Enam 165 Ayet Mekke · الأنعام
6

Enam

Davar · Mekke
6
Davar · Mekke
الأنعام
165
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ١
Elhamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr(nûra), summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).
Gökleri ve yeri (örneksiz) yaratan Allah’a hamdolsun (O’nu mahlukata benzemekten ve noksan sıfatlardan tenzih eder, her şeyden çok sever ve layık olduğu şekilde yüceltiriz). O, karanlıkları ve aydınlığı yaratmıştır (ve hem karanlık olan sapık yolları hem de aydınlık olan doğru yolu apaçık beyan etmiştir). Buna rağmen Rablerini (Allah’ı) inkâr edenler, (sıfatlarında, fiillerinde, hak veya yetkilerinde şirk koşarak) başka varlıkları O’na eşit tutmaktadırlar.— Z. El-Kudsi
6:1
2
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ط۪ينٍ ثُمَّ قَضٰٓى اَجَلاًۜ وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ ٢
Huvellezî halakakum min tînin summe kadâ ecelâ(ecelen), ve ecelun musemmen ındehu summe entum temterûn(temterûne).
O (mahlukata benzemekten ve noksan sıfatlardan münezzeh olan, ibadeti yalnız kendisi hak eden Allah), sizi (aslınız olan babanız Âdem’i) çamurdan yarattı, sonra size (dünyada yaşayacağınız) belli bir ecel tayin etti. Ve vaktini sadece kendisinin bildiği, (hesaba çekilmek için) diriltileceğiniz bir gün (kıyamet gününü) de tayin etti. Buna rağmen sizi diriltmeye kadir olduğunda hâlâ şüphe ediyorsunuz.— Z. El-Kudsi
6:2
3
وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ ٣
Ve huvellâhu fîs semâvâti ve fîl ard(ardı), ya’lemu sirrakum ve cehrekum ve ya’lemu mâ teksibûn(teksibûne).
Üstelik O (mahlukata benzemekten ve noksan sıfatlardan münezzeh olan) Allah, göklerde ve yerde ibadet edilmeyi hak eden yegâne varlıktır. Gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi (niyetlerinizi, sözlerinizi ve amellerinizi en ince teferruatıyla) bilir, (hayır ve şerden) ne kazanacağınızı da bilir.— Z. El-Kudsi
6:3
4
وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ٤
Ve mâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).
Ve onlara (müşriklere) Rablerinden (O’nun tevhidini ve rasulünün hak olduğunu ispat eden) ne delil gelirse gelsin (hakkı istememeleri ve kibirlerinden dolayı) hemen yüz çevirirler.— Z. El-Kudsi
6:4
5
فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۜ فَسَوْفَ يَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓـؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٥
Fe kad kezzebû bil hakkı lemmâ câehum, fe sevfe ye’tîhim enbâû mâ kânûbihî yestehziûn(yestehziûne).
Şu bir gerçektir ki müşrikler, kendilerine gelen daha açık hakkı (Kur’ân’ı) da yalanlamışlardır. Bilsinler ki (ahiret gününde azabı gördüklerinde, yalanlayıp) alay ettikleri ayetlerimizin hak olduğunu göreceklerdir.— Z. El-Kudsi
6:5
6
اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَاراًۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَ ٦
E lem yerev kem ehleknâ min kablihim min karnin mekkennâhum fîl ardı mâ lem numekkin lekum ve erselnes semâe aleyhim midrâren ve cealnâl enhâre tecrî min tahtihim fe ehleknâhum bi zunûbihim ve enşe’nâ min ba’dihim karnen âharîn(âharîne).
O kâfirler, kendilerinden önce gelip geçmiş nice kavmi (hakkı önemsemeyip yüz çevirdikleri için) helak ettiğimizi bilmiyorlar mı?! (Ey kendilerine gelen hakkı yalanlayıp karşı gelen müşrikler! Şunu da unutmayın) Helak ettiğimiz o kavimleri, size vermediğimiz kadar büyük saltanat ve kuvvet vererek yeryüzüne yerleştirmiş (otorite sahibi kılmış), onlara gökten faydalı olan bolca yağmur indirmiş ve oturdukları yerlerin kenarlarından nehirler akıtmıştık. Verdiğimiz bunca nimete rağmen günah işlemeleri (emirlerimize karşı gelmeleri, rasullerimizi ve indirdiğimiz hakkı yalanlamaları) sebebiyle onları yok ettik ve arkalarından başka kavimler getirdik (bunu bilin ve ibretle düşünün).— Z. El-Kudsi
6:6
7
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَاباً ف۪ي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْد۪يهِمْ لَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧
Ve lev nezzelnâ aleyke kitâben fî kırtâsin fe le mesûhu bi eydîhim le kâlelezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Ve ey rasulüm! Eğer sana kâğıtlarda yazılı bir kitap indirseydik (onun indiğini gözleriyle görselerdi) ve elleriyle ona dokunsalardı yine de bu inkâr edenler (hakka karşı inatlarından dolayı), “Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir (ona iman etmeyiz).” derlerdi.— Z. El-Kudsi
6:7
8
وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌۜ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكاً لَقُضِيَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ ٨
Ve kâlû lev lâ unzile aleyhi melek(melekun), ve lev enzelnâ meleken, le kudıyel emru summe lâ yunzarûn(yunzarûne).
Ve bu kâfirler şöyle dediler: “Muhammed ile beraber (bizimle konuşan ve Muhammed’in rasul olduğuna şehadet eden) bir melek indirilseydi iman ederdik.” Bilsinler ki eğer (istedikleri gibi) bir melek indirseydik iman etmedikleri takdirde tevbeye hiç fırsat vermeden onları helak ederdik.— Z. El-Kudsi
6:8
9
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكاً لَجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ ٩
Ve lev cealnâhu meleken le cealnâhu raculen ve le lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn(yelbisûne).
Eğer göndereceğimiz rasul bir melek olsaydı (melek tabiatındayken onunla konuşmaya takat getiremeyecekleri için) yine de onu adam suretine sokardık. Adam tabiatında gönderdiğimiz zaman yine onun hakkında şüphe ederlerdi.— Z. El-Kudsi
6:9
10
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٠١
Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Ey rasulüm! (Müşrik olan kavmin, bir melek inmesini isteyerek seninle alay etmişse) Bil ki senden önceki rasullerle de (çeşitli şekillerde) alay edilmişti de (kendisiyle korkutulduklarında) inkâr edip alaya aldıkları azap, alay edenlerin başına gelmişti.— Z. El-Kudsi
6:10
11
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ١١
Kul sîrû fîl ardı summenzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ey rasulüm! (Kavminden seninle alay edenlere) De ki: “Yeryüzünde dolaşın ve (Allah’ın rasullerini) yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna (kuvvetli ve korunaklı hâldeyken nasıl azaba uğratılıp helak edildiklerine) bakın (ibretle düşünüp alaycı ve inkârcı tavrınızdan vazgeçin)!”— Z. El-Kudsi
6:11
12
قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٢١
Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kul lillâh(lillâhi), ketebe alâ nefsihir rahmeh(rahmete), le yecmeannekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîh(fîhi), ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Ey rasulüm! Onlara (kavminden müşrik olanlara) sor: “Göklerde ve yerde bulunanların maliki kimdir?” De ki: “Elbette sadece Allah’tır. O, (kullarına bir ikram olarak) kendi nefsine merhametli olmayı (günah işlediklerinde kullarına hemen azap etmemeyi ve tevbe ettiklerinde tevbelerini kabul etmeyi) yazmıştır. Muhakkak ki sizi, vuku bulmasında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde bir araya toplayacaktır. Bilinmelidir ki (küfür ve şirk işleyerek) nefislerini helake sürükleyenler, kendilerini azaptan kurtaracak bir imanla iman etmemişlerdir.”— Z. El-Kudsi
6:12
13
وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣١
Ve lehu mâ sekene fîl leyli ven nehâr(nehâri), ve huves semîul alîm(alîmu).
“(Her şeyin maliki sadece Allah olduğu gibi) Gecenin ve gündüzün içinde bulunanların maliki de sadece Allah’tır. O (ٱلـسَّـمِـيـع) es-Semîʿ’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi en ince ayrıntısıyla işitendir), (ٱلۡـعَـلِـيـم) el-ʿAlîm’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi ve yaptığınız her ameli çok iyi bilendir; ona göre size hesap soracaktır).”— Z. El-Kudsi
6:13
14
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِياًّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ٤١
Kul e gayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırıs semâvâti vel ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am(yut’amu), kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).
Ey rasulüm! (Tevhidi sağlamayıp şirk koşanlara) Şöyle de: “Yoksa gökleri ve yeri örneksiz yaratan, kullarını sadece kendisi rızıklandıran fakat rızıklandırılmaya hiç ihtiyacı olmayan Allah’tan başka veli (dost, yardımcı ve destekleyici) mi edineceğim?! (Benden bunu mu istiyorsunuz?! Bunu tevhidi bilen, ahirete inanıp O’nun azabından korkan ve menfaatini bilen hiçbir akıl sahibi yapmaz.)” Yine de ki: “Muhakkak ki ben, (bu ümmetten) Müslümanların (Allah’a; O’nu zatında, sıfatlarında, hak ve yetkilerinde tevhid ederek, ibadetleri yalnız O’na yaparak, hayatını O’nun emirlerine göre düzenleyerek boyun eğenlerin) ilki olmakla emrolundum ve müşriklerden olmaktan nehyedildim.”— Z. El-Kudsi
6:14
15
قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٥١
Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).
Ey rasulüm! De ki: “Muhakkak ki ben, Rabbime karşı geldiğimde (O’nun yasakladığı şeyleri yaptığımda) bana kıyamet gününde vereceği büyük azaptan korkarım.”— Z. El-Kudsi
6:15
16
مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ٦١
Men yusraf anhu yevme izin fe kad rahımeh(rahımehu), ve zâlikel fevzul mubîn(mubînu).
Kıyamet gününün azabı kimden uzaklaştırılmışsa muhakkak ki o, Allah’ın rahmet ettiği kimsedir. Ve kıyamet gününün azabından kurtulup Allah’ın rahmetini kazanmak, (dengi olmayan) apaçık bir kazançtır.— Z. El-Kudsi
6:16
17
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۜ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٧١
Ve in yemseskellâhu bi durrin fe lâ kâşife lehu illâ huve, ve in yemseske bi hayrın fe huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ey rasulüm! Bil ki Allah seni bir zarara (musibet, eziyet, geçim sıkıntısı gibi şeylere) uğratırsa onu senden giderecek olan sadece Allah’tır. Eğer sana bir hayır (rahatlık, huzur, sıhhat, zenginlik gibi şeyler) verirse (onu senden hiç kimse engelleyemez), elbette O, her şeye kadirdir (dilediğini yapar, hiç kimse O’nu âciz bırakamaz).— Z. El-Kudsi
6:17
18
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ٨١
Ve huvel kâhiru fevka ıbâdih(ıbâdihî), ve huvel hakîmul habîr(habîru).
Ve O (Allah), kulları üzerinde* (ٱلۡـقَـاهِـر) el-Kāhir’dir (her türlü tasarrufa sahiptir). Ve O; (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm’dir (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır), (ٱلۡـخَـبِـيـر) el-Ḫabîr’dir (kullarının her hâlini gizlisiyle açığıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır). [ Not: Bu ayetteki “فَـوۡقَ (üst)” kelimesi asla yer manasında anlaşılmamalıdır. Çünkü Allahu Teâlâ yer ve mekândan münezzehtir. Burada “فَـوۡقَ (üst)” kelimesi mecazi manada olup mertebe üstünlüğü manasında anlaşılmalıdır. ]— Z. El-Kudsi
6:18
19
قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ قُلِ اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّن۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ ٩١
Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeh(şehâdeten), kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâl kur’ânu li unzirekum bihî ve men belag(belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed(eşhedu), kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).
Ey rasulüm! Onlara (seni rasul olarak kabul etmeyenlere) sor: “(Benim rasul olduğuma) En büyük şahid kimdir?” (Onlara) Şöyle cevap ver: “Allah’tır! O, benimle sizin aranızda buna şahiddir. (Ey Mekke ahalisi!) Biliniz ki bu Kur’ân, sizi ve ulaştığı herkesi (bütün cin ve insanları) uyarmam için bana vahyolundu. Siz, Allah ile beraber ibadete layık başka bir ilah olduğuna mı şehadet ediyorsunuz?!” (Onlara) De ki: “Ben buna şehadet etmem.” Yine de ki: “O, muhakkak ibadete layık olan tek ilahtır. Ve ben, sizin ortak koştuklarınızdan beriyim.”— Z. El-Kudsi
6:19
20
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟ ٠٢
Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudiler ve Hristiyanlar) onu (Muhammed’i) kendi çocuklarını (diğer çocuklardan ayırt edecek şekilde yakinen) tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen (onu inkâr ederek) nefislerini helake sürükleyenler, kendilerini azaptan kurtaracak bir imanla iman etmemişlerdir.— Z. El-Kudsi
6:20
21
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ١٢
Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih(âyatihî), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).
Yalan uydurup Allah’a iftira atandan (Allah’a ortaklar nispet edip O’na şirk koşandan) ve (rasulüne) indirdiği ayetleri (bile bile) yalanlayandan daha zalim kim olabilir?! Muhakkak ki (Allah’a iftira atıp şirk koşarak ve kendilerine gelen hakkı bile bile inkâr ederek) zulmedenler, (tevbe etmedikçe) asla kurtuluşa eremeyeceklerdir.— Z. El-Kudsi
6:21
22
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٢٢
Ve yevme nahşuruhum cemîan summe nekûlu lillezîne eşrakû eyne şurekâukumullezîne kuntum tez’umûn(tez’umûne).
Ve herkesi (insanları ve cinleri) bir araya topladığımız kıyamet gününü hatırla! O gün geldiğinde müşriklere (onları utandırıp alçaltmak için) şöyle deriz: “Allah’a (zatında, sıfat, hak veya yetkilerinde ya da ibadette) ortak olduğunu iddia ettiğiniz ortaklarınız hani nerede?!”— Z. El-Kudsi
6:22
23
ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ ٣٢
Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn(muşrikîne).
Allah, kendisine iftira atıp şirk koşan müşriklere ahiret gününde, “Bana eş koştuklarınız nerede?” diye sorduğunda bu imtihan karşısında (azabı gördükleri için korkudan yalan söyleyerek) şöyle yemin ederler: “Rabbimiz olan Allah’a yemin ederiz ki biz şirk koşmadık.”— Z. El-Kudsi
6:23
24
اُنْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٤٢
Unzur keyfe kezebû alâ enfusihim ve dalle anhum, mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Ey rasulüm! Allah’a iftira atıp şirk koşanların kendi nefislerine nasıl da (utanmadan) yalan söylediklerine bak (bil)! Kıyamet gününde, (dünyada iken) Allah’a iftira atarak ortak koştukları varlıklar da onları unutup yalnız bırakacaktır (onlardan azabı defedemeyecektir).— Z. El-Kudsi
6:24
25
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَۚ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٥٢
Ve minhum men yestemiu ileyk(ileyke), ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).
Ey rasulüm! Müşriklerden öyleleri de vardır ki seni Kur’ân okurken dinler fakat onu anlamazlar. Çünkü (hakka karşı inat ve kibirleri sebebiyle) kalplerine hakkı anlamalarını engelleyen örtü kıldık ve kulaklarına faydalı şeyleri işitmeyi engelleyen sağırlık verdik. Artık (hakkı açıklayıp ispat eden) ne kadar çok ayet görseler ve duysalar yine de onlara iman etmezler. Hatta o inkârcılar (dinledikleri Kur’ân hakkında) seninle tartışmaya geldiklerinde, “Muhakkak ki bu, eskilerin masallarıdır.” derler.— Z. El-Kudsi
6:25
26
وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُۚ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ٦٢
Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anh(anhu), ve in yuhlikûne illâ enfusehumve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Ve o inatçı kâfirler, (hakka karşı gelmeleri ve Kur’ân hakkında, “Eskilerin masallarıdır.” demeleri yetmezmiş gibi) şiddetli bir şekilde hem insanların rasulümüze iman etmelerine engel olurlar hem de kendileri ona iman etmekten uzaklaşırlar. Muhakkak ki onlar böyle yapmakla ancak kendi nefislerini helak ederler de farkında değillerdir.— Z. El-Kudsi
6:26
27
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِاٰيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٧٢
Ve lev terâ iz vukıfû alen nâri fe kâlû yâ leytenâ nureddu ve lâ nukezzibe bi âyâti rabbinâ ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Ey rasulüm! Allah’ı birlemeyip getirdiğin hakkı reddeden o müşriklerin, (ahiret gününde) ateşe atıldıkları zaman (pişmanlık içinde), “Yazıklar olsun bize! Keşke tekrar dünyaya döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve mu’minlerden olsak.” dediklerini bir görsen!— Z. El-Kudsi
6:27
28
بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُۜ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٨٢
Bel bedâ lehum mâ kânû yuhfûne min kabl(kablu),ve lev ruddû le âdû li mâ nuhû anhuve innehum le kâzibûn(kâzibûne).
Hayır! (O hakka karşı inatçı ve kibirli müşriklerin, dünyaya dönerlerse iman edeceklerine dair) Sözleri doğru değildir. Bu sözü, daha önce (dünyada) işleyip de (hesap gününde inkâr ederek) gizlemiş oldukları bütün küfür ve şirkleri (kendi organlarının şahidliğiyle) ortaya çıkınca Allah’ın azabından kurtulmak için söylediler. Onlar tekrar dünyaya döndürülseler muhakkak rasullerinin yasakladığı küfür ve şirklerine yine dönerler. Çünkü onlar yalancıdırlar.— Z. El-Kudsi
6:28
29
وَقَالُٓوا اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَ ٩٢
Ve kâlû in hiye illâ hayatuned dunyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn(meb’ûsîne).
(Hakka karşı inatçı ve kibirli olan) O müşrikler, “Bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur, öldükten sonra (hesaba çekilmek için) diriltilecek de değiliz.” derlerdi. (İşte bu inanç onları günahları önemsemez, ahirette mükâfaat beklemez, Allah ve rasulüne karşı gelmekten korkmaz bir hâle getirmişti.)— Z. El-Kudsi
6:29
30
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلٰى رَبِّهِمْۜ قَالَ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّۜ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَاۜ قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ۟ ٠٣
Ve lev terâ iz vukıfû alâ rabbihim, kâle e leyse hâzâ bil hakk(hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).
Ey rasulüm! (Diriltilmeyi yalanlayan) O müşriklerin, (ahiret gününde) Rablerinin huzuruna getirildiklerinde ne kadar kötü hâlde olacaklarını bir görsen! (O gün) Allah onlara, “(Dünyada iken yalanladığınız) Diriltilme haberi gerçek miymiş?” dediği zaman, (pişmanlık ve şaşkınlık içinde) “Rabbimize yemin olsun ki evet!” derler. Allah da onlara, “Öyleyse (dünyada) işlediğiniz küfür ve şirklerden dolayı tadın azabı!” der.— Z. El-Kudsi
6:30
Yükleniyor...
Enam
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle