Ahzab 73 Ayet Medine · الأحزاب
33

Ahzab

Gruplar · Medine
33
Gruplar · Medine
الأحزاب
73
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللّٰهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۙ ١
Yâ eyyuhen nebiyyuttekillâhe ve lâ tutıil kâfirîne vel munâfikîn(munâfikîne), innallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Ey Nebi (Muhammed)! Allah’tan kork (sen ve seninle beraber olanlar, Allah’ın emirlerine itaat etmekte ve yasaklarından uzak durmakta sebat gösterin)! Sakın kâfirler ile münafıkların heva ve heveslerine itaat etme! Muhakkak ki Allah (عَـلِيـم) ʿAlîm’dir (koyduğu hükümlere itaat edenleri, bunlara karşı gelenleri ve ister gizli ister açık olsun, ister büyük ister küçük olsun, her şeyi en ince ayrıntısıyla bilendir), (حَـكِيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
33:1
2
وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراًۙ ٢
Vettebi’ mâ yûhâ ileyke min rabbik(rabbike), innallâhe kâne bimâ ta’melûne habîrâ(habîren).
Ve Rabbinden sana vahyedilen şeylere tâbi ol! Muhakkak ki Allah (gizlisiyle açığıyla) yaptığınız her şeyden (en ince teferruatına kadar) haberdardır (buna göre size hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
33:2
3
وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً ٣
Ve tevekkel alâllâh(alâllâhi) ve kefâ billâhi vekîlâ(vekîlen).
Ve sadece Allah’a tevekkül et (her durumda O’na güvenip O’ndan yardım iste, O’nun kaza ve kaderine rıza gösterip hükmüne teslim ol)! Muhakkak ki Allah, (kendisine gerçek manada tevekkül eden kuluna) vekil (yardımcı ve her kötülükten koruyucu) olarak yeter!— Z. El-Kudsi
33:3
4
مَا جَعَلَ اللّٰهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ ف۪ي جَوْفِه۪ۚ وَمَا جَعَلَ اَزْوَاجَكُمُ الّٰٓئ۪ تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ اُمَّهَاتِكُمْۚ وَمَا جَعَلَ اَدْعِيَٓاءَكُمْ اَبْنَٓاءَكُمْۜ ذٰلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِاَفْوَاهِكُمْۜ وَاللّٰهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّب۪يلَ ٤
Mâ cealallâhu li raculin min kalbeyni fî cevfih(cevfihî), ve mâ ceale ezvâcekumullâî tuzâhırûne min hunne ummehâtikum, ve mâ ceale ed’ıyâekum ebnâekum, zâlikum kavlukum bi efvâhikum, vallâhu yekûlul hakka ve huve yehdîs sebîl(sebîle).
Allah, bir adamın göğsünde iki kalp yaratmadığı gibi zıhar* yaptığınız eşlerinizi gerçek anneleriniz yerine koymamış ve evlat edindiğiniz kişileri gerçek çocuklarınız kılmamıştır. İşte bunlar (eşlerinize zıhar yapmak ve başkasının çocuklarını evlat edinmek) ağzınızda geveleyip durduğunuz, hiçbir gerçekliği olmayan boş sözlerdir (cahilî âdetlerdendir). Ve biliniz ki Allah, (kulları uysunlar diye) sadece hakkı söyler ve sadece O, hak yola muvaffak kılar. [ Not: Zıhar; kocanın, karısına “Sen bana, annemin sırtı gibisin.” demesidir. ]— Z. El-Kudsi
33:4
5
اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِۚ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَمَوَال۪يكُمْۜ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ ف۪يمَٓا اَخْطَأْتُمْ بِه۪ۙ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً ٥
Ud’ûhum li âbâihim huve aksatu indallâh(indallâhi), fe in lem ta’lemû âbâehum fe ıhvânukum fîd dîni ve mevâlîkum, ve leyse aleykum cunâhun fîmâ ahta’tum bihî ve lâkin mâ taammedet kulûbukum, ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Evlat edindiğiniz çocukları, gerçek babalarına nispet edin! Böyle yapmak, Allah katında adalettir. Eğer gerçek babalarını bilmiyorsanız o zaman onlar, sizin din kardeşleriniz ve mevlalarınızdır (gözetip baktığınız ve haklarını koruduğunuz kimselerdir). Ve eğer yanlışlıkla onları gerçek babaları dışında başka birine nispet ederseniz Allah bundan dolayı sizi sorumlu tutmaz fakat kalplerinizin kasıtlı olarak işlediği şeylerden dolayı sorumlu tutar. Ve bilin ki Allah (غَـفُور) Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (ihlasla tevbe eden kullarına merhamet ederek onlara işlediği günahlardan dolayı azap etmeyendir).— Z. El-Kudsi
33:5
6
اَلنَّبِيُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِن۪ينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُٓ اُمَّهَاتُهُمْۜ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ اِلَّٓا اَنْ تَفْعَلُٓوا اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِكُمْ مَعْرُوفاًۜ كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً ٦
En nebiyyu evlâ bil mu’minîne min enfusihim ve ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ûlûl erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâhi minel mu’minîne vel muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ(ma’rûfen), kâne zâlike fîl kitâbi mestûra(mestûren).
Nebi (Muhammed), mu’minlere kendi nefislerinden daha evladır (nefisleri başka bir şeye meyletse bile her konuda Nebi’nin sözünü önde tutup onunla amel etmeleri gerekir). Ve onun hanımları, mu’minlerin anneleri hükmündedir (o vefat ettikten sonra asla hanımlarıyla evlenemezler). Ve bilin ki akrabalar, Allah’ın hükmüne göre birbirine mirasçı olmaya, diğer mu’minlerden ve muhacirlerden daha evladır. Ancak (ey mu’minler) mirasçınız olmayan size yakın kişiler için vasiyette bulunmanızda bir sakınca yoktur. İşte bu hüküm, kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) yazılmıştır (mutlaka onunla amel etmeniz gerekir).— Z. El-Kudsi
33:6
7
وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيّ۪نَ م۪يثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۖ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاًۙ ٧
Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
Ey rasulüm, hatırla! Bütün nebilerden (yalnız Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi şirk koşmayacaklarına ve kendilerine vahyedilenleri eksiksiz bir şekilde tebliğ edeceklerine dair) kesin söz almıştık. Bu sözü senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem’in oğlu İsa’dan da almıştık. Ve nebilerin hepsinden, (kendilerine verilen emaneti yerine getireceklerine dair) tekid edilmiş kesin bir söz almıştık.— Z. El-Kudsi
33:7
8
لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٨
Li yes’eles sâdikîne an sıdkıhim, ve eadde lil kâfirîne azâben elîmâ(elîmen).
Allah doğru söyleyenlere (nebilere), doğru söylediklerini (görevlerini en güzel şekilde yerine getirdiklerini kıyamet gününde ümmetlerinin huzurunda) sormak için bu sözü almıştır. Kâfirlere (hak kendilerine geldiği hâlde rasullerini yalanlayıp küfür ve şirk üzerinde ölenlere) ise çok can yakıcı bir azap hazırlamıştır.— Z. El-Kudsi
33:8
9
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً وَجُنُوداً لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يراًۚ ٩
Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz câetkum cunûdun fe erselnâ aleyhim rîhan ve cunûden lem terevhâ, ve kânallâhu bimâ ta’melûne basîrâ(basîren).
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Allah’ın size verdiği nimetini hatırlayın! Hani (Ahzâb Günü) müşrik ordusu (Medine’yi ele geçirip sizi yok etmek için) gelip sınırlarınıza dayanmıştı da biz (onları sizden defetmek için) üzerlerine şiddetli esen (zehirli) bir rüzgâr ve (meleklerden oluşan) sizin görmediğiniz bir ordu göndermiştik (böylece müşrik ordusu zelil bir şekilde gerisin geri dönüp gitmişti). Bilin ki Allah, (hayır olsun şer olsun, açık olsun gizli olsun) yaptığınız her şeyi görendir (ve size ona göre karşılığını verecektir).— Z. El-Kudsi
33:9
10
اِذْ جَٓاؤُ۫كُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ الْاَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللّٰهِ الظُّنُونَا ٠١
İz câukum min fevkıkum ve min esfele minkum ve iz zâgatil ebsâru ve belegatil kulûbul hanâcire ve tezunnûne billâhiz zunûnâ(zunûnen).
Müşriklerin (sizi kuşatıp yok etmek için) vadinin hem üst tarafından hem de alt tarafından geldiği, korkudan gözlerin sağa sola kayıp durduğu, yüreklerin gırtlağa dayandığı ve Allah hakkında değişik düşünceler içine düştüğünüz o gün...— Z. El-Kudsi
33:10
11
هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالاً شَد۪يداً ١١
Hunâlikebtuliyel mu’minûne ve zulzilû zilzâlen şedîdâ(şedîden).
İşte orada mu’minler imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı (böylece gerçek mu’minler ile münafıklar belli olmuştu).— Z. El-Kudsi
33:11
12
وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُـهُٓ اِلَّا غُرُوراً ٢١
Ve iz yekûlul munâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun mâ vaadenallâhu ve resûluhû illâ gurûrâ(gurûran).
Ve (müşriklerin Medine’ye saldırmak için her taraftan geldiği, şiddetli korkunun hâkim olduğu) o imtihan gününde münafıklar ile kalplerinde hastalık (şüphe) bulunan (iman kalplerine tam yerleşmemiş olan) kişiler şöyle demişlerdi: “Allah’ın ve rasulünün bize verdiği (Müslümanların yeryüzüne hâkim olacağına dair) zafer vâdi ancak aslı olmayan boş bir sözdür.”— Z. El-Kudsi
33:12
13
وَاِذْ قَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ يَٓا اَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُواۚ وَيَسْتَأْذِنُ فَر۪يقٌ مِنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍۜ اِنْ يُر۪يدُونَ اِلَّا فِرَاراً ٣١
Ve iz kâlet tâifetun minhum yâ ehle yesribe lâ mukâme lekum ferciû, ve yeste’zinu ferîkun minhumun nebiyye yekûlûne inne buyûtenâ avretun ve mâ hiye bi avreh(avretin), in yurîdûne illâ firârâ(firâran).
Ey rasulüm! Hani o gün münafıklardan bir taife (mu’minleri savaşmaktan vazgeçirmek için) Medinelilere şöyle demişti: “Ey Yesrib (Medine) halkı! Burada (Hendek’teki düşmanı gözetleme yerinde) durmanıza gerek yoktur, evlerinize dönün!” Ve onlardan bir taife de (savaşı terk edip) evlerine dönmek için Nebi’den izin isteyip şöyle diyordu: “Ey Allah’ın rasulü! Evlerimiz düşman saldırısına açık, korumasız bir durumdadır (izin ver de gidip evlerimizi koruyalım).” Doğrusu evleri düşman saldırısına açık, korumasız durumda değildi fakat onların asıl gayesi savaştan kaçmaktı.— Z. El-Kudsi
33:13
14
وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَاٰتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَٓا اِلَّا يَس۪يراً ٤١
Ve lev duhılet aleyhim min aktârihâ summe suilûl fitnete le âtevhâ ve mâ telebbesû bihâ illâ yesîrâ(yesîran).
Eğer düşman Medine’nin her tarafından üzerlerine saldırsa sonra onlardan küfre ve şirke dönmeleri istense dönerlerdi, sadece (bazı şeylerden emin olmak için) çok az bir müddet beklerlerdi.— Z. El-Kudsi
33:14
15
وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَۜ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لاً ٥١
Ve lekad kânû âhedûllâhe min kablu lâ yuvellûnel edbâr(edbâre), ve kâne ahdullâhi mes’ûlâ(mes’ûlen).
Hâlbuki o münafıklar daha önce (Uhud Savaşından kaçtıktan sonra), başka bir savaş olduğunda arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi (fakat sözlerinde durmadılar). Ve ey insanlar! Bilin ki herkes Allah’a verdiği sözden sorumludur (mutlaka bundan hesap sorulacaktır).— Z. El-Kudsi
33:15
16
قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذاً لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَل۪يلاً ٦١
Kul len yenfeakumul firâru in ferertum minel mevti evil katli ve izen lâ tumetteûne illâ kalîlâ(kalîlen).
Ey rasulüm! Savaşacaklarına dair söz verip de sözünde durmayan münafıklara şöyle de: “Ölmek ya da öldürülmek korkusuyla kaçarsanız bilin ki (eceliniz gelmişse) bu kaçışınız size hiçbir fayda vermez (çünkü ecelleriniz Levhi’l Mahfuz’da yazılıdır). Eğer kaçarsanız (ve ölüm zamanınız gelmemişse) dünya hayatının metaından ancak az müddet istifade edersiniz.”— Z. El-Kudsi
33:16
17
قُلْ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً ٧١
Kul men zellezî ya’sımukum minallâhi in erâde bikum sûen ev erâdebikum rahmeh(rahmeten), ve lâ yecidûne lehum min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).
Ey rasulüm! Savaştan kaçmak isteyenlere şöyle de: “Allah size (hoşunuza gitmeyen ölüm veya öldürülme gibi) bir zarar vermeyi dilese ya da (hoşunuza giden) bir hayır vermeyi dilese Allah’tan başka kim sizi bu zarardan koruyabilir veya O’nun rahmetini sizden engelleyebilir?! (Hiç kimse!)” Bilinsin ki o münafıklar, başlarına gelen azaptan kendilerini kurtaracak Allah’tan başka ne bir veli (koruyucu) ne de bir yardımcı bulabilirler.— Z. El-Kudsi
33:17
18
قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الْمُعَوِّق۪ينَ مِنْكُمْ وَالْقَٓائِل۪ينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَاۚ وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ ٨١
Kad ya’lemullâhul muavvikîne minkum vel kâilîne li ıhvânihim helumme ileynâ, ve lâ ye’tûnel be’se illâ kalîlâ(kalîlen).
Muhakkak ki Allah, içinizden kimlerin müşriklere karşı savaşmaktan alıkoyduğunu ve yandaşlarına, “Bize katılın ve savaşmayın (çünkü savaşta öldürülmenizden korkuyoruz)!” dediğini bilmektedir. İşte onlar, savaşa ancak çok nadir katılırlar (bu da İslam’ın menfaati için değil, kınanmamak içindir).— Z. El-Kudsi
33:18
19
اَشِحَّةً عَلَيْكُمْۚ فَاِذَا جَٓاءَ الْخَوْفُ رَاَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ تَدُورُ اَعْيُنُهُمْ كَالَّذ۪ي يُغْشٰى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۚ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً ٩١
Eşıhhaten aleykum fe izâ câel havfu reeytehum yenzurûne ileyke tedûru a’yunuhum kellezî yugşâ aleyhi minel mevt(mevti), fe izâ zehebel havfu selekûkum bi elsinetin hıdâdin eşıhhaten alel hayr(hayrı), ulâike lem yu’minû fe ahbetallâhu a’mâlehum, ve kâne zâlike alallâhi yesîrâ(yesîren).
Ey gerçek mu’minler! Onlar öyle kimselerdir ki size karşı (mal, savaşta bedenle yardım ve sevgi konusunda) cimrilik yaparlar. Korku gelip çatınca da üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönmüş vaziyette sana baktıklarını görürsün. Üzerlerinden düşman korkusu gidip de kendilerini emniyette hissettiklerinde ise (mala düşkünlüklerinden dolayı) keskin dilleriyle sizi incitir ve Allah’ın verdiği nimetlerde cimrilik yaparlar. İşte onlar gerçek manada iman etmemişlerdir. Bundan dolayı Allah onların iyi amellerinin sevabını boşa çıkarmıştır. Bilin ki bu, Allah’a kolaydır.* [ Not: Allahu Teâlâ için “Bu daha kolaydır yani diğerinden daha kolaydır.” denilmez çünkü Allahu Teâlâ için hiçbir şey zor değildir, O’nu hiçbir şey âciz kılmaz. Allahu Teâlâ için “Bu iş zordur, bu iş kolaydır; bu iş daha zordur, bu iş daha kolaydır.” diye sözler kullanılmaz. Bunlar ancak yaratılanlar hakkında ya da insanların meseleyi daha iyi anlaması ve ne kadar çelişkide olduklarını anlatmak için onlara hücceti ikame etmede kullanılır. Yoksa Allahu Teâlâ hakkında bu asla söz konusu olamaz. Kulların sıfatlarına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya sıfat vermek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Allahu Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde yarattıklarına benzemez. Bu, eş-Şûrâ: 11 ayetinde sabittir. ]— Z. El-Kudsi
33:19
20
يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُواۚ وَاِنْ يَأْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْاَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْۜ وَلَوْ كَانُوا ف۪يكُمْ مَا قَاتَلُٓوا اِلَّا قَل۪يلاً۟ ٠٢
Yahsebûnel ahzâbe lem yezhebû, ve in ye’til ahzâbu yeveddû lev ennehum bâdûne fîl a’râbi yes’elûne an enbâikum, ve lev kânû fîkum mâ kâtelû illâ kalîlâ(kalîlen).
O münafıklar, Medine’ye saldırmak için gelen müttefik müşrik ordularının hâlâ gitmediğini (Müslümanların kökünü kazımadıkça da geri dönmeyeceklerini) zannediyorlar. Onlar öyle kimselerdir ki müttefik müşrik orduları (Medine’ye) saldırmak için tekrar gelecek olsa çölde göçebelerle birlikte bulunup uzaktan sizin haberlerinizi soran kimselerden olmayı isterler. Ey iman edenler! (Savaşta onların yanınızda bulunmamalarından dolayı üzülmeyin!) Zaten onlar içinizde olsalar bile pek savaşacak değillerdir.— Z. El-Kudsi
33:20
21
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يراًۜ ١٢
Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ(kesîren).
Yemin olsun ki Allah’ın rasulü sizin için her konuda alınacak güzel bir örnektir. Onu ancak Allah’ın rızasını isteyen, ahiret gününe (öldükten sonra Allah’a kavuşacaklarına ve hesaba çekileceklerine) iman eden ve Allah’ı çokça zikreden (hayatlarını O’nun emirlerine göre yaşayarak şükreden ve her durumda O’na tevekkül edip ihlasla dua eden) kimseler örnek alır.— Z. El-Kudsi
33:21
22
وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ الْاَحْزَابَۙ قَالُوا هٰذَا مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُۘ وَمَا زَادَهُمْ اِلَّٓا ا۪يمَاناً وَتَسْل۪يماًۜ ٢٢
Ve lemmâ real mu’minûnel ahzâbe kâlû hâzâ mâ vaadenallâhu ve resûluhu ve sadakallâhu ve resûluhu ve mâ zâdehum illâ îmânen ve teslîmâ(teslîmen).
Gerçek mu’minler ise kendileriyle savaşmak için toplanıp gelmiş müttefik müşrik ordularını gördüklerinde şöyle dediler: “İşte bu, Allah’ın ve rasulünün bize haber verdiği imtihandır (ve buna sabredene zaferdir). Allah ve rasulü doğru söyledi ve söyledikleri gerçekleşti.” Ve bütün müşriklerin toplanıp üzerlerine saldırmak için geldiklerini görmeleri, onların ancak (Allah’a ve rasulüne olan) imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.— Z. El-Kudsi
33:22
23
مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُۘ وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يلاًۙ ٣٢
Minel mu’minîne ricâlun sadakû mâ âhedûllahe aleyh(aleyhi), fe minhum men kadâ nahbehu ve minhum men yentezırû ve mâ beddelû tebdîlâ(tebdîlan).
Mu’minlerden (yüce İslam dini için her alanda ihlasla cihad edeceğine dair) Allah’a verdiği söze sadık kalmış nice adamlar vardır. İşte onlardan kimi bu yolda can vermiştir, kimi de bu yolda can vermek için beklemektedir. Ve onlar, Allah’a verdikleri sözü hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir.— Z. El-Kudsi
33:23
24
لِيَجْزِيَ اللّٰهُ الصَّادِق۪ينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ اِنْ شَٓاءَ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۚ ٤٢
Li yecziyallâhus sâdıkîne bi sıdkıhım ve yuazzibel munâfıkîne in şâe ev yetûbe aleyhim, innallâhe kâne gafûren rahîmâ(rahîmen).
Muhakkak ki Allah sözünde sadık olanları, bu sadakatlerinden dolayı (cennetle) mükâfaatlandıracaktır. (Allah’a verdikleri sözde durmayıp bozan) Münafıklara gelince; dilerse onlara (küfür ve şirklerinden dolayı) azap eder, dilerse onları tevbeye muvaffak kılıp affeder. Muhakkak ki Allah (غَـفُور) Ğafûr’dur (emirlerine ihlasla itaat edip halis bir kalple günahlarından tevbe eden kullarını affedendir), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).— Z. El-Kudsi
33:24
25
وَرَدَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْراًۜ وَكَفَى اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ الْقِتَالَۜ وَكَانَ اللّٰهُ قَوِياًّ عَز۪يزاًۚ ٥٢
Ve reddallâhullezîne keferû bi gayzıhim lem yenâlû hayrâ(hayran), ve kefallâhul mu’minînel kıtâl, ve kânallâhu kaviyyen azîzâ(azîzen).
Ve Allah, (Medine’ye mu’minlere saldırmak için gelen) kâfir ordularını umdukları zaferi elde edemeden öfkeleriyle geri çevirdi. Böylece Allah’ın yardımı, savaşta mu’minlere yetti (bilfiil savaş yapmadılar). Ve muhakkak ki Allah (قَـوِيّ) Kaviyy’dir (her şeye gücü yeten kuvvet sahibidir, hiç kimse O’nu yenemez), (عَزِيـز) ʿAzîz’dir (her konuda dilediği gibi izzetle hüküm verendir; rasullerine karşı gelen, emirlerine itaat etmeyen ve kendisine ibadet etmekte büyüklenen kâfirlere azabı şiddetli olandır).— Z. El-Kudsi
33:25
26
وَاَنْزَلَ الَّذ۪ينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاص۪يهِمْ وَقَذَفَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَر۪يقاً تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَر۪يقاًۚ ٦٢
Ve enzelellezîne zâherûhum min ehlil kitâbi min sayâsîhım ve kazefe fî kulûbihimur ru’be feriykan taktulûne ve te’sirûne ferîkâ(ferîkan).
Ve Allah, (Medine’ye saldırmak için) gelen putperest kâfir ordularına yardım eden kitap ehlinden Yahudileri (Beni Kurayza kabilesini) korunaklı kalelerinden indirdi ve onların kalplerine korku saldı. Ey mu’minler! Siz de yaptıkları bu ihanetten dolayı onlardan kimini (erkeklerini) öldürerek, kimini (kadınlarını ve çocuklarını) de esir alarak cezalandırdınız.— Z. El-Kudsi
33:26
27
وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضاً لَمْ تَطَؤُ۫هَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يراً۟ ٧٢
Ve evresekum ardahum ve diyârehum ve emvâlehum ve ardan lem tetauhâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in kadîrâ(kadîran).
Ve Allah, onların (Beni Kurayza’nın) topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız (fakat ayak basıp fethedeceğiniz) topraklara (Hayber’e) sizi mirasçı kıldı. Bilin ki Allah her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz).— Z. El-Kudsi
33:27
28
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحاً جَم۪يلاً ٨٢
Yâ eyyuhen nebiyyu kul li ezvâcike in kuntunne turidnel hayâted dunyâ ve ziynetehâ fe teâleyne umetti’kunne ve userrihkunne serâhan cemîlâ(cemîlen).
Ey Nebi! Hanımlarına şöyle de: “Eğer (benimle yaşadığınız hayat size ağır geliyorsa ve) dünya hayatını (metaını, refahını) ve süslerini istiyorsanız gelin, boşanma bedellerinizi verip sizi güzellikle salıvereyim.”— Z. El-Kudsi
33:28
29
وَاِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْاٰخِرَةَ فَاِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ اَجْراً عَظ۪يماً ٩٢
Ve in kuntunne turidnallâhe ve resûlehu veddârel’âhırete fe innallâhe eadde lil muhsinâti minkunne ecren azîmâ(azîmen).
“Eğer Allah’ı (O’nun rızasını), rasulünü (onun hoşnutluğunu) ve ahiret yurdunu (cenneti) istiyorsanız (hâlinize sabredin ve) bilin ki Allah içinizden muhsin kadınlara (Allah’ın emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duran ve Allah için her durumda sabredip eşiyle güzel geçinenlere) çok büyük mükâfaat hazırlamıştır.”— Z. El-Kudsi
33:29
30
يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ مَنْ يَأْتِ مِنْكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً ٠٣
Yâ nisâen nebiyyi men ye’ti min kunne bi fâhışetin mubeyyinetin yudâ’af lehel’azâbu dı’feyn(dı’feyni), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Ey Nebi’nin hanımları! Bilin ki sizden kim açık bir hayasızlık yaparsa (kıyamet gününde) ona iki kat ceza verilir ve bu, Allah’a kolaydır.* [ Not: Allahu Teâlâ için “Bu daha kolaydır yani diğerinden daha kolaydır.” denilmez çünkü Allahu Teâlâ için hiçbir şey zor değildir, O’nu hiçbir şey aciz kılmaz. Allahu Teâlâ için “Bu iş zordur, bu iş kolaydır; bu iş daha zordur, bu iş daha kolaydır.” diye sözler kullanılmaz. Bunlar ancak yaratılanlar hakkında ya da insanların meseleyi daha iyi anlaması ve ne kadar çelişkide olduklarını anlatmak için onlara hücceti ikame etmede kullanılır. Yoksa Allahu Teâlâ hakkında bu asla söz konusu olamaz. Kulların sıfatlarına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya sıfat vermek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Allahu Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde yarattıklarına benzemez. Bu, eş-Şûrâ: 11 ayetinde sabittir. ]— Z. El-Kudsi
33:30
Yükleniyor...
Ahzab
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle