Fetih 29 Ayet Medine · الفتح
48

Fetih

Fethetmek · Medine
48
Fethetmek · Medine
الفتح
29
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً مُب۪يناًۙ ١
İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ(mubînen).
Ey rasulüm! Doğrusu (Hudeybiye Antlaşmasıyla) sana apaçık bir fetih (zafer) ihsan ettik.— Z. El-Kudsi
48:1
2
لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ ٢
Li yagfire lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhare ve yutimme ni’metehu aleyke ve yehdiyeke sırâtan mustekîmâ(mustekîmen).
Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola iletir ve seni, kimsenin reddedemeyeceği şanlı ve izzetli bir zafer ile muzaffer kılar.— Z. El-Kudsi
48:2
3
وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْراً عَز۪يزاً ٣
Ve yansurekallâhu nasran azîzâ(azîzen).
Bu mealci için veri yok.
48:3
4
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ ف۪ي قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ لِيَزْدَادُٓوا ا۪يمَاناً مَعَ ا۪يمَانِهِمْۜ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماًۙ ٤
Huvellezî enzeles sekînete fî kulûbil mu’minîne li yezdâdû îmânen mea îmânihim, ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard(ardı), ve kânallâhu alîmen hakîmâ(hakîmen).
O, mu’minlerin sahip olduğu imanla beraber imanlarının daha da artması için (Hudeybiye’de) kalplerine sekînet (sebat ve mutmainlik) indirendir. Ve bilin ki göklerin ve yerin orduları sadece Allah’ındır. Ve Allah (عَـلِيـم) ʿAlîm’dir (koyduğu hükümlere itaat edenleri, bunlara karşı gelenleri ve ister gizli ister açık olsun, ister büyük ister küçük olsun, her şeyi en ince ayrıntısıyla bilendir), (حَـكِيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).— Z. El-Kudsi
48:4
5
لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عِنْدَ اللّٰهِ فَوْزاً عَظ۪يماًۙ ٥
Li yudhilel mu’minîne vel mu’minâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve yukeffire anhum seyyiâtihim, ve kâne zâlike indallâhi fevzen azîmâ(azîmen).
İşte bu nimetler; Allah’ın mu’min erkekler ile mu’min kadınları, içinde ebedî kalmak üzere sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere koyması ve onların günahlarını affetmesi içindir. İşte bu, Allah katında gerçekten de seviyesine hiçbir başarının ulaşamayacağı büyük bir zaferdir.— Z. El-Kudsi
48:5
6
وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِك۪ينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّٓانّ۪ينَ بِاللّٰهِ ظَنَّ السَّوْءِۜ عَلَيْهِمْ دَٓائِرَةُ السَّوْءِۚ وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يراً ٦
Ve yuazzibel munâfikîne vel munâfikâti vel muşrikîne vel muşrikâtiz zânnîne billâhi zannes sev’i aleyhim dâiretus sev’i, ve gadiballâhu aleyhim ve leanehum ve eadde lehum cehennem(cehenneme), ve sâet masîrâ(masîren).
Ayrıca mu’minlere verilen bu nimetler, Allah hakkında kötü zanda bulunan (İslam’ı muzaffer ve şeriatini hâkim kılmayacağını zanneden) münafık erkekler ile münafık kadınlara ve müşrik erkekler ile müşrik kadınlara azap etmek içindir. Azap çemberi onlara dönmüştür ve Allah onlara (küfür, şirk, nifak ve kötü zanlarından dolayı) ğadab etmiş,* rahmetinden uzaklaştırmış ve onlar için (ceza olarak) cehennemi hazırlamıştır. O ne kötü sondur! [ Not: Allahu Teâlâ’nın ğadablanması, bazı âlimlere göre Allahu Teâlâ’nın ceza vermesidir. Çünkü Allahu Teâlâ’ya zahiri manasına göre ğadab sıfatı verilirse Allahu Teâlâ ğadablandığında daha önce ğadablanmamış manasına gelir. Yani Allahu Teâlâ yeni bir sıfat edinmiş olur. Bu ise Allahu Teâlâ’ya layık değildir çünkü Allahu Teâlâ’nın bütün sıfatları kdîm (قَدِيم)’dir. Kur’ân’da Allahu Teâlâ hakkında bunun gibi zahiri teşbihi çağrıştıran bazı lafızlar geçmektedir. Bütün ehlisünnet âlimleri, bu kelimelerin teşbihi çağrıştıran manalarını asla kabul etmeyip Allahu Teâlâ’yı bu manalardan tenzih ettiler. Ancak mana verme konusunda üç yol takip ettiler. Birinci yol, sahabelerin çoğunun yoludur. Sahabelerin çoğu, ayetten istenilen genel manayı anlamakla birlikte bu kelimelerin Allahu Teâlâ’ya layık olmayan manalarından Allahu Teâlâ’yı tenzih ederek mana vermeden olduğu gibi okudular ve “Bu kelimelerin manası, okuyuşudur.” deyip manasını Allahu Teâlâ’ya havale ettiler. Örneğin Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Bilakis Allah’ın iki yed’i açıktır.” (el-Mâide: 64). Onlar bu ayeti okurken ayetin genel manasını yani Allahu Teâlâ’nın cimri değil bilakis çok cömert olduğunu anladılar. Ayette geçen “يَدَاهُ (iki yed’i)” kelimesi üzerinde ise durmayıp olduğu gibi okudular; asla uzuv olan yed manasını anlamadılar ve Allahu Teâlâ’yı bundan tenzih edip gerçek manasını Allahu Teâlâ’ya havale ettiler. Sahabelerin çoğu bu tavrı takındı. Az bir kısım sahabe ise yine zahiri manasından Allahu Teâlâ’yı tenzih ederek bu gibi lafızları Arapçaya uygun şekilde, Allahu Teâlâ’ya layık bir manaya tevil etti. Onlardan sonra gelen âlimlerden bir kısmı sahabelerin çoğunun yolunu takip ederken bir kısmı tevil yolunu seçti ve bunların bazısı mücmel tevil, bazısı ise tafsilatlı tevil yaptı. Mücmel tevil yapan âlimler, bu kelimelerin teşbihi çağrıştıran manasından Allahu Teâlâ’yı tenzih ederek Allahu Teâlâ kendisine nispet ettiği için bunları sıfat kabul etmiş ve gerçek manasını sadece Allahu Teâlâ’nın bildiğini, mutlaka O’na layık bir manası olduğunu söylemiştir. Tafsilatlı tevil yapan âlimler ise bu kelimelere Arapçaya uygun şekilde, Allahu Teâlâ’ya layık bir mana verdiler. Fakat hiçbir zaman bu mananın kesin olduğunu söylemediler. Örneğin “Ğadab Allah’ın cezası, rıza ise mükâfaatıdır.” dediler. İster tafvid ister tevil yolunu seçsin, hiçbir ehlisünnet âlimi bu kelimelere zahiri manasını yani teşbihi çağrıştıran manaları vermediler. Böyle yapanlar ancak mücessime olanlardır. ]— Z. El-Kudsi
48:6
7
وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً ٧
Ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard(ardı), ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).
Bilinmelidir ki göklerin ve yerin orduları sadece Allah’ındır. Ve Allah (عَـزِيـز) ʿAzîz’dir (kendisine asla galip gelinemeyen, her meselede dilediği gibi izzetle hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan ve emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandırandır), (حَـكِيـم) Ḥakîm’dir (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır).— Z. El-Kudsi
48:7
8
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۙ ٨
İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ(nezîren).
Ey rasulüm! Muhakkak ki seni (Allah’ın emirlerini ümmetine tebliğ ettiğine ve önceki rasullerin de hakkı kavimlerine tebliğ ettiklerine dair) şahid olarak, (Allah’ın emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duranları cennetle) müjdeleyici ve (Allah’ın emirlerine itaat etmeyip yasaklarını ihlal edenleri cehennemle) korkutucu olarak gönderdik.— Z. El-Kudsi
48:8
9
لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُۜ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَص۪يلاً ٩
Li tu’minû billâhi ve resûlihî ve tuazzirûhu ve tuvakkırûh(tuvakkırûhu), ve tusebbihûhu bukreten ve asîlâ(asîlen).
Ta ki Allah’a ve rasulüne gerçek manada iman edesiniz, rasulüne yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve Allah’ı sabah akşam tesbih edesiniz (her türlü noksan sıfattan, mahlukata benzemekten ve zatına layık olmayan şeylerden tenzih ederek yüceltesiniz).— Z. El-Kudsi
48:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً۟ ٠١
İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).
Ey rasulüm! (Mekke müşrikleriyle savaşmak için Rıdvan Beyatinde) Sana beyat edenler, aslında Allah’a beyat etmiş oldular (çünkü beyat edilmesini emreden ve beyat edenlere mükâfaat verecek olan O’dur). Allah’ın eli,* beyat ederken beyat edenlerin elleri üzerindedir (Allah’ın yardımı onlaradır). Ve bilinmelidir ki onlardan kim beyatini bozarsa zararı kendisine aittir (Allah’a hiçbir zarar veremez ve O, onların her şeyini bilir, hiçbir şey O’na gizli değildir). Kim de (Allah’ın dinine yardım edeceğine dair) beyatine sadık kalırsa muhakkak ki Allah ona çok büyük mükâfaat (cenneti) verecektir. [ Not: Bütün ehlisünnet âlimleri Allahu Teâlâ’yı cisim ve cisme ait her türlü özellikten tenzih etmiştir. Yed kelimesinin zahiri manası el uzvu olduğu ve uzuvlar da cismin özelliklerinden olduğu için yed kelimesine asla zahiri manasını vermemiş ve el uzvu olarak anlamamışlardır. Bazı ehlisünnet âlimleri, sahabelerin yaptığı gibi Allahu Teâlâ’yı zahiri manasından tenzih ederek ayet ve hadislerde geçen yed (el) kelimesini, ayet ve hadislerde nasıl zikredilmişse aynı şekilde okuyup geçmiş, bu konuda hiçbir araştırma yapmamış, soru sormamış, neden, nasıl dememiş ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı ehlisünnet âlimleri ayet ve hadislerde Allahu Teâlâ hakkında zikredilen yed (el) kelimesinin Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olduğunu söylemiştir. Bazı ehlisünnet âlimleri de ayet ve hadislerde Allahu Teâlâ hakkında zikredilen yed (el) kelimesine, konuların siyakına, sibakına ve karinelerine bakarak zahiri manası dışında, Arapçada bulunan ve Allahu Teâlâ’nın zatına layık olan bir mana vermiş; fakat verdikleri mananın kesin Allahu Teâlâ’nın kastettiği mana olduğunu asla iddia etmemişlerdir. Yed (el) kelimesini bu şekilde tevil eden ehlisünnet âlimleri, ayet ve hadislerin siyakına, sibakına ve karinelerine bakarak yerine göre bu kelimeye, Allahu Teâlâ’nın zatına layık olan “kuvvet, kudret, mülk, dilediği şekilde tasarruf etme, nimet, rahmet, mağfiret, yardım, destek olma” gibi manalar vermiş veya sözdeki sıla manasında ya da bir amelin üstünlüğünü ve önemini belirtmek için kullanıldığını söylemişlerdir. Bazen de Allahu Teâlâ hakkında yedeyn (iki el) kelimesi kullanılmıştır. Ehlisünnet âlimleri bunu, taalluku; yaratılan varlığa değer, üstünlük, ayrıcalık ve şeref vermek olan bir sıfat olarak anlamışlardır, asla zahiri manasında uzuv ve temas etme olarak anlamamışlardır. ]— Z. El-Kudsi
48:10
11
سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً ١١
Se yekûlu lekel muhallefûne minel a’râbi şegaletnâ emvâlunâ ve ehlûnâ festagfir lenâ, yekûlûne bi elsinetihim mâ leyse fî kulûbihim, kul fe men yemliku lekum minallâhi şey’en in erâde bikum darren ev erâde bikum nef’â(nef’en), bel kânallâhu bi mâ ta’melûne habîrâ(habîren).
Ey rasulüm! Seninle Mekke yolculuğuna çıkmayan bedevilere bunun sebebini sorduğunda mazeret olarak sana şöyle diyecekler: “Bizi mallarımıza ve ailelerimize bakmak meşgul etti. Bu günahımızı affetmesi için bize Allah’tan mağfiret dile!” Aslında onlar, senden bağışlanma duası istemekle kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylemektedirler (çünkü kalpleriyle tevbe etmiş değillerdir). Ey rasulüm! Onlara şöyle de: “Allah size bir zarar ya da bir fayda vermeyi irade etmişse bunu Allah’tan başka kim engelleyebilir?! (Hiç kimse!)” Biliniz ki Allah (gizlisiyle açığıyla) yaptığınız her şeyden (en ince teferruatına kadar) haberdardır (buna göre size hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
48:11
12
بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلٰٓى اَهْل۪يهِمْ اَبَداً وَزُيِّنَ ذٰلِكَ ف۪ي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِۚ وَكُنْتُمْ قَوْماً بُوراً ٢١
Bel zanentum en len yenkaliber resûlu vel mû’minûne ilâ ehlîhim ebeden ve zuyyine zâlike fî kulûbikum ve zanentum zannes sev’i ve kuntum kavmen bûrâ(bûren).
Ey Mekke yolculuğuna çıkmayan bedeviler! Aslında sizin Rasul ile birlikte gitmemenizin sebebi; mallarınız ve ailelerinizle meşgul olmanız değil, Rasul ile yanındaki bütün mu’minlerin helak olup Medine’ye ailelerinin yanına tekrar dönmeyeceklerini düşünmenizdir. İşte, şeytan bu düşünceyi kalplerinize yerleştirip süslü gösterdi ve kötü bir zanda bulunup Allah’ın, rasulünü ve mu’minleri zafere ulaştırmayacağına inandınız. Böylece helaki hak eden bir topluluk oldunuz.— Z. El-Kudsi
48:12
13
وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ فَاِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ سَع۪يراً ٣١
Ve men lem yû’min billâhi ve resûlihî fe innâ a’tednâ lil kâfirîne saîrâ(saîren).
Kim de Allah’a ve rasulüne gerçek manada iman etmezse bilinmelidir ki biz, (ahiret gününde) kâfirlere çok şiddetli yanan ateş azabı hazırladık.— Z. El-Kudsi
48:13
14
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً ٤١
Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), yagfiru li men yeşâu ve yuazzibu men yeşâu, ve kânallahu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ve bilin ki göklerin ve yerin mülkü sadece Allah’a aittir (bunların ve içindekilerin yaratıcısı, hepsinin gerçek sahibi, en mükemmel şekilde düzene koyup muhafaza edeni ve üzerlerinde yegâne tasarruf sahibi O’dur; ibadeti hak eden de sadece O’dur). O (ikramıyla) dilediğinin günahını örtüp affeder, (adaletiyle) dilediğine de azap eder. Ve Allah (غَـفُور) Ğafûr’dur (günahından pişman olup ihlasla tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (ihlasla tevbe eden kullarına merhamet ederek onlara işlediği günahlardan dolayı azap etmeyendir).— Z. El-Kudsi
48:14
15
سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْۚ يُر۪يدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِۜ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُۚ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَاۜ بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ اِلَّا قَل۪يلاً ٥١
Se yekûlul muhallefûne izentalaktum ilâ megânime li te’huzûhâ zerûnâ nettebi’kum, yurîdûne en yubeddilû kelâmallâh(kelâmallâhi), kul len tettebiûnâ kezâlikum kâlallâhu min kabl(kablu), fe se yekûlûne bel tahsudûnenâ, bel kânû lâ yefkahûne illâ kalîlâ(kalîlen).
Ey iman edenler! Mekke yolculuğuna çıkmayanlar, Hudeybiye Antlaşmasına katılanlara vâdedilen (Hayber’deki) ganimetleri elde etmek için gittiğinizde şöyle diyecekler: “Bize izin verin de (Hayber’e gittiğinizde) size katılalım.” Onlar bu istekleriyle Allah’ın (Hudeybiye Antlaşmasına katılan mu’minlere verdiği ganimet elde etme) vâdini değiştirmek istiyorlar. Ey rasulüm! Onlara de ki: “Bizimle beraber (Hayber ganimetlerini elde etmek için) çıkamazsınız. Allah, bu ganimetleri sadece Hudeybiye Antlaşmasına katılanların alacağını bildirdi.” Bunun üzerine onlar şöyle diyecekler: “Hayır! Bu; Allah’ın vâdi değil, aslında bize haset etmenizdendir.” Mesele iddia ettikleri gibi değil, doğrusu bu, onların Allah’ın emir ve yasaklarını tam manasıyla anlamamalarındandır.— Z. El-Kudsi
48:15
16
قُلْ لِلْمُخَلَّف۪ينَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ يُسْلِمُونَۚ فَاِنْ تُط۪يعُوا يُؤْتِكُمُ اللّٰهُ اَجْراً حَسَناًۚ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٦١
Kul lil muhallefîne minel a’râbi setud’avne ilâ kavmin ulî be’sin şedîdin tukâtilûnehum ev yuslimûn(yuslimûne), fe in tutîû yû’tikumullâhu ecren hasenâ(hasenen), ve in tetevellev kemâ tevelleytum min kablu yuazzibkum azâben elîmâ(elîmen).
Ey rasulüm! Sizinle Mekke yolculuğuna çıkmayan bedevilere (imtihan için) şöyle de: “Siz, (yakında) savaşta çok kuvvetli ve acımasız bir kavme karşı savaşmak için çağrılacaksınız. Onlarla teslim oluncaya kadar savaşacaksınız. Eğer Allah’ın emrine itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfaat (cenneti) verir. Ama önceden (Mekke yolculuğunda) yaptığınız gibi bize katılmazsanız biliniz ki Allah sizi çok acıklı bir azaba uğratır.”— Z. El-Kudsi
48:16
17
لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٧١
Leyse alel a’mâ haracun ve lâ alel a’reci haracun ve lâ alel marîdı harac(haracun), ve men yutııllahe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), ve men yetevelle yuazzibhu azâben elîmâ(elîmen).
Ancak savaşa katılamadıkları için köre bir sorumluluk yoktur, topala bir sorumluluk yoktur, hastaya da bir sorumluluk yoktur. Kim Allah’a ve rasulüne itaat ederse Allah onu, sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere koyar; kim de (Allah’a ve rasulüne itaat etmekten) yüz çevirirse onu çok can yakıcı azapla cezalandırır.— Z. El-Kudsi
48:17
18
لَقَدْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنِ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ عَلَيْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحاً قَر۪يباًۙ ٨١
Lekad radiyallâhu anil mu’minîne iz yubâyiûneke tahteş şecereti fe alime mâ fî kulûbihim fe enzeles sekînete aleyhim ve esâbehum fethan karîbâ(karîben).
Ey rasulüm! Yemin olsun ki Allah, (Hudeybiye’de) ağacın altında sana beyat eden (Rıdvan Beyati veren) mu’minlerden razı oldu. Ve onların kalplerindeki gerçek imanı, ihlası ve doğruluğu bildiği için üzerlerine sekînet (sebat ve mutmainlik) indirdi ve onlara (mükâfaat olarak) yakın bir zamanda yapılacak fethi (Hayber Fethini) ihsan etti.— Z. El-Kudsi
48:18
19
وَمَغَانِمَ كَث۪يرَةً يَأْخُذُونَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً ٩١
Ve megânime kesîreten ye’huzûnehâ, ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).
Ve Allah onlara (Hayber’den) ele geçirecekleri çokça ganimetler vâdetti. Ve Allah (عَـزِيـز) ʿAzîz’dir (kendisine asla galip gelinemeyen, her meselede dilediği gibi izzetle hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan ve emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandırandır), (حَـكِيـم) Ḥakîm’dir (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır).— Z. El-Kudsi
48:19
20
وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَث۪يرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِه۪ وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْۚ وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ ٠٢
Vaadekumullâhu megânime kesîreten te’huzûnehâ fe accele lekum hâzihî ve keffe eydiyen nâsi ankum, ve li tekûne âyeten lil mu’minîne ve yehdiyekum sırâtan mustekîmâ(mustekîmen).
Ve ey gerçek manada iman edenler! Allah size elde edeceğiniz birçok ganimet vâdetmiştir. Şimdi, öncelikle bu (Hayber’deki) ganimetleri elde etmenizi sağladı ve insanların (Yahudilerin kadınlarınıza ve çocuklarınıza zarar vermek için uzatacakları) ellerini sizden çekti ki bu, Allah’ın mu’minlere yardım ve desteğine bir işaret olsun ve sizi doğru yola iletsin.— Z. El-Kudsi
48:20
21
وَاُخْرٰى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ اَحَاطَ اللّٰهُ بِهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يراً ١٢
Ve uhrâ lem takdirû aleyhâ kad ehâtallâhu bihâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in kadîrâ(kadîren).
Ve Allah, şimdi elde edemeyeceğiniz başka ganimetleri de size vâdetti. Onları elde edeceğiniz Allah’ın ilminde vardır. Ve Allah her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz).— Z. El-Kudsi
48:21
22
وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً ٢٢
Ve lev kâtelekumullezîne keferû le vellevûl edbâre summe lâ yecidûne velîyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).
Ve ey iman edenler! Eğer (Allah’ı, rasulünü ve onun getirdiklerini inkâr eden) kâfirler size karşı savaşsalardı bozguna uğramış olarak arkalarını dönüp kaçarlardı. Sonra onları size karşı koruyup kurtaracak veya destekleyip muzaffer kılacak ne bir veli (dost ve destekleyici) ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.— Z. El-Kudsi
48:22
23
سُنَّةَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْد۪يلاً ٣٢
Sunnetellâhilletî kad halet min kabl(kablu), ve len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ(tebdîlen).
İşte bu (Allah’ın mu’minleri muzaffer kılması ve kâfirleri yenilgiye uğratması), Allah’ın öteden beri süregelen sünnetidir. Ve ey rasulüm! Allah’ın sünnetinde bir değişme bulamazsın.— Z. El-Kudsi
48:23
24
وَهُوَ الَّذ۪ي كَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ اَنْ اَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يراً ٤٢
Ve huvellezî keffe eydiyehum ankum ve eydiyekum anhum bi batni mekkete min ba’di en azferekum aleyhim ve kânallâhu bi mâ ta’melûne basîrâ(basîran).
Ve O (Allah), sizi Mekke müşriklerine muzaffer kıldıktan sonra Mekke’nin ortasında (Hudeybiye’de) size zarar vermek isteyen müşriklerin ellerini sizden çeken ve (esir aldıktan sonra onları serbest bıraktırarak) sizin de ellerinizi onlardan çekendir. Bilin ki Allah, (hayır olsun şer olsun, açık olsun gizli olsun) yaptığınız her şeyi görendir (ve size ona göre karşılığını verecektir).— Z. El-Kudsi
48:24
25
هُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفاً اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُۜ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَٓاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُ۫هُمْ فَتُص۪يبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ لِيُدْخِلَ اللّٰهُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۚ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٥٢
Humullezîne keferû ve saddûkum anil mescidil harâmi vel hedye ma’kûfen en yebluga mahıllehu, ve lev lâ ricâlun mu’minûne ve nisâun mû’minâtun lem ta’lemûhum en tetaûhum fe tusîbekum minhum maarratun bi gayri ilm(ilmin), li yudhılallâhu fî rahmetihî men yeşâu, lev tezeyyelû le azzebnellezîne keferû minhum azâben elîmâ(elîmen).
Ey mu’minler! Bu Mekke müşrikleri; birliğimi, rasulümü ve ona indirdiklerimi reddeden, sizi Mescid-i Haram’a girmekten alıkoyan ve Harem’de kesilmek üzere getirilen kurbanlık hayvanların (hedylerin) kesilecekleri yere götürülmesini engelleyen kimselerdir. Eğer orada (Mekke’de imanını gizleyen) mu’min erkek ve mu’min kadınlar bulunmasaydı ve tanımadığınız için onlara zarar verip de bundan dolayı zarar ve üzüntüye uğramanız söz konusu olmasaydı Mekke’yi silahla fethetmenize izin verirdik. Fakat Allah buna izin vermeyerek imanını gizleyen Mekkeli mu’minlerden dilediğine rahmet edip onları korudu. Eğer Mekke’de mu’minlerin safı ile kâfirlerin safı birbirinden ayrılmış olsaydı muhakkak ki (Mekke’ye savaşarak girmenize izin verip) cezayı hak eden Mekke müşriklerini can yakıcı (şiddetli) bir azap ile cezalandırırdık.— Z. El-Kudsi
48:25
26
اِذْ جَعَلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوٰى وَكَانُٓوا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً۟ ٦٢
İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyyete hamiyyetel câhiliyyeti fe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alel mû’minîne ve elzemehum kelimetet takvâ ve kânû e hakka bihâ ve ehlehâ ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
İşte o zaman (Allah’ın birliğini, rasulünü ve ona indirilenleri inkâr eden) kâfirler; kalplerine taassubu, (hakka hukuka dayanmayan, heva ve hevesten kaynaklanan) cahiliye taassubunu yerleştirdiler (bundan dolayı çevre Arap kabileleri kendilerini kınamasın diye Hudeybiye yılında Müslümanların umre yapmak için Mekke’ye girmelerine izin vermediler). Allah ise rasulünün ve yanındaki mu’minlerin üzerine sekînet (sükûnet, sebat ve mutmainlik) indirdi ve onlardan takva (La ilahe illallah) kelimesine bağlı kalmalarını istedi. Çünkü mu’minlerin, bu takva kelimesine diğer insanlardan daha çok uymaları gerekir ve ona daha layıktırlar. Ve Allah her şeyi (ister gizli ister açık olsun, ister büyük ister küçük olsun, en ince ayrıntısıyla) bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir).— Z. El-Kudsi
48:26
27
لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّۚ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۙ مُحَلِّق۪ينَ رُؤُ۫سَكُمْ وَمُقَصِّر۪ينَۙ لَا تَخَافُونَۜ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحاً قَر۪يباً ٧٢
Lekad sadakallâhu resûlehur ru’yâ bil hakk(hakkı), le tedhulunnel mescidel harâme inşâallâhu âminîne muhallikîne ruûsekum ve mukassırîne lâ tehâfûn(tehâfûne), fe alime mâ lem ta’lemû fe ceale min dûni zâlike fethan karîbâ(karîben).
Andolsun ki Allah, rasulünün rüyasını doğru çıkardı. Muhakkak ki siz, Allah’ın dilemesiyle Mescid-i Haram’a saçlarınız kazıtılmış ya da kısaltılmış olarak emin bir şekilde, korkmadan gireceksiniz. Ve Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Bu sebeple Mekke’nin fethedileceğine dair rasulüne gösterdiği rüyayı gerçekleştirmeden önce size, buna yakın başka bir fetih (Hudeybiye Antlaşmasını ve Hayber’in fethini) verdi.— Z. El-Kudsi
48:27
28
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداًۜ ٨٢
Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullih(kullihî), ve kefâ billâhi şehîdâ(şehîden).
O (Allah), rasulünü (Muhammed’i) hidayet yolunu apaçık gösteren sözler ve hak din (İslam) ile gönderdi ki bu dini, ona muhalif olan bütün dinlere üstün kılsın. Ve Allah buna şahid oldu, şahid olarak Allah yeter!— Z. El-Kudsi
48:28
29
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَاناًۘ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْراً عَظ۪يماً ٩٢
Muhammedun resûlullâh(resûlullâhi), vellezîne meahû eşiddâu alâl kuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseris sucûd(sucûdi), zâlike meseluhum fît tevrât(tevrâti), ve meseluhum fîl incîl(incîli), ke zer’in ahrace şat’ehu fe âzerehu festagleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibuz zurrâa, li yagîza bihimul kuffâr(kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti minhum magfiraten ve ecren azîmâ(azîmen).
Biliniz ki Muhammed, Allah’ın rasulüdür. (Ona gerçek manada iman edip) Onunla beraber olanlar; kâfirlere karşı çok çetin, sert ve şiddetli; birbirlerine karşı ise çok merhametli (yumuşak ve birbirlerini seven) kimselerdir. Ey onlara bakan! Onları (çoğu zaman) Allah’a rükû ve secde ederken görürsün. Onlar salih amellerine karşılık hep Allah’ın ikramını (mağfiret etmesini ve cömertçe karşılık vermesini) ve rızasını kazanmayı arzularlar. Onların alametleri, çok secde etmeleri (çok ibadet etmeleri) sebebiyle yüzlerinde oluşan hidayet nurudur. İşte bu, onların Tevrât’taki sıfatıdır. İncîl’deki sıfatları ise (her konuda mükemmellikte ve birbirlerine kenetlenip yardımlaşmada) tıpkı filiz verdikten sonra kuvvetlenip kalınlaşan, sonra gövdesi üzerinde dimdik duran ekin gibidir ki (mükemmelliği ve kuvveti) çiftçilerin çok hoşuna gider. Allah, onları böyle çoğaltıp birbirlerine kenetleyerek kuvvetlendirmekle kâfirleri kızdırıp öfkelendirir. Ve Allah, Muhammed’e tâbi olanlardan gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere, bağışlanma ve büyük bir mükâfaat (cenneti) vâdetmiştir.— Z. El-Kudsi
48:29
Fetih
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle