Nahl 128 Ayet Mekke · النحل
16

Nahl

Arı · Mekke
16
Arı · Mekke
النحل
128
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ١
Etâ emrullâhi fe lâ testa’cilûh(testa’cilûhu), subhânehu ve teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
(Ey hakkı bile bile inkâr eden kâfirler!) Allah’ın emrinin (azap zamanının) gelmesi yaklaşmıştır. (İnanmayarak ve umursamayarak) Onun zamanından önce gelmesi için acele etmeyin (o, mutlaka zamanında gelecektir ve geldiğinde kurtulamayacaksınız). Allah, kâfirlerin ortak koştuklarından (ve bütün noksan sıfatlardan) münezzeh ve yücedir.— Z. El-Kudsi
16:1
2
يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ ٢
Yunezzilul melâikete bir rûhi min emrihî alâ men yeşâu min ibâdihî en enzirû ennehu lâ ilâhe illâ ene fettekûn(fettekûni).
Allah; melekleri, emrinden (vahyinden) ruhla (ölü kalpleri canlandıran bilgiyle) kullarından dilediğine (nebi ve rasullere) indirir. Ve onlara şöyle der: “Ey rasullerim! İnsanları (küfür, şirk ve günah işleyenleri) cehennem azabıyla korkutun! Onlara, ibadete sadece benim layık olduğumu ve yalnız benden korkmalarını (emirlerimi yerine getirip yasaklarımdan uzak durmalarını) söyleyin!”— Z. El-Kudsi
16:2
3
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٣
Halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), teâlâ âmmâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Allah, gökleri ve yeri (hikmetsiz değil) hak ile (kulları O’nun birliğini, kudretinin azametini ve yalnız O’na ibadet etmeleri gerektiğini anlasınlar ve ibret alsınlar diye) örneksiz yaratmıştır. Bilin ki Allah, müşriklerin ortak koşmalarından (ve bütün noksan sıfatlardan) münezzeh ve yücedir.— Z. El-Kudsi
16:3
4
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ٤
Halakal insâne min nutfetin fe izâ huve hasîmun mubin(mubînun).
Allah, insanı (Âdem’in zürriyetini, erkeğin kadının rahmine akıttığı) bir nutfeden (meni içindeki spermden) yaratmıştır. Sonra (o nutfenin çoğalıp gelişmesiyle meydana gelen) insan, apaçık bâtıl olan hüccetle hakka karşı hasım kesilip cedelleşir.— Z. El-Kudsi
16:4
5
وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ ٥
Vel en’âme halakahâ, lekum fîhâ dif’un ve menâfiu ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Ey insanlar! Allah, enamları (deve, sığır, keçi ve koyunları) da sizin faydanız için yaratmıştır. Onları (yünlerini, kıllarını ve derilerini) kullanarak ısınırsınız, onlarda (binme, yük taşıma, ticaret yapma gibi) sizin için birçok fayda vardır ve onların etlerinden de yersiniz.— Z. El-Kudsi
16:5
6
وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَۖ ٦
Ve lekum fîhâ cemâlun hîne turîhûne ve hîne tesrehûn(tesrehûne).
Ve ayrıca bu enamlarda (deve, sığır, keçi ve koyunlarda), akşamladığınızda (otlaktan döndüğünüzde) ve sabahladığınızda (otlağa giderken) sizin için (hoşunuza giden) güzellikler (süsler) vardır.— Z. El-Kudsi
16:6
7
وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ ٧
Ve tahmilu eskâlekum ilâ beledin lem tekûnû bâlıgîhi illâ bi şıkkıl enfus(enfusi), inne rabbekum le raûfun rahîm(rahîmun).
Ve (sizin için yarattığım) bu enʿamlar ağır yüklerinizi, ancak çok büyük zorluklarla ulaşabileceğiniz uzak beldelere taşırlar. Muhakkak ki Rabbiniz (رَءُوف) Raûf’tur, (رَحِـيـم) Raḥîm’dir. (رَءُوف) Raûf: Kullarının iyiliğini gözeten, faydalanacakları nimetler veren, işlerinde onlara yardım edip kolaylaştırandır. (رَحِـيـم) Raḥîm: Kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir.— Z. El-Kudsi
16:7
8
وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٨
Vel hayle vel bigâle vel hamîre li terkebûhâ ve zîneh(zîneten), ve yahluku mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve Allah; üzerlerine binmeniz (yüklerinizi taşımanız) ve size bir süs olması için atlar, katırlar, eşekler yarattı ve bilmediğiniz nice şeyler de yaratmaktadır.— Z. El-Kudsi
16:8
9
وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ٩
Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ey insanlar! Bilin ki hak yolu (tevhid yolunu) beyan etmek ve ona muvaffak kılmak Allah’a aittir. Bu yoldan başka, haktan uzaklaştıran sapık (küfür ve şirk olan) yollar da vardır (tevhide ulaştırmayan her yol ise eğri ve sapıktır). Eğer Allah dileseydi muhakkak ki hepinizi doğru yola muvaffak kılarak hidayete ulaştırırdı (fakat hikmeti ve adaleti gereği böyle dilememiştir).— Z. El-Kudsi
16:9
10
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ ٠١
Huvellezî enzele mines semâi mâen lekum minhu şarâbun ve minhu şecerun fîhi tusîmûn(tusîmûne).
Ey insanlar! (Size daha önce bildirilen ve bildirilmeyen nice nimetler ihsan eden) Allah, sizin için gökten (bulutlardan) su indirendir. İndirdiği bu sudan hem siz içersiniz hem de hayvanlarınız içer ve onunla, hayvanlarınızı otlattığınız her türlü bitkiyi de bitirir.— Z. El-Kudsi
16:10
11
يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخ۪يلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١١
Yunbitu lekum bihiz zer’a vez zeytûne ven nahîle vel a’nâbe ve min kullis semerât(semereti), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
O, (buluttan indirdiği) bu suyla sizin yiyeceğiniz olan ekinler, zeytinler, hurma ağaçları, üzümler ve bütün ürünlerden bitirir. Muhakkak ki bunlarda düşünüp ibret alanlar için (Allah’ın tevhidine, muazzam kudretine ve sadece O’na ibadet edilmesi gerektiğine dair) deliller vardır.— Z. El-Kudsi
16:11
12
وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ ٢١
Ve sehhara lekumul leyle ven nehâre veş şemse vel kamer(kamere), ven nucûmu musahharâtun bi emrih(emrihî), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve Allah, (bir nimet olarak) geceyi, gündüzü, Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları sizin menfaatinize uygun kılıp boyun eğdirdi ve bunların hepsi Allah’ın emriyle boyun eğmiştir. Muhakkak ki bütün bunlarda, aklını kullanan kavim için (Allah’ın tevhidine, muazzam kudretine ve sadece O’na ibadet etmek gerektiğine dair) ibretler ve deliller vardır.— Z. El-Kudsi
16:12
13
وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ ٣١
Ve mâ zerae lekum fîl ardı muhtelifen elvânuh(elvânuhu), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Aynı şekilde Allah, yeryüzünde çeşitli renklerde yarattığı şeyleri de (hayvanları, bitkileri, madenleri ve ne varsa hepsini) faydalanmanız için size boyun eğdirmiştir. Muhakkak ki bütün bunlarda, öğütten istifade edip ibret alan kavim için (Allah’ın tevhidine, muazzam kudretine ve sadece O’na ibadet etmek gerektiğine dair) ibretler ve deliller vardır.— Z. El-Kudsi
16:13
14
وَهُوَ الَّذ۪ي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٤١
Ve huvellezî sehharel bahre li te’kulû minhu lahmen tariyyen ve testahricû minhu hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke mevâhira fîhi ve li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
(Avlanıp) Yumuşak et yemeniz ve içinden süs eşyaları çıkarıp takınmanız için denizi (ve nehri) menfaatinize boyun eğdiren de O’dur. Ve Allah’ın nimetlerini elde etmek (ticaret yapmak) için bindiğiniz gemilerin, denizi yara yara ses çıkararak gittiğini de görürsün. Olur ki Allah’ın verdiği bu ve diğer tüm nimetlerden dolayı (emirlerine itaat edip yasaklarından uzak durarak ve yalnız O’na ibadet edip hiçbir şeyi şirk koşmayarak) şükredersiniz.— Z. El-Kudsi
16:14
15
وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَاَنْهَاراً وَسُبُلاً لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ ٥١
Ve elkâ fîl ardı revâsiye en temîde bikum ve enhâren ve subulen leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve Allah, yeryüzü sallanıp da sizi sarsmasın diye oraya (kökü derinde sabit olan) sağlam dağlar yerleştirdi, (hem siz hem de hayvanlarınız suyundan içesiniz ve bitkilerinizi sulayasınız diye) yerde nehirler akıttı ve (istediğiniz yere) rahat bir şekilde gidebilesiniz diye orada yollar açtı.— Z. El-Kudsi
16:15
16
وَعَلَامَاتٍۜ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ ٦١
Ve alâmât(alâmatin), ve bin necmi hum yehtedûn(yehtedûne).
O, insanlar (gündüz) yolunu rahat bulabilsinler diye birçok yol alameti var etti, ayrıca geceleyin bir yol rehberi olarak da yıldızları kullanırlar.— Z. El-Kudsi
16:16
17
اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٧١
E fe men yahluku ke men lâ yahluk(yahluku), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Ey müşrikler! (Zikrettiğimiz ve zikretmediğimiz nice şeyleri) Yaratan ile hiçbir şey yaratmayan (üstelik kendisi yaratılmış olan) hiç eşit olur mu?! Düşünüp de ibret almaz mısınız?! (Aklınızı kullanıp insaflı davransaydınız yalnız O’na ibadet eder, hiç şirk koşmazdınız.)— Z. El-Kudsi
16:17
18
وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ٨١
Ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ, innallâhe le gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ey insanlar! Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onları asla sayamazsınız. Muhakkak ki Allah (غَـفُـور) Ğafûr’dur, (رَحِـيـم) Raḥîm’dir. (غَـفُـور) Ğafûr: Ğaflet içinde olup da nimetlerine şükretmeyen kullarını hemen cezalandırmayan, küfründen dönüp ihlasla tevbe eden ve bozduklarını düzeltip emirlerine itaat eden kullarının suçlarını kıyamet gününde örtüp onlara azap etmeyendir. (رَحِـيـم) Raḥîm: Nimetlerine şükretmeyip küfür, şirk ve günah işledikleri hâlde kullarına verdiği nimetleri kesmeyen, onlara kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir.— Z. El-Kudsi
16:18
19
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ٩١
Vallâhu ya’lemu mâ tusirrûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne).
Biliniz ki Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da (en ince teferruatına kadar) bilir (ve ahiret gününde hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
16:19
20
وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ ٠٢
Vellezîne yed’ûne min dûnillâhi lâ yahlukûne şey’en ve hum yuhlekûn(yuhlekûne).
O müşriklerin Allah’tan başka taptıkları şeyler (az da olsa) hiçbir şey yaratamazlar. Bilakis onlar da yaratılmışlardır. (Böyleyken nasıl ilah olabilirler?!)— Z. El-Kudsi
16:20
21
اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟ ١٢
Emvâtun gayru ahyâ’(ahyâin), ve mâ yeş’urûne eyyâne yub’asûn(yub’asûne).
Ey müşrikler! Allah’tan başka ibadet ettiğiniz o putlar ölüdür, canlı değildir (canı yoktur ya da mutlaka ölecektir). Ayrıca ne kendilerinin ne de kendilerine ibadet edenlerin ne zaman diriltileceklerini asla bilemezler.— Z. El-Kudsi
16:21
22
اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ ٢٢
İlâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fellezîne lâ yu’minûne bil âhirati kulûbuhum munkiretun ve hum mustekbirûn(mustekbirûne).
Ey insanlar! Biliniz ki hak ilahınız tektir (hiç ortağı olmayan Allah’tır). Ahirete (öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceklerine) inanmayanlara gelince; onların kalpleri, (Allah’ın birliğini ve diriltilip) hesaba çekileceklerini inkâr eder ve bu sebeple hakka karşı kibirlenirler (boyun eğmezler).— Z. El-Kudsi
16:22
23
لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ ٣٢
Lâ cereme ennallâhe ya’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne), innehu lâ yuhıbbul mustekbirîn(mustekbirîne).
Şüpheniz olmasın ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da en ince teferruatıyla bilir (ve buna göre hesap soracaktır). Muhakkak ki O, kendisine ibadet etmeyi ve her konuda boyun eğmeyi reddederek kibirlenenleri sevmez.— Z. El-Kudsi
16:23
24
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۙ قَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ٤٢
Ve izâ kîle lehum mâ zâ enzele rabbukum kâlû esâtîrul evvelîn(evvelîne).
(Allah’ın birliğine, ahiret gününe ve hesaba iman etmeyen) O müşriklere, “Rabbiniz, (Muhammed’e) ne indirdi?” diye sorulduğunda “Rabbimiz (ona) hiçbir şey indirmedi. Muhammed’in getirdiği, önceki kavimlerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.” derler.— Z. El-Kudsi
16:24
25
لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟ ٥٢
Liyahmilû evzârehum kâmileten yevmel kıyâmeti ve min evzârillezîne yudıllûnehum bi gayri ilm(ilmin), e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).
O müşrikler böyle yapmakla, kıyamet gününde hem kendi günahlarını tam olarak hem de kendilerine ilimsiz, körü körüne tâbi olmaları sebebiyle (İslam’dan) saptırdıkları kişilerin günahlarının bir kısmını yüklenip taşıyacaklardır. Onların yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!— Z. El-Kudsi
16:25
26
قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٦٢
Kad mekerellezîne min kablihim fe etallâhu bunyânehum minel kavâıdi fe harre aleyhimus sakfu min fevkıhim ve etâhumul azâbu min haysu lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Bu kâfirlerden önceki kâfirler, rasullerine tuzak ve hileler hazırlayıp eziyet ettikleri için (ceza olarak) Allah evlerini temellerinden söktü de evlerinin tavanı üzerlerine çöküverdi ve azap onlara hiç hissetmedikleri bir anda, ummadıkları bir yerden geldi.— Z. El-Kudsi
16:26
27
ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ ٧٢
Summe yevmel kıyâmeti yuhzîhim ve yekûlu eyne şurekâiyellezîne kuntum tuşâkkûne fîhim, kâlellezîne ûtul ilme innel hızyel yevme ves sûe alel kâfirîn(kâfirîne).
Sonra Allah, onları kıyamet gününde azapla alçaltıp zelil eder ve onlara şöyle der: “Dünyada iken bana isnat ettiğiniz ve kendilerini yüceltmek için nebilerime ve mu’minlere düşmanlık ettiğiniz o ortaklarım (!) hani nerede?!” İlim verilenler de (o gün) şöyle derler: “Muhakkak ki bugün alçaklık, zillet ve şiddetli azap kâfirlerin üzerinedir.”— Z. El-Kudsi
16:27
28
اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨٢
Ellezîne teteveffâhumul melâiketu zâlimî enfusihim fe elkavus seleme mâ kunnâ na’melu min sû’(sûin), belâ innallâhe alîmun bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Kâfirler, (küfür, şirk ve günah işleyerek) nefislerine zulmettikleri sırada ölüm melekleri canlarını alırken (inkârın kendilerine fayda verebileceğini zannedip) “Biz, dünyada hiçbir kötülük yapmıyorduk.” diyerek ölüme teslim olurlar. Bunun üzerine onlara şöyle denir: “Hayır! Siz, yalan söylüyorsunuz (hak size apaçık geldiği hâlde küfür, şirk ve günah üzerinde ısrar ettiniz). Muhakkak ki Allah, dünyada yaptıklarınızı en ince teferruatına kadar bilir (ve yaptıklarınızın hesabını soracaktır).”— Z. El-Kudsi
16:28
29
فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ٩٢
Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
Ve (kendi nefislerine zulmeden) o kâfirlere şöyle denir: “(İşlediğiniz kötü amellerin derecesine göre) Cehennem tabakalarının kapılarından girin, orada ebedî olarak kalacaksınız! (Dünyada iken Allah’a ve rasulüne karşı) Kibirlenenlerin kalacağı yer, gerçekten de ne kötü bir yerdir!”— Z. El-Kudsi
16:29
30
وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْراًۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ ٠٣
Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne).
Takva sahiplerine de (Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranlara) “Rabbiniz, (Muhammed’e) ne indirdi?” diye sorulur. Onlar, “(Ona) Muazzam bir hayır (Kur’ân’ı) indirdi.” derler. Muhakkak ki ihsan edenlere (Allah’ın haklarını en güzel şekilde sadece Allah’a veren ve emrettiği şekilde kulların haklarını da verenlere) bu dünyada mükâfaat (bol rızık, düşmanlara karşı zafer, mutmainlik ve kanaatkârlık) vardır. Onlar için ahiret yurdu ise bundan daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin kalacağı yer, gerçekten de ne güzel bir yerdir!— Z. El-Kudsi
16:30
Yükleniyor...
Nahl
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle