Müminun 118 Ayet Mekke · المؤمنون
23

Müminun

İnananlar · Mekke
23
İnananlar · Mekke
المؤمنون
118
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ١
Kad eflehal mu’minun(mu’minune).
Muhakkak ki gerçek manada iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler) kurtuluşa ermişlerdir (arzu ettikleri şeyi elde etmiş ve kaçındıkları şeyden emin olmuşlardır).— Z. El-Kudsi
23:1
2
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ٢
Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn(hâşiûne).
O mu’minler, namazlarını huşu içinde (rükün ve şartlarını yerine getirip ihlasla ve azaları sükûn içinde) kılarlar.— Z. El-Kudsi
23:2
3
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ٣
Vellezîne hum anil lagvi mu’ridûn(mu’ridûne).
Ve onlar bâtıl, boş, faydasız ve haram olan söz ve amellerden yüz çevirirler.— Z. El-Kudsi
23:3
4
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ٤
Vellezîne hum liz zekâti fâilûn(fâilûne).
Ve onlar, (nefislerini her türlü pislikten ve mallarını fakirlerin hakkından temizleyip) zekâtlarını (Allah’ın emrettiği şekilde ve istediği yerlere) verirler.— Z. El-Kudsi
23:4
5
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٥
Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn(hâfizûne).
Ve onlar (zinadan, livatadan ve her türlü fahşadan uzak durarak) avret yerlerini koruyup iffetlerini muhafaza ederler.— Z. El-Kudsi
23:5
6
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ٦
İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn(melûmîne).
Ancak eşleri veya sahip oldukları cariyeleri hariç; onlarla cinsel ilişkiden (cima ve başka şekillerde eğlenmelerinden) dolayı kınanmış değillerdir.— Z. El-Kudsi
23:6
7
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٧
Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn(âdûne).
Buna göre kim (iffetini korumayıp) eşleri ve sahip olduğu cariyeleri dışındakilerle cinsel ilişkiye girer veya avret yerlerini gösterirse işte onlar, helal sınırını aşıp harama giren kimselerdir.— Z. El-Kudsi
23:7
8
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ ٨
Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn(râûne).
Ve o mu’minler, (Allah’ın ve kulların verdiği) emanetleri korurlar ve ahidlerine riayet ederler.— Z. El-Kudsi
23:8
9
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ ٩
Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn(yuhâfızûne).
Ve onlar, namazlarını muhafaza ederler (rükün ve şartlarına riayet ederek zamanında kılarlar).— Z. El-Kudsi
23:9
10
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ ٠١
Ulâike humul vârisûn(vârisûne).
İşte bu sıfatlara sahip olanlar, cennete vâris (sahip) olacaklardır.— Z. El-Kudsi
23:10
11
اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١
Ellezîne yerisûnel firdevs(firdevse), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Onlar, Firdevs’e (cennetin en üst tabakasına) vâris olanlardır; orada (eksilmeyen ve bitmeyen nimetler içinde) ebedî olarak kalacaklardır.— Z. El-Kudsi
23:11
12
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ ٢١
Ve lekad halaknal insâne min sulâletin min tîn(tînin).
Ve yemin olsun ki biz insanı, çamurdan yarattığımız (babaları olan) Âdem’in suyundan (sırtından çekilmiş meniden) var ettik.— Z. El-Kudsi
23:12
13
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ ٣١
Summe cealnâhu nutfeten fî karârin mekîn(mekînin).
Sonra (erkeğin sırtından çıkan) meniyi, (kadının yumurtasıyla birleştirip) nutfe (zigot) hâline getirdik ve onu kadının rahminde sağlam bir yere yerleştirdik.— Z. El-Kudsi
23:13
14
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَاماً فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْماًۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقاً اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ ٤١
Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe'nâhu halkan âhar(âhara), fe tebârekallâhu ahsenul hâlikîn(hâlikîne).
Sonra sağlam yere (kadının rahmine) yerleştirdiğimiz o nutfeyi, (rahme asılmış kırmızı) alaka hâline getirdik. Alakayı da (rahimde yapışıp gelişmesi sonucu) mudğa (çiğnenmiş et parçası) hâline getirdik. Mudğadan, kemikleri meydana getirdik. Sonra kemiklere et giydirdik. Sonra da (ona ruh vererek) başka bir varlık olarak yaratılmasını diledik. Biliniz ki icat edenlerin en mükemmel icat edeni olan Allah, her türlü noksan sıfattan münezzeh ve yücedir.— Z. El-Kudsi
23:14
15
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ ٥١
Summe innekum ba'de zâlike le meyyitûn(meyyitûne).
Ey insanlar! Canlı bir insan hâline geldikten sonra eceliniz geldiğinde muhakkak öleceksiniz.— Z. El-Kudsi
23:15
16
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ ٦١
Summe innekum yevmel kıyâmeti tub’asûn(tub’asûne).
Öldükten sonra kıyamet gününde (dünyada yaptıklarınızın hesabını vermek için) muhakkak diriltileceksiniz.— Z. El-Kudsi
23:16
17
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ ٧١
Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
Ve yemin olsun ki üstünüzde yedi kat göğü yarattık. Ve biz, yarattıklarımızdan asla ğafil (onları boşu boşuna yaratmış, unutmuş veya onlardan habersiz) değiliz.— Z. El-Kudsi
23:17
18
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ ٨١
Ve enzelnâ mines semâi mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûn(kâdirûne).
Ve biz gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde muhafaza ettik (ki siz, hayvanlarınız ve ekinleriniz istifade edesiniz). Muhakkak onu giderip yok etmeye de kadiriz (ve böylece helak olursunuz).— Z. El-Kudsi
23:18
19
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ٩١
Fe enşe’nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a’nâb(a’nâbin), lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Ey insanlar! Böylece o suyla sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Onlarda sizin için birçok meyve vardır ve siz onlardan yersiniz.— Z. El-Kudsi
23:19
20
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٠٢
Ve şecereten tahrucu min tûri seynâe tenbutu bid duhni ve sıbgın lil âkilîn(âkilîne).
Yine gökten indirdiğimiz o suyla Sînâ Dağında yetişen bir ağaç (zeytin ağacı) meydana getirdik ki onun ürünlerinden hem yağ elde edilir hem de yiyenler için bir katık olur.— Z. El-Kudsi
23:20
21
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ١٢
Ve inne lekum fil en’âmi le ibreh(ibreten), nuskîkum mimmâ fî butûnihâ ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Ve (Allah’ın yarattığı) enʿamlarda (deve, sığır, keçi ve koyunlarda) elbette sizin için (Allah’ın mükemmel kudretine delalet eden) ibretler vardır. Size onların karınlarındakinden (sütlerinden) içiririz. Ve onlarda sizin için birçok fayda vardır (binek olarak kullanır; yününden, derisinden, kılından istifade edersiniz). Ayrıca onların etlerinden de yersiniz.— Z. El-Kudsi
23:21
22
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ ٢٢
Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûn(tuhmelûne).
Üstelik (Allah’ın bir nimeti olarak karada) bu enʿamların üzerinde ve (denizde) gemilerde taşınırsınız.— Z. El-Kudsi
23:22
23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٣٢
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), e fe lâ tettekûn(tettekûne).
Ve yemin olsun ki biz Nuh’u kavmine (tevhid dinini tebliğ etmesi için) rasul olarak göndermiştik de o, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Sadece Allah’a ibadet edin! Sizin, O’ndan başka ibadet edeceğiniz hak ilahınız yoktur. (Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durma konusunda neden hâlâ harekete geçmiyorsunuz) Allah’tan (O’nun azabından) korkmuyor musunuz?!”— Z. El-Kudsi
23:23
24
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ ٤٢
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh(melâiketen), mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne).
Bunun üzerine Nuh’u ve getirdiklerini reddeden kavminin ileri gelenleri, kendilerine tâbi olanlara şöyle dediler: “(Allah tarafından gönderilmiş bir rasul olduğunu iddia eden) Bu adam, ancak sizin gibi bir beşerdir. O, bu iddiasıyla size üstün olmak (reisiniz olup sizi idare etmek) istiyor. Eğer Allah, rasul göndermek isteseydi muhakkak ki bir melek gönderirdi (beşerden birini rasul olarak göndermezdi). Üstelik önceki atalarımızdan bu adamın iddia ettiği şeyleri duymuş değiliz.”— Z. El-Kudsi
23:24
25
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٥٢
İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hîn(hînin).
“Muhakkak ki o, kendisine delilik isabet etmiş (ne söylediğini bilmeyen) bir adamdır. (Deliliğinin herkese belli olması için) Onu bir müddet kendi hâline bırakıp gözetleyin!”— Z. El-Kudsi
23:25
26
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٦٢
Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn(kezzebûni).
Nuh, (bütün çabasına rağmen kavminin küfür ve şirk üzerinde ısrar edip kendisine iman etmediğini görünce) Rabbine şöyle dua etti: “Ey Rabbim! (Kendilerini hakka apaçık davet etmeme rağmen) Beni yalanlamaları sebebiyle kâfir kavmime karşı bana yardım et (ve onları helak et)!”— Z. El-Kudsi
23:26
27
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٧٢
Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn(mugrakûne).
Bunun üzerine Nuh’a şöyle vahyettik: “Gözetimimiz altında* ve vahiyle öğrettiğimiz şekilde gemiyi yap! İnkârcı kavminin helak vakti yaklaştığında ve tandırın (fırının) olduğu yerden şiddetli bir şekilde su fışkırmaya başladığında her tür hayvandan erkek ve dişi birer çifti gemiye al ve ailenden haklarında azap emri verilmiş olanlar (hanımın ve oğlun) hariç, iman etmiş olanları da gemiye al! Zalimler (bile bile küfür ve şirk işleyerek nefsine zulmedenler) hakkında da (onları azaptan kurtarmam için) bana dua etme! Muhakkak ki onlar tufanla boğulacaklardır (kurtuluşları yoktur).” [ Not: Kur’ân-ı Kerîm’de bazı ayetlerde “عَـيۡـنِـي” sözü, bazı ayetlerde ise “أَعۡـيُـنِـنَا” sözü zikredilmiştir. Allahu Teâlâ’nın şu ayetlerde buyurduğu gibi: “وَٱصۡـنَـعِ ٱلۡـفُـلۡـكَ بِـأَعۡـيُـنِـنَا وَوَحۡـيِـنَا” (Hûd: 37), “وَأَلۡـقَـيۡـتُ عَلَـيۡـكَ مَـحَـبَّـةٗ مِّـنِّـي وَلِتُصۡنَعَ عَلَـىٰ عَيۡنِـي” (Tâ hâ: 39). Bu gibi ayetler okunduğunda asla akla bilinen göz gelmemelidir; çünkü Allahu Teâlâ organ manasındaki gözden münezzeh ve yücedir. Allahu Teâlâ’ya nispet edilen عَيۡـن ya da أَعۡيُـن lafızlarının geçtiği ayetlerin siyakına bakıldığında apaçık bir şekilde anlaşılıyor ki asla organ manasındaki göz kastedilmemiş; “gözetimimiz, himayemiz, inayetimiz, korumamız altında” manası kastedilmiştir ve bunlar, Arap dilinde kullanılan tabirlerdir. Allahu Teâlâ’nın elbette Basîr (gören) sıfatı vardır, Allahu Teâlâ görülebilecek her şeyi görür fakat nasıl görür, aklımız bunu idrak edemez. Allahu Teâlâ’nın zatını aklımızla nasıl idrak edemiyorsak sıfatlarının mahiyetini de aklımızla idrak edemeyiz. Allahu Teâlâ hakkında, “Bütün canlılar gözleriyle gördüğüne göre Allah da gözleriyle görür.” diye düşünmek Allah’ı açıkça mahlukata benzetmektir. “Allah gözle görür.” dedikten sonra “Fakat O’nun gözü, bizim gözümüz gibi değildir.” denildiğinde teşbihten uzaklaşıldığını sanmak, kişinin kendisini kandırmasından başka bir şey değildir. Çünkü konuşulan dil Arapçadır ve Arapçada “عَيۡـن (göz)” lafzının gerçek manası organdır. Mahlukatın gözle görüyor olmasına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya göz nispet edilemez. Çünkü “Allah gözle görür.” denildiğinde Allahu Teâlâ’nın görmek için bir şeye muhtaç olduğu, o muhtaç olduğu şeyin ise göz olduğu söylenmiş olur. Bu sebeple Allah’a gerçek manasıyla göz nispet edildikten, gözle gördüğü söylendikten sonra ne kadar o gözün Allah’a layık bir göz olduğu söylense bile bu, kişiyi asla teşbihe düşmekten kurtarmaz. Allahu Teâlâ görmek için ne göze ne de başka bir şeye muhtaçtır; çünkü O, hiçbir şeye muhtaç değildir. O; organlardan, parçalardan, cüzlerden de münezzehtir. ]— Z. El-Kudsi
23:27
28
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٨٢
Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Ey Nuh! (Zalim kavmini helak eden tufan sakinleşince ve) Gemin karaya ulaşıp da sen ve beraberindeki mu’minler gemi üzerinde rahat bir şekilde durabildiğinizde Allah’a şöyle dua edin: “Zalim kavmi helak edip bizi onlardan kurtaran Allah’a hamdolsun (O’nu mahlukata benzemekten ve noksan sıfatlardan tenzih eder, her şeyden çok sever ve layık olduğu şekilde yüceltiriz)!”— Z. El-Kudsi
23:28
29
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٩٢
Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilîn(munzilîne).
Ve de ki: “Ey Rabbim! Beni mübarek bir yere yerleştir! Şüphesiz ki sen, (razı olduğun) kullarını en güzel yerlere yerleştirensin!”— Z. El-Kudsi
23:29
30
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ ٠٣
İnne fî zâlike le âyâtin ve in kunnâ le mubtelîn(mubtelîne).
Muhakkak ki Nuh’u ve onunla beraber olan mu’minleri kurtarıp inatçı kâfirleri helak etmemizde (rasullerimizi muzaffer kılıp onları yalanlayanları helak etmeye kadir olduğumuzu gösteren) ibret alınacak deliller vardır. İşte böylece (rasuller göndererek) kullarımızı imtihan ederiz.— Z. El-Kudsi
23:30
Yükleniyor...
Müminun
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle