Fatır 45 Ayet Mekke · فاطر
35

Fatır

Yaratan · Mekke
35
Yaratan · Mekke
فاطر
45
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١
Elhamdu lillâhi fâtırıs semâvâti vel ardı câilil melâiketi rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fîl halkı mâ yeşâu, innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Gökleri ve yeri örneksiz yaratan ve melekleri elçiler kılıp onları iki, üç, dört kanatlı olarak yaratan Allah’a hamdolsun (her türlü noksan sıfattan ve mahlukata benzemekten münezzeh olan, her şeyden çok sevilerek ve ibadet edilerek yüceltilmesi gereken sadece O’dur). O, yaratmada dilediğini artırır. Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir (dilediğini yapar, hiç kimse O’nu âciz bırakamaz).— Z. El-Kudsi
35:1
2
مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢
Mâ yeftehillâhu lin nâsi min rahmetin fe lâ mumsike lehâ, ve mâ yumsik fe lâ mursile lehu min ba’dih(ba’dihî), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
(Bütün hayırların anahtarı Allah’ın elindedir.) Allah insanlara rahmetinden (hidayet, zenginlik ve mutluluk için) bir kapı açarsa hiç kimse bunu engelleyemez. Ve bir kulundan bir şeyi engellerse hiç kimse O’nun vermediğini o kuluna veremez. Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm’dir (yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
35:2
3
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣
Yâ eyyuhen nâsuzkurû ni’metallâhi aleykum, hel min hâlikın gayrullâhi yerzukukum mines semâi vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tû’fekûn(tû’fekûne).
Ey insanlar! Allah’ın size verdiği nimetini hatırlayın (yalnız O’na ibadet edip hiçbir şeyi şirk koşmayarak şükredin)! Size gökten (yağmur yağdırarak) ve yerden (bitkiler bitirerek) rızık veren Allah’tan başka bir yaratıcı mı var?! (Asla!) Biliniz ki Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Size rızık verenin, tek yaratıcı olan Allah olduğunu bildiğiniz hâlde nasıl oluyor da haktan (tevhid dininden) ayrılıp O’na şirk koşuyorsunuz?!— Z. El-Kudsi
35:3
4
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٤
Ve in yukezzibûke fe kad kuzzibet rusulun min kablik(kablike), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Ve ey rasulüm! Kavminin müşrikleri seni yalanlarsa (üzülme ve sabret; sen, kavmi tarafından yalanlanan ilk rasul değilsin) senden önce de gönderdiğimiz rasuller kavimleri tarafından yalanlanmıştı. Ve bil ki her şey Allah’a dönecektir (O, hiç kimseye zulmetmeden herkes hakkında adaletle hükmedecek; razı olduğu amelleri yapana mükâfaat, razı olmadığı amelleri yapana ceza verecektir).— Z. El-Kudsi
35:4
5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٥
Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).
Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın (ahiret gününde sizi hesap için dirilteceğine dair) vâdi haktır. Dikkat edin! Sakın dünya hayatının metaı ve şehvetleri sizi kandırmasın (o gün için hazırlık yapmaktan sizi engellemesin)! Şeytan ile yardımcıları da Allah’ın razı olduğu bir amelmiş gibi bâtılı süslü göstererek ve dünya hayatına meylettirerek sizi kandırmasın!— Z. El-Kudsi
35:5
6
اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُواًّۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ ٦
İnneş şeytâne lekum aduvvun fettehızûhu aduvvâ(aduvven), innemâ yed’û hızbehu li yekûnû min ashâbis seîr(seîri).
Ey insanlar! Bilin ki şeytan, sizin için daim bir düşmandır, öyleyse siz de onu düşman edinin (ve onunla hep savaşın)! Şüpheniz olmasın, şeytan öyle bir varlıktır ki kendisine tâbi olanları, ateşi şiddetli olan cehennem ehlinden olsunlar diye küfre çağırır.— Z. El-Kudsi
35:6
7
اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟ ٧
Ellezîne keferû lehum azâbun şedîd(şedîdun), vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
(Şeytana tâbi olup Allah’ı, rasulünü ve ona indirilenleri) İnkâr edenlere gelince; onlar için şiddetli bir azap vardır. Gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; onlar için de mağfiret ve büyük mükâfaat (cennet) vardır.— Z. El-Kudsi
35:7
8
اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَناًۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٨
E fe men zuyyine lehu sûu amelihî fe reâhu hasenâ(hasenen), fe innallâhe yudıllu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, fe lâ tezheb nefsuke aleyhim haserât(haserâtin), innallâhe alîmun bimâ yesneûn(yesneûne).
Kötü ameli (küfrü, şirki ve günahı) kendisine süslü gösterildiği için onu güzel gören kimse… (Allah kendisine hakkı güzel gösterdiği için ona inanan kimse gibi hiç olur mu?!) Muhakkak ki Allah, dilediğini (hak ettiği için) doğru yoldan saptırır ve dilediğini de (hak ettiği için) hidayete muvaffak kılar (hiç kimseyi zorlamaz). Ey rasulüm! Haktan bile bile sapanlar için kendine zarar verecek şekilde üzülme! Muhakkak ki Allah, onların ne yaptığını en iyi bilendir (hiçbir şey O’na gizli değildir).— Z. El-Kudsi
35:8
9
وَاللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ٩
Vallâhullezî, erseler rîyâha fe tusîru sehâben fe suknâhu ilâ beledin meyyitin fe ahyeynâ bihil arda ba’de mevtihâ, kezâliken nuşûr(nuşûru).
Biliniz ki rüzgârları estirip de onunla bulutları hareket ettiren Allah’tır. Ve biz onu (yağmur yüklü bulutları), ölü olan (kurak) bir beldeye götürürüz de ölümünden sonra bulutlardan çıkan suyla toprağı (bitkiler bitirerek) canlandırırız. İşte ölülerin dirilmesi de böyle olacaktır!— Z. El-Kudsi
35:9
10
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ٠١
Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr(yebûru).
Kim (dünyada veya ahirette) izzet ve şeref istiyorsa bilsin ki izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır (öyleyse sadece O’ndan istesin). (İhlasla söylenen) Güzel söz (La ilahe illallah ve bütün tevhid sözleri) O’na ulaşır ve O, kulların salih amellerini (kendisi için ve istediği şekilde yapılan amellerini) kendine ulaştırır (değer verip kabul eder). Ve biliniz ki (rasulümüz ve Müslümanların aleyhine) gizlice şer tuzaklar hazırlayanlar için şiddetli bir azap olacak ve hazırladıkları tuzaklar boşa çıkarak onları maksatlarına ulaştırmayacaktır.— Z. El-Kudsi
35:10
11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ١١
Vallâhu halakakum min turâbin summe min nutfetin summe cealekum ezvâcâ(ezvâcen), ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmih(ilmihî), ve mâ yuammeru min muammerin ve lâ yunkasu min umurihî illâ fî kitâb(kitâbin), inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Ve Allah önce sizi (babanız Âdem’i) topraktan, sonra bir nutfeden (meni içindeki spermden) yaratmıştır. Sonra da sizi (birbirinizle evlenmeniz için) çiftler (erkek ve dişiler) kılmıştır. O’nun bilgisi olmadan ne bir dişi gebe kalır ne de doğurur. Ve biliniz ki yaşayan birinin ömrü uzar ya da kısalırsa mutlaka hepsi bir kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) yazılıdır. Muhakkak ki bütün bunları yapmak ve kitaba (Levhi’l Mahfuz’a) yazmak Allah’a kolaydır.* [ Not: Allahu Teâlâ için “Bu daha kolaydır yani diğerinden daha kolaydır.” denilmez çünkü Allahu Teâlâ için hiçbir şey zor değildir, O’nu hiçbir şey aciz kılmaz. Allahu Teâlâ için “Bu iş zordur, bu iş kolaydır; bu iş daha zordur, bu iş daha kolaydır.” diye sözler kullanılmaz. Bunlar ancak yaratılanlar hakkında ya da insanların meseleyi daha iyi anlaması ve ne kadar çelişkide olduklarını anlatmak için onlara hücceti ikame etmede kullanılır. Yoksa Allahu Teâlâ hakkında bu asla söz konusu olamaz. Kulların sıfatlarına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya sıfat vermek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Allahu Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde yarattıklarına benzemez. Bu, eş-Şûrâ: 11 ayetinde sabittir. ]— Z. El-Kudsi
35:11
12
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِـغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٢١
Ve mâ yestevîl bahrâni hâzâ azbun furâtun sâigun şerâbuhu ve hâzâ milhun ucâc(ucâcun), ve min kullin te’kulûne lahmen tariyyen ve testahricûne hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke fîhi mevâhire li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Biliniz ki birinin suyu hoş, tatlı ve içimi kolay; diğerinin suyu ise içilemeyecek derecede çok tuzlu olan iki deniz birbirine eşit değildir. Buna rağmen her iki denizden taze ve yumuşak et (balık eti) yersiniz ve (inci, sedef, mercan gibi) süs eşyaları çıkarıp onları üzerinize takarsınız. Allah’ın ikramını ticaret ile elde edebilmeniz için bindiğiniz gemilerin bu iki denizde suyu yara yara gittiğini de görürsün. Olur ki Allah’ın verdiği nimetlerden dolayı O’na şükredersiniz (yalnız O’na ibadet eder ve hiçbir şeyi şirk koşmazsınız).— Z. El-Kudsi
35:12
13
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ ٣١
Yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), zâlikumullâhu rabbukum lehul mulk(mulku), vellezîne ted’ûne min dûnihî mâ yemlikûne min kıtmîr(kıtmîrin).
Allah, geceyi (kısaltıp) gündüze katar, gündüzü de (kısaltıp) geceye katar. Güneş’i ve Ay’ı da (kullarının menfaatine olacak şekilde) hükmüne boyun eğdirmiştir. Güneş ve Ay’ın her biri, (Allah’ın ilminde) tayin edilmiş zamana kadar (yörüngesinde düzgün bir şekilde) hareket eder. İşte, bütün bunları dilediği gibi takdir ve idare eden, rabbiniz olan Allah’tır. Bütün mülk O’nundur. Sizin O’ndan başka ibadet ettiğiniz varlıklar ise hurma çekirdeği üzerindeki kabarcık (filiz) kadar küçük bir şeye dahi sahip değillerdir. (Öyleyse onlara nasıl ibadet edersiniz?!)— Z. El-Kudsi
35:13
14
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ ٤١
İn ted’ûhum lâ yesmeû duâekum, ve lev semiû mestecâbû lekum, ve yevmel kıyâmeti yekfurûne bi şirkikum, ve lâ yunebbiuke mislu habîr(habîrin).
Allah’tan başka ibadet ettiğiniz o varlıklar, yardıma çağırdığınızda çağrınızı işitmezler, işitseler bile size yardım edemezler. Ve kıyamet gününde onlar, kendilerine ibadet edip Allah’a ortak koşmanızı da reddedeceklerdir. Ey rasulüm! Bil ki hiç kimse, her şeyden haberdar olan Allah gibi sana doğru haber veremez.— Z. El-Kudsi
35:14
15
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٥١
Yâ eyyuhen nâsu entumul fukarâu ilâllâhi, vallâhu huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Ey insanlar! Siz, (hem varlığınız hem de varlığınızın devamında, her hâlinizde ve her konuda) Allah’a muhtaçsınız. Ve biliniz ki O; (ٱلۡـغَـنِـيّ) el-Ğaniyy’dir (hiçbir şeye muhtaç olmayandır; diğer varlıklar ise hem varlıklarında hem de varlıklarının devamında O’na muhtaçtır), (ٱلۡـحَـمِيـد) el-Ḥamîd’dir (sahip olduğu güzel isimlerinden, mükemmel sıfatlarından ve yaptığı fiillerden dolayı hamdedilip övülmeyi hak edendir).— Z. El-Kudsi
35:15
16
اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ٦١
İn yeşe’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
Allah dilerse hepinizi yok eder ve yerinize (yalnız Allah’a ibadet edip hiçbir şirk koşmayan) yeni bir halk getirir.— Z. El-Kudsi
35:16
17
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ٧١
Ve mâ zâlike alâllâhi bi azîz(azîzin).
Ve sizi yok edip yerinize yeni bir halk getirmek Allah’a asla imkânsız ve zor değildir (çünkü O, her şeye kadirdir, hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz).— Z. El-Kudsi
35:17
18
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٨١
Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve bilin ki her nefis sadece kendi günahını yüklenir, başkasının günahını yüklenmez. Çok günah yüklenen kişi, günahlarından bir kısmını taşısın diye başkalarını yardıma çağırsa da en yakın akrabası olsa bile kimse ona yardım edip yükünden hiçbir şey yüklenmez. Ey rasulüm! Muhakkak ki sen, ğaybde (Rablerini görmedikleri hâlde ve hiç kimsenin görmediği bir yerde iken) Rablerinden korkanları (emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranları) ve namazı ikame edenleri (rükün ve şartlarına riayet ederek kılanları) uyarırsın (çünkü ancak onlar senin uyarılarından istifade eder). Kim de günahından (küfür ve şirkinden) temizlenirse kendi nefsi için temizlenmiş olur (çünkü faydası kendisine aittir, Allah’ın onun itaatine ihtiyacı yoktur). Ve bilin ki (kıyamet gününde hesap için) dönüş, sadece Allah’adır (herkese amelinin karşılığını verecektir).— Z. El-Kudsi
35:18
19
وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ ٩١
Ve mâ yestevîl a’mâ vel basîr(basîru).
Ve kör ile gören birbirine eşit olmaz (kâfir ile mu’min eşit olmadığı gibi).— Z. El-Kudsi
35:19
20
وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ ٠٢
Ve lez zulumâtu ve len nûr(nûru).
Ve karanlıklar ile nur da birbirine eşit olmaz (küfür ile iman eşit olmadığı gibi).— Z. El-Kudsi
35:20
21
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ١٢
Ve lez zıllu ve lel harûr(harûru).
Ve gölgelik yer ile rüzgârı çok sıcak esen yer de birbirine eşit olmaz (cennet ile cehennem eşit olmadığı gibi).— Z. El-Kudsi
35:21
22
وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٢٢
Ve mâ yestevîl ahyâu ve lel emvât(emvâtu), innallâhe yusmiu men yeşâu, ve mâ ente bi musmiin men fîl kubûr(kubûri).
Ve canlılar ile ölüler de birbirine eşit değildir (mu’minler ile kâfirler eşit olmadığı gibi). Bilin ki Allah ancak hidayetini dilediği kimseye (istifade edecek bir işitmeyle) hakkı işittirir. Ve ey rasulüm! Sen, kabirdeki ölülere (istifade edecekleri bir işitmeyle) işittiremezsin (aynı şekilde kâfirlere de istifade edecekleri bir işitmeyle hakkı işittiremezsin).— Z. El-Kudsi
35:22
23
اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ ٣٢
İn ente illâ nezîr(nezîrun).
Ey rasulüm! Sen ancak Allah tarafından apaçık uyarılarla gönderilmiş bir uyarıcısın (küfür, şirk ve günah işleyenleri cehennem azabıyla korkutup sakındırırsın).— Z. El-Kudsi
35:23
24
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ ٤٢
İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîrâ(nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr(nezîrun).
Ey rasulüm! Muhakkak ki biz seni (Allah’ın emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duranları cennetle) müjdeleyici ve (Allah’ın emirlerine itaat etmeyip yasaklarını ihlal edenleri cehennemle) uyarıcı olarak hak ile (tevhid diniyle) gönderdik. Ve bil ki senden önce kendilerine Allah tarafından uyarıcı gönderilmemiş hiçbir ümmet yoktur.— Z. El-Kudsi
35:24
25
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ٥٢
Ve in yukezzibûke fe kad kezzebellezîne min kablihim, câethum rusuluhum bil beyyinâti ve biz zuburi ve bil kitâbil munîr(munîri).
Ve ey rasulüm! Kavminin müşrikleri seni yalanlarsa (üzülme ve sabret; sen, kavmi tarafından yalanlanan ilk rasul değilsin) bil ki onlardan önceki (Âd, Semûd ve Lut kavmi gibi) müşrik kavimler de kendilerine gönderilen rasulleri yalanlanmışlardı. Hâlbuki rasulleri onlara, (hakkı getirdiklerini ve doğru söylediklerini ispat eden) apaçık delillerle, (içinde Allah’ın emirleri ve yasakları bulunan) sayfalarla ve (gerektiği gibi okuduklarında) hakkı ve bâtılı apaçık gösterip doğru yolu aydınlatan kitapla gelmişlerdi.— Z. El-Kudsi
35:25
26
ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٦٢
Summe ehaztullezîne keferû fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
(Gönderdiğim rasuller hakkı ispat eden apaçık deliller getirdikleri hâlde onları yalanladıkları için) Ben de o kâfirleri helak ettim. Ey rasulüm! Kâfirleri nasıl helak ettiğime ibretle bak!— Z. El-Kudsi
35:26
27
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ ٧٢
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen, fe ahrecnâ bihî semerâtin muhtelifen elvânuhâ, ve minel cibâli cudedun bîdun ve humrun muhtelifun elvânuhâ ve garâbîbu sûd(sûdun).
Ey rasulüm! Allah’ın gökten su indirdiğini görmedin mi?! Biz bu suyla renkleri çeşit çeşit olan ürünler bitirdik ve dağlardan geçen beyaz, kırmızı ve değişik renkte yollar var ettik. Ayrıca kapkara yollar ve vadiler de var ettik. (Bunlara ibretle bak!)— Z. El-Kudsi
35:27
28
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ ٨٢
Ve minen nâsi ved devâbbi vel en’âmi muhtelifun elvânuhu kezâlik(kezâlike), innemâ yahşâllâhe min ibâdihil ulemâu, innallâhe azîzun gafûr(gafûrun).
İnsanlardan, (yerde yürüyen) diğer canlılardan ve enʿamlardan (deve, sığır, keçi ve koyunlardan) da işte böyle değişik renklerde olanlar vardır. Muhakkak ki kullarından ancak Allah’ı (tevhidini ve azametini) bilenler Allah’ı gerektiği şekilde yüceltip O’ndan korkar. Biliniz ki Allah (عَـزِيـز) ʿAzîz’dir (dilediğini yapan, kendisine galip gelinemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (غَـفُور) Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir).— Z. El-Kudsi
35:28
29
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ ٩٢
İnnellezîne yetlûne kitâballâhi ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten yercûne ticâreten len tebûr(tebûre).
Muhakkak ki (rasulümüze inen) kitabı (Kur’ân’ı) anlayarak okuyup onunla amel eden, namazı ikame eden (rükün ve şartlarına riayet ederek kılan) ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli olsun açıktan olsun her durumda infak edenler; işte bu amelleriyle (Allah katında) asla kaybetmeyen bir ticaret umarlar.— Z. El-Kudsi
35:29
30
لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ٠٣
Li yuveffîyehum ucûrehum ve yezîdehum min fadlih(fadlihi), innehu gafûrun şekûr(şekûrun).
Çünkü Allah yaptıkları iyi amellerine tam karşılık verecek, ayrıca ikramından kat kat fazla mükâfaatlandıracaktır. Muhakkak ki O; (غَـفُور) Ğafûr’dur (günahından pişman olup ihlasla tevbe edenleri affedendir), (شَـكُور) Şekûr’dur (rızası için yapılan amellere kat kat mükâfaat verendir).— Z. El-Kudsi
35:30
Yükleniyor...
Fatır
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle