığınız vasiyet ve borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer ölen erkek veya kadın kelâle olarak miras bırakıyorsa (yani ölenin çocuğu ve babası yoksa) ve onun bir erkek ya da bir kız kardeşi varsa bıraktığı mirastan bu kardeşine altıda bir pay vardır. Eğer kardeşleri birden fazla olursa hepsi üçte bir hisseye ortak olur. Bu paylaştırma, vârislere zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden ve borçların ödenmesinden sonradır. Bunlar, Allah’ın size emridir. Muhakkak ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (her şeyi en ince detayına kadar hakkıyla bilendir), (حَـلِـيـم) Ḥalîm’dir (kullarına merhamet edip kaldıramayacakları yükü yüklemeyen ve onlara hemen azap etmeyip tevbe etmeleri için fırsat verendir).— Z. El-Kudsi
4:12
13
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٣١
Tilke hudûdullâh(hudûdullâhi). Ve men yutııllâhe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ. Ve zâlikel fevzul azîm(azîmu).
İşte bütün bunlar, Allah’ın hükümleridir (bunlara tâbi olmayı size emretmiştir). Kim Allah’a ve rasulüne itaat ederse onu, sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır ve onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır. İşte en büyük mükâfaat budur!— Z. El-Kudsi
4:13
14
وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَاراً خَالِداً ف۪يهَاۖ وَلَهُ عَذَابٌ مُه۪ينٌ۟ ٤١
Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâran hâliden fîhâ.Ve lehu azâbun muhîn(muhînun).
Kim de Allah’a ve rasulüne karşı gelir (Allah ve rasulünün emirlerini yerine getirmeyip yasaklarını ihlal eder) ve Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa (Allah’ın indirdiği şeriatin hükümlerini hayatın her yönünde uygulamayıp onun yerine beşer ürünü kanunları uygularsa) muhakkak ki Allah onu, içinde sonsuza kadar kalacağı ateşe sokacak ve orada alçaltıcı bir azap görecektir.— Z. El-Kudsi
4:14
15
وَالّٰت۪ي يَأْت۪ينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَٓائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ اَرْبَعَةً مِنْكُمْۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَاَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتّٰى يَتَوَفّٰيهُنَّ الْمَوْتُ اَوْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لَهُنَّ سَب۪يلاً ٥١
Vellâtî ye’tînel fâhişete min nisâikum festeşhidû aleyhinne erbaaten minkum, fe in şehidû fe emsikûhunne fîl buyûti hattâ yeteveffâhunnel mevtu ev yec’alallâhu lehunne sebîlâ(sebîlen).
Ve ey iman edenler! (Evli olan) Kadınlarınızdan zina yapanlar hakkında, sizden (Müslüman erkeklerden, onların zina yaptıklarını gören adaletli) dört şahid getirin. Eğer bu dört şahid (onların zina yaptıklarını gördüğüne dair) şahidlik ederse zina yapan kadınları, ölünceye ya da onlar hakkında Allah başka bir hüküm bildirinceye kadar evlerde hapsedin.— Z. El-Kudsi
4:15
16
وَالَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَاۚ فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَـوَّاباً رَح۪يماً ٦١
Vellezâni ye’tiyânihâ minkum fe âzûhumâ, fe in tâbâ ve aslehâ fe a’rıdû anhumâ. İnnallâhe kâne tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve ey iman edenler! Sizden zina yapan (bekâr) erkek ve kıza (bu kötü ameli bir daha yapmamaları için dil ve el ile alçaltıp utandırarak) eziyet edin. Eğer yaptıklarından tevbe eder ve kendilerini düzeltirlerse siz de onlara eziyet etmekten vazgeçin. Muhakkak ki Allah (تَـوَّاب) Tevvâb’dır (kötü amellerinden tevbe eden kullarına affı bol olandır), (رَحِـيـم) Raḥîm’dir (insanlara kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen ve tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayandır).— Z. El-Kudsi
4:16
17
اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَر۪يبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً ٧١
İnnemât tevbetu alâllâhi lillezîne ya’melûnes sûe bi cehâletin summe yetûbûne min karîbin fe ulâike yetûbullâhu aleyhim. Ve kânallâhu alîmen hakîmâ(hakîmen).
Muhakkak ki Allah katında (kabul gören) tevbe, ancak cahilce (akıbetini ve ne kötü sonuçlar getireceğini bilmeden) günah işleyip sonra kendisine ölüm gelmeden önce tevbe edenlerinkidir. İşte Allah bunların tevbesini kabul eder. Ve Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (yapılan bütün günahları, halis bir niyetle gerçekten tevbe edenleri ve her şeyi; açığıyla, gizlisiyle ve en ince teferruatıyla bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
4:17
18
وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّ۪ي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٨١
Ve leysetit tevbetu lillezîne ya’melûnes seyyiât(seyyiâti), hattâ izâ hadara ehadehumul mevtu kâle innî tubtul’âne ve lâllezîne yemûtûne ve hum kuffâr(kuffârun). Ulâike a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
Fakat günahlar üzerinde ısrar edip de ancak kendisine ölüm geldiği zaman (ölüm anında) “Muhakkak ki ben şimdi tevbe ettim.” diyen kimsenin tevbesi ile küfür üzerinde ısrar ederek ölenlerin tevbesi geçerli değildir. İşte böyle kimseler için çok acıklı bir azap hazırladık.— Z. El-Kudsi
4:18
19
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهاًۜ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْراً كَث۪يراً ٩١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yahıllu lekum en terisûn nisâe kerhâ(kerhen). Ve lâ ta’dulûhunne li tezhebû bi ba’dı mâ âteytumûhunne illâ en ye’tîne bi fâhışetin mubeyyineh(mubeyyinetin), ve âşirûhunne bil ma’rûf(ma’rûfi), fe in kerihtumûhunne fe asâ en tekrahû şey’en ve yec’alallâhu fîhi hayran kesîrâ(kesîran).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Ölen babalarınızın mallarına miras yoluyla sahip olduğunuz gibi onların hanımlarına da sahip olamazsınız (onlarla evlenemezsiniz, dilediğiniz gibi başkalarıyla zorla evlendiremezsiniz ve başkasıyla evlenmek istediklerinde onları engelleyemezsiniz). Ayrıca (sevmediğiniz için boşamak istediğiniz) hanımlarınıza, sırf verdiğiniz mehrin bir kısmını onlardan geri almak gayesiyle nikâhınız altında tutarak baskı yapmayın; bunu ancak apaçık bir fahişelik ameli işlerlerse yapabilirsiniz. (Haklarını kendilerine vererek) Hanımlarınızla güzel geçinin. Eğer hanımlarınızdan hoşlanmazsanız (onları hemen boşamayın) umulur ki Allah, hoşlanmadığınız bir şeyden sizin için çok hayırlı şeyler var eder.— Z. El-Kudsi
4:19
20
وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً ٠٢
Ve in eradtumustibdâle zevcin mekâne zevcin, ve âteytum ihdâhunne kıntâren fe lâ te’huzû minhu şey’â(şey’en). E te’huzûnehu buhtânen ve ismen mubînâ(mubînen).
Ve (ey evli olan erkekler) hanımınızı boşayıp başka bir hanımla evlenmek isterseniz (bunu yapabilirsiniz), bu durumda boşamak istediğiniz hanımınıza (mehir olarak) yığın yığın mal vermiş olsanız bile o maldan hiçbir şeyi geri almayın! Verdiğiniz malı geri alarak hanımınıza iftira atmış ve büyük bir günah işlemiş olmak ister misiniz?— Z. El-Kudsi
4:20
21
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً ١٢
Ve keyfe te’huzûnehu ve kad efdâ ba’dukum ilâ ba’dın ve ehazne minkum mîsâkan galîzâ(galîzan).
(Ey hanımlarını boşamak isteyen erkekler!) Evlenirken verdiğiniz mehrin bir kısmını hanımlarınızdan nasıl geri almak istersiniz?! Hâlbuki siz, birbirinizin gizli hâllerini gördünüz (onlarla cima yaptınız, helal ve meşru olan şeyleri onlardan elde ettiniz) ve onlar sizden (evlenirken, evlilik süresinde kendilerine güzel bir şekilde bakacağınıza ya da boşarsanız güzel bir şekilde boşayacağınıza dair) çok sağlam bir ahid almışlardı.— Z. El-Kudsi
4:21
22
وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟ ٢٢
Ve lâ tenkihû mâ nekaha âbâukum minen nisâi, illâ mâ kad selef(selefe). İnnehu kâne fâhışeten ve maktâ(maktan). Ve sâe sebîlâ(sebîlen).
(Ey iman edenler!) Babalarınızın evlendiği hanımlarla sakın evlenmeyin (bu, haram kılınmış bir ameldir)! Ancak haram hükmü inmeden önce bu ameli yapmışsanız üzerinize bir vebal yoktur (fakat bu evliliği hemen sonlandırın). Muhakkak ki bu; çok iğrenç bir hayâsızlık, Allah tarafından sevilmeyen bir amel ve çok kötü bir yol idi.— Z. El-Kudsi
4:22
23
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ ٣٢
Hurrimet aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve ehavâtukum ve ammâtukum ve halâtukum ve benâtul ahi ve benâtul uhti ve ummehâtukumullâtî erdâ’nekum ve ehavâtukum miner radâati ve ummehâtu nisâikum ve rabâibukumullâtî fî hucûrikum min nisâikumullâtî dehaltum bihinn(bihinne), fe in lem tekûnû dehaltum bihinne fe lâ cunâha aleykum, ve halâilu ebnâikumullezîne min aslâbikum, ve en tecmeû beynel uhteyni illâ mâ kad selef(selefe). İnnallâhe kâne gafûran rahîmâ(rahîmen).
(Ey mu’min erkekler!) Annelerinizle (ve büyük annelerinizle), kızlarınızla (ve onların kızlarıyla), kız kardeşlerinizle, halalarınızla (ve babalarınız ile annelerinizin halalarıyla), teyzelerinizle (ve babalarınız ile annelerinizin teyzeleriyle), erkek kardeşlerinizin kızlarıyla (ve onların kızlarıyla), kız kardeşlerinizin kızlarıyla (ve onların kızlarıyla), sütannelerinizle, süt kardeşlerinizle (ve onların kızlarıyla), (ister cima yapmış olun ister olmayın nikâh yaptığınız) hanımlarınızın anneleriyle, cima yaptığınız hanımlarınızın başka kocadan olan ve sizin terbiyeniz altında yetişmiş kızlarıyla (üvey kızlarınızla) evlenmeniz size haram kılındı. Nikâh akdi yaptığınız fakat henüz cima yapmadan boşadığınız kadınların kızlarıyla evlenmenizde ise bir günah yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın (cima yapmamış olsalar bile) hanımlarıyla (gelinlerinizle) evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikâhınız altında toplamanız da size haram kılındı. Ancak haram hükmü inmeden önce bu ameli yapmışsanız üzerinize bir vebal yoktur (fakat bu evliliği hemen sonlandırın). Muhakkak ki Allah (غَـفُـور) Ğafûr’dur (emirlerine ihlasla itaat edip halis bir kalple günahlarından tevbe eden kullarını affedendir), (رَحِـيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).— Z. El-Kudsi
4:23
24
وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَۜ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً ٤٢
Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâballâhi aleykum, ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn(musâfihîne). Fe mâstemta’tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne farîdah(farîdaten). Ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba’dil farîdah(farîdati). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Kocası olan kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı. Ancak (savaş yoluyla sahip olduğunuz) cariyeleriniz hariç; (onların kâfir kocaları olsa bile hamile olmadıklarını kesin öğrendikten sonra) onlarla cima yapabilirsiniz. İşte bunlar Allah’ın, kitabında uymanızı farz kıldığı hükümleridir. Size (şeriatte) haram kılınanlar dışında hoşunuza giden kadınlarla evlenebilirsiniz. Mallarınızı zina yapmak için değil, ancak evlenme niyetiyle mehir olarak vermeniz helal kılınmıştır. (Nikâh yoluyla) Kendilerinden faydalandığınız kadınlara, üzerinde anlaştığınız mehri vermeniz farzdır. Verilmesi farz olan mehri tayin ettikten sonra karşılıklı rıza ile onu (hanımlarınızın lehine) fazlalaştırmanızda veya kadının (kocası lehine hakkından bir kısmını) bağışlamasında bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (koyduğu hükümlere itaat edenler ile bunlara karşı gelenleri ve ister gizli ister açık olsun, ister büyük ister küçük olsun, her şeyi en ince ayrıntısıyla bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
4:24
25
وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ مِنْكُمْ طَوْلاً اَنْ يَنْكِـحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِكُمْۜ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ اَخْدَانٍۚ فَاِذَٓا اُحْصِنَّ فَاِنْ اَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْۜ وَاَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ٥٢
Ve men lem yestetı’ minkum tavlen en yenkıhal muhsanâtil mu’minâti fe min mâ meleket eymânukum min feteyâtikumul mu’minât(mu’minâti). Vallâhu a’lemu bi îmânikum. Ba’dukum min ba’d(ba’dın), fenkihûhunne bi izni ehlihinne ve âtûhunne ucûrehunne bil ma’rûfi muhsanâtin gayra musâfihâtin ve lâ muttehızâti ahdân(ahdânin), fe izâ uhsinne fe in eteyne bi fâhışetin fe aleyhinne nısfu mâ alâl muhsanâti minel azâb(azâbi). Zâlike li men haşiyel anete minkum. Ve en tasbirû hayrun lekum. Vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
(Ey mu’min erkekler!) Sizden, malı olmadığı için hür mu’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, diğer mu’minlerin sahip olduğu mu’min cariyelerle evlenebilir. Muhakkak ki kalpte olanları en iyi bilen Allah’tır. Din ve insanlık bakımından hepiniz birbirinize eşitsiniz (bu sebeple mu’min cariye kadınlarla evlenmekten çekinmeyin). Yalnız iffetli, zina yapmamış ve gizli dost edinmemiş olan mu’min cariyelerle evlenin. Onlarla evlenmek istediğinizde velilerinin iznini alarak ve hak ettikleri mehri güzel bir şekilde (eksiltmeden ve geciktirmeden) vererek evlenebilirsiniz. Eğer mu’min cariyeler evlendikten sonra zina yaparlarsa onlara, hür mu’min kadınlara (evlenmeden önce) verilen cezanın yarısı kadar ceza verin. İşte bu hüküm (mu’min cariyelerle evlenme izni), sizden (hür mu’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmediğinden dolayı) zinaya düşmekten korkanlar içindir. Eğer (mu’min cariyeler ile evlenmeyip) sabrederseniz bu, sizin için daha hayırlı olur. Ve bilin ki Allah (غَـفُور) Ğafûr’dur (emirlerine ihlasla itaat edip halis bir kalple günahlarından tevbe eden kullarını affedendir), (رَحِـيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, haram sınırlarına riayet eden kullarına ikramıyla yardımda bulunup helal ve kolaylaştırıcı hükümler beyan eden, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).— Z. El-Kudsi
4:25
26
يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٦٢
Yurîdullâhu li yubeyyine lekum ve yehdîyekum sunenellezîne min kablikum ve yetûbe aleykum. Vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Allah hükümlerini bildirerek size (dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıran) şeriatini beyan etmeyi, sizden önceki nebilerin ve onlara tâbi olup hak üzere yaşamış olan ümmetlerin takip ettiği doğru yolu (tâbi olmanız için) size göstermeyi ve (işlediğiniz günahlardan vazgeçmenizi, böylece) günahlarınızı örtüp sizi bağışlamayı ister. Ve bilin ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (kullarının maslahatına olan hükümleri ve ister gizli ister açık olsun, ister büyük ister küçük olsun, her şeyi en ince ayrıntısıyla bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
4:26
27
وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلاً عَظ۪يماً ٧٢
Vallâhu yurîdu en yetûbe aleykum ve yurîdullezîne yettebiûneş şehevâti en temîlû meylen azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki Allah, (kendisine itaat yoluna girmenizi, böylece kâfirken işlediğiniz) günahlarınızı affetmek ister. Şehvetlerine (heva ve heveslerine) tâbi olanlar ise (doğru yoldan ve Allah’a itaatten uzaklaşıp) büyük bir sapıklığa (küfür, şirk ve günaha) düşmenizi ister.— Z. El-Kudsi
4:27
28
يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفاً ٨٢
Yurîdullâhu en yuhaffife ankum, ve hulikal insânu daîfâ(daîfen).
Allah, (hür mu’min kadınlarla evlenme imkânınız olmadığında mu’min cariyelerle evlenmenize izin vererek) size kolaylık sağlamak ister. Çünkü insan (yaratılış ve ahlak olarak) zayıf yaratılmıştır.— Z. El-Kudsi
4:28
29
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً ٩٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ te’kulû emvâlekum beynekum bil bâtılı, illâ en tekûne ticâraten an terâdın minkum, ve lâ taktulû enfusekum. İnnallâhe kâne bikum rahîmâ(rahîmen).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret hariç mallarınızı aranızda (fasit akitler, hırsızlık, rüşvet, gasp ve faiz gibi) haram yoldan yemeyin! Ve (haram mallar yiyerek, intihar ederek veya haksız yere başkasını öldürerek) nefsinizi helake sürüklemeyin! Muhakkak ki Allah, (kanlarınızı, mallarınızı ve ırzlarınızı birbirinize haram kılarak koruma altına almakla) size karşı çok merhametli olandır.— Z. El-Kudsi
4:29
30
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَاناً وَظُلْماً فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَاراًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً ٠٣
Ve men yef’al zâlike udvânen ve zulmen fe sevfe nuslîhi nârâ(nâran). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Kim de haddi aşarak ve haksızlık ederek bunu yaparsa (insanların mallarını haram yollardan yerse) onu cehennem ateşinde yakarız. Bu, Allah’a kolaydır* (çünkü O her şeye kadirdir, hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz). [ Not: Allahu Teâlâ için “Bu daha kolaydır yani diğerinden daha kolaydır.” denilmez çünkü Allahu Teâlâ için hiçbir şey zor değildir, O’nu hiçbir şey âciz kılmaz. Allahu Teâlâ için “Bu iş zordur, bu iş kolaydır; bu iş daha zordur, bu iş daha kolaydır.” diye sözler kullanılmaz. Bunlar ancak yaratılanlar hakkında ya da insanların meseleyi daha iyi anlaması ve ne kadar çelişkide olduklarını anlatmak için onlara hücceti ikame etmede kullanılır. Yoksa Allahu Teâlâ hakkında bu asla söz konusu olamaz. Kulların sıfatlarına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya sıfat vermek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Allahu Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde yarattıklarına benzemez. Bu, eş-Şûrâ: 11 ayetinde sabittir. ]— Z. El-Kudsi
4:30
Yükleniyor...
Nisa
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle