Fussilet 54 Ayet Mekke · فصلت
41

Fussilet

Ayrıntılı · Mekke
41
Ayrıntılı · Mekke
فصلت
54
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Ḥâ, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]— Z. El-Kudsi
41:1
2
تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ٢
Tenzîlun miner rahmânir rahîm(rahîmi).
Muhakkak bu Kur’ân, (ٱلـرَّحۡـمَـٰن) er-Raḥmân ve (ٱلـرَّحِيـم) er-Raḥîm olan Allah tarafından indirilmiştir. [ Not: (Dipnot) (ٱلـرَّحۡـمَـٰن) Er-Raḥmân: Hak edene de etmeyene de rahmet edendir. (ٱلـرَّحِيـم) Er-Raḥîm: Dünyada dilediğine rahmet eden, dilediğine rahmet etmeyen; ahirette ise sadece mu’minlere rahmet edendir. ]— Z. El-Kudsi
41:2
3
كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ ٣
Kitâbun fussilet âyâtuhu kur’ânen arabiyyen li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).
Bu kitabın ayetleri, en mükemmel ve en açık şekilde beyan edilmiştir. Bu Kur’ân Arapça olarak indirilmiştir ve onu anlayanlar içindir (çünkü Kur’ân’dan ancak onlar istifade eder).— Z. El-Kudsi
41:3
4
بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ٤
Beşîren ve nezîrâ(nezîren), fe a’rada ekseruhum fehum lâ yesmeûn(yesmeûne).
Bu Kur’ân, (Allah’ın emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duranları cennetle) müjdeleyici ve (Allah’ın emirlerine itaat etmeyip yasaklarını ihlal edenleri cehennemle) uyarıcı olan bir kitaptır. Fakat insanların çoğu ondan yüz çevirmiştir (ya onu tamamen reddetmiştir ya da hükümlerini hayatın her yönünde uygulamamaktadır), böylece hakkı anlayıp kabul edecekleri bir işitmeyle dinlemez oldu.— Z. El-Kudsi
41:4
5
وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّـنَا عَامِلُونَ ٥
Ve kâlû kulûbunâ fî ekinnetin mimmâ ted’ûnâ ileyhi ve fî âzâninâ vakrun ve min beyninâ ve beynike hicâbun fa’mel innenâ âmilûn(âmilûne).
Ve müşrikler şöyle dediler: “Ey Muhammed! Bizi davet ettiğin şeye karşı kalplerimiz örtülüdür, onu anlamıyoruz; kulaklarımızda ona karşı ağırlık vardır, onu duymuyoruz ve senin ile aramızda bir engel vardır, söylediklerin bize ulaşmıyor. Sen bildiğin şekilde amel et, biz de kendi bildiğimiz şekilde amel edeceğiz (asla sana tâbi olmayacağız).”— Z. El-Kudsi
41:5
6
قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُـكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ ٦
Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun festekîmû ileyhi vestagfirûh(vestagfirûhu), ve veylun lil muşrikîn(muşrikîne).
Ey rasulüm! (Hakka karşı inat eden) O müşriklere şöyle de: “Muhakkak ki ben, sizin gibi bir beşerim. Ancak bana, ilahınızın bir tek hak ilah olduğu ve sadece O’na ibadet etmeniz gerektiği vahyedilmektedir (çünkü ibadeti hak eden sadece O’dur). Öyleyse (bana tâbi olup) sadece O’nun rızasına ulaştıran doğru yolu takip edin ve günahlarınızın bağışlanması için sadece O’ndan mağfiret dileyin! Ve biliniz ki Allah’tan başkalarına ibadet eden müşriklerin hâli çok kötü olacaktır (çünkü ebedî ateş azabına uğrayacaklardır).”— Z. El-Kudsi
41:6
7
اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٧
Ellezîne lâ yû’tûnez zekâte ve hum bil âhireti hum kâfirûn(kâfirûne).
Bu kimseler zekâtı vermezler ve ahireti (diriltilip hesaba çekilecekleri günü) inkâr ederler.— Z. El-Kudsi
41:7
8
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟ ٨
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum ecrun gayru memnûn(memnûnin).
(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere ihlasla) İman edip salih ameller (Allah’ın rızası için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; işte onlar için mükâfaat olarak mutluluğu ve nimetleri eksilmeyen ve bitmeyen ebedî cennet vardır.— Z. El-Kudsi
41:8
9
قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَـهُٓ اَنْدَاداًۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ ٩
Kul e innekum le tekfurûne billezî halakal arda fî yevmeyni ve tec’alûne lehû endâdâ(endâden), zâlike rabbul âlemîn(âlemîne).
Ey rasulüm! Müşriklere (azarlayarak) şöyle de: “Neden (hikmeti gereği) yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na denkler kılıp onlara ibadet ediyorsunuz?! Biliniz ki ibadeti sadece kendisi hak eden, âlemlerin rabbi (her şeyi yaratan ve her şeyin sahibi) olan Allah’tır (öyleyse sadece O’na ibadet edin).”— Z. El-Kudsi
41:9
10
وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ ٠١
Ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm(eyyâmin), sevâen lis sâilîn(sâilîne).
Ve O Allah, yerin üzerinde (kökü derinde sabit olan) sağlam dağlar yerleştiren, yeri bereketli kılan, bütün canlıların rızıklarını (hikmetiyle) takdir eden ve yer ile içindekiler hakkında soranlar eşit cevap alacak şekilde (yeri iki günde ve içindekileri de iki günde olmak üzere) bütün bunları dört günde yaratandır.— Z. El-Kudsi
41:10
11
ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ ١١
Summestevâ iles semâi ve hiye duhânun fe kâle lehâ ve lil ardı’tiyâ tav’an ev kerhâ(kerhen), kâletâ eteynâ tâiîn(tâiîne).
Sonra Allah, duman hâlinde iken göğü yaratmayı takdir etti ve hem göğe hem de yere şöyle dedi: “İsteyerek veya istemeyerek benim istediğim gibi olun!” Onlar da “Biz, isteyerek senin isteğine boyun eğdik.” dediler.— Z. El-Kudsi
41:11
12
فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظاًۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ ٢١
Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ(hıfzen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).
Ve Allah, (hikmeti gereği) onları iki günde yedi gök olarak tamamladı (böylece gökler, yer ve içindekiler altı günde yaratılmış oldu). Ve her göğe, içinde takdir ettiği ve emrettiği itaat ile ibadeti vahyetti. Ve dünya semasını yıldızlarla süsleyip onlarla göğü (şeytanların dinlemesinden) koruduk. İşte bunların hepsi, (ٱلۡـعَـزِيز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan ve dilediğini yapmaktan engellenemeyen yüce izzet sahibi) ve (ٱلۡـعَـلِيـم) el-ʿAlîm (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi en ince teferruatına kadar bilen mükemmel ilim sahibi) olan Allah’ın takdiridir.— Z. El-Kudsi
41:12
13
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ ٣١
Fe in a’radû fe kul enzertukum sâıkaten misle sâıkati âdin ve semûd(semûde).
Ey rasulüm! Eğer müşrik kavmin getirdiğin haktan yüz çevirirse onlara şöyle de: “Eğer benim getirdiğim hakka uymazsanız (rasullerini yalanladıkları için) Hud’un kavmi Âd’ın ve Salih’in kavmi Semûd’un başına gelen kasırga azabına benzer bir azabın başınıza gelmesinden sizi uyarıyorum.”— Z. El-Kudsi
41:13
14
اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٤١
İz câethumur rusulu min beyni eydîhim ve min halfihim ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), kâlû lev şâe rabbunâ le enzele melâiketen fe innâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn(kâfirûne).
Rasuller Hud’un kavmi Âd’a ve Salih’in kavmi Semûd’a her taraftan gelip “Sakın Allah’tan başka varlıklara ibadet etmeyin (O’ndan başka ibadeti hak eden hiçbir varlık yoktur)!” dediklerinde onlar rasullerine şöyle dediler: “Eğer Rabbimiz (hidayetimizi) dileseydi bize rasul olarak sizi değil, melekleri indirirdi (biz de o zaman iman ederdik). Ve muhakkak ki biz, (bizim gibi bir beşer olduğunuz için) getirdiğiniz şeyleri reddediyoruz.”— Z. El-Kudsi
41:14
15
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٥١
Fe emmâ âdun festekberû fîl ardı bi gayril hakkı ve kâlû men eşeddu minnâ kuvveh(kuvveten), e ve lem yerev ennellâhellezî halakahum huve eşeddu minhum kuvveh(kuvveten) ve kânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
(Hud’un kavmi) Âd’a gelince; onlar (küfür ve şirkleriyle beraber) yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve (kuvvetlerine güvenip çevrelerindeki insanlara zulmederek) şöyle dediler: “(Yeryüzünde) Bizden daha kuvvetli olan kim var?!” Onlar, kendilerini yaratan (ve kendilerini kuvvetli kılan) Allah’ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görüp akletmiyorlar mı?! Onlar öyle (sapık) kimselerdir ki (hakkı ispat eden Hud ile gönderdiğimiz) ayetlerimizi bile bile inkâr ederlerdi.— Z. El-Kudsi
41:15
16
فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً صَرْصَراً ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ ٦١
Fe erselnâ aleyhim rîhan sarsaran fî eyyâmin nahisâtin li nuzîkahum azâbel hizyi fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âhireti ahzâ ve hum lâ yunsarûn(yunsarûne).
Biz de (işledikleri şirklerden ve haksız yere kibirlenmelerinden dolayı helak edici bir ceza olarak) Âd kavminin üzerine, onlar için kötü sayılan günlerde çok korkunç ses çıkaran şiddetli ve çok soğuk bir rüzgâr gönderdik. Bunu, dünya hayatında onlara alçaltıp zelil edici azabı tattıralım diye yaptık. Bilinsin ki ahiret azabı bundan daha alçaltıcı ve zelil edicidir. Ve onları bu iki azaptan hiç kimse kurtaramaz ve yardım edemez.— Z. El-Kudsi
41:16
17
وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ ٧١
Ve emmâ semûdu fe hedeynâhum festehabbûl amâ alel hudâ fe ehazethum sâıkatul azâbil hûni bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Salih’in kavmi Semûd’a gelince; onlara hidayeti beyan ederek doğru yolu gösterdik. Fakat onlar basiret körlüğünü (sapıklığı), doğru yola tercih ettiler. Böylece işledikleri kötü ameller (küfür, şirk ve zulümler) sebebiyle onları alçaltıcı ve şiddetli yıldırım azabı yakalayıp helak etti.— Z. El-Kudsi
41:17
18
وَنَجَّيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ٨١
Ve necceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
(Allah’a, rasulüne ve onun getirdiklerine) Gerçek manada iman edip Allah’tan korkanları (emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duranları) ise alçaltıcı ve helak edici yıldırım azabından kurtardık.— Z. El-Kudsi
41:18
19
وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ٩١
Ve yevme yuhşeru a’dâullâhi ilen nâri fe hum yûzeûn(yûzeûne).
Ve Allah’ın düşmanları cehennemde toplandığı gün, cehennem bekçileri ilk girenler ile son girenleri bir araya toplar (ve cehennemden kimse kaçamaz).— Z. El-Kudsi
41:19
20
حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٠٢
Hattâ izâ mâ câûhâ şehide aleyhim sem’uhum ve ebsâruhum ve culûduhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Nihayet sürüklenerek cehenneme getirildiklerinde (ve dünyada işledikleri kötü amelleri itiraf etmeyince) kulakları, gözleri ve derileri işledikleri kötü amelleri (küfür, şirk ve günahları) hakkında kendi aleyhlerine şahidlik eder.— Z. El-Kudsi
41:20
21
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١٢
Ve kâlû li culûdihim lime şehidtum aleynâ, kâlû entakanallâhullezî entaka kulle şey’in ve huve halakakum evvele merretin ve ileyhi turceûn(turceûne).
Ve (ahiret gününde) kâfirler, aleyhlerinde şahidlik eden derilerine şöyle derler: “Niçin bizim aleyhimize şahidlik yaptınız?” Derileri de onlara şöyle der: “Bizi, her şeyi konuşturma gücüne sahip olan Allah konuşturdu. Ve dünyada sizi ilk defa yaratan O’dur ve (bugün hesap için) sadece O’na dönüyorsunuz.”— Z. El-Kudsi
41:21
22
وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يراً مِمَّا تَعْمَلُونَ ٢٢
Ve mâ kuntum testetirûne en yeşhede aleykum sem’ukum ve lâ ebsârukum ve lâ culûdukum ve lâkin zanentum ennellâhe lâ ya’lemu kesîren mimmâ ta’melûn(ta’melûne).
“Ve ayrıca siz dünyada ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhinize şahidlik etmesinden sakınıyordunuz (çünkü hesap, ceza ve mükâfaata inanmıyordunuz). Ve Allah’ın işlediğiniz amellerin çoğunu bilmediğine inanıyordunuz.”— Z. El-Kudsi
41:22
23
وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٣٢
Ve zâlikum zannukumullezî zanentum bi rabbikum erdâkum fe asbahtum minel hâsirîn(hâsirîne).
“Ve işte Allah’ın işlediğiniz amellerin çoğunu bilmediğine dair bâtıl inancınız sizi mahvetti. Bundan dolayı ziyana uğrayanlardan (dünya ve ahirette kaybedenlerden) oldunuz.”— Z. El-Kudsi
41:23
24
فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ ٤٢
Fe in yasbirû fen nâru mesven lehum ve in yesta’tibû fe mâ hum minel mu’tebîn(mu’tebîne).
O kulakları, gözleri ve derilerinin kendi aleyhlerine şahidlik ettiği kimseler eğer azaba sabrederlerse kalacakları yer cehennemdir. Ve eğer (kötü ameller işlemeyeceklerine söz verip) azabın kaldırılmasını ve Allah’ın kendilerinden razı olmasını isterlerse Allah istediklerini vermez ve onlardan razı olmaz (cehennemden asla çıkamazlar).— Z. El-Kudsi
41:24
25
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ٥٢
Ve kayyadnâ lehum kurenâe fe zeyyenû lehum mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve hakka aleyhimul kavlu fî umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins(insi), innehum kânû hâsirîn(hâsirîne).
Ve (haktan bile bile sapan) o kâfirlere şeytanlardan karinler (devamlı onlarla beraber olan yakın arkadaşlar) kıldık. Karinleri de onlara dünya ve ahiretle ilgili bâtıl inanç ve amelleri süslü gösterdi (küfür, şirk ve günah işlemeyi iyi gösterdi ve ahiretle ilgili boş ümitlerle onları oyalayıp onun için hazırlık yapmayı unutturdu). Ve cinlerden ve insanlardan azabı hak eden geçmiş ümmetlerle birlikte onlara da azap hak oldu. Böylece (dünyada ve ahirette) hüsrana uğrayanlardan (kaybedenlerden) oldular.— Z. El-Kudsi
41:25
26
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ ٦٢
Ve kâlellezîne keferû lâ tesmeû li hâzel kur’âni velgav fîhi leallekum taglibûn(taglibûne).
Ve (Kur’ân’ın apaçık hüccetleri karşısında aciz kalan ve hakkı bile bile reddeden) kâfirler birbirlerine şöyle tavsiyede bulundular: “Sakın Muhammed’in okuduğu Kur’ân’ı dinlemeyin (ona uymayın) ve o okunurken duyulmaması için gürültü yapın! Ancak bu şekilde (Muhammed’e Kur’ân okumayı ve tebliğ yapmayı terk ettirerek) ona galip gelmeniz umulur.”— Z. El-Kudsi
41:26
27
فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَاباً شَد۪يداً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧٢
Fe le nuzîkannellezîne keferû azâben şedîden ve le necziyennehum esveellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).
Muhakkak ki ayetlerimizi ve rasullerimizi yalanlayanlara (kıyamet gününde) şiddetli bir azap tattıracağız ve onlara işledikleri kötü amellere (küfür, şirk ve günahlara) karşılık en kötü cezayı vereceğiz.— Z. El-Kudsi
41:27
28
ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٨٢
Zâlike cezâu a’dâillâhin nâr(nârun), lehum fîhâ dârul huld(huldi), cezâen bimâkânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
İşte bu ceza, Allah’ın düşmanlarının cezasıdır; o, cehennem ateşidir, orada ebedi kalacaklardır. Bu ceza, (hak olan apaçık) ayetlerimizi inkâr ettikleri içindir.— Z. El-Kudsi
41:28
29
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّـنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ ٩٢
Ve kâlellezîne keferû rabbenâ erinellezeyni edallânâ minel cinni vel insi nec’al humâ tahte akdâminâ li yekûnâ minel esfelîn(esfelîne).
Ve (Allah’ın ayetlerini ve rasullerini yalanlayan) o kâfirler (ahiret gününde) şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları göster de onları ayaklarımızın altına alalım, böylece cehennemde en alçak kimseler olsunlar.”— Z. El-Kudsi
41:29
30
اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَـتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ٠٣
İnnellezîne kâlû rabbunâllâhu summestekâmû tetenezzelu aleyhimul melâiketu ellâ tehâfû ve lâ tahzenû ve ebşirû bil cennetilletî kuntum tûadûn(tûadûne).
Muhakkak ki “Rabbimiz (yaratıcımız, mutlak hüküm* koyucumuz, rızık vericimiz, mutlak sevgi* ve itaati* hak eden yegâne ilahımız) sadece Allah’tır.” diyen, sonra hayatının her alanında O’nun şeriatine göre hareket eden kimselere; işte onlara ölüm anında melekler iner ve şöyle derler: “Ölümden ve ölümden sonra başınıza gelecek şeylerden korkmayın ve dünyada bıraktığınız şeylerden dolayı hiç üzülmeyin! Ve dünyada size vâdedilen cennete mutlaka gireceğinizden emin olun!” [ Not: Mutlak hüküm verme hakkı: Her konuda, hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediği gibi hüküm vermek demektir. Bu hak sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Ancak Allahu Teâlâ dilediği konuda dilediği gibi hüküm koyma hakkına sahiptir. Hiç kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Kim bu hakkı sadece, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allahu Teâlâ’ya verirse O’nu tevhid etmiş olur. Kim, herhangi bir konuda, Allahu Teâlâ’ya rağmen dilediği gibi hüküm koyma; iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve buna benzer sınırları tayin etme hakkını kendisinde görürse Allahu Teâlâ’ya ait olan mutlak hüküm koyma hakkını kendisinde görmüş, ilahlık taslamış ve kâfir olmuş olur; kim de böyle birine bu hakkı verirse veya ona itaat ederse ya da bu hakkı ona verenleri Müslüman görürse Allahu Teâlâ’nın hakkını kendisinde görenleri ilah tayin etmiş ve böyle birini ilah edinenlerin hak üzere olduklarını tasdik etmiş olur. · Mutlak sevilme hakkı: Bir varlığı zatı için sevmek, ne yaparsa yapsın her zaman sevmek; onun sevdiğini sevmek, sevmediğini sevmemek; onun için dost, onun için düşman olmak ve onun razı olduğundan razı olmak, onun buğzettiğine buğzetmektir. Bu hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya vermek gerekir. Bunu sadece Allahu Teâlâ’ya vermek tevhid, başkasına vermek ise şirktir. Çünkü mutlak sevilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Diğer varlıklar ise sadece Allahu Teâlâ için sevilir ve onlara sadece Allahu Teâlâ için buğzedilir. Kim olursa olsun; zatı, sıfatı ve mevkisi ne olursa olsun, bu hakkı kendisinde gören açıkça “Ben ilahım.” demese bile kendisini ilah ilan etmiş ve kâfir olmuş olur; her kim de böyle birine bu hakkı verirse veya bu hakkı böyle kimselere verenleri Müslüman kabul ederse ne kadar Müslüman olduğunu iddia etse, sabahtan akşama kadar “La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah” dese, her gün beş vakit namaz kılsa, oruç tutsa ve İslam’dan olan diğer amelleri yapsa da İslam dininden çıkar, kâfir ve müşrik olur. · Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]— Z. El-Kudsi
41:30
Yükleniyor...
Fussilet
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle