Neml 93 Ayet Mekke · النمل
27

Neml

Karınca · Mekke
27
Karınca · Mekke
النمل
93
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ١
Tâ sîn, tilke âyâtul kur’âni ve kitâbin mubîn(mubînin).
Tā, sîn.* İşte, Kur’ân’ın ayetleri bu gibi harflerden müteşekkildir (buna rağmen onun benzerini getiremiyorsunuz). Ve bu kitap (Kur’ân), (kendisinde hiçbir kapalılık ve tezat bulunmayan) hak ile bâtılı apaçık beyan eden bir kitaptır (onu düşünerek okuyan, Allah tarafından indirildiğini anlar). [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
27:1
2
هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ٢
Huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
Kur’ân’ın ayetleri, (hayatın her yönünde) doğru yolu gösteren bir hidayet kaynağıdır ve (bu ayetlerin, hayatının her alanında uygulanması gerektiğine inanıp onları uygulayan) mu’minleri cennetle müjdeleyicidir.— Z. El-Kudsi
27:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ٣
Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkınûn(yûkınûne).
İşte, cennetle müjdelenen o mu’minler; namazı ikame eder (rükün ve şartlarına riayet ederek kılar) ve zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) verirler. Ve onlar, ahirete (onun mükâfaat ve cezasına) de yakinen (hiç şüphe etmeden) inanmış kimselerdir.— Z. El-Kudsi
27:3
4
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ ٤
İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhireti zeyyennâ lehum a’mâlehum fe hum ya’mehûn(ya’mehûne).
Muhakkak ki ahirete (onun mükâfaatına ve cezasına) iman etmeyenlere kötü amellerini süslü gösterdik (bu sebeple onları işlemeye devam ettiler). İşte böylece şaşkınlık içinde bocalayıp doğru yolu bulamayan kimseler oldular.— Z. El-Kudsi
27:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٥
Ulâikellezîne lehum sûul azâbi ve hum fîl âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
İşte, ahirete iman etmeyen o kimseler; dünyada (öldürülme ve esir alınma gibi) çok kötü bir azaba uğrayacaklardır, ahirette ise (ebedî cehenneme atılarak) insanların en çok ziyana uğrayanları olacaklardır.— Z. El-Kudsi
27:5
6
وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ ٦
Ve inneke le tulekkal kur’âne minledun hakîmin alîm(alîmin).
Ey rasulüm! Muhakkak ki bu Kur’ân, (حَـكِـيـم) Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan) ve (عَـلِـيـم) ʿAlîm (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi bilen ve hiçbir şey kendisine hafi olmayan Allah) tarafından sana verilmiştir.— Z. El-Kudsi
27:6
7
اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراًۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٧
İz kâle mûsâ li ehlihî innî ânestu nârâ(nâren), se âtîkum minhâ bi haberin ev âtîkum bi şihâbin kabesin leallekum tastalûn(tastalûne).
Ey rasulüm, hatırla! Hani Musa, (gece yolculuk yaparken uzakta bir ateş görünce) ailesine (hanımına) şöyle demişti: “Şüphesiz ben bir ateş gördüm. (Siz burada bekleyin!) Ben oraya gideyim, oradan ya (yol hakkında) bir haber alırım ya da ısınmanız için ateşten bir meşale getiririm.”— Z. El-Kudsi
27:7
8
فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨
Fe lemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fîn nâri ve men havlehâ, ve subhânallâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
Musa ateşin yanına varınca ona şöyle seslenildi: “Ateşin bulunduğu yerdeki de ateşin çevresindekiler de mübarek kılınmıştır. Ve bil ki âlemlerin (bütün mahlukatın) rabbi olan Allah, her türlü noksan sıfattan ve ortaktan münezzeh ve yücedir.”— Z. El-Kudsi
27:8
9
يَا مُوسٰٓى اِنَّـهُٓ اَنَا اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ٩
Yâ mûsâ innehû enallâhul azîzul hakîm(hakîmu).
“Ey Musa! Muhakkak ki seninle kelam eden benim; ben, (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (kendisinden asla hesap sorulmayan, intikamında izzetli ve dilediği gibi hüküm verici yüce zat) ve (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel) olan Allah’ım.”— Z. El-Kudsi
27:9
10
وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ٠١
Ve elkı asâk(asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu ke ennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel murselûn(murselûne).
“Ve ey Musa! Asanı yere at!” Musa, asasını yere atıp da bir yılan gibi hareket ettiğini görünce (korkudan) geri dönüp arkasına bakmadan kaçtı. Bunun üzerine ona şöyle dedik: “Ey Musa, korkma! Muhakkak ki benim katımda rasuller (hiçbir yaratıktan) korkmazlar.”— Z. El-Kudsi
27:10
11
اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْناً بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١
İllâ men zaleme summe beddele husnen ba’de sûin fe innî gafûrun rahîm(rahîmun).
“Ancak kim (emirlerime muhalefet ederek kendi nefsine) zulmeder, sonra (halis bir kalple tevbe ederek) kötü amellerini terk edip razı olduğum ameller işlerse bilsin ki ben; (غَـفُـور) Ğafûr’um (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek bana itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarımı affederim), (رَحِـيـم) Raḥîm’im (ihlasla tevbe eden kullarıma merhamet ederek onlara işledikleri günahlardan dolayı azap etmem).”— Z. El-Kudsi
27:11
12
وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ ٢١
Ve edhıl yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sûin fî tis’ı âyâtin ilâ fir’avne ve kavmih(kavmihî), innehum kânû kavmen fâsikîn(fâsikîne).
“Ve ey Musa! Elini cebine (koynuna) sok! Kusursuz ve lekesiz bembeyaz çıksın. İşte bu mucize, senin doğru söylediğini Firavun ile kavmine ispat eden dokuz mucizeden biridir. Muhakkak ki Firavun ve kavmi, fasık (küfür, şirk ve günah işleyerek Allah’a itaatten çıkmış) kimselerdir.— Z. El-Kudsi
27:12
13
فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ٣١
Fe lemmâ câethum âyâtunâ mubsıraten kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).
Musa’ya (doğru söylediğini ispat etmesi için) verdiğimiz bu mucizeler, Firavun ile kavminin gözlerinin önüne açık ve net bir şekilde serilince “Bunlar, apaçık birer sihirdir.” dediler.— Z. El-Kudsi
27:13
14
وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْماً وَعُلُواًّۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ٤١
Ve cehadû bihâ vesteykanethâ enfusuhum zulmen ve uluvvâ(uluvven), fenzur keyfe kâne âkıbetul mufsidîn(mufsidîne).
Ve onlar (Firavun ile kavmi), bu apaçık delilleri (kabul etmeyip) reddettiler. Hâlbuki kalpleri, onların Allah’tan geldiğine kesinlikle inanmaktaydı. İşte onların bu apaçık delilleri inkâr etmelerinin sebebi, zalim ve hakka karşı kibirli olmalarıdır. Ey rasulüm! (Küfür, şirk ve günah işleyerek) Yeryüzünde fesat çıkaranların akıbetine (onları büyük bir azapla nasıl helak ettiğimize) ibretle bak!— Z. El-Kudsi
27:14
15
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥١
Ve lekad âteynâ dâvûde ve suleymâne ilmâ(ilmen), ve kâlal hamdu lillâhillezî faddalenâ alâ kesîrin min ibâdihil mu’minîn(mu’minîne).
Ve yemin olsun ki biz, Davud’a ve oğlu Süleyman’a özel ilim verdik. Bundan dolayı (Allah’a şükrederek) şöyle demişlerdi: “Bizi, mu’min kullarının çoğundan üstün kılan (nebilik veren; cinlerin, şeytanların ve kuşların dillerini öğretip onları bize boyun eğdiren) Allah’a hamdolsun (mükemmel sıfatlarından dolayı övülüp şükredilmesi, yüceltilmesi ve her şeyden çok sevilmesi gereken sadece O’dur).”— Z. El-Kudsi
27:15
16
وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ ٦١
Ve varise suleymânu dâvûde ve kâle yâ eyyuhen nâsu ullimnâ mentıkat tayrı, ve ûtînâ min kulli şey’(şey’in), inne hâzâ le huvel fadlul mubîn(mubînu).
Ve Süleyman, babası Davud’a (nebilik, ilim ve krallıkta) vâris oldu ve (Allah’ın hem babasına hem de kendisine verdiği nimetleri zikrederek) şöyle dedi: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi, nebilere ve krallara verilen her şey bize de verildi. Muhakkak ki bu, (Allah’tan bize) açık ve üstün olan bir ikramdır.”— Z. El-Kudsi
27:16
17
وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ٧١
Ve huşire li suleymâne cunûduhu minel cinni vel insi vet tayrı fe hum yûzeûn(yûzeûne).
Ve Süleyman’ın emriyle cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusu toplatıldı. İşte onlar, (Süleyman’ın emrettiği yere) düzenli bir şekilde sevk edilmektedirler.— Z. El-Kudsi
27:17
18
حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٨١
Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli kâlet nemletun yâ eyyuhen nemludhulû mesâkinekum, lâ yahtımennekum suleymânu ve cunûduhu ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Süleyman ve askerleri karınca vadisine geldiklerinde bir karınca şöyle dedi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza giriniz ki Süleyman ile ordusu farkında olmadan sizi ezmesin.”— Z. El-Kudsi
27:18
19
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ ٩١
Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ ve kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn(sâlihîne).
Süleyman, karıncanın bu sözünü duyunca tebessüm ederek güldü ve Allah’a şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimetlere gerektiği gibi şükretmekte ve razı olduğun salih amelleri yapmakta beni muvaffak kıl! Ve beni rahmetine (cennete) sok, salih kullarının arasına kat!”— Z. El-Kudsi
27:19
20
وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ ٠٢
Ve tefekkadat tayra fe kâle mâliye lâ eral hudhude em kâne minel gâibîn(gâibîne).
Ve Süleyman kuşları kontrol etti, Hudhud’u kuşlar arasında göremeyince şöyle dedi: “Hudhud’u neden (aranızda) görmüyorum, yoksa gelmeyenlerden mi oldu?”— Z. El-Kudsi
27:20
21
لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَاباً شَد۪يداً اَوْ لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَيَأْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ١٢
Le uazzibennehu azâben şedîden ev le ezbehannehû ev le ye’tiyennî bi sultânin mubîn(mubînin).
Süleyman, Hudhud’un orada olmadığını anlayınca şöyle dedi: “Eğer bana, burada bulunmamasına mazeret olacak açık bir delil getirmezse onu muhakkak ya çok şiddetli bir azaba uğratacağım ya da keseceğim.”— Z. El-Kudsi
27:21
22
فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ ٢٢
Fe mekese gayre baîdin fe kâle ehattu bi mâ lem tuhıt bihî ve ci’tuke min sebein bi nebein yakîn(yakînin).
Aradan çok zaman geçmeden Hudhud geldi ve Süleyman’a şöyle dedi: “Ben, senin bilmediğin bir şey öğrendim ve sana, Sebe’den kesin doğru olan bir haber getirdim.”— Z. El-Kudsi
27:22
23
اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ ٣٢
İnnî vecedtumreeten temlikuhum ve ûtiyet min kulli şey’in ve lehâ arşun azîm(azîmun).
“Muhakkak ki ben, Sebe kavmine hükmeden bir kadın gördüm. Ve o, kuvvet ve mülk için gerekli her şeye sahiptir. Ayrıca onun, (memleketini oradan idare ettiği) çok muazzam bir tahtı vardır.”— Z. El-Kudsi
27:23
24
وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ ٤٢
Vecedtuhâ ve kavmehâ yescudûne liş şemsi min dûnillâhi ve zeyyene lehümuş şeytânu a’mâlehum fe saddehum anis sebîli fe hum lâ yehtedûn(yehtedûne).
“O kadının ve kavminin Allah’a değil, güneşe secde ettiklerini gördüm. Ve şeytan, bu (şirk olan) amellerini süslü göstererek onları doğru yoldan saptırdı, artık doğru yolu bulamıyorlar.”— Z. El-Kudsi
27:24
25
Secde
اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩ ٥٢
Ellâ yescudû lillâhillezî yuhriculhab’e fîs semâvâti vel ardı ve ya’lemu mâ tuhfûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne).
“Şeytan onlara kötü amellerini (şirklerini ve günahlarını) süslü gösterdi ki göklerde ve yerde gizlenmiş olanları açığa çıkaran, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da en ince ayrıntısına kadar bilen Allah’a secde etmesinler.”— Z. El-Kudsi
27:25
26
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٦٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbul arşil azîm(azîmi).
“Hâlbuki Allah, kendisinden başka ibadete layık ilah olmayandır. O, (yaratıkların en muazzamı olan) yüce Arş’ın (ve her şeyin) yegâne Rabbidir.”— Z. El-Kudsi
27:26
27
قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٧٢
Kâle se nenzuru e sadakte em kunte minel kâzibîn(kâzibîne).
Süleyman, Hudhud’a şöyle dedi: “Haber verdiğin şeylerde doğru mu söylüyorsun yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.”— Z. El-Kudsi
27:27
28
اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ ٨٢
İzheb bi kitâbî hâzâ fe elkıh ileyhim summe tevelle anhum fenzur mâzâ yerciûn(yerciûne).
Süleyman, bir mektup yazıp Hudhud’a verdi ve şöyle dedi: “Bu mektubumu al ve onlara ulaştır, sonra bir kenara çekilip bu mektup hakkındaki konuşmalarını ve verecekleri kararı dinle!”— Z. El-Kudsi
27:28
29
قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ ٩٢
Kâlet yâ eyyuhel meleu innî ulkıye ileyye kitâbun kerîm(kerîmun).
Kraliçe, (mektubu alıp okuyunca) kavminin seçkin kişilerine şöyle dedi: “Ey kavmin ileri gelenleri! Muhakkak ki bana çok değerli ve önemli bir mektup geldi.”— Z. El-Kudsi
27:29
30
اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٠٣
İnnehu min suleymâne ve innehu bismillâhir rahmânir rahîm(rahîmi).
“Şüphesiz bu mektup, Kral Süleyman’dan gelmiştir ve o, (بِـسۡـمِ ٱللَّهِ ٱلـرَّحۡـمَـٰنِ ٱلـرَّحِـيـمِ)* er-Raḥmân ve er-Raḥîm olan Allah’ın adıyla başlamaktadır.” [ Not: بِـسۡـمِ ٱللَّهِ ٱلـرَّحۡـمَـٰنِ ٱلـرَّحِـيـمِ : “Er-Raḥmân (hak edene de etmeyene de rahmet edici) ve er-Raḥîm (dünyada dilediğine rahmet eden, dilediğine rahmet etmeyen; ahirette ise sadece mu’minlere rahmet edecek) olan Allah’ın adıyla başlarım.” demektir. ]— Z. El-Kudsi
27:30
Yükleniyor...
Neml
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle