Mümin 85 Ayet Mekke · غافر
40

Mümin

Bağışlayan · Mekke
40
Bağışlayan · Mekke
غافر
85
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Ḥâ, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
40:1
2
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ ٢
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm(alîmi).
Bu kitap (Kur’ân), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـعَـلِيـم) el-ʿAlîm (gizli olsun aşikâr olsun yapılan bütün amelleri, söylenen bütün sözleri ve her şeyi bilen; buna göre herkese hesap soracak olan) Allah tarafından indirilmiştir (başkasından değildir).— Z. El-Kudsi
40:2
3
غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٣
Gâfiriz zenbi ve kâbilit tevbi şedîdil ikâbi zît tavl(tavli), lâ ilâhe illâ hûve, ileyhil masîr(masîru).
O (Allah); günahı bağışlayan, ihlaslı bir şekilde tevbe edenlerin tevbesini kabul eden, günahından tevbe etmeyenlere cezası şiddetli olan, (iman edip salih amel işleyen) kullarına ikram ve ihsan sahibi olan ve kendisinden başka ibadete layık ilah olmayandır. Bilin ki (kıyamet gününde) dönüş sadece O’nadır (dünyada yaptıklarınızın hesabını soracaktır).— Z. El-Kudsi
40:3
4
مَا يُجَادِلُ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ ٤
Mâ yucâdilu fî âyâtillâhi illellezîne keferû fe lâ yagrurke tekallubuhum fîl bilâd(bilâdi).
(Allah’ın birliğini ve rasulünün doğru söylediğini apaçık beyan eden) Allah’ın ayetleri hakkında ancak (hak kendilerine apaçık delillerle geldiği hâlde onu bile bile reddeden, akıl ve kalpleri fesatla dolu) kâfirler tartışır. Ey rasulüm! Onların beldelerde bol nimet içinde rahat hayat sürmeleri seni aldatmasın (bu; onların menfaatine değil, daha çok günah işlemeleri ve böylece azaplarının daha da artması için bir istidracdır).— Z. El-Kudsi
40:4
5
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْۖ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ٥
Kezzebet kablehum kavmu nûhın vel ahzâbu min ba’dıhım ve hemmet kullu ummetin bi resûlihim li ye’huzûhu ve câdelû bil bâtılı li yudhıdû bihil hakka fe ehaztuhum, fe keyfe kâne ıkâb(ıkâbi).
Ey rasulüm! Bil ki (Kurayş müşrikleri, kendilerine hakkı getiren rasulü yalanlayan ilk kavim değildir) onlardan önce Nuh kavmi ve Nuh kavminden sonra başka topluluklar da (Âd, Semûd, Lut, Medyen ve Firavun kavmi gibi) rasullerini yalanlamıştı. Ve bu ümmetlerin her biri rasullerini yakalayıp öldürmek istemiş ve bâtıl şeylerle hakkı yok etmek için cedelleşmişti. Ben de onları, kendilerine azap gelmeyeceğini zannettikleri anda azapla yakaladım. O kâfirlere indirdiğim azabı ibretle düşün, o çok şiddetli bir azap idi.— Z. El-Kudsi
40:5
6
وَكَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ اَصْحَابُ النَّارِۢ ٦
Ve kezâlike hakkat kelimetu rabbike alellezîne keferû ennehum ashâbun nâr(nâri).
Ve ey rasulüm! Rasullerini yalanlayan önceki kâfir kavimler hakkında Rabbinin helak sözü nasıl gerçekleştiyse (rasullerini yalanlayan ve bu hâl üzere ölen) bütün kâfirlerin (ebedî) cehenneme gireceğine dair Rabbinin sözü de hak olacaktır (gerçekleşecektir).— Z. El-Kudsi
40:6
7
اَلَّذ۪ينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه۪ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ رَبَّـنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْماً فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ٧
Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbel cahîm(cahîmi).
Arş’ı taşıyan ve çevresinde bulunan melekler, Rablerini hamd ile tesbih ederler (O’nu mükemmel sıfatlarla övüp yüceltir ve zatına layık olmayan bütün noksan sıfatlardan tenzih ederler) ve O’na iman ederler. Ve gerçek manada iman edenler için mağfiret dileyerek şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin, her şeyi kuşatmıştır. Sana ihlasla tevbe edip dinine tam manasıyla tâbi olanların tevbesini kabul et ve onları cehennem azabından koru!”— Z. El-Kudsi
40:7
8
رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۚ ٨
Rabbenâ ve edhilhum cennâti adninilletî vaadtehum ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
Ve melekler devamla şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Gerçek mu’minleri, kendilerine vâdettiğin (ebedî) Adn cennetlerine yerleştir! Ve onlarla beraber babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanları (senin rızan için ve istediğin şekilde amel edenleri) da o cennete yerleştir! Muhakkak ki sen (ٱلۡـعَـزِيـز ) el-ʿAzîz’sin (kendisine asla galip gelinemeyen, her meselede dilediği gibi izzetle hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan ve emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıransın), (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm’sin (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıransın).”— Z. El-Kudsi
40:8
9
وَقِهِمُ السَّيِّـَٔاتِۜ وَمَنْ تَقِ السَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ ٩
Vekıhimus seyyiât(seyyiâti), ve men tekıs seyyiâti yevme izin fe kad rahimteh(rahimtehu) ve zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
“Bir de onları kötü amellerinin cezalarından koru! Sen ahiret gününde kimi kötü amellerinin cezasından korursan muhakkak ona rahmet etmiş olursun. İşte azaptan korunup cennete girerek rahmete nail olmak, gerçekten de en büyük kazanç ve başarıdır.”— Z. El-Kudsi
40:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّٰهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْا۪يمَانِ فَتَكْفُرُونَ ٠١
İnnellezîne keferû yunâdevne le maktullâhi ekberu min maktikum enfusekum iz tud’avne ilel îmâni fe tekfurûn(tekfurûne).
(Hak kendilerine geldiği hâlde bile bile reddedip küfür, şirk ve günahta ısrar eden) İnkârcılara (kıyamet gününde cehenneme girdiklerinde ve kötü amellerinin cezasını görüp de kendilerinden nefret ettiklerinde) şöyle denir: “Bilin ki (dünyada Allah’ın birliğine, rasullerine ve getirdiklerine) imana davet edildiğinizde onu (bile bile) inkâr etmeniz sebebiyle Allah’ın size olan nefreti, sizin cehennemdeki kendinize olan nefretinizden daha şiddetlidir.”— Z. El-Kudsi
40:10
11
قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ ١١
Kâlû rabbenâ emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa’terefnâ bi zunûbinâ fe hel ilâ hurûcin min sebîl(sebîlin).
Onlar (ahiret gününde suçlarını ikrar ederek) şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa vefat ettirdin (yoktuk, dünyada hayat verdin, sonra tekrar yok ettin) ve iki defa canlandırdın (yokluktan sonra hayat verdin, dünyadaki ölümden sonra tekrar dirilttin). Ve dünyada işlediğimiz suçları itiraf ettik. Şimdi cehennemden çıkmamız (ve tekrar dünyaya dönüp razı olduğun amelleri yapmamız) için bir yol var mı?”— Z. El-Kudsi
40:11
12
ذٰلِكُمْ بِاَنَّـهُٓ اِذَا دُعِيَ اللّٰهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْۚ وَاِنْ يُشْرَكْ بِه۪ تُؤْمِنُواۜ فَالْحُكْمُ لِلّٰهِ الْعَلِيِّ الْكَب۪يرِ ٢١
Zâlikum bi ennehû izâ duiyallâhu vahdehu kefertum, ve in yuşrek bihî tu’minû, fel hukmu lillâhil aliyyil kebîr(kebîri).
Onlara şöyle denir: “Ey kâfirler! Bu azaba uğramanızın sebebi şudur: Tek olan Allah’a ibadete çağrılınca reddederdiniz (ve şirk koşardınız); fakat O’na ortak koşulunca iman edip kabul ederdiniz. Bilin ki hüküm, sadece Allah’a aittir. O; (ٱلۡـعَـلِـيّ) el-ʿAliyy’dir (mertebe, değer ve kudret olarak her şeyden üstündür), (ٱلۡـكَـبِيـر) el-Kebîr’dir (benzeri olmayan büyük azamet sahibi, ortağı olmaktan münezzeh ve yüce olandır).”— Z. El-Kudsi
40:12
13
هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقاًۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُن۪يبُ ٣١
Huvellezî yurîkum âyâtihî ve yunezzilu lekum mines semâi rızkâ(rızkan), ve mâ yetezekkeru illâ men yunîb(yunîbu).
O (Allah), size (hem ufuklarda hem de nefsinizde; birliğine, muazzam kudretine ve mükemmel hikmetine delalet eden) ayetlerini gösteren ve gökten, rızkınızı elde etmenize vesile olan yağmuru yağdırandır. İşte bu ayetlerden ancak ihlasla tevbe edip Allah’a yönelenler ibret alır.— Z. El-Kudsi
40:13
14
فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ٤١
Fed’ûllâhe muhlisîne lehud dîne ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
O hâlde ey gerçek manada iman edenler! Kâfirlerin hoşuna gitmese bile dini Allah’a has kılarak yalnız O’na ibadet edin (hayatınızın her yönünde mutlak itaati* sadece O’na vererek boyun eğin, yalnız O’ndan yardım isteyin ve bütün şirklerden uzak durun)! [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]— Z. El-Kudsi
40:14
15
رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُوالْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ ٥١
Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Allah, yüce olan tek hak ilahtır (yarattıklarına hiçbir yönden benzemez). O, dereceleri yükselten ve Arş’ın sahibi olandır. Ve O; kullara hayat veren (dünya ve ahiret mutluluğuna vesile olan) vahyi, dilediği kullarına indirir ki (hayatın her yönünde) bu vahye uymayanları, hesap için Allah’a kavuşma gününde karşılaşacakları azapla uyarsınlar.— Z. El-Kudsi
40:15
16
يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَيْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ٦١
Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevm(yevme), lillâhil vâhidil kahhâr(kahhâri).
İşte o gün onlar, (kabirlerinden çıkıp) apaçık görünecekleri bir yerde toplanırlar; onların hiçbir şeyi Allah’a gizli değildir. Ve sorulur: “Bugün mülk kimindir?” (O gün verilecek bir tek cevap vardır.) “Mülk, (ٱلۡـوَٰحِـد) el-Vâḥid (zatında, sıfatlarında, fiillerinde tek) ve (ٱلۡـقَـهَّار) el-Kahhâr (hiçbir şeyin âciz bırakamadığı, her şeyin kendisine boyun eğdiği ve her şeye kadir) olan Allah’ındır.”— Z. El-Kudsi
40:16
17
اَلْيَوْمَ تُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۜ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٧١
El yevme tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet, lâ zulmel yevm(yevme), innallâhe serîul hisâb(hisâbi).
Bugün her nefse, dünyada yaptığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur (çünkü hüküm verecek olan Allah’tır). Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir.— Z. El-Kudsi
40:17
18
وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْاٰزِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِم۪ينَۜ مَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ حَم۪يمٍ وَلَا شَف۪يعٍ يُطَاعُۜ ٨١
Ve enzirhum yevmel âzifeti izil kulûbu ledel hanâciri kâzımîn(kâzımîne), mâ liz zâlimîne min hamîmin ve lâ şefîin yutâu.
Ve ey rasulüm! Müşrik kavmini yaklaşan kıyamet günü ile korkut! O gün geldiğinde (kıyametin korkunç hâllerinden dolayı) korkudan kalpler gırtlağa dayanır, Allah’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. O gün zalimlerin (küfür, şirk ve günah işleyerek nefsine zulmedenlerin) bu azaptan kurtaracak ne dostları ne de sözüne itibar edilen şefaatçileri olur.— Z. El-Kudsi
40:18
19
يَعْلَمُ خَٓائِنَةَ الْاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ ٩١
Ya’lemu hâinetel a’yuni ve mâ tuhfîs sudûr(sudûru).
Biliniz ki Allah, gözlerin hain bakışını da kalplerin gizlediklerini de bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir).— Z. El-Kudsi
40:19
20
وَاللّٰهُ يَقْض۪ي بِالْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ۟ ٠٢
Vallâhu yakdî bil hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yakdûne bi şey’in, innallâhe huves semîul basîr(basîru).
Ve Allah adaletle hüküm verir (hiç kimseye zulmetmez). Müşriklerin Allah’tan başka taptıkları ise hiçbir konuda hüküm veremez (çünkü hiçbir şeye sahip değildirler). Muhakkak ki Allah, (duyması ve görmesi mükemmel olandır; hiçbir duyma ve görme O’nunkine benzemez) O; (ٱلـسَّـمِيـع) es-Semîʿ’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi duyandır), (ٱلۡـبَـصِيـر) el-Basîr’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi görendir).— Z. El-Kudsi
40:20
21
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَاراً فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ١٢
E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkibetullezîne kânû min kablihim, kânû hum eşedde min hum kuvveten ve âsâran fîl ardı fe ehazehumullâhu bi zunûbihim ve mâ kâne lehum minallâhi min vâk(vâkın).
Rasulümüzü ve getirdiği kitabı yalanlayan o müşrikler, yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce nebileri yalanlayanların kötü akıbetini görmediler mi?! Hâlbuki onlar; kendilerinden daha güçlü idiler ve yeryüzünde, kendilerinin yapamadığı eserler bırakmışlardı. Buna rağmen Allah onları işledikleri küfür, şirk ve günahlardan dolayı azapla yakalamıştı da onları Allah’ın azabından kurtaracak hiç kimseleri olmamıştı.— Z. El-Kudsi
40:21
22
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَأْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّهُ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٢٢
Zâlike bi ennehum kânet te’tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe keferû fe ehazehumullâh(ehazehumullâhu), innehu kaviyyun şedîdul ikâb(ikâbi).
Kâfirlerin başına gelen bu azabın sebebi, rasulleri (doğru söylediklerine dair) kendilerine apaçık delillerle geldiğinde onları reddedip yalanlamalarıdır. İşte bundan dolayı Allah da onları azapla yakalayıverdi (ve hepsini yok etti). Muhakkak ki O; (kimsede bulunmayan) kuvvet sahibidir, (bile bile rasullerini inkâr edenlere) cezası şiddetli olandır.— Z. El-Kudsi
40:22
23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٣٢
Ve lekad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ve sultânin mubîn(mubînin).
Ve yemin olsun ki biz Musa’yı, mucizelerimizle ve apaçık hüccetle Firavun, Haman ve Karun’a gönderdik. Fakat onlar (hakkı delilleriyle gördükleri hâlde) Musa hakkında, “O, çok yalancı bir sihirbazdır.” dediler.— Z. El-Kudsi
40:23
24
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ ٤٢
İlâ fir’avne ve hâmâne ve kârûne fe kâlû sâhirun kezzâb(kezzâbun).
Bu mealci için veri yok.
40:24
25
فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُٓوا اَبْنَٓاءَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَٓاءَهُمْۜ وَمَا كَيْدُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ٥٢
Fe lemmâ câehum bil hakkı min indinâ kâlûktulû ebnâellezîne âmenû meahu vestahyû nisâehum, ve mâ keydul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
Musa onlara katımızdan hak ile (doğru söylediğini gösteren açık delillerle) geldiğinde Firavun ve ileri gelenler şöyle dediler: “Musa’ya tâbi olup iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün, kadınlarını ise (size hizmet etmeleri için) sağ bırakın!” Ve şu bilinsin ki kâfirlerin (iman edenler aleyhine) tuzağı muhakkak boşa çıkar.— Z. El-Kudsi
40:25
26
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ ٦٢
Ve kâle fir’avnu zerûnî aktul mûsâ vel yed’u rabbeh(rabbehu), innî ehâfu en yubeddile dînekum ev en yuzhire fîl ardıl fesâd(fesâde).
Ve Firavun şöyle dedi: “Bırakın beni, (ceza olarak) Musa’yı öldüreyim. O da Rabbine dua etsin (onu kurtarabilirse kurtarsın bakalım). Çünkü ben, onun dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.”— Z. El-Kudsi
40:26
27
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ٧٢
Ve kâle mûsâ innî uztu bi rabbî ve rabbikum min kulli mutekebbirin lâ yû’minu bi yevmil hisâb(hisâbi).
Ve Musa, (Firavun’un sözünü duyunca kavmine) şöyle dedi: “Ben, her (hakka karşı) kibirlenen ve hesap gününe inanmayandan, benim de sizin de rabbiniz olan Allah’a sığındım.”— Z. El-Kudsi
40:27
28
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلاً اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِباً فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقاً يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ٨٢
Ve kâle raculun mû’minun min âli fir’avne yektumu îmânehû e taktulûne raculen en yekûle rabbiyallâhu ve kad câekum bil beyyinâti min rabbikum, ve in yeku kâziben fe aleyhi kezibuh(kezibuhu), ve in yeku sâdikan yusibkum ba’dullezî yeidukum, innallâhe lâ yehdî men huve musrifun kezzâb(kezzâbun).
Ve Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mu’min bir adam şöyle dedi: “Siz, ‘Rabbim Allah’tır.’ dediği için mi adam öldüreceksiniz? Oysa o, Rabbinizden size doğru söylediğine dair apaçık deliller getirmiştir. Eğer yalancı ise yalanının zararı kendisinedir (size değil). Şayet doğru söylüyorsa (ve buna rağmen onu yalanlayıp öldürürseniz) vâdettiği azap size isabet eder. Şüphesiz Allah, haddini aşıp (Allah hakkında) yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez.”— Z. El-Kudsi
40:28
29
يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ ٩٢
Yâ kavmi lekumul mulkul yevme zâhirîne fîl ardı fe men yensurunâ min be’sillâhi in câenâ, kâle fir’avnu mâ urîkum illâ mâ erâ ve mâ ehdîkum illâ sebîler reşâd(reşâdi).
Mu’min adam şöyle devam etti: “Ey kavmim! Bugün mülk sahibisiniz, Mısır topraklarının hükümranlığı size aittir. Musa’yı öldürmeniz sebebiyle başımıza Allah’ın azabı gelirse bizi bundan kim kurtarabilir?!” Bunun üzerine Firavun şöyle dedi: “Ben size görüşümü söylüyorum (fesadı ortadan kaldırmak için Musa’nın öldürülmesini istiyorum). Ve biliniz ki ben, böyle yapmakla size sadece doğru ve faydalı olan yolu gösteriyorum.”— Z. El-Kudsi
40:29
30
وَقَالَ الَّـذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ٠٣
Ve kâlellezî âmene yâ kavmi innî ehâfu aleykum misle yevmil ahzâb(ahzâbi).
Ve Firavun ailesinden imanını gizleyen mu’min adam şöyle dedi: “Ey kavmim! (Eğer Musa’yı öldürürseniz) Daha önce nebilerine karşı gelip yalanlayan toplulukların başına gelen azabın sizin de başınıza gelmesinden korkarım.”— Z. El-Kudsi
40:30
Yükleniyor...
Mümin
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle