Kasas 88 Ayet Mekke · القصص
28

Kasas

Tarihi Vakalar · Mekke
28
Tarihi Vakalar · Mekke
القصص
88
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓمٓۜ ١
Tâ sîn mîm.
Tā, sîn, mîm.* [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
28:1
2
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢
Tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
İşte, (kendisinde hiçbir kapalılık ve tezat bulunmayan) hak ile bâtılı apaçık beyan eden bu kitabın (Kur’ân’ın) ayetleri, bu gibi harflerden müteşekkildir (buna rağmen onun benzerini getiremiyorsunuz).— Z. El-Kudsi
28:2
3
نَتْلُوا عَلَيْكَ مِنْ نَبَأِ مُوسٰى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٣
Netlû aleyke min nebei mûsâ ve fir’avne bil hakkı li kavmin yu’minûn(yu’minûne).
Ey rasulüm! Musa ile Firavun hakkındaki haberlerin bir kısmını gerçek şekliyle sana söylüyoruz ki mu’minler ondan istifade edebilsin (çünkü ancak onlar öğüt alıp istifade eder).— Z. El-Kudsi
28:3
4
اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعاً يَسْتَضْعِفُ طَٓائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّـحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْـي۪ نِسَٓاءَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ ٤
İnne fir’avne alâ fîl ardı ve ceale ehlehâ şiyean yestad’ıfu tâifeten minhum yuzebbihu ebnâehum ve yestahyî nisâehum, innehu kâne minel mufsidîn(mufsidîne).
Muhakkak ki Firavun, hâkim olduğu yerde (Mısır’da) azgınlık ve zulüm yapan biriydi. O, memleketin ahalisini fırkalara ayırdı ve onlardan bir fırkayı (İsrailoğullarını) eziyordu. Onların erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını (hizmetçi yapmak için) sağ bırakıyordu. Muhakkak ki o, fesat çıkaran (yeryüzünde bozgunculuk yapan ve haddi aşıp böbürlenen zalim) biriydi.— Z. El-Kudsi
28:4
5
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ ٥
Ve nurîdu en nemunne alellezînestud’ıfû fîl ardı ve nec’alehum eimmeten ve nec’alehumul vârisîn(vârisîne).
Biz ise o yerde (Mısır’da) ezilen İsrailoğullarına; (düşmanları olan Firavun ve askerlerini helak edip) ezilmişliği üzerlerinden kaldırarak, (şeriatimizi uygulamakla) hakta örnek kılarak ve (şeriatimizi uygulamaları için) mukaddes topraklara vâris kılarak lütufta bulunmak istedik.— Z. El-Kudsi
28:5
6
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ ٦
Ve numekkine lehum fîl ardı ve nuriye fir’avne ve hâmâne ve cunûdehumâ minhum mâ kânû yahzerûn(yahzerûne).
Ve İsrailoğullarını mukaddes topraklarda sulta sahibi kılmak istedik. Firavun, veziri Haman ve onların askerlerine ise İsrailoğullarından çekindikleri şeyi (İsrailoğullarından bir çocuk vesilesiyle mülklerinin ve saltanatlarının yok olmasını) göstermek istedik.— Z. El-Kudsi
28:6
7
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِع۪يهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْق۪يهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَاف۪ي وَلَا تَحْزَن۪يۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٧
Ve evhaynâ ilâ ummi mûsâ en erdıîh(erdıîhi), fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fîl yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî, innâ râddûhu ileyki ve câılûhu minel murselîn(murselîne).
Ve biz, Musa’nın annesine, “Bebeğini (Firavun ve askerlerine fark ettirmeden, gizlice) emzirebildiğin kadar emzir! Bebeğinin başına (onlardan) bir şey gelmesinden korktuğunda onu (bir sandığa koyup) nehre bırak! (Onun boğulmasından veya Firavun ile askerlerinin öldürmesinden) Korkma ve (ondan uzak kalacağın için) üzülme! Biz, muhakkak ki onu sana (emzirip terbiye etmen için sağ salim) döndüreceğiz ve onu seçilmiş rasullerden kılacağız.” diye (ilham yoluyla) vahyettik.— Z. El-Kudsi
28:7
8
فَالْتَقَطَهُٓ اٰلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُواًّ وَحَزَناًۜ اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِـ۪ٔينَ ٨
Feltekatahû âlu fir’avne li yekûne lehum aduvven ve hazenâ(hazenen), inne fir’avne ve hâmâne ve cunûdehumâ kânû hâtıîn(hâtıîne).
(Annesi, Allah’ın ilham ettiği şekilde Musa’yı bir sandığa koyup nehre bıraktıktan) Sonra Firavun’un ailesi onu bulup nehirden çıkardı. O, (Allah’ın muradı gereği) sonunda Firavun’a bir düşman ve (mülkünü yok ettiği için) ona bir üzüntü kaynağı olacaktı. Muhakkak ki Firavun, veziri Haman ve onların askerleri (küfür, şirk ve zulüm işleyip yeryüzünde fesat çıkaran) hatalı kimselerdi.— Z. El-Kudsi
28:8
9
وَقَالَتِ امْرَاَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ ل۪ي وَلَكَۜ لَا تَقْتُلُوهُۗ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَداً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٩
Ve kâletimraetu fir’avne kurretu aynin lî ve lek(leke), lâ taktulûhu asâ en yenfeanâ ev nettehızehu veleden ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Ve (Firavun, sandığın içinde erkek çocuğu olduğunu görünce onu öldürmek istedi, bunun üzerine) hanımı Firavun’a şöyle dedi: “Bu bebek, hem benim hem de senin için bir sevinç kaynağıdır. Onu öldürmeyin! Umulur ki bize (hizmet ederek) fayda verir ya da onu çocuk ediniriz.” Onlar böyle konuşurken onun vesilesiyle Firavun’un mülkünün yok olacağını hiç hissetmiyorlardı.— Z. El-Kudsi
28:9
10
وَاَصْبَحَ فُؤٰادُ اُمِّ مُوسٰى فَارِغاًۜ اِنْ كَادَتْ لَتُبْد۪ي بِه۪ لَوْلَٓا اَنْ رَبَطْنَا عَلٰى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٠١
Ve asbaha fuâdu ummi mûsâ fârigâ(fârigan), in kâdet le tubdî bihî lev lâ en rabatnâ alâ kalbihâ li tekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve Musa’nın annesi, bebeğinden ayrıldığı için kalbi bomboş; ondan başka hiçbir şey düşünemez hâle geldi. Allah’a gerçek manada tevekkül edip sabreden mu’minlerden olması için kalbini sabit kılmasaydık ve sabır vermeseydik neredeyse onun kendi çocuğu olduğunu söyleyecekti.— Z. El-Kudsi
28:10
11
وَقَالَتْ لِاُخْتِه۪ قُصّ۪يهِۘ فَبَصُرَتْ بِه۪ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ١١
Ve kâlet li uhtihî kussîhi fe besurat bihî an cunubin ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Ve annesi, (sandığı nehre bıraktıktan sonra) Musa’nın ablasına, “Onu takip et!” dedi. O da Firavun ve askerlerine fark ettirmeden uzaktan kardeşini gözetledi.— Z. El-Kudsi
28:11
12
وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰٓى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ ٢١
Ve harremnâ aleyhil merâdıa min kablu fe kâlet hel edullukum alâ ehli beytin yekfulûnehu lekum ve hum lehu nâsıhûn(nâsıhûne).
Ve biz, Musa’yı annesine kavuşturmadan önce hiçbir sütanneyi ona kabul ettirmedik. Musa’nın ablası bunu fark edince onlara şöyle dedi: “Bu bebeğe sizin için bakacak, hem de onu emzirecek ve çok güzel bakıp yetiştirecek bir ev hanımını size göstereyim mi?”— Z. El-Kudsi
28:12
13
فَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّه۪ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٣١
Fe redednâhu ilâ ummihî key tekarra aynuhâ ve lâ tahzene ve li ta’leme enne va’dallâhi hakkun ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Böylece Musa’yı annesine döndürdük ki gözü aydın olsun; sevinsin, üzüntüsü sona ersin ve Allah’ın (ilham ile verdiği) vâdinin hak olduğunu bilsin. Fakat insanların çoğu (Allah’ın Musa’nın annesine verdiği vâdi ve onun Musa’nın annesi olduğunu) bilmez.— Z. El-Kudsi
28:13
14
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماًۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٤١
Ve lemmâ belega eşuddehu vestevâ âteynâhu hukmen ve ilmâ(ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Ve Musa en kuvvetli olduğu gençlik çağına ulaşıp da akıl bakımından olgunlaşınca ona hüküm (güzel anlayış) ve (din konusunda) ilim verdik. İşte biz, muhsinleri (tevhide sarılıp hiç şirk koşmayan ve salih ameller işleyip her hâlükârda Rabbine itaat eden ihlaslı kulları) de öyle mükâfaatlandırırız.— Z. El-Kudsi
28:14
15
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ ٥١
Ve dehalel medînete alâ hîni gafletin min ehlihâ fe vecede fîhâ raculeyni yaktetilâni hâzâ min şîatihî ve hâzâ min aduvvih(aduvvihî), festegâsehullezî min şîatihî alellezî min aduvvihî, fe vekezehu mûsâ fe kadâ aleyhi kâle hâzâ min ameliş şeytân(şeytâni), innehu aduvvun mudillun mubîn(mubînun).
Ve Musa, halkı istirahat etmek için evlerine çekilmiş olduğu vakitte şehre girdi ve orada iki adamın birbiriyle dövüştüğünü gördü. Onlardan biri kendi kavminden (İsrailoğullarından), diğeri ise düşmanının kavminden (Kıptilerden) idi. Kendi kavminden olan adam, düşmanının kavminden olan adama karşı Musa’dan yardım istedi. Musa da düşman kavimden olan adama (öldürme kastı olmaksızın) yumruk atınca adam öldü. Bunun üzerine Musa (yaptığından pişman olup) şöyle dedi: “Bu (kızgınlığımdan dolayı adamı öldürmem), şeytanın işidir. Muhakkak ki şeytan, insanlar için apaçık bir düşman ve saptırıcıdır.”— Z. El-Kudsi
28:15
16
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي فَغَفَرَ لَهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٦١
Kâle rabbi innî zalemtu nefsî fâgfirlî fe gafera leh(lehu), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
Musa, (hatasını itiraf ederek) Allah’a şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben, (Kıpti’yi öldürmekle günah işleyerek) nefsime zulmettim, günahımı affet!” Allah da duasına icabet edip onu affetti. Muhakkak ki Allah (ٱلۡـغَـفُـور) el-Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir), (ٱلـرَّحِـيـم) er-Raḥîm’dir (ihlasla tevbe eden kullarına merhamet ederek onlara işlediği günahlardan dolayı azap etmeyendir).— Z. El-Kudsi
28:16
17
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ ٧١
Kâle rabbi bimâ en’amte aleyye fe len ekûne zahîren lil mucrimîn(mucrimîne).
Musa, duasına devam ederek şöyle dedi: “Ey Rabbim! Bana nimet (ilim, hikmet, anlayış ve kuvvet) verdiğin için artık asla mücrimlere (bile bile hakkı reddedip şirk, zulüm ve günahlarında ısrar edenlere) destek ve yardımcı olmam.”— Z. El-Kudsi
28:17
18
فَاَصْبَحَ فِي الْمَد۪ينَةِ خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ ٨١
Fe asbaha fîl medîneti hâifen yeterakkabu fe izellezîstensarahu bil emsi yestasrihuh(yestasrihuhu), kâle lehu mûsâ inneke le gaviyyun mubîn(mubînun).
Musa, Kıpti’yi öldürdükten sonra şehirde olup bitenleri korku içinde gözlemeye başladı. Bu sırada bir de ne görsün, daha önce kendisinden yardım isteyen kişi, feryat ederek yine kendisinden yardım istiyor. Bunun üzerine Musa ona şöyle dedi: “Gerçekten sen, apaçık saptırıcı ve günaha sürükleyici bir kimsesin.”— Z. El-Kudsi
28:18
19
فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ ٩١
Fe lemmâ en erâde en yabtışe billezî huve aduvvun lehumâ kâle yâ mûsâ e turîdu en taktulenî kemâ katelte nefsen bil emsi in turîdu illâ en tekûne cebbâren fîl ardı ve mâ turîdu en tekûne minel muslihîn(muslihîne).
Musa, kendisine ve kavmine düşman olan Kıpti’yi (kavminden olan kişiye zarar vermesin diye) tutmak için harekete geçince, kendi kavminden olan kişi (Musa’nın kendisine kızdığını ve öldüreceğini zannedip) şöyle dedi: “Ey Musa! Dün bir Kıpti’yi öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Herhalde sen, yeryüzünde zulmen adam öldüren zorba biri olmak istiyorsun, insanların arasını ıslah edici olmak istemiyorsun.”— Z. El-Kudsi
28:19
20
وَجَٓاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ يَسْعٰىۘ قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنّ۪ي لَكَ مِنَ النَّاصِح۪ينَ ٠٢
Ve câe raculun min aksal medîneti yes’â kâle yâ mûsâ innel melee ye’temirûne bike li yaktulûke fahruc innî leke minen nâsıhîn(nâsıhîne).
Ve (Musa’nın Kıpti’yi öldürdüğü haberi yayılınca) bir adam, şehrin diğer ucundan koşa koşa Musa’nın yanına geldi ve şöyle dedi: “Ey Musa! Şehrin ileri gelenleri, seni öldürmek için karar aldılar ve bunu nasıl yapacaklarına dair plan hazırlıyorlar, hemen şehirden çık! Muhakkak ki ben, (yakalanıp öldürülmemen için) sana nasihat eden biriyim.”— Z. El-Kudsi
28:20
21
فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُۘ قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ ١٢
Fe harece minhâ hâifen yeterakkabu, kâle rabbi neccinî minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Musa, kendisine yapılan nasihate uyup korka korka ve etrafı gözetleyerek şehirden çıktı, Rabbine şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Beni, bu zalim kavimden kurtar (beni yakalayamasınlar).”— Z. El-Kudsi
28:21
22
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ٢٢
Ve lemmâ teveccehe tilkâe medyene kâle asâ rabbî en yehdiyenî sevâes sebîl(sebîli).
Ve Musa, Medyen’e doğru yöneldiğinde şöyle dedi: “Umarım ki Rabbim, (bu zalim kavimden kurtulmam için) beni en doğru yola iletir.”— Z. El-Kudsi
28:22
23
وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ ٣٢
Ve lemmâ verede mâe medyene vecede aleyhi ummeten minen nâsi yeskûn(yeskûne), ve vecede min dûnihimumreeteyni tezûdân(tezûdâni), kâle mâ hatbukumâ, kâletâ lâ neskî hattâ yusdirar riâu ve ebûnâ şeyhun kebîr(kebîrun).
Musa, Medyen suyuna varınca orada hayvanlarını sulayan bir insan topluluğu ile karşılaştı ve onların gerisinde hayvanlarını suya gitmekten engelleyen iki bayan görünce onlara, “Niçin böyle yapıyorsunuz, sizin sorununuz nedir?” diye sordu. Onlar Musa’ya şöyle cevap verdi: “Çobanlar hayvanlarını sulayıp tamamen çekilmedikçe biz (onların içine sokulup) hayvanlarımızı sulamayız, babamız ise çok yaşlı biridir (bundan dolayı bu işi yapmaya mecbur kaldık).”— Z. El-Kudsi
28:23
24
فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ ٤٢
Fe sekâ lehumâ summe tevellâ ilez zılli fe kâle rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr(fakîrun).
Musa, onların yerine hayvanlarını sulayıverdi, sonra dinlenmek için bir gölgeye çekildi ve Allah’a şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, hayırdan bana ne verirsen ona muhtacım.”— Z. El-Kudsi
28:24
25
فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَۙ قَالَ لَا تَخَفْ۠ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٥٢
Fe câethu ıhdâhumâ temşî alestihyâin, kâlet inne ebî yed’ûke li yecziyeke ecra mâ sekayte lenâ, fe lemmâ câehu ve kassa aleyhil kasasa kâle lâ tehaf, necevte minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
(Bu iki bayan evlerine dönüp de durumu babalarına anlatınca babaları kızlardan birini, Musa’yı davet etmek için gönderdi.) Bayanlardan biri utana utana yürüyerek Musa’nın yanına gelip “Babam, bizim yerimize hayvanları sulamanın karşılığını vermek için seni çağırıyor.” dedi. Musa, (davete icabet etti ve) babalarının yanına gelip başından geçenleri anlatınca adam, ona, “Artık korkma! Zalim kavimden (Firavun ve ileri gelenlerinden) kurtuldun (çünkü onların burada hiçbir sultası yoktur, sana eziyet edemezler).” dedi.— Z. El-Kudsi
28:25
26
قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُۘ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ ٦٢
Kâlet ıhdâhumâ yâ ebetiste’cirhu inne hayra meniste’certel kaviyyul emîn(emînu).
Bayanlardan biri babasına şöyle dedi: “Ey babacığım! Onu, ücret karşılığı hayvanlarımızı sulaması için tut. Muhakkak ki o, ücret karşılığı tutacağın hayırlı biridir çünkü hem kuvvetli hem de güvenilirdir.”— Z. El-Kudsi
28:26
27
قَالَ اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْراً فَمِنْ عِنْدِكَۚ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَۜ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٧٢
Kâle innî urîdu en unkihake ihdebneteyye hâteyni alâ en te’curenî semâniye hıcec(hıcecin), fe in etmemte aşran fe min indik(indike), ve mâ urîdu en eşukka aleyk(aleyke), setecidunî in şâallâhu mines sâlihîn(sâlihîne).
Bayanların babası Musa’ya şöyle dedi: “Bu iki kızımdan birini seninle evlendirmek istiyorum. Onun mehri ise hayvanlarıma sekiz sene çobanlık yapmandır. Eğer süreyi on seneye tamamlarsan bu, senin bana bir ikramın olur (fakat buna mecbur değilsin). Ben, sana zorluk ve sıkıntı verecek bir şey yüklemek istemiyorum. Allah’ın izniyle beni salih (verdiği söze sadık) bir kimse olarak bulacaksın.”— Z. El-Kudsi
28:27
28
قَالَ ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟ ٨٢
Kâle zâlike beynî ve beynek(beyneke), eyyemel eceleyni kadaytu fe lâ udvâne aleyy(aleyye), vallâhu alâ mâ nekûlu vekîl(vekîlun).
Musa, şöyle cevap verdi: “(Tamam, anlaşmayı kabul ediyorum.) Bu, ikimizin de uyması gereken bir anlaşmadır, böylece tayin edilen iki müddetten birisini tamamladığımda daha fazlası benden istenmeyecek. Ve Allah anlaşmamıza vekildir (şahid ve gözetleyicidir).”— Z. El-Kudsi
28:28
29
فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراًۚ قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٩٢
Fe lemmâ kadâ mûsel ecele ve sâre bi ehlihî ânese min cânibit tûri nârâ(nâren), kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi haberin ev cezvetin minen nâri leallekum testalûn(testalûne).
Musa tayin edilen çalışma müddetini (on seneye) tamamlayınca ailesini (hanımını) alıp (Mısır’a doğru) yola çıktı. (Gece yolculuk yaparken uzakta) Tûr Dağı tarafında bir ateş gördü ve ailesine (hanımına) şöyle dedi: “Siz burada bekleyin! Şüphesiz ben bir ateş gördüm. Oraya gideyim, oradan ya (yol hakkında) bir haber alırım ya da ısınmanız için ateşten bir kor parçası getiririm.”— Z. El-Kudsi
28:29
30
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰٓى اِنّ۪ٓي اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۙ ٠٣
Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtııl vâdil eymeni fîl buk’atil mubâreketi mineş şecerati en yâ mûsâ innî enallâhu rabbul âlemîn(âlemîne).
Musa ateşin yanına gelince (Allah orada Musa ile kelam ettiği için) mübarek kılınan bölgede, vadinin sağ kenarındaki ağacın bulunduğu taraftan şöyle çağrıldı: “Ey Musa! Muhakkak ki ben, bütün âlemlerin (mahlukatın) rabbi olan Allah’ım!”— Z. El-Kudsi
28:30
Yükleniyor...
Kasas
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle