İsra 111 Ayet Mekke · الإسراء
17

İsra

Gece Yürüyüşü · Mekke
17
Gece Yürüyüşü · Mekke
الإسراء
111
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
Kulunu (Muhammed’i hem ruh hem de cesedi ile ve uyanık bir hâlde iken) geceleyin Mescid-i Haram’dan alıp çevresini (manen ve madden) mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya ulaştıran zat, (her türlü noksanlıktan ve zatına layık olmayan sıfatlardan) tenzih edilmesi gereken yüce Allah’tır. Kulumuza bu İsrâ’yı (gece yolculuğunu) yaptırmamızın sebebi, (mükemmel kudretimize delalet eden) delillerimizi ona göstermektir. Muhakkak ki Allah (ٱلـسَّـمِـيـع) es-Semîʿ’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi işitendir), (ٱلۡـبَـصِـيـر) el-Basîr’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi görendir).— Z. El-Kudsi
17:1
2
وَاٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَلَّا تَتَّخِذُوا مِنْ دُون۪ي وَك۪يلاًۜ ٢
Ve âteynâ mûsel kitâbe ve cealnâhu huden li benî isrâîle ellâ tettehızû min dûnî vekîlâ(vekîlen).
Musa’ya da kitabı (Tevrât’ı) verdik ve bu kitabı, İsrailoğulları için bir hidayet rehberi kıldık. Sonra onlara, “Benden başka bir varlığı veli edinmeyin (sadece bana tevekkül edip benden yardım isteyin ve bütün işlerinizi yalnız bana havale edin)!” dedik.— Z. El-Kudsi
17:2
3
ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۜ اِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً ٣
Zurriyyete men hamelnâ mea nûh(nûhin), innehu kâne abden şekûrâ(şekûren).
Ey İsrailoğulları! Siz, (tufanda helak olmaktan kurtarıp) Nuh ile beraber gemide taşıdığımız mu’minlerin zürriyetindensiniz (bu nimeti hiç unutmayın ve yalnız Allah’a ibadet edip hiçbir şeyi şirk koşmayarak O’na şükredin). Muhakkak ki Nuh, (Rabbine) çok şükreden bir kul idi (siz de onu örnek alın).— Z. El-Kudsi
17:3
4
وَقَضَيْنَٓا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْـلُنَّ عُـلُواًّ كَب۪يراً ٤
Ve kadaynâ ilâ benî isrâîle fîl kitâbi le tufsidunne fîl ardı merreteyni ve le ta’lunne uluvven kebîrâ(kebîren).
Ve İsrailoğullarına Tevrât’ta şunu haber verdik: “Ey İsrailoğulları! Muhakkak ki siz, (küfür, şirk ve günah işleyerek) yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız. Ve muhakkak ki (insanlara zulmedip) büyüklenerek ve (azgınlık derecesinde) kibirlenerek üstünlük taslayacaksınız.”— Z. El-Kudsi
17:4
5
فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَاداً لَنَٓا اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِۜ وَكَانَ وَعْداً مَفْعُولاً ٥
Fe izâ câe va’du ûlâhumâ beasnâ aleykum ibâden lenâ ulîbe’sin şedîdin fe câsû hılâled diyâr(diyâri), ve kâne va’den mef’ûlâ(mef’ûlen).
“İlk fesadı çıkardığınızda (ceza olarak) üzerinize çok kuvvetli ve acımasız kullarımızı göndereceğiz, onlar da (size üstün gelerek) memleketlerinizde istedikleri gibi dolaşıp size diledikleri kötülük ve eziyeti yapacaklardır. İşte bu, Allah’ın vaîdidir ve mutlaka gerçekleşecektir.”— Z. El-Kudsi
17:5
6
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَف۪يراً ٦
Summe redednâ lekumul kerrete aleyhim ve emdednâkum bi emvâlin ve benîne ve cealnâkum eksere nefîrâ(nefîren).
“Ey İsrailoğulları! Sonra (bu cezanın ardından tevbe edip salih amellere yönelmeniz sebebiyle) size, memleketlerinizi elinizden alıp yağmalayanlara karşı bir daha galip kılıp zafer veririz. Size yardım edip servet ve çocuklarla gücünüzü artırırız. Ve sayınızı daha da çoğaltırız.”— Z. El-Kudsi
17:6
7
اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يراً ٧
İn ahsentum ahsentum li enfusikum ve in ese’tum fe lehâ, fe izâ câe va’dul âhıreti li yesûu vucûhekum ve li yedhulûl mescide kemâ dehalûhu evvele merretin ve li yutebbirû mâ alev tetbîrâ(tetbîren).
“Ey İsrailoğulları! Eğer iyi amel işlerseniz ancak kendi nefsiniz için işlemiş olursunuz (amelinizin mükâfaatı size dönecektir). Eğer kötü amel işlerseniz kendi nefsinize kötülük etmiş olursunuz (Rabbinizin ne iyi amelinize ihtiyacı vardır ne de kötü amelinizle O’na bir zarar verebilirsiniz). İkinci kez fesat çıkardığınızda ise düşmanlarınızı, zillet ve azap yüzlerinizde belli olacak şekilde size eziyet etmeleri ve daha önce girdikleri gibi tekrar Mescid-i Aksa’ya girip ellerine geçirdikleri her şeyi tamamen yok etmeleri için size musallat ederiz.”— Z. El-Kudsi
17:7
8
عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْۚ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَاۢ وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً ٨
Asâ rabbukum en yerhamekum, ve in udtum udnâ, ve cealnâ cehenneme lil kâfirîne hasîrâ(hasîren).
“Ey İsrailoğulları! Eğer (uğradığınız cezadan sonra) ihlaslı bir şekilde günahlarınızdan tevbe ederseniz Rabbiniz size rahmet eder (günahlarınızı örtüp bağışlar). Eğer (bütün bunlardan sonra) tekrar fesat çıkarmaya (küfür, şirk ve günaha) dönerseniz muhakkak biz de sizi yine cezalandırırız. Ve bilin ki biz cehennemi, kâfirler için bir döşek kıldık.”— Z. El-Kudsi
17:8
9
اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً كَب۪يراًۙ ٩
İnne hâzel kur’âne yehdî lilletî hiye akvemu ve yubeşşirul mu’minînellezîne ya’melûnes sâlihâti enne lehum ecren kebîrâ(kebîren).
Muhakkak ki bu Kur’ân, (kendisine hakkıyla tâbi olanları) tek doğru din olan İslam’a ulaştırır ve Allah’ın emirlerine itaat edip yasaklarından kaçınan gerçek mu’minlere, (yaptıklarına karşılık ahirette) büyük bir mükâfaat (cennet) verileceğini müjdeler.— Z. El-Kudsi
17:9
10
وَاَنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٠١
Ve ennellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
Ve bu Kur’ân, ahiret gününe iman etmeyenlere çok can yakıcı bir azap hazırladığımızı da haber verir.— Z. El-Kudsi
17:10
11
وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً ١١
Ve yed’ul insânu biş şerri duâehu bil hayr(hayri), ve kânel insânu acûlâ(acûlen).
İnsan (öyle cahil bir varlıktır ki) hayır elde etmek için nasıl Allah’a dua ediyorsa (kızdığı zaman) kendisine (çocuklarına, yakınlarına veya mallarına) hemen bir kötülük isabet etmesi için de dua eder (eğer Allah onun şer olan duasına hemen icabet etseydi muhakkak kendisi, çocukları ve malı helak olurdu). Şu bir gerçektir ki insan, (hem sıkıntıda hem de ferahlıkta sabırlı değil) çok acelecidir (bu sebeple kötü olan bir şeyin başına gelmesi için de acele eder).— Z. El-Kudsi
17:11
12
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ فَمَحَوْنَٓا اٰيَةَ الَّيْلِ وَجَعَلْـنَٓا اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْص۪يلاً ٢١
Ve cealnel leyle ven nehâre âyeteyni fe mehavnâ âyetel leyli ve cealnâ âyeten nehâri mubsıraten li tebtegû fadlen min rabbikum ve li ta’lemû adedes sinîne vel hisâb(hisâbe), ve kulle şey’in fassalnâhu tafsîlâ(tafsîlen).
Ey insanlar! Biz, gece ile gündüzü de (Allah’ın birliğine, muazzam kudretine ve yalnız O’na ibadet edilmesi gerektiğine delalet eden) iki delil kıldık. Gece delilini, (istirahat edesiniz diye) karanlık yaptık. Gündüz delilini ise Rabbinizden fazlını istemeniz (sizin için takdir ettiği rızkı çalışarak elde etmeniz) için aydınlık yaptık. Gece ile gündüzü de (birbiri ardından düzenli olarak gelecek şekilde) yarattık ki yılların sayısını bilesiniz ve ihtiyacınız olan (günler, haftalar ve aylarla ilgili) hesabı yapabilesiniz. Ve (kimin hak, kimin de bâtıl üzere olduğu apaçık belli olsun diye) her şeyi tafsilatlı olarak beyan ettik.— Z. El-Kudsi
17:12
13
وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَاباً يَلْقٰيهُ مَنْشُوراً ٣١
Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren).
Ve her insanın amelini boynuna bağladık. Kıyamet günü gelince dünyada yaptığı her şeyin içinde yazılı olduğu bir kitap çıkarırız da onu önünde açılmış olarak bulur.— Z. El-Kudsi
17:13
14
اِقْرَأْ كِتَابَكَۜ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَس۪يباًۜ ٤١
Ikra’ kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).
O gün (kıyamet günü) insana şöyle denir: “(Dünyada yaptıklarının yazılı olduğu) Kitabını oku! Bugün, hesap sorucu olarak kendi nefsin sana yeter!”— Z. El-Kudsi
17:14
15
مَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَمَا كُنَّا مُعَذِّب۪ينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً ٥١
Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim gerçek imana sahip olursa bunun sevabı kendisine aittir. Kim de haktan saparsa sapıklığının cezası kendisine aittir. Bilin ki her nefis kendi yaptığından sorumludur. Hiç kimseye başkasının günahı yüklenmez. Ve biz, rasul göndermedikçe (hiçbir kavme) azap edecek değiliz.— Z. El-Kudsi
17:15
16
وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَف۪يهَا فَفَسَقُوا ف۪يهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْم۪يراً ٦١
Ve izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ tedmîrâ(tedmîren).
Eğer (zulümlerinden dolayı) bir beldeyi helak etmeyi dilersek zenginlikleri sebebiyle şımarmış elebaşlarına, Allah’ın emirlerine itaat etmeyi emrederiz. Onlar emirlerimize karşı gelince helake uğramayı hak etmiş olurlar. Biz de o beldeyi içindekilerle beraber tamamen helak ederiz.— Z. El-Kudsi
17:16
17
وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً ٧١
Ve kem ehleknâ minel kurûni min ba’di nûh(nûhin) ve kefâ bi rabbike bi zunûbi ıbâdihî habîren basîrâ(basîren).
Nuh’tan sonra da (rasullerini yalanladıkları için) nice ümmetleri helak ettik. Ey rasulüm! Muhakkak ki Rabbin, kullarının işlediği günahları bilen ve gören olarak yeter (çünkü hiçbir şey O’na gizli değildir ve buna göre hesap soracaktır).— Z. El-Kudsi
17:17
18
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ ف۪يهَا مَا نَشَٓاءُ لِمَنْ نُر۪يدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَۚ يَصْلٰيهَا مَذْمُوماً مَدْحُوراً ٨١
Men kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennem(cehenneme), yaslâhâ mezmûmen medhûrâ(medhûren).
Kim yaptığı iyi amelleri dünyada bir menfaat elde etmek niyetiyle yaparsa (ve ahirete de inanmıyorsa) ona dilediğimiz karşılığı dünyada veririz. Sonra (kıyamet gününde) onu cehenneme sokarız; orada kınanmış, zelil ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş bir şekilde yanar.— Z. El-Kudsi
17:18
19
وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً ٩١
Ve men erâdel âhırete ve saâ lehâ sa’yehâ ve huve mu’minun fe ulâike kâne sa’yuhum meşkûrâ(meşkûren).
Kim de ahiret sevabını ister ve mu’min olarak Allah’ın emrettiği şekilde onu elde etmek için çaba gösterirse işte bu kimselerin amelleri (Allah katında) kabul edilir ve yaptıklarının karşılığını (kat kat) alacaklardır.— Z. El-Kudsi
17:19
20
كُلاًّ نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَٓاءِ رَبِّكَۜ وَمَا كَانَ عَطَٓاءُ رَبِّكَ مَحْظُوراً ٠٢
Kullen numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi rabbik(rabbike), ve mâ kâne atâu rabbike mahzûrâ(mahzûren).
Ey rasulüm! İster dünya mükâfaatını isteyen olsun ister ahiret mükâfaatını isteyen olsun, herkese (dünyada) Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin (dünyada) kullarına vereceği ihsan (rızık), kâfirlere yasaklanmış değildir (ahirette ise hesap sorulacaklardır).— Z. El-Kudsi
17:20
21
اُنْظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلاً ١٢
Unzur keyfe faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’dın), ve lel âhıretu ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâ(tafdîlen).
Ey rasulüm! İnsanları (dünyada mertebe ve nimet bakımından) nasıl birbirine üstün kıldığımıza ibretle bak! Ve bil ki ahiret; üstünlük, mertebe ve nimet farkları bakımından daha büyüktür (öyleyse mu’minler en büyük mertebe ve nimetleri elde etmek için hırsla çalışsınlar).— Z. El-Kudsi
17:21
22
لَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُوماً مَخْذُولاً۟ ٢٢
Lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tak’ude mezmûmen mahzûlâ(mahzûlen).
Ey kul! Sakın Allah ile birlikte başka bir ilah edinme (O’ndan başkasına ibadet etme)! Eğer böyle yaparsan Allah katında kötülenmiş ve (Allah’ın ve mu’minlerin yapacağı) yardımdan mahrum kalmış olursun.— Z. El-Kudsi
17:22
23
وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يماً ٣٢
Ve kadâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), immâ yebluganne indekel kibere ehaduhumâ ev kilâ humâ fe lâ tekul lehumâ uffin ve lâ tenher humâ ve kul lehumâ kavlen kerîmâ(kerîmen).
Ve Rabbin, yalnız kendisine ibadet etmenizi ve ana babaya iyi davranmanızı emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlarsa kendilerine “Öf!” (bile) deme! Onları (sakın) azarlama! Onlara güzel ve tatlı söz söyle!— Z. El-Kudsi
17:23
24
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يراًۜ ٤٢
Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).
Onlara merhamet ederek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve şöyle de: “Allah’ım! Onlar beni çocukken terbiye edip şefkat gösterdikleri için sen de onlara rahmet et!”— Z. El-Kudsi
17:24
25
رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ي نُفُوسِكُمْۜ اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً ٥٢
Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ(gafûren).
Ey insanlar! Rabbiniz, içinizde olanı (Allah’a ihlasınızı ve emirleri hakkındaki düşüncelerinizi) çok iyi bilir. Eğer (ibadette, ana babaya ve diğer insanlara davranışlarda) niyetiniz salih (Allah’ın emrettiği şekilde) ise muhakkak ki Rabbiniz, işlediği günahtan sonra hemen tevbe edip kendisine yönelenlere karşı (غَـفُـور) Ğafûr’dur (günahından dönüp ihlasla tevbe eden ve bozduklarını düzeltip emirlerine itaat eden kullarının suçlarını kıyamet gününde örtüp onlara azap etmeyendir).— Z. El-Kudsi
17:25
26
وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذ۪يراً ٦٢
Ve âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli ve lâ tubezzir tebzîrâ(tebzîren).
Ey mu’min! Akrabaya hakkını ver (sıla-i rahim yap), fakire (ihtiyaç sahiplerine) tasaddukta bulun ve yolda kalmışlara yardım et! Sakın malını (günaha harcayarak ya da israf ederek) saçıp savurma!— Z. El-Kudsi
17:26
27
اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً ٧٢
İnnel mubezzirîne kânû ihvâneş şeyâtîn(şeyâtîni), ve kâneş şeytânu li rabbihî kefûrâ(kefûren).
Muhakkak ki malını (günaha harcayarak ya da israf ederek) saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Bilin ki şeytan Rabbine nankörlük edip başkaldırmıştır (hep günah işler ve Allah’ın razı olmadığı şeyleri emreder).— Z. El-Kudsi
17:27
28
وَاِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَٓاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُلْ لَهُمْ قَوْلاً مَيْسُوراً ٨٢
Ve immâ tu’ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâ(meysûren).
Ve ey rasulüm! Rabbinin sana fazlından vermesi umuduyla beklerken onlar (ihtiyaçlı olanlar) sana gelip bir şey istediklerinde, elinde hiçbir şeyin olmadığı için veremezsen onlara güzel ve yumuşak sözler söyle (sıkıntılarının gitmesi için onlara dua et ve Allah sana ihsan ettiğinde vereceğini söyle)!— Z. El-Kudsi
17:28
29
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً ٩٢
Ve lâ tec’al yedeke maglûleten ilâ unukıke ve lâ tebsuthâ kullel bastı fe tak’ude melûmen mahsûrâ(mahsûren).
Sakın (ihtiyaç sahiplerine infak etmekte) eli sıkı (cimri) olma ve (gereksiz harcamalar yaparak) hepten eli açık (israfçı) da olma! Eğer böyle yaparsan (cimri ya da israfçı olursan) kınanırsın ve pişman olursun (kaybettiklerinin hasretini çeker durursun).— Z. El-Kudsi
17:29
30
اِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً۟ ٠٣
İnne rabbeke yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), innehu kâne bi ibâdihî habîran basîrâ(basîran).
Ey rasulüm! Bil ki Rabbin (hikmeti gereği) kullarından dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin rızkını da daraltır. Muhakkak O, kullarını (onların ihtiyaçlarını ve maslahatlarını) çok iyi bilen ve ne yaptıklarını görendir.— Z. El-Kudsi
17:30
Yükleniyor...
İsra
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle