Yusuf 111 Ayet Mekke · يوسف
12

Yusuf

Yusuf · Mekke
12
Yusuf · Mekke
يوسف
111
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْـكِتَابِ الْمُب۪ينِ۠ ١
Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
Elif, lâm, râ.* İşte (bu gibi harflerden müteşekkil olan) bu suredeki ayetler, (helalini, haramını ve manalarını düşünüp anlayarak okumaya çalışanlar için) apaçık olan kitabın (Kur’ân’ın) ayetleridir. [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
12:1
2
اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ قُرْءٰناً عَرَبِياًّ لَعَلَّـكُمْ تَعْقِلُونَ ٢
İnnâ enzelnâhu kur’ânen arabiyyen le allekum ta’kılûn(ta’kılûne).
(Ey Arapçayı bilenler!) Muhakkak ki biz Kur’ân’ı, tam manasıyla akledesiniz (onun Allah’tan gelen bir hak olduğunu anlayasınız) diye Arapça olarak indirdik.— Z. El-Kudsi
12:2
3
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَۗ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الْغَافِل۪ينَ ٣
Nahnu nakussu aleyke ahsenel kasası bimâ evhaynâ ileyke hâzel kur’âne ve in kunte min kablihî le minel gâfilîn(gâfilîne).
Ey rasulüm! Biz, sana bu Kur’ân’ı vahyederek (geçmiş kavimlere ait ibret verici) en güzel kıssaları (en güzel şekilde) haber vermekteyiz. Hâlbuki sen, Kur’ân sana vahyedilmeden önce bu kıssalardan habersizdin.— Z. El-Kudsi
12:3
4
اِذْ قَالَ يُوسُفُ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَباً وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ ل۪ي سَاجِد۪ينَ ٤
İz kâle yûsufu li ebîhi yâ ebeti innî re eytu ehade aşere kevkeben veş şemse vel kamere re eytuhum lî sâcidîn(sâcidîne).
Bir zamanlar Yusuf babasına (Yakub’a) şöyle demişti: “Ey babacığım! Ben (rüyamda) on bir gezegen ile Güneş’i ve Ay’ı gördüm. Onları, bana secde ederken gördüm.”— Z. El-Kudsi
12:4
5
قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَك۪يدُوا لَكَ كَيْداًۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٥
Kâle yâ buneyye lâ taksus ru’yâke alâ ihvetike fe yekîdû leke keydâ(keyden), inneş şeytâne lil insâni aduvvun mubîn(mubînun).
Yakub, Yusuf’a şöyle dedi: “Ey oğlum! Gördüğün rüyayı kardeşlerine anlatma, (rüyanın yorumunu anlayıp bundan dolayı haset ederek) sana gizlice zarar verebilirler. Çünkü şeytan, insanlara apaçık bir düşmandır.”— Z. El-Kudsi
12:5
6
وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟ ٦
Ve kezâlike yectebîke rabbuke ve yu allimuke min te’vîlil ehâdîsi, ve yutimmu ni’metehu aleyke ve alâ âli ya’kûbe kemâ etemmehâ alâ ebeveyke min kablu ibrâhîme ve ishâk(ishâke), inne rabbeke alîmun hakîm(hakîmun).”
“Ve ey oğlum! Rabbin, hak rüyalar göstererek işte bu şekilde seni seçmekte ve rüyaların yorumunu sana öğretmektedir; böylece daha önce babaların İbrahim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi hem sana hem de Yakub’un soyuna (ona iman edip tâbi olanlara) nimetini tamamlayacaktır. Muhakkak ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi en ince teferruatına kadar bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).”— Z. El-Kudsi
12:6
7
لَقَدْ كَانَ ف۪ي يُوسُفَ وَاِخْوَتِه۪ٓ اٰيَاتٌ لِلسَّٓائِل۪ينَ ٧
Le kad kâne fî yûsufe ve ihvetihî âyâtun lis sâilîn(sâilîne).
Muhakkak ki bu anlatılan Yusuf ve kardeşlerinin haberlerinde, onlar hakkında soranlar için alınacak büyük ibretler ve öğütler vardır.— Z. El-Kudsi
12:7
8
اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ ٨
İz kâlû le yûsufu ve ehûhu ehabbu ilâ ebînâ minnâ ve nahnu usbeh(usbehtun), inne ebânâ le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Yusuf’un (baba bir) kardeşleri, aralarında şöyle dediler: “Şüphesiz Yusuf ve onun (ana baba bir) kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidir. Hâlbuki biz, sayı bakımından kalabalık bir topluluğuz. (Neden onları bizden daha üstün tutuyor, anlayamıyoruz.) Doğrusu babamızı, onları bizden daha fazla sevdiği için apaçık bir hata içinde görüyoruz.”— Z. El-Kudsi
12:8
9
اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضاً يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَب۪يكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِه۪ قَوْماً صَالِح۪ينَ ٩
Uktulû yûsufe evitrahûhu ardan yahlu lekum vechu ebîkum ve tekûnû min ba’dihî kavmen sâlihîn(sâlihîne).
(Yusuf’un kardeşleri aralarında şöyle dediler) “Yusuf’u öldürün ya da onu (bir daha geri dönmeyecek şekilde) uzak bir yere götürün ki babanız sadece sizi görsün ve sizi tam manasıyla sevsin. Yusuf’u bu şekilde ortadan kaldırdıktan sonra yaptığınız şeyden tevbe edip salih insanlardan olursunuz.”— Z. El-Kudsi
12:9
10
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَاَلْقُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ ٠١
Kâle kâilun minhum lâ taktulû yûsufe ve elkûhu fî gayâbetil cubbi yel-tekithu ba’dus seyyâreti in kuntum fâilîn(fâilîne).
Yusuf’un kardeşlerinden biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin. Eğer onu ille de uzaklaştırmak istiyorsanız şöyle yapın: Onu bir kuyunun dibine atın, böylece oradan geçen kervanlardan biri onu kuyudan çıkarıp alır (ve buradan uzaklara götürür. Bu, onu öldürmekten daha hafif bir zarardır).”— Z. El-Kudsi
12:10
11
قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ ١١
Kâlû yâ ebânâ mâ leke lâ te’mennâ alâ yûsufe ve innâ lehu lenâsıhûn(lenâsıhûne).
Yusuf’un kardeşleri (Yusuf’u uzaklaştırma konusunda anlaştıktan sonra) babalarına gelip şöyle dediler: “Ey babamız! Yusuf’u neden bize vermiyorsun, güvenmiyor musun? Muhakkak ki biz ona güzel bakar ve ona herhangi bir zarar gelmesine izin vermeyiz.”— Z. El-Kudsi
12:11
12
اَرْسِلْهُ مَعَنَا غَداً يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ٢١
Ersilhu ma anâ gaden yerta’ ve yel’ab ve innâ lehu lehâfizûn(lehâfizûne).
“(Ey babamız!) Yusuf’un yarın bizimle (kıra) gelmesine izin ver de iştahla bol bol yemek yesin ve bizimle beraber eğlenip oynasın. Muhakkak ki biz onu (her türlü tehlike ve zarardan) koruruz (sen hiç endişelenme).”— Z. El-Kudsi
12:12
13
قَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ٣١
Kâle innî le yahzununî en tezhebû bihî ve ehâfu en ye’kulehuz zi’bu ve entum anhu gâfilûn(gâfilûne).
Yakub çocuklarına şöyle dedi: “Onu (kıra) götürmeniz muhakkak ki beni endişelendirip üzer (çünkü onun benden ayrı kalmasına dayanamam). Ayrıca siz, oyun ve eğlence ile meşgul iken bir kurdun gelip haberiniz olmadan onu yemesinden korkarım.”— Z. El-Kudsi
12:13
14
قَالُوا لَئِنْ اَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّٓا اِذاً لَخَاسِرُونَ ٤١
Kâlû le in ekelehuz zi’bu ve nahnu usbetun innâ izen lehâsirûn(lehâsirûne).
Çocukları da Yakub’a şöyle dedi: “Kalabalık (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz hâlde haberimiz olmadan bir kurt gelip onu yerse muhakkak ki biz, onu koruyamadığımız için çok hüsrana uğramış âciz kimselerden oluruz.”— Z. El-Kudsi
12:14
15
فَلَمَّا ذَهَبُوا بِه۪ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٥١
Fe lemmâ zehebû bihî ve ecmeû en yec’alûhu fî gayâbetil cubb(cubbi), ve evhaynâ ileyhi le tunebbiennehum bi emrihim hâzâ ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
(Yakub, Yusuf’u onlarla göndermeye razı olunca) Kardeşleri, Yusuf’u alıp gittikleri yere götürdüler ve onu kuyunun dibine atmaya azmettiklerinde biz de Yusuf’a, “Muhakkak ki sen onlara bu yaptıklarını ileride, farkında olmadıkları bir anda haber vereceksin.” diye vahyettik.— Z. El-Kudsi
12:15
16
وَجَٓاؤُٓ۫ اَبَاهُمْ عِشَٓاءً يَبْكُونَۜ ٦١
Ve câû ebâhum işâen yebkûn(yebkûne).
Ve (Yusuf’u kuyuya attıktan sonra) kardeşleri akşamleyin ağlayarak babalarının yanına geldiler.— Z. El-Kudsi
12:16
17
قَالُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَاَكَلَهُ الذِّئْبُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِق۪ينَ ٧١
Kâlû yâ ebânâ innâ zehebnâ nestebiku ve tereknâ yûsufe inde metâınâ fe ekelehuz zi’bu, ve mâ ente bi mu’minin lenâ ve lev kunnâ sâdikîn(sâdikîne).
Yusuf’un kardeşleri (babalarına) şöyle dediler: “Ey babamız! İnan ki biz, yarış yaparken uzaklaşmış ve Yusuf’u da gözetsin diye eşyalarımızın yanında bırakmıştık. İşte o sırada onu kurt yemiş. Biliyoruz ki her ne kadar doğruyu söylesek de sen bize inanmazsın.”— Z. El-Kudsi
12:17
18
وَجَٓاؤُ۫ عَلٰى قَم۪يصِه۪ بِدَمٍ كَذِبٍۜ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ وَاللّٰهُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ ٨١
Ve câû alâ kamîsıhî bi demin kezib(kezibin), kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâ(emren), fe sabrun cemîl(cemîlun), vallâhul musteânu alâ mâ tesıfûn(tesıfûne).
Ve (kurdun Yusuf’u yediğine babalarını inandırmak için) Yusuf’un gömleğine, ona ait olmayan bir kan bulaştırıp babalarına getirdiler. Yakub (Yusuf’un gömleğinin parçalanmamış olduğunu görünce çocuklarına inanmadı ve) şöyle dedi: “Hayır! Bu, doğru değil. Nefsiniz size, (Yusuf’a) kötülük yapmayı süslü gösterip emretmiş ve siz de onu yapmışsınız. Artık bana düşen güzel bir şekilde sabretmektir. Yusuf hakkında söylediğiniz bu yalanlara karşı ancak Allah’tan yardım istenir.”— Z. El-Kudsi
12:18
19
وَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ ٩١
Ve câet seyyâretun fe erselû vâridehum fe adlâ delveh(delvehu), kâle yâ buşrâ hâzâ gulâm(gulâmun), ve eserrûhu bidâah(bidâ’aten), vallâhu alîmun bi mâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve bir kervan gelip Yusuf’un içine atıldığı kuyunun yakınında konakladı ve sucularını su almak için kuyuya gönderdiler. Kervanın sucusu, kovasını kuyuya atınca (Yusuf ipe asıldı, böylece) Yusuf’u gördü ve “Müjde, kuyuda bir çocuk var!” dedi. Sonra kervanın sucusu ve arkadaşları, onun gerçek durumunu diğer kişilerden gizleyip satın aldıkları bir köle olarak gösterdiler. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını çok iyi bilmektedir.— Z. El-Kudsi
12:19
20
وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍۚ وَكَانُوا ف۪يهِ مِنَ الزَّاهِد۪ينَ۟ ٠٢
Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdeh(ma’dûdetin), ve kânû fîhi minez zâhidîn(zâhidîne).
Sucu ve arkadaşları, Yusuf’u (Mısır’da) çok ucuz bir fiyata, kolay sayılabilen birkaç dirhem karşılığında sattılar. Yusuf’u satanlar, (onun köle olmadığını anlayıp ailesinden korktuklarından dolayı bir an evvel kurtulmak için) onu gerçekten de az bir değer karşılığında verdiler (işte bu şekilde onların elinde uzun müddet kalmaması, Allah’ın Yusuf’a bir rahmeti idi).— Z. El-Kudsi
12:20
21
وَقَالَ الَّذِي اشْتَرٰيهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَاَتِه۪ٓ اَكْرِم۪ي مَثْوٰيهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَداًۜ وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۘ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۜ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِه۪ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ١٢
Ve kâlellezîşterâhu min mısra limre’etihî ekrimî mesvâhu asâ en yenfeanâ ev nettehizehu veledâ(veleden), ve kezâlike mekkennâ li yûsufe fîl ardı ve li nuallimehu min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemun(ya’lemune).
Ve Mısır’da Yusuf’u satın alan kişi hanımına şöyle dedi: “Bu çocuğa değer ver ve güzel bak. Belki bize bir faydası olur ya da onu evlat ediniriz.” İşte böylece Yusuf’u (öldürülmekten kurtardık, kuyudan çıkardık, Azîz’in kalbini ona meylettirdik) adaletle hükmetmesi için Mısır’a hükümdar kıldık ve ona rüyaları tabir etmeyi öğrettik. Muhakkak ki Allah, dilediği şeyi yapar (O’nu kimse engelleyemez ve zorlayamaz). Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmez.— Z. El-Kudsi
12:21
22
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماًۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٢٢
Ve lemmâ belega eşuddehû âteynâhu hukmen ve ilmâ(ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne)."
Yusuf en kuvvetli olduğu gençlik çağına ulaşınca da ona güzel bir anlayış ve ilim verdik. İşte biz, muhsinleri (tevhide sarılıp hiç şirk koşmayan ve salih ameller işleyip her hâlükârda Rabbine itaat eden ihlaslı kulları) bu şekilde mükâfaatlandırırız.— Z. El-Kudsi
12:22
23
وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ٣٢
Ve râvedethulletî huve fî beytihâ an nefsihî ve ğallekatil ebvâbe ve kâlet heyte lek(leke), kâle ma âzallâhi innehu rabbî ahsene mesvây(mesvâye), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).
Ve evinde yaşadığı kadın, Yusuf’u tahrik etmeye çalışıp kendisiyle cima yapmasını istedi, (kimse görmesin diye) evin bütün kapılarını kapattı ve (kendini hazırladıktan sonra) ona şöyle dedi: “Haydi, bana gel! Ben hazırım.” Yusuf ise ona şöyle karşılık verdi: “Beni çağırdığın şeyi yapmaktan Allah’a sığınırım. Muhakkak ki senin kocan, benim beyimdir. O, bana ikramda bulunup güzel baktı (ben ona asla hıyanet etmem, eğer hıyanet edersem zalimlerden olurum). Zalimler (emanete ihanet edenler) ise asla felaha eremezler.”— Z. El-Kudsi
12:23
24
وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ ٤٢
Ve le kad hemmet bihî ve hemme bihâ, levlâ en reâ burhâne rabbih(rabbihi), kezâlike li nasrife anhus sûe vel fahşâ(fahşâe), innehu min ibâdinel muhlesîn(muhlesîne).
Gerçekten de kadın, Yusuf ile cima yapmaya azmetmişti. Eğer Rabbinin delilini görmeseydi Yusuf da o kadın ile cima yapmaya meylederdi. İşte bu delili göstererek onu (Yusuf’u) kötülük (hıyanet) ve fuhuştan uzaklaştırdık. Muhakkak ki o, (nübüvvet ve risalet için) seçilmiş kullarımızdan idi.— Z. El-Kudsi
12:24
25
وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٥٢
Vestebekâl bâbe ve kaddet kamîsahu min duburin ve elfeyâ seyyidehâ ledel bâb(bâbi), kâlet mâ cezâu men erâde bi ehlike sûen illâ en yuscene ev azâbun elîm(elîmun).
Yusuf (kadından kurtulmak) ve kadın (Yusuf’un çıkmasını engellemek niyetiyle), ikisi de kapıya bir an evvel ulaşmak için koştular. Kadın, Yusuf’un çıkmasını engellemek için arkasından tutunca gömleğini yırttı. Ve tam bu sırada, ikisi de kadının kocasıyla kapının yanında karşılaştı. Kadın (kocasını karşısında görünce, kendisini itham etmesin diye hemen Yusuf’u suçlayıp) şöyle dedi: “(Ey Azîz!) Senin hanımına kötülük yapmak (tecavüz etmek) isteyen kişinin cezası, hapse atılmaktan ya da çok can yakıcı bir azaba uğratılmaktan başka ne olabilir?! (Yusuf’a ceza ver!)”— Z. El-Kudsi
12:25
26
قَالَ هِيَ رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٦٢
Kâle hiye râvedetnî an nefsî ve şehide şâhidun min ehlihâ, in kâne kamîsuhu kudde min kubulin fe sadekat ve huve minel kâzibîn(kâzibîne).
Yusuf (kadının kendisine iftira attığını duyunca) şöyle dedi: “Asıl o benimle cima yapmak istedi (ben ise onu reddettim).” (Bu sırada orada bulunan) Kadının akrabalarından bir şahid (gerçeği ortaya çıkarmak için) şöyle hüküm verdi: “Eğer Yusuf’un gömleği önden yırtılmış ise kadın doğru söylemiştir, kendisi ise yalancılardandır.”— Z. El-Kudsi
12:26
27
وَاِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٧٢
Ve in kâne kamîsuhu kudde min duburin fe kezebet ve huve mines sâdikîn(sâdikîne).
“Ve eğer Yusuf’un gömleği arkadan yırtılmış ise kadın yalan söylemiştir, o ise doğru söyleyenlerdendir.”— Z. El-Kudsi
12:27
28
فَلَمَّا رَاٰ قَم۪يصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّۜ اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظ۪يمٌ ٨٢
Fe lemmâ reâ kamîsahu kudde min duburin kâle innehu min keydikun(kunne), inne keydekunne azîm(azîmun).
Kadının kocası, Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce (kadının Yusuf’a iftira attığını anladı ve) hanımına şöyle dedi: “Bu, şüphesiz sizin hilelerinizdendir. (Ey kadın milleti!) Muhakkak ki sizin hile ve tuzağınız çok muazzamdır (çok korkunç ve tehlikelidir).”— Z. El-Kudsi
12:28
29
يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِر۪ي لِذَنْبِكِۚ اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟ ٩٢
Yûsufu a’rıd an hâzâ vestagfirî li zenbik(zenbiki), inneki kunti minel hâtıîn(hâtıîne).
Azîz, Yusuf’a yönelip şöyle dedi: “Ey Yusuf! Sen bu olayı unut ve bundan kimseye söz etme!” Sonra da hanımına yönelip şöyle dedi: “Sen ise işlediğin günahtan dolayı Allah’tan mağfiret dile! Çünkü sen (hem Yusuf’u zina için ayartmaya çalışmakla hem de ona iftira atmakla) muhakkak ki günah işleyenlerden oldun.”— Z. El-Kudsi
12:29
30
وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِه۪ۚ قَدْ شَغَفَهَا حُباًّۜ اِنَّا لَنَرٰيهَا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٠٣
Ve kâle nisvetun fîl medînetimre’etul azîzi turâvidu fetâhâ an nefsih(nefsihî), kad şegafehâ hubbâ(hubben), innâ le nerâhâ fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ve (Azîz’in hanımının haberi yayılınca) şehirdeki bazı kadınlar (aralarında) şöyle konuştular: “Azîz’in hanımı, kölesinin kendisiyle cima yapmasını istemiş. O gence olan sevgisi, kadının kalbine işlemiş. Böyle yaptığı için biz onu apaçık sapıklık içinde görüyoruz.”— Z. El-Kudsi
12:30
Yükleniyor...
Yusuf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle