Hud 123 Ayet Mekke · هود
11

Hud

Hud · Mekke
11
Hud · Mekke
هود
123
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ خَب۪يرٍۙ ١
Elif lâm râ kitâbun uhkimet âyâtuhu summe fussılet min ledun hakîmin habîr(habîrin).
Elif, lâm, râ.* İşte (bu gibi harflerden müteşekkil olan ve Allah’tan geldiğine delalet eden) bu yüce ayetler, (hem diziliş hem üslup hem de mana bakımından) muhkem olan (ve içinde hiçbir eksiklik ya da hata bulunmayan) kitabın (Kur’ân’ın) ayetleridir. Sonra bu ayetlerin tafsilatı, (حَـكِـيـم) Ḥakîm olan (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıran) ve (خَـبِـيـر) Ḫabîr olan (kullarının her hâlini gizlisiyle açığıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayan Allah) tarafından beyan edilmiştir. [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
11:1
2
اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ ٢
Ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), innenî lekum minhu nezîrun ve beşîr(beşîrun).
İşte bu ayetlerin tafsilatının özü, sadece Allah’a ibadet etmenizi (ve O’na hiçbir şeyi eş koşmamanızı) emretmektedir. Ey rasulüm! İnsanlara şöyle de: “Muhakkak ki ben, (bana iman etmeyip karşı gelenleri azapla) korkutucu ve (bana iman edip itaat edenleri ise kat kat mükâfaatla) müjdeleyici olarak size Allah tarafından gönderilmiş bir rasulüm.”— Z. El-Kudsi
11:2
3
وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعاً حَسَناً اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذ۪ي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَب۪يرٍ ٣
Ve enistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumetti’kum metâan hasenen ilâ ecelin musemmen ve yu’ti kulle zî fadlin fadleh(fadlehu), ve in tevellev fe innî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîr(kebîrin).
“(Ey insanlar!) Önce (işlediğiniz küfür ve şirkleri terk edip) Rabbinizden bağışlanma isteyin! (Şirki ve küfrü terk ettikten) Sonra O’na tevbe edin (emirlerine itaate ve razı olduğu amellere yönelin)! Eğer böyle yaparsanız (daha önce işlediğiniz bütün günahlarınızı affeder ve) tayin edilmiş eceliniz gelinceye kadar helal rızıklar vererek sizi (huzurlu bir şekilde) yaşatır. Ve O; (malından, kuvvetinden, vaktinden ve sahip olduğu diğer şeylerden) Allah yolunda harcayana, karşılık olarak mutlaka kat kat mükâfaat verir. Eğer (davet ettiğim şeylerden) yüz çevirirseniz (tevbe etmez, şirki terk etmez ve ibadette ihlaslı olmazsanız) o (helak edici) muazzam günün azabına uğramanızdan korkarım.”— Z. El-Kudsi
11:3
4
اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤
İlâllâhi merciukum, ve huve alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
“Ey insanlar! (Öldükten sonra) Dönüşünüz yalnız Allah’adır (bu sebeple emirlerine karşı gelmekten sakının)! Ve bilin ki O, her şeye (ve ölümünüzden sonra sizi diriltip hesap sormaya) kadirdir (hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz).”— Z. El-Kudsi
11:4
5
اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٥
E lâ innehum yesnûne sudûrehum li yestahfû minh(minhu), e lâ hîne yestagşûne siyâbehum ya'lemu mâ yusirrûne ve mâ yu'linûn(yu'linûne), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Biliniz ki onlar (münafıklar), kalplerindeki (İslam’a, Rasul’e ve Müslümanlara karşı) düşmanlıklarını gizlemek için göğüslerini öne eğmektedirler. Bilinmelidir ki onlar elbiselerine büründüklerinde bile Allah, gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilmektedir. Muhakkak ki O, göğüslerde gizlenen her şeyi bilendir.— Z. El-Kudsi
11:5
6
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٦
Ve mâ min dâbbetin fil ardı illâ alâllâhi rızkuhâ ve ya'lemu mustekarrehâ ve mustevdeahâ, kullun fî kitâbin mubîn(mubînin).
Ve yeryüzünde hareket eden her canlının rızkını veren Allah’tır. Ve O, onların (gece veya gündüz) gidip kaldığı yeri de ölüp kalacağı en son yeri de bilir. Bunların hepsi bir kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) tafsilatlı ve açık bir şekilde yazılmıştır.— Z. El-Kudsi
11:6
7
وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧
Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu alel mâi li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve le in kulte innekum meb’ûsûne min ba’dil mevti le yekûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Ve ey insanlar! (Öldükten sonra kendisine döneceğiniz) Allah, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Bunları örneksiz yaratan yüce zat, sizi öldükten sonra diriltmekten âciz olur mu?!) Ve (bunları yaratmadan önce) O’nun Arş’ı su üzerinde idi. (Gökleri, yeri ve bunların içindekileri altı günde yaratan) Allah, hanginiz (emirlerine itaat edip) salih ameller işleyecek (hanginiz emirlerine karşı gelecek) diye sizi imtihan etmek için yaratmıştır. Ey rasulüm! Sen, kavminin müşriklerine, “Muhakkak ki siz öldükten sonra dirileceksiniz (ve yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz).” desen (ve buna dair ayet okusan) dirilmeyi inkâr eden o kâfirler sana mutlaka şöyle derler: “Bize okuduğun bu Kur’ân, apaçık sihirden başka bir şey değildir (o ancak bâtıl olan bir sözdür)!”— Z. El-Kudsi
11:7
8
وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰٓى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۜ اَلَا يَوْمَ يَأْت۪يهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفاً عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٨
Ve le in ahharnâ anhumul azâbe ilâ ummetin ma'dûdetin le yekûlunne mâ yahbisuh(yahbisuhu), e lâ yevme ye'tîhim leyse masrûfen anhum ve hâka bi him mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Ve ey rasulüm! (Hakkı bile bile reddeden) Müşrik kavminin başına gelecek olan azabı (hikmetimiz gereği) belli bir vakte kadar geciktirsek muhakkak (seni yalanlayıp alay ederek) şöyle derler: “(Bize vâdettiğin) O azap niye gelmiyor ki (onun gelmesini engelleyen nedir)?!” Bilsinler ki azap başlarına geldiği zaman, bunu onlardan hiç kimse geri çeviremez ve alay ederek gelmesini istedikleri o azap başlarına iner (ve hepsini helak eder).— Z. El-Kudsi
11:8
9
وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُۚ اِنَّهُ لَيَؤُ۫سٌ كَفُورٌ ٩
Ve le in ezaknal insâne minnâ rahmeten summe neza'nâhâ minh(minhu), innehu le yeûsun kefûr(kefûrun).
Şu bir gerçektir ki insanoğluna katımızdan bir rahmet (bol rızık ve sağlık gibi hoşa giden şeyler) tattırsak sonra da bunu ondan alsak (kıtlık, fakirlik veya hastalık gibi bir musibet versek) muhakkak ki o zaman rahmetimizden ümidini keser ve (kendisine hiç nimet verilmemiş gibi) nankörlük yapar.— Z. El-Kudsi
11:9
10
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ ٠١
Ve le in ezaknâhu na'mâe ba'de darrâe messethu le yekûlenne zehebes seyyiâtu annî, innehu le ferihun fahûr(fahûrun).
Eğer ona (insanoğluna) uğradığı musibetten (kıtlık, fakirlik veya hastalık gibi sıkıntılardan) sonra nimetlerimizi (bol rızık ve sağlık gibi hoşuna giden şeyler) tattırsak (Allah’a şükretmek yerine) çok sevinçli bir şekilde, “Artık bütün sıkıntılar benden gitti.” der ve (Allah’ın verdiği nimetlerle) insanlara karşı üstünlük taslayarak onları ezmeye kalkar.— Z. El-Kudsi
11:10
11
اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ١١
İllellezîne saberû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), ûlâike lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
Ancak (gerçek manada iman edip) sıkıntı ve musibetlere sabreden ve her durumda salih ameller işleyenler müstesna (onlar bir sıkıntıya uğradıklarında Allah için sabreder, bir ferahlığa kavuştuklarında O’na şükreder ve her durumda Allah’ın razı olduğu işler yaparlar). İşte onlar için (ahiret gününde) mağfiret (günahlarının örtülmesi) ve (dünyada işledikleri salih amellere karşılık) büyük mükâfaatlar vardır.— Z. El-Kudsi
11:11
12
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ ٢١
Fe lealleke târikun ba'da mâ yûhâ ileyke ve dâikun bihî sadruke en yekûlû lev lâ unzile aleyhi kenzun ev câe meahu melek(melekun), innemâ ente nezîr(nezîrun), vallâhu alâ kulli şey'in vekîl(vekîlun).
Ey rasulüm! (Rasullüğün konusunda açık ve yeterli deliller getirdiğin hâlde küfürde inat eden) Kâfir kavminin (seni taciz etmek için), “Muhammed’e bir hazine indirilseydi!” veya “Onunla birlikte (onu tasdik eden) bir melek gelseydi (ona inanırdık)!” demelerinden sıkıldığın için sana vahyedilen bazı şeyleri tebliğ etmemeyi düşünebilirsin ve sana vahyedilen bazı şeylerden dolayı (ters tepki verebilecekleri için) göğsün daralabilir (bu sebeple onlara tebliği terk etmeye meyledebilirsin fakat bunu sakın yapma, sana ne vahyedilmişse onlara bildir). Sen ancak (emrettiğim şeyleri tebliğ etmekle görevli) bir uyarıcısın (onların her istediği mucizeyi getirmekle yükümlü değilsin). Bil ki Allah her şeye vekildir (her şeyin var olması, yok olması, kontrolü, idaresi, düzeni, korunması O’na aittir ve O, dilediğini yapar).— Z. El-Kudsi
11:12
13
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣١
Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), kul fe'tû bi aşri suverin mislihî muftereyâtin ved'û menisteta'tum min dûnillâhi in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
O müşrikler, Muhammed’in Kur’ân’ı kendisi uydurup da Allah’a isnat ederek Allah’a iftira attığını mı söylüyorlar?! Ey rasulüm! Onlara de ki: “(Bu sözünüzü ispat etmek istiyorsanız) Siz de onun benzeri olan uydurulmuş on sure meydana getirin ve bu konuda size yardım edecek Allah’tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırın; doğru söyleyip söylemediğinizi görelim bakalım!”— Z. El-Kudsi
11:13
14
فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ٤١
Fe illem yestecîbû lekum fa'lemû ennemâ unzile bi ilmillâhi ve en lâ ilâhe illâ hû(huve), fe hel entum muslimûn(muslimûne).
Ey rasulüm! Kavminin müşriklerine de ki: “Allah’tan başka ibadet ettiğiniz o varlıklar Kur’ân’ın benzeri on sure getirmek için size yardım edemiyorlarsa artık kesin olarak bilin ki bu Kur’ân (bana), Allah’ın ilmiyle (ve izniyle) indirilmiştir (ben, bunu Allah’a yalan yere isnat etmiş değilim, zaten istesem de bu Kur’ân gibi bir söz asla getiremem). Ve yine kesinlikle bilin ki (bu Kur’ân’ı ilmi ve izniyle indiren) Allah’tan başka ibadeti hak eden hiçbir varlık yoktur (yaratan sadece O olduğu gibi hüküm koyma ve ibadet edilme hakkı da sadece O’na aittir). Bu gerçeği apaçık delillerle gördüğünüz hâlde hâlâ Müslümanlardan (Allah’a gerçek manada iman edip emirlerine itaatle boyun eğerek ve ihlasla sadece O’na ibadet ederek teslim olanlardan) olmayacak mısınız?”— Z. El-Kudsi
11:14
15
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ ٥١
Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim a'mâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûn(yubhasûne).
Kim yaptığı iyi amellere karşılık (ahireti değil de) sadece dünya hayatının nimet ve süslerini elde etmeyi isterse onlara iyi amellerin karşılığını dünyada eksiksiz olarak veririz. Ve onlar, dünyada verilmesini istedikleri iyi amellerin karşılığını hiç eksiltilmeden ve zulmedilmeden dünyada tam olarak alırlar.— Z. El-Kudsi
11:15
16
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا ف۪يهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٦١
Ulâikellezîne leyse lehum fil âhıreti illen nâr(nâru) ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılun mâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
İyi amellerinin karşılığını dünyada isteyenlerin ahirette ateş azabından başka hiçbir şeyleri olmayacaktır. Onların (dünyada) yaptıkları bütün iyi amelleri ahirette boşa gitmiştir (sevapları yok olmuştur), zaten yapmakta oldukları şeyler de bâtıl (geçersiz) idi (çünkü amellerini sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapmıyorlardı).— Z. El-Kudsi
11:16
17
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَاماً وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ٧١
E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ve yetlûhu şâhidun minhu ve min kablihî kitâbu mûsâ imâmen ve rahmeh(rahmeten), ulâike yu'minûne bih(bihî), ve men yekfur bihî minel ahzâbi fen nâru mev'ıduh(mev'ıduhu), fe lâ teku fî miryetin minhu innehul hakku min rabbike ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu'minûn(yu'minûne).
(Kendisinin rasul ve hak üzerinde olduğuna dair) Rabbinden delillere sahip olan, Rabbi tarafından onu destekleyen bir şahidi (Cibril) olan ve rasul olmadan önce, insanlara imam (rehber) ve rahmet olan Musa’nın kitabında (Tevrât’ta) rasul olduğu haber verilen Muhammed (ve ona gerçek manada iman eden mu’minler) hiç (sapıklık içinde bocalayıp doğru yolu bulamayan) kâfirlerle eşit olur mu?! İşte o mu’minler, ona (Muhammed’e ve getirdiği Kur’ân’a) iman ederler. Milletlerden kim onu (Muhammed’i ve Kur’ân’ı) inkâr ederse kıyamet gününde barınacağı yer cehennem olacaktır. Ey rasulüm! Bu Kur’ân’ın sana Rabbin tarafından indirildiğinde (ve onu inkâr eden kâfirlerin azaba uğrayacağında) hiç şüphen olmasın. İşte bu Kur’ân, sana Rabbin tarafından indirilmiş bir haktır. Fakat insanların çoğu (Kur’ân’ın hak olduğuna dair birçok açık delil gördüğü hâlde) iman etmez.— Z. El-Kudsi
11:17
18
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ ٨١
Ve men ezlemu mimmenifterâ alâllâhi kezibâ(keziben), ulâike yu'radûne alâ rabbihim ve yekûlul eşhâdu hâulâillezîne kezebû alâ rabbihim, e lâ lâ'netullâhi alâz zâlimîn(zâlimîne).
Ve Allah hakkında (ortakları veya çocuğu olduğuna dair) yalan söyleyip O’na iftira atandan daha zalim kim olabilir?! İşte bu zalimler, (ahiret gününde hesap için) Rablerine arz edilirler ve onların yaptıklarına şahid olanlar (melekler ve nebiler) şöyle derler: “İşte bunlar, (dünyada) Rableri hakkında yalan söyleyip iftira atan kimselerdir. Allah’ın laneti bu zalimlerin üzerine olsun!”— Z. El-Kudsi
11:18
19
اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٩١
Ellezîne yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ(ivecen), ve hum bil âhıreti hum kâfirûn(kâfirûne).
İşte o zalimler; insanları Allah’ın yolundan (Allah’ın birliğine, dinine ve rasulüne iman etmekten, ibadetleri sadece O’na yapmaktan) engelleyenlerdir. Ve onlar, (uydurdukları iftira ve attıkları şüphelerle) Allah’ın yolunun (İslam’ın) yanlış bir yol olarak görülmesini arzularlar. Ayrıca onlar, ahireti (öldükten sonra diriltilip hesaba çekilmeyi) de inkâr ederler.— Z. El-Kudsi
11:19
20
اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَۢ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُۜ مَا كَانُوا يَسْتَط۪يعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ ٠٢
Ulâike lem yekûnû mu'cizîne fîl ardı ve mâ kâne lehum min dûnillâhi min evliyâ(evliyâe), yudâafu lehumul azâb(azâbu), mâ kânû yestetîûnes sem’a ve mâ kânû yubsirûn(yubsirûne).
İnsanları Allah’ın yolundan engelleyen bu zalimlerin yeryüzünde kaçıp saklanmaları, onları cezalandırmakta Allah’ı âciz bırakamaz. Ve (Allah ceza vermeyi istese) Allah’tan başka hiç kimse onlara (azaptan kurtulmaları için) yardım edemez. Onlar, kat kat azaba uğratılacaklardır. Çünkü (bile bile hakkı reddedip küfür ve şirkte ısrar etmeleri sebebiyle kalpleri mühürlendiği için) istifade edecekleri bir duymayla (hakkı) duymazlar ve ibret alacakları bir görmeyle (hakkı) görmezler.— Z. El-Kudsi
11:20
21
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ١٢
Ulâikellezîne hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn(yefterûne).
İnsanları Allah’ın yolundan engelleyen bu zalimler, (bu amelleri yapmakla) nefislerini helake sürükleyerek kendilerine yazık ettiler. Ve Allah’a iftira atarak O’nun ortakları olduğunu (ve kendilerine şefaat edeceğini) iddia ettikleri şeyler de onlardan uzaklaşıp kayboldu (azaptan kurtulmaları için onlara yardım etmedi).— Z. El-Kudsi
11:21
22
لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٢٢
Lâ cereme ennehum fil âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
Muhakkak ki bu kimseler, (insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırıp İslam’ı yanlış bir yol olarak göstermeye çalışanlar; küfrü imana ve dünyayı ahirete tercih ettikleri için) ahirette (ebedî cehenneme atılarak) insanların en çok ziyana uğrayanları olacaklardır.— Z. El-Kudsi
11:22
23
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْۙ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٣٢
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve ahbetû ilâ rabbihim ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere gerçek manada) İman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyen ve Rablerine huşu içinde boyun eğenlere gelince; muhakkak ki onlar cennet ehlidirler ve onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır.— Z. El-Kudsi
11:23
24
مَثَلُ الْفَر۪يقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَص۪يرِ وَالسَّم۪يعِۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاًۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ۟ ٤٢
Meselul ferîkayni kel a’mâ vel esammi vel basîri ves semî’(semîı) hel yesteviyâni meselâ(meselen) e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
İşte bu iki fırkanın (kâfir ile mu’minin) misali; (küfründe ısrar ettiği için hakka karşı) kör ve sağır olan kişi ile (kevni ve şeri delilleri ibret alacak bir gözle) gören ve (rasulümüzün sözlerini ibret alacak bir işitmeyle) işiten kişi gibidir. Bu iki fırka hiç eşit olur mu?! (Asla!) Ey insanlar! Hiç ibret alıp düşünmez misiniz?!— Z. El-Kudsi
11:24
25
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ۘ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ ٥٢
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
Muhakkak ki biz, Nuh’u da kavmine rasul olarak gönderdik. Nuh onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz ki ben, (bana iman etmeyip tâbi olmadığınızda) Allah’ın azabıyla korkutmak için apaçık uyarılarla gönderilmiş bir uyarıcıyım.”— Z. El-Kudsi
11:25
26
اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٦٢
En lâ ta’budû illallâh(illallâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin elîm(elîmin).
“(Ey kavmim!) Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmeyin (sadece Allah’a ibadet edin)! Eğer böyle yapmazsanız (şirki terk etmez, tevbe etmez ve ibadeti yalnız Allah’a has kılmazsanız) ahiret gününün çok can yakıcı azabına uğramanızdan korkarım.”— Z. El-Kudsi
11:26
27
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ ٧٢
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ nerâke illâ beşeren mislenâ ve mâ nerâkettebeake illellezîne hum erâzilunâ bâdiyer re’y(re’yi), ve mâ nerâ lekum aleynâ min fadlin bel nezunnukum kâzibîn(kâzibîne).
Nuh’un kavminden inkârcıların ileri gelenleri şöyle dediler: “(Ey Nuh!) Seni, ancak bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Ayrıca görüyoruz ki sana iman edip tâbi olanlar, içimizde görüşü alınmayan ve ayak takımından olan en aşağı kimselerdir. Bir de (ilahlarımızı terk edip sadece Allah’a iman ve ibadet etmeniz sebebiyle) sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü görmüyoruz. Ey Nuh! Bil ki (Allah tarafından gönderilmiş bir rasul olduğuna dair iddianda) senin yalancı olduğuna inanıyoruz.”— Z. El-Kudsi
11:27
28
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ ٨٢
Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve âtânî rahmeten min indihî fe ummiyet aleykum, e nulzimukumûhâ ve entum lehâ kârihûn(kârihûne).
Nuh, (kendisini yalanlayan) kavminin ileri gelenlerine şöyle cevap verdi: “Ey kavmim! Söyleyin bakalım! Ben (yalnız Allah’a ibadet edip her türlü şirki terk etmem konusunda) Rabbim tarafından verilmiş (sizin de kabul etmeniz gereken) kesin delile dayanıyorsam ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet (rasullük, hikmet ve hak üzerinde muvaffakiyet) vermişse; bunlar da size (küfrünüzde ısrar etmeniz ve cehaletiniz sebebiyle) gizli kalmışsa (apaçık olan hakkı görmüyorsanız) artık size ne yapabiliriz?! Siz hakka imanı sevmediğiniz hâlde onu sizin kalbinize sokup sizi zorla mu’min mi yapacağız?! (Bu mümkün değildir; kişiyi imana muvaffak kılmak Allah’a aittir, biz buna kadir değiliz.)”— Z. El-Kudsi
11:28
29
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ ٩٢
Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ve Nuh, kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim! Size nasihat edip tevhide ve Allah’a ibadet etmeye çağırmama karşılık sizden hiçbir mal talep etmiyorum (ki davetimi dünya metaı için yaptığımı düşünesiniz). Bilin ki ben, bu amelimin mükâfaatını sadece Allah’tan beklemekteyim. Ve (Allah’ın tevhidine ve benim rasulü olduğuma) gerçek manada iman edenleri (toplumdaki seviyeleri ne kadar düşük olursa olsun) bir an bile yanımdan kovacak değilim. Muhakkak ki onlar da (ahiret gününde) Rablerine kavuşacaklardır (ve Allah onlara içinizdeki mertebelerini değil, dünyadaki amellerini soracaktır). Fakat ben sizi (onları yanımdan kovmamı istediğinizden dolayı Allah’ın haklarını ve O’na nasıl ibadet edilmesi gerektiğini bilmeyen) çok cahil bir kavim olarak görüyorum.”— Z. El-Kudsi
11:29
30
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٠٣
Ve yâ kavmi men yansurunî minallâhi in taredtuhum, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
“Ve ey kavmim! (Kovmamı istediğiniz) Bu mu’minleri yanımdan kovduğum zaman Allah’tan bana bir ceza gelirse bana kim yardım edecek?! (Mu’minleri kovmamı istemenizin büyük bir hata olduğunu ve bu amelin akıbetini) Hiç düşünmüyor musunuz?!”— Z. El-Kudsi
11:30
Yükleniyor...
Hud
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle