Zümer 75 Ayet Mekke · الزمر
39

Zümer

Yığınlar · Mekke
39
Yığınlar · Mekke
الزمر
75
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ١
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).
Bu kitap (Kur’ân), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıran) Allah tarafından indirilmiştir (başkasından değildir).— Z. El-Kudsi
39:1
2
اِنَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصاً لَهُ الدّ۪ينَۜ ٢
İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı fa’budillâhe muhlisan lehud dîn(dine).
Ey rasulüm! Muhakkak ki biz sana bu kitabı (Kur’ân’ı) hak ile (sadece hakkı ihtiva eden, bütün haberleri doğru ve verdiği hükümleri adaletli bir kitap olarak) indirdik. Öyleyse dini (mutlak itaati* ve bütün ibadetleri) kendisine has kılıp her türlü şirkten temizlenmiş olarak yalnız Allah’a ibadet et! [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]— Z. El-Kudsi
39:2
3
اَلَا لِلّٰهِ الدّ۪ينُ الْخَالِصُۜ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۢ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ف۪ي مَا هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ ٣
E lâ lillâhid dînul hâlis(hâlisu), vellezînettehazû min dûnihî evliyâ, mâ na’buduhum illâ li yukarribûnâ ilallâhi zulfâ, innallâhe yahkumu beynehum fî mâ hum fîhi yahtelifûn(yahtelifûne), innallâhe lâ yehdî men huve kâzibun keffâr(keffârun).
Biliniz ki Allah sadece şirkten tamamen arındırılmış halis dini kabul eder. Ve Allah’tan başka birtakım veliler edinip onlara ibadet edenler (bu ibadetlerini meşru göstermek için) şöyle derler: “Biz onlara; bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar, ihtiyaçlarımızı Allah’a ulaştırsınlar ve Allah katında bize şefaatçi olsunlar diye ibadet ediyoruz (gayemiz Allah’ın rızasını daha çok kazanmak ve O’nun katında yüksek mertebeye ulaşmaktır).” Bilinmelidir ki Allah, ihtilaf ettikleri tevhid ve Allah’ın razı olduğu ameller konusunda (kıyamet gününde) muvahhidler ile müşrikler arasında hüküm verecektir. Muhakkak ki Allah, kendisinin ortakları olduğunu iddia edip iftira atan yalancıları ve emirlerine karşı gelip küfür ve şirk işleyerek verdiği nimetleri inkâr eden kimseleri asla hidayete muvaffak kılmaz.— Z. El-Kudsi
39:3
4
لَوْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداً لَاصْطَفٰى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۙ سُبْحَانَهُۜ هُوَ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ٤
Lev erâdallâhu en yettehıze veleden lastafâ mimmâ yahluku mâ yeşâu subhâneh(subhânehu), huvallâhul vâhıdul kahhâr(kahhâru).
Allah, müşriklerin iddia ettikleri gibi çocuk edinmek isteseydi muhakkak ki yarattığı varlıklardan dilediği kimseyi seçip onu çocuğu mertebesinde kılardı. Allah, müşriklerin vasfettiği bütün noksan sıfatlardan, ortak koşmalarından ve çocuk edinmekten münezzeh ve yücedir. O; (ٱلۡـوَاحِـد) el-Vâḥid’dir (zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tektir), (ٱلۡـقَـهَّار) el-Kahhâr’dır (hiçbir şeyin aciz bırakamadığı, her şeyin kendisine boyun eğdiği ve her şeye kadir olan yüce zattır).— Z. El-Kudsi
39:4
5
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۚ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ اَلَا هُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ٥
Halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), yukevvirul leyle alen nehâri ve yukevvirun nehâre alel leyli ve sehhareş şemse vel kamer(kamere), kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), e lâ huvel azîzul gaffâr(gaffâru).
Allah, gökleri ve yeri hak ile (boşu boşuna, rastgele ve oyun olarak değil, mükemmel bir hikmetle) yaratmıştır. Geceyi gündüze sokar (geceyi kısaltıp gündüzü uzatır), gündüzü de geceye sokar (gündüzü kısaltıp geceyi uzatır). Güneş’i ve Ay’ı da (kullarının menfaatine olacak şekilde) hükmüne boyun eğdirmiştir. Güneş ve Ay’ın her biri, (Allah’ın ilminde) tayin edilmiş zamana kadar (yörüngesinde düzgün bir şekilde) hareket eder. Bilinmelidir ki O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (ٱلۡـغَـفَّـٰر) el-Ğaffâr’dır (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını çokça affedendir).— Z. El-Kudsi
39:5
6
خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۜ يَخْلُقُكُمْ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ خَلْقاً مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ ف۪ي ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ ٦
Halakakum min nefsin vâhıdetin summe ceale minhâ zevcehâ ve enzele lekum minel en’âmi semâniyete ezvâc(ezvâcin), yahlukukum fî butûni ummehâtikum halkan min ba’di halkın fî zulumâtin selâs(selâsin), zâlikumullâhu rabbukum lehul mulk(mulku), lâ ilâhe illâ huve, fe ennâ tusrafûn(tusrafûne).
Ey insanlar! Rabbiniz sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yarattı. Sonra da ondan zevcesini (Havva’yı) yarattı ve sizin için enamdan (deve, sığır, koyun ve keçilerden erkek ve dişi) sekiz çift var etti. Sizi de annelerinizin karınlarında, üç kat karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bütün bunları yaratan, rabbiniz Allah’tır. Mülk, sadece O’nundur. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Durum böyleyken nasıl olur da haktan saparsınız (O’ndan başka varlıklara ibadet edersiniz)?!— Z. El-Kudsi
39:6
7
اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ وَلَا يَرْضٰى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَۚ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ۬ لَكُمْۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٧
İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufr(kufra), ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Ey insanlar! Eğer (Allah’ın varlığını, birliğini ve nimetlerini) inkâr ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir (O’na ne imanınız bir fayda verir ne de inkârınız bir zarar verir, bilakis imanınızın faydası da küfrünüzün zararı da sizedir). Ve Allah’ın, kullarının küfre girmesine rızası yoktur (çünkü O, münkeri ve fahşayı emretmez). Ve eğer Allah’ın verdiği nimetlerden dolayı O’na şükrederseniz (yalnız O’na ibadet eder ve hiçbir şeyi şirk koşmazsanız) bu amelinizden razı olur (ve buna karşılık mükâfaat verir). Ve bilin ki her nefis, kendi yaptığından sorumludur, hiç kimseye başkasının günahı yüklenmez. Sonra (kıyamet gününde) yegâne rabbiniz olan Allah’a döneceksiniz ve O, (dünyada) işlediğiniz amelleri size haber verecektir (ve buna göre karşılık verecektir). Muhakkak ki O, kulların kalbindeki (iman ve küfür dâhil) her şeyi en ince teferruatına kadar bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir).— Z. El-Kudsi
39:7
8
وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُن۪يباً اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُٓوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَاداً لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَل۪يلاًۗ اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ ٨
Ve izâ messel insâne durrun deâ rabbehu munîben ileyhi summe izâ havvelehu ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kablu ve ceale lillâhi endâden li yudılle an sebîlih(sebîlihi), kul temetta’ bi kufrike kalîlen inneke min ashâbin nâr(nâri).
(Kâfir olan) İnsan, kendisine (hastalık, korku veya mal kaybı gibi) bir musibet isabet ettiğinde (bu musibeti kaldırması için) Rabbine yalvara yakara dua eder. Sonra Allah bu musibeti kaldırıp yerine katından bir nimet verdiğinde daha önce Allah’a yalvardığını unutur ve insanları doğru yoldan saptırmak için O’na eşler koşar. Ey rasulüm! Böyle kâfirlere şöyle de: “Küfrünle az bir süre eğlenedur! Çünkü sen, muhakkak cehennem ehlindensin.”— Z. El-Kudsi
39:8
9
اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِداً وَقَٓائِماً يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّه۪ۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذ۪ينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ۟ ٩
Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi).
Gecenin herhangi bir vaktini secde ve kıyamla geçirerek Allah’a ibadet eden, ahiret azabından korkan ve Rabbinin rahmetini uman mı daha hayırlıdır yoksa (sıkıntı anında sadece Allah’a dua edip ferahlıkta O’na şirk koşan) kâfir mi?! Ey rasulüm! Onlara de ki: “(Allah’ın kendilerine farz kıldığı şeyleri) Bilenler (ve yerine getirenler) ile (bunları) bilmeyenler hiç eşit olur mu?!” (Bu iki taife arasındaki farkı) Ancak selim akıl sahipleri düşünüp anlar.— Z. El-Kudsi
39:9
10
قُلْ يَا عِبَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَاَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةٌۜ اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٠١
Kul yâ ıbâdıllezîne âmenûttekû rabbekum, lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(hasenetun), ve ardullâhi vâsiah(vâsiatun) innemâ yuveffas sâbirûne ecrehum bi gayri hisâb(hisâbin).
Ey rasulüm! (Bana ve gönderdiğim rasullerime) İman eden kullarıma şöyle de: “Rabbinizden korkun (emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Biliniz ki bu dünyada iyilik yapanlara (hayatının her yönünde Allah’ın razı olduğu şekilde hareket edenlere) iyilik vardır (dünyada zafer, sağlık, helal ve bereketli rızık; ahirette ise cennet verilecektir). Ve (ey mu’minler, bulunduğunuz yerde tevhidi yaşama imkânı bulamazsanız hicret edin) Allah’ın arzı geniştir (hiçbir şirk koşmadan Allah’ın emirlerini yaşayabileceğiniz bir yer bulabilirsiniz). Muhakkak ki Allah, (kendi rızası için her türlü eziyete ve emirlerini yerine getirmeye) sabredenlere (kıyamet gününde) hesapsız, bolca mükâfaat verecektir.”— Z. El-Kudsi
39:10
11
قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصاً لَهُ الدّ۪ينَۙ ١١
Kul innî umirtu en a’budallâhe muhlisan lehud dîn(dîne).
Ey rasulüm! De ki: “Bana, dini (mutlak itaati* ve bütün ibadetleri) Allah’a has kılıp her türlü şirkten temizlenmiş olarak yalnız O’na ibadet etmem emrolundu.” [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]— Z. El-Kudsi
39:11
12
وَاُمِرْتُ لِاَنْ اَكُونَ اَوَّلَ الْمُسْلِم۪ينَ ٢١
Ve umirtu li en ekûne evvelel muslimîn(muslimîne).
“Ve Rabbim bana, bu ümmetin ilk Müslümanı (Allah’ın emrine teslim olup itaat edeni) olmamı emretti.”— Z. El-Kudsi
39:12
13
قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٣١
Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).
Ey rasulüm! De ki: “(Ben, Allah’tan başkasına ibadet etmem.) Muhakkak ki ben, Rabbimin emirlerine itaat etmediğimde muazzam günün (kıyamet gününün) azabına uğramaktan korkarım.”— Z. El-Kudsi
39:13
14
قُلِ اللّٰهَ اَعْبُدُ مُخْلِصاً لَهُ د۪ين۪يۙ ٤١
Kulillâhe a’budu muhlisan lehu dînî.
Ey rasulüm! Müşriklere de ki: “Ben dinimde ihlaslı bir şekilde sadece Allah’a ibadet ederim (Allah’ı zatında, sıfatlarında, fiillerinde birlerim; mutlak itaat hakkı* dâhil, O’na ait bütün hakları sadece O’na veririm, bunları hayatımın herhangi bir yönünde başkalarına vererek asla O’na şirk koşmam).” [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]— Z. El-Kudsi
39:14
15
فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِه۪ۜ قُلْ اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ ٥١
Fa’budû mâ şi’tum min dûnih(dûnihi), kul innel hâsirîne ellezîne hasirû enfusehum ve ehlîhim yevmel kıyâmeh(kıyâmeti) e lâ zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).
“Ve ey müşrikler! (Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemeyip O’na ait haklardan herhangi birini hayatınızın herhangi bir yönünde başka varlıklara vererek) Allah’tan başka dilediğiniz varlığa ibadet edin bakalım!” Ey rasulüm! Onlara de ki: “Biliniz ki kıyamet gününde (küfür ve şirk işlemeleri sebebiyle cehennemi hak ettikleri için) gerçekten kaybedenler, kendi nefislerini ve (cennette sahip olacakları hûruînleri ve muvahhid olan) sevdiklerini kaybedenlerdir. Gerçekten de apaçık kayıp budur!”— Z. El-Kudsi
39:15
16
لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌۜ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِه۪ عِبَادَهُۜ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ ٦١
Lehum min fevkıhim zulelun minen nâri ve min tahtihim zulel(zulelun), zâlike yuhavvifullâhu bihî ıbâdeh(ıbâdetu), yâ ıbâdi fettekûn(fettekûni).
Cehennemde o kâfirlerin üstünde gölgeler gibi ateşin alevleri vardır, altlarında da ateşin alevleri vardır. İşte, Allah kullarını bu azap ile korkutmaktadır. Ey kullarım! Benden korkun (emirlerimi yerine getirip yasaklarımdan uzak durun)!— Z. El-Kudsi
39:16
17
وَالَّذ۪ينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰىۚ فَبَشِّرْ عِبَادِۙ ٧١
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Tağuta (Allah’a ait herhangi bir sıfatı, fiili, hak ve yetkiyi kendisinde gören veya bunlar kendisine verildiğinde rıza gösterenlere) ibadet etmekten (sadece Allah’a ait olan bu hak ve yetkileri onlara vermekten) uzak duran ve (her türlü şirkten tevbe edip tam manasıyla) yalnız Allah’a yönelenlere (ölüm anında, kabirde ve kıyamet gününde cennete gireceklerine dair) müjde vardır. Ey rasulüm! Kullarıma (emirlerime itaat edip sana indirdiğim şeriatimi hayatlarının her alanında ihlasla uygulayanlara) bu müjdeyi ver!— Z. El-Kudsi
39:17
18
اَلَّذ۪ينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٨١
Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Müjdeyi hak eden kullarım öyle kimselerdir ki bir söz duyduklarında güzel olanı çirkinden ayırt ederler ve sözün en güzeline (Kur’ân’a ve ona uygun olana) tâbi olurlar. İşte bu sıfata sahip olanlar, Allah’ın hidayete muvaffak kıldığı kimselerdir ve onlar, selim akıl sahibi olanlardır.— Z. El-Kudsi
39:18
19
اَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِۜ اَفَاَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّارِۚ ٩١
E fe men hakka aleyhi kelimetul azâb(azâbi), e fe ente tunkızu men fîn nâr(nâri).
Ey rasulüm! (Küfür ve şirk üzere kalmakta ısrar ettiği için) Azabı hak eden kişiyi cehennemden sen kurtarabilir misin?! (Asla!)— Z. El-Kudsi
39:19
20
لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌۙ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ الْم۪يعَادَ ٠٢
Lâkinillezînettekav rabbehum lehum gurefun min fevkıhâ gurefun mebniyyetun tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), va’dallâh(va’dallâhi), lâ yuhlifullâhul mîâd(mîâde).
Fakat Rablerinden korkanlara (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranlara) gelince; işte onlar için altlarından ırmaklar akan, üst üste bina edilmiş yüksek köşkler vardır. Bu, Allah’ın onlara vâdidir; Allah vâdinden asla dönmez (mutlaka gerçekleşecektir).— Z. El-Kudsi
39:20
21
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَلَكَهُ يَنَاب۪يعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِه۪ زَرْعاً مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَـتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَاماًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ۟ ١٢
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen fe selekehu yenâbîa fîl ardı summe yuhricu bihî zer’an muhtelifen elvânuhu summe yehîcu fe terâhu musferran summe yec’aluhu hutâmâ(hutâmen), inne fî zâlike le zikrâ li ulîl elbâb(elbâbi).
Ey rasulüm! Allah’ın gökten su indirip onu yerdeki kaynaklara yerleştirdiğini, sonra onunla renkleri çeşit çeşit olan ekinler bitirdiğini görmedin mi (ve müşrik kavmin de görmedi mi)?! Sonra o renk renk ekinlerin kuruyup sarardığını görürsün. Sonra da onlar çer çöp hâline gelir. Muhakkak ki bunlarda akıl sahipleri için (ibret alacakları) öğütler vardır (çünkü bunlardan ancak onlar istifade eder).— Z. El-Kudsi
39:21
22
اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٢٢
E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah’ın, göğsünü (kalbini) İslam’a açtığı ve bu sebeple Rabbinden bir nur (hidayet, basiret, ilim) üzere olan (ve ona göre amel eden) kişi; hiç (küfür ve şirkleri sebebiyle) kalpleri Allah’ın zikrine (Kur’ân’a) karşı sertleşmiş kimseler gibi olur mu?! (Asla!) Kalpleri Allah’ın zikrine karşı sertleşenlerin (Kur’ân’ın öğütleri ve hükümleri kalplerine girmeyenlerin) vay hâline! İşte bunlar, apaçık sapıklık içindedirler!— Z. El-Kudsi
39:22
23
اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَاباً مُتَشَابِهاً مَثَانِيَۗ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ٣٢
Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, (rasulü Muhammed’e) en güzel sözü (Kur’ân’ı) indirdi. Onun ayetleri doğruluk, güzellik ve uyum bakımından birbirine benzer ve (kulların iyice anlayıp hataya düşmemesi için) uygun bir şekilde hükümleri tekrarlanmıştır. Bu Kur’ân öyle bir kitaptır ki Rablerinden korkan mu’minler onun vaîdlerini (tehditlerini) işittiklerinde derileri titrer. Sonra içindeki ümit veren vâdleri (müjdeleri) işittiklerinde derileri ve kalpleri yumuşar (sükûnet bulur). İşte bu Kur’ân; Allah’ın hidayetidir, Allah onunla dilediği kimseleri (hak edenleri) doğru yola muvaffak kılar. Ve biliniz ki Allah kimi hidayete muvaffak kılmayıp (hak ettiği için) saptırırsa artık onu hiç kimse doğru yola muvaffak kılamaz.— Z. El-Kudsi
39:23
24
اَفَمَنْ يَتَّق۪ي بِوَجْهِه۪ سُٓوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَق۪يلَ لِلظَّالِم۪ينَ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ ٤٢
E fe men yettekî bi vechihî sûel azâbi yevmel kıyâme(kıyâmeti), ve kıyle liz zâlimîne zûkû mâ kuntum teksibûn(teksibûne).
Kıyamet gününde (cehenneme girip) yüzünü şiddetli azaptan korumaya çalışan kimse ile (Allah hidayete muvaffak kıldığı için cennete girip) bu azaptan emin olan kimse hiç eşit olur mu?! Ve o gün (küfür ve şirk işleyerek nefislerine zulmeden) zalimlere (azarlanıp alçaltılarak) şöyle denir: “Dünyada işlediğiniz küfür, şirk ve günahların cezasını tadın bakalım!”— Z. El-Kudsi
39:24
25
كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٥٢
Kezzebellezîne min kablihim fe etâhumul azâbu min haysu lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Bu müşriklerden önceki kâfir ümmetler de kendilerine gelen rasulleri yalanlamışlardı da bundan dolayı Allah’ın azabı onlara hiç hissetmedikleri bir anda, ummadıkları bir yerden geldi.— Z. El-Kudsi
39:25
26
فَاَذَاقَهُمُ اللّٰهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ٦٢
Fe ezâkahumullâhul hızye fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âhıreti ekber(ekberu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah, işte bu azap vesilesiyle onlara dünya hayatında utanç ve zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise muhakkak daha büyük ve şiddetlidir, bir bilselerdi!— Z. El-Kudsi
39:26
27
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَۚ ٧٢
Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli meselin leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Ve yemin olsun ki (Muhammed’e inen) bu Kur’ân’da insanlar için (iyi, kötü, hak, bâtıl, iman, küfür gibi) her konuyla ilgili değişik misaller verdik. Olur ki akıllarını kullanırlar da (dünya ve ahiret mutluluğu için) doğru yolda giderler (her türlü küfür, şirk ve günahı terk edip ihlaslı bir şekilde Allah’ın emirlerine teslim olurlar).— Z. El-Kudsi
39:27
28
قُرْاٰناً عَرَبِياًّ غَيْرَ ذ۪ي عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ٨٢
Kur’ânen arabiyyen gayre zî ivecin leallehum yettekûn(yettekûne).
Biz bu Kur’ân’ı, hiçbir eğrilik, bâtıl ve kapalılık ihtiva etmeyen bir kitap olarak (Muhammed’e) Arapça indirdik ki Allah’tan korksunlar (Kur’ân’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak dursunlar).— Z. El-Kudsi
39:28
29
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلاً ف۪يهِ شُرَكَٓاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلاً سَلَماً لِرَجُلٍۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاًۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۚ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٩٢
Daraballâhu meselen raculen fîhi şurekâu muteşâkisûne ve raculen selemen li racul(raculin), hel yesteviyâni mesel(meselen), el hamdulillâh(el hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah, birbiriyle çekişip duran birçok ortağın sahip olduğu (ve efendilerinden birini razı etse diğerini kızdıran) adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan (ve sahibinin ne istediğini bilen) adamı (köleyi) misal vermektedir. İşte, (müşrik ile muvahhide örnek verilen) bu iki adam hiç eşit olur mu?! (Asla!) Hamd yalnız Allah’a aittir (her türlü noksan sıfattan ve mahlukata benzemekten münezzeh olan, her şeyden çok sevilerek ve ibadet edilerek yüceltilmesi gereken sadece O’dur). Fakat insanların çoğu bilmez (bu sebeple Allah’a eş koşar).— Z. El-Kudsi
39:29
30
اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَۘ ٠٣
İnneke meyyitun ve innehum meyyitûn(meyyitûne).
Ey rasulüm! Muhakkak ki sen de öleceksin onlar da ölecekler.— Z. El-Kudsi
39:30
Yükleniyor...
Zümer
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle