Rum 60 Ayet Mekke · الروم
30

Rum

Romalılar · Mekke
30
Romalılar · Mekke
الروم
60
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif, lâm, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
30:1
2
غُلِبَتِ الرُّومُۙ ٢
Gulibetir rûm(rûmu).
Rumlar, (Farisiler tarafından) yenildi.— Z. El-Kudsi
30:2
3
ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ ٣
Fî ednel ardı ve hum min ba’di galebihim se yaglibûn(yaglibûne).
Rumlar, (Şam diyarında Farisilere) en yakın topraklarda yenildiler ve bu yenilgiden sonra (Farisilere karşı) muzaffer olacaklardır.— Z. El-Kudsi
30:3
4
ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ ٤
Fî bıd’ı sinîn(sinîne), lillâhil emru min kablu ve min ba’d(ba’du), ve yevme izin yefrahul mu’minûn(mu’minûne).
Hezimetten sonra üç ila on sene içinde muhakkak Rumlar (Farisilere) muzaffer olacaktır. Biliniz ki Rumlar, muzaffer olmadan önce de muzaffer olduktan sonra da (olan ve olacak olan) her şey Allah’ın elindedir (O’nun dilemesiyledir). Ve (Rumların Farisileri yendiği) o gün mu’minler sevinçli olacaktır.— Z. El-Kudsi
30:4
5
بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ ٥
Bi nasrillâh(nasrillâhi), yansuru men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzur rahîm(rahîmu).
O gün mu’minler Allah’ın verdiği zaferle sevinçli olacaktır. Bilin ki Allah, dilediğini muzaffer kılar. Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (dilediğini muzaffer kılan, her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, azabı şiddetli olan ve dilediğini yapmaktan engellenemeyendir), (ٱلـرَّحِـيـم) er-Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, ihlasla tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).— Z. El-Kudsi
30:5
6
وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٦
Va’dallâh(va’dallâhi), lâ yuhlifullâhu va’dehu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
İşte bu zafer, Allah’ın vâdidir. Bilin ki Allah verdiği vâdi mutlaka yerine getirir. Fakat insanların çoğu (Müslüman olmadığı için) bu gerçeği anlamaz.— Z. El-Kudsi
30:6
7
يَعْلَمُونَ ظَاهِراً مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ ٧
Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, ve hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).
İnsanların çoğu (gerçek iman, şeri hükümler ve gerçek hayat nedir bilmez), ancak dünya hayatının görünen yüzünü (nasıl mal, makam ve refah sahibi olacağını) bilir, gerçek hayat olan ahiret hayatı hakkında ise ğafildir (onu önemsemeyip ihmal etmiştir).— Z. El-Kudsi
30:7
8
اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ ٨
E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
(Kendilerine gelen hakkı bile bile reddeden) O müşrikler, kendi yaratılışlarına ibretle bakıp düşünmediler mi?! Eğer düşünselerdi Allah’ın gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri (boşu boşuna ve eğlence olarak değil) ancak hak ile (birliği, muazzam kudreti, mükemmel hikmeti ve yalnız O’na ibadet edilmesi gerektiği anlaşılsın diye) yarattığını ve bu hayatın (imtihan olduğunu, asla kalıcı olmadığını, bilakis) tayin edilmiş bir müddeti olduğunu anlarlardı. Fakat insanların çoğu, öldükten sonra (kıyamet gününde hesap için) Rabbine döneceğini inkâr etmektedir (bu sebeple ahiret günü için hazırlık yapmamaktadır).— Z. El-Kudsi
30:8
9
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ ٩
E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, kânû eşedde minhum kuvveten, ve esârûl arda ve amerûhâ eksera mimmâ amerûhâ ve câethum rusuluhum bil beyyinât(beyyinâti), fe mâ kânallâhu li yazlimehum ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Rasulümüzü ve getirdiği kitabı yalanlayan o müşrikler, yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce nebileri yalanlayanların kötü akıbetini görmediler mi?! Hâlbuki daha önce helak edilenler, bu müşriklerden daha güçlü idiler, yeri (ekmek ve üzerinde bina yapmak için) kazıp altüst etmişlerdi, yeryüzünü bunlardan daha çok imar etmişlerdi ve onlara da rasulleri (hakkı ve bâtılı anlatan) apaçık delillerle gelmişti (ancak küfür ve şirklerinde ısrar edince Allah onları cezalandırdı). Allah, yaptıklarından dolayı cezalandırmakla asla onlara zulmetmiş değildir. Fakat onlar (açık deliller geldikten sonra şirk, rasulü yalanlama ve hakka karşı gelme gibi cezayı gerektiren kötü ameller yaparak) kendi nefislerine zulmettiler.— Z. El-Kudsi
30:9
10
ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٠١
Summe kâne âkıbetellezîne esâus sûâ en kezzebû bi âyâtillâhi ve kânû bihâ yestehziûn(yestehziûne).
Sonra, şirk işleyen ve Allah’ın emirlerine karşı gelen müşriklerin akıbeti çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah’ın ayetlerini yalanlıyor ve onları alaya alıyorlardı.— Z. El-Kudsi
30:10
11
اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١١
Allâhu yebdeul halka summe yuîduhu summe ileyhi turceûn(turceûne).
Allah, yaratmaya örneksiz başlamıştır. Sonra yarattığını yok eder, sonra tekrar iade eder. Sonra (dünyada yaptıklarınızdan dolayı kıyamet gününde hesap için) sadece O’na döneceksiniz.— Z. El-Kudsi
30:11
12
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ ٢١
Ve yevme tekûmus sâatu yublisul mucrimûn(mucrimûne).
Ve kıyamet koptuğu gün mücrimler (şirk, zulüm ve günahlarına bir mazeret bulamayacakları için kesin olarak cehenneme gireceklerini anlayıp) Allah’ın rahmetinden ümitlerini keseceklerdir.— Z. El-Kudsi
30:12
13
وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كَافِر۪ينَ ٣١
Ve lem yekun lehum min şurekâihim şufeâû ve kânû bi şurekâihim kâfirîn(kâfirîne).
İşte o gün, dünyada Allah’tan başka ibadet ettikleri ortakları onları azaptan kurtarmak için hiçbir şekilde şefaatçi olamayacaktır. Zaten o gün onlar, dünyada Allah’tan başka ibadet ettiklerini reddedeceklerdir.— Z. El-Kudsi
30:13
14
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ ٤١
Ve yevme tekûmus sâatu yevmeizin yeteferrakûn(yeteferrakûne).
Ve kıyamet koptuğunda, işte o gün insanlar dünyada yaptıkları amellere göre birbirinden ayrılacaktır (bazıları cennette en yüksek mertebede, bazıları ise cehennemin en dibinde olacaktır).— Z. El-Kudsi
30:14
15
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ ٥١
Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe hum fî ravdatin yuhberun(yuhberune).
Gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; işte onlar cennette (eksilmeyen ve bitmeyen nimetlerden dolayı) daimî sevinç ve mutluluk içinde olacaklardır.— Z. El-Kudsi
30:15
16
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓائِ الْاٰخِرَةِ فَاُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ٦١
Ve emmellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhıreti fe ulâike fîl azâbi muhdarûn(muhdarûne).
Ve tevhidimi inkâr edip rasullerime indirdiğim ayetlerimi, ahiret gününde dirilişi ve hesabı yalanlayanlara gelince; işte onlar, ahirette azap için getirilecek olanlardır ve orada temelli kalacaklardır.— Z. El-Kudsi
30:16
17
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ ٧١
Fe subhânallâhi hîne tumsûne ve hîne tusbıhûn(tusbıhûne).
Akşam vakti girdiğinde (akşam ve yatsı namazları vaktinde) ve sabah vakti girdiğinde (sabah namazı vaktinde) Allah’ı tesbih edin (sadece Allah’a ibadet edin, O’nu her türlü noksan sıfattan ve ortaklardan tenzih edip yüceltin)!— Z. El-Kudsi
30:17
18
وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِياًّ وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ ٨١
Ve lehul hamdu fîs semâvâti vel ardı ve aşiyyen ve hîne tuzhırûn(tuzhırûne).
Göklerde de yerde de hamd,* sadece O’na aittir. O’nu gündüzün sonunda (ikindi namazı vaktinde) ve öğlende (öğle namazı vaktinde) de tesbih edin! [ Not: Hamd; Allahu Teâlâ’yı mükemmel sıfatlarından dolayı övüp şükretmek, layık olduğu şekilde yücelterek her şeyden çok sevmektir. ]— Z. El-Kudsi
30:18
19
يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟ ٩١
Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve yuhyil arda ba’de mevtihâ, ve kezâlike tuhrecûn(tuhrecûne).
O (Allah), ölüden diriyi çıkarır (kâfirden mu’mini, tohumdan bitkiyi, meniden insanı çıkardığı gibi), diriden de ölüyü çıkarır (mu’minden kâfiri, bitkiden tohumu, insandan da meniyi çıkardığı gibi) ve yeryüzünü, öldükten (kuruduktan) sonra tekrar (bitkiler bitirerek) canlandırır. İşte (kuruduktan sonra nasıl yer canlandırılarak bitkiler çıkarılıyorsa) siz de (öldükten sonra öyle) canlandırılıp (hesap için) kabirlerinizden çıkartılacaksınız.— Z. El-Kudsi
30:19
20
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ ٠٢
Ve min âyâtihî en halakakum min turâbin summe izâ entum beşerun tenteşirûn(tenteşirûne).
Ey insanlar! Biliniz ki Allah’ın (varlığına, birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) delillerinden biri de sizi (babanız Âdem’i) topraktan yaratmasıdır. Sonra siz, yeryüzünün her tarafına yayılan insanlar oluverdiniz.— Z. El-Kudsi
30:20
21
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١٢
Ve min âyâtihî en halaka lekum min enfusikum ezvâcen li teskunû ileyhâ ve ceale beynekum meveddeten ve rahmeh(rahmeten), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve O’nun (varlığına, birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) delillerinden biri de size, yanınızda olduğunda rahatlayıp sükûnet bulacağınız kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda hem sevgi hem de merhamet bağı kılmasıdır. İşte bunda, aklını kullanıp gerçek manada düşünenler için (Allah’ın birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) çok açık deliller vardır.— Z. El-Kudsi
30:21
22
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ ٢٢
Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı vahtilâfu elsinetikum ve elvânikum, inne fî zâlike le âyâtin lil âlimîn(âlimîne).
Ve O’nun (varlığına, birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik değişik olmasıdır. Muhakkak ki zikredilen bu delillerde, ilim ve basiret sahipleri için (Allah’ın birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) çok açık deliller vardır.— Z. El-Kudsi
30:22
23
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُ۬كُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ ٣٢
Ve min âyâtihî menâmukum bil leyli ven nehâri vebtigâukum min fadlih(fadlihi), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yesmeûn(yesmeûne).
Ve O’nun (varlığına, birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) delillerinden biri de (yorgunluğunuzu gidermek için) geceleyin ve gündüzün uyumanız ve Rabbinizin vereceği rızkı elde etmek için çabalamanızdır. Muhakkak ki zikredilen bu delillerde, işittiğini anlayıp ibret alanlar için (Allah’ın birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) çok açık deliller vardır.— Z. El-Kudsi
30:23
24
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْـي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٤٢
Ve min âyâtihî yurîkumul berka havfen ve tamaan, ve yunezzilu mines semâi mâen fe yuhyî bihil arda ba’de mevtihâ, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve O’nun (varlığına, birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) delillerinden biri de size şimşeği göstermesidir ki korku (başınıza inme korkusu) ile ümit (yağmur yağacağı ümidi) arasında olasınız. Yine O’nun delillerinden biri de gökten su indirip onunla, öldükten (kuruduktan) sonra yeryüzünü (tekrar bitkiler bitirerek) canlandırmasıdır. Muhakkak ki zikredilen bu delillerde, aklını doğru kullanıp ibret alanlar için (Allah’ın birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) çok açık deliller vardır.— Z. El-Kudsi
30:24
25
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ ٥٢
Ve min âyâtihî en tekûmes semâu vel ardu bi emrih(emrihî), summe izâ deâkum da’veten minel ardı izâ entum tahrucûn(tahrucûne).
Ve O’nun (varlığına, birliğine ve muazzam kudretine delalet eden) delillerinden biri de emriyle göğün ve yerin, tayin ettiği zamana kadar yok olmadan durmasıdır. Sonra görevli melek (İsrafil sûra üfürüp) sizi topraktan çağırdığında hepiniz (hesap için kabirlerinizden) çıkıverirsiniz.— Z. El-Kudsi
30:25
26
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ ٦٢
Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).
Ve biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi sadece Allah’ındır, hepsi O’na boyun eğmiştir.— Z. El-Kudsi
30:26
27
وَهُوَ الَّذ۪ي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ٧٢
Ve huvellezî yebdeul halka summe yuîduhu, ve huve ehvenu aleyh(aleyhi), ve lehul meselul a’lâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ve (bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan) Allah, mahlukatı örneksiz yaratan ve ölümlerinden sonra onları diriltendir. Öldükten sonra diriltmek, elbette ilk defa yaratmaktan kolaydır* (muhakkak ki Allah’a ikisi de kolaydır). Göklerde ve yerde en yüce misaller (en yüce ve en mükemmel vasıflar) O’na aittir. Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran ve dilediğini yapmaktan engellenemeyendir), (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır). [ Not: Allahu Teâlâ için “Bu daha kolaydır yani diğerinden daha kolaydır.” denilmez çünkü Allahu Teâlâ için hiçbir şey zor değildir, O’nu hiçbir şey âciz kılmaz. Allahu Teâlâ için “Bu iş zordur, bu iş kolaydır; bu iş daha zordur, bu iş daha kolaydır.” diye sözler kullanılmaz. Bunlar ancak yaratılanlar hakkında ya da insanların meseleyi daha iyi anlaması ve ne kadar çelişkide olduklarını anlatmak için onlara hücceti ikame etmede kullanılır. Yoksa Allahu Teâlâ hakkında bu asla söz konusu olamaz. Kulların sıfatlarına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya sıfat vermek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Allahu Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde yarattıklarına benzemez. Bu, eş-Şûrâ: 11 ayetinde sabittir. ]— Z. El-Kudsi
30:27
28
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلاً مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ ف۪ي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخ۪يفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٨٢
: Darabe lekum meselen min enfusikum, hel lekum min mâ meleket eymânukum min şurekâe fî mâ rezaknâkum fe entum fîhi sevâun tehâfûnehum ke hîfetikum enfusekum, kezâlike nufassılul âyâti li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Ey müşrikler! Allah, (hiçbir konuda, hiçbir ortağı olmadığını anlamanız için) size kendi nefislerinizden misal vermektedir. Size rızık olarak verdiğimiz mallarda kölelerinizin size eşit bir şekilde ortak olmasını ister misiniz? Öyle ki gerçek ortaklarınız mallarınızın yarısını alabilir diye çekindiğiniz gibi kölelerinizin de mallarınızın yarısını almasından çekinirsiniz. (Kölelerinizin böyle bir hak sahibi olmasını ister misiniz?! Elbette bunu kimse istemez. Her şeyin sahibinin Allah olduğunu bildiğiniz hâlde nasıl O’na ortaklar nispet edersiniz?!) İşte, ayetleri böyle değişik ve açık misaller vererek açıklıyoruz ki akıl sahipleri ibret alsınlar (çünkü bunlardan sadece onlar ibret alıp faydalanır).— Z. El-Kudsi
30:28
29
بَلِ اتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْد۪ي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٩٢
Belittebeallezîne zalemû ehvâehum bi gayri ilm(ilmin), fe men yehdî men edallallâh(edallallâhu), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
(Müşriklerin küfür ve şirke sapmalarının sebebi, tevhidin delillerini güzel ve net bir şekilde beyan eden birinin olmaması ya da bu delillerin hakkı ispat etmekte yetersiz kalması değildir.) Muhakkak ki (küfür ve şirk işleyerek nefislerine) zulmedenlerin sapmalarının sebebi, hiçbir delile dayanmadan heva ve heveslerine tâbi olmalarıdır (atalarını körü körüne taklit etmeleridir). Bilin ki (hak etmediği için) Allah’ın hidayete muvaffak kılmadığı kimseyi hiç kimse hidayete muvaffak kılamaz. Ve onların (kendilerinden Allah’ın azabını defedecek) hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.— Z. El-Kudsi
30:29
30
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۜ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۗ ٠٣
Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ey rasulüm! (Sen ve sana tâbi olanlar) Allah’ın tevhid dinine ihlasla (şirk koşmadan) sarılın! İşte bu; Allah’ın, bütün insanların fıtratını ona meyyal olarak yarattığı dindir. Allah’ın dinini (ona şirk karıştırarak) değiştirmeyin (Allah’ın dini, ne olursa olsun, asla şirki kabul etmez)! İşte (kendisinde hiçbir eğrilik bulunmayan) doğru din budur! Fakat insanların çoğu bunu bilmez (şirk koştukları hâlde Allah’ın dini üzere olduklarını zannederler).— Z. El-Kudsi
30:30
Yükleniyor...
Rum
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle