Fetih 29 Ayet Medine · الفتح
48

Fetih

Fethetmek · Medine
48
Fethetmek · Medine
الفتح
29
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً مُب۪يناًۙ ١
İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ(mubînen).
(Ey Peygamber!) Muhakkak ki Biz sana apaçık bir fetih verdik.¹ 1 “Fetih verdik” demek, “Fethin yolunu açtık, yürü!” anlamındadır. Bu sûre Hudeybiye Barışı’ndan sonra inmiştir. Bu barış aslında Müslümanların aleyhine gibi gözükse de ileride pek çok başarılara yol açmıştır. Bu barış bazı sahabelerin muhalefetine rağmen imzalanmış bir barıştır. Hz. Peygamber’in keskin zekâsının bir sonucudur.— İ. Yakıt
48:1
2
لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ ٢
Li yagfire lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhare ve yutimme ni’metehu aleyke ve yehdiyeke sırâtan mustekîmâ(mustekîmen).
Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını² bağışlar, sana olan nimetini tamamlar ve seni dosdoğru yola eriştirir. 2 “Zenb” kelimesi günah manasına gelse de “kusur ve kabahat” anlamına da gelir. Peygamberler için bilerek işlenmiş kasdi bir günah söz konusu değildir.— İ. Yakıt
48:2
3
وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْراً عَز۪يزاً ٣
Ve yansurekallâhu nasran azîzâ(azîzen).
Böylece sana kimsenin güç yetiremeyeceği bir yardımda bulunur.— İ. Yakıt
48:3
4
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ ف۪ي قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ لِيَزْدَادُٓوا ا۪يمَاناً مَعَ ا۪يمَانِهِمْۜ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماًۙ ٤
Huvellezî enzeles sekînete fî kulûbil mu’minîne li yezdâdû îmânen mea îmânihim, ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard(ardı), ve kânallâhu alîmen hakîmâ(hakîmen).
İnananların imanlarını kat kat artırmak için kalplerine iç huzuru [sekîne] indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’a aittir. Zira Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.— İ. Yakıt
48:4
5
لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عِنْدَ اللّٰهِ فَوْزاً عَظ۪يماًۙ ٥
Li yudhilel mu’minîne vel mu’minâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve yukeffire anhum seyyiâtihim, ve kâne zâlike indallâhi fevzen azîmâ(azîmen).
Bütün bunlar; Allah’ın, inanan erkeklerle inanan kadınları, içinde sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyması ve onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu Allah katında çok büyük bir kurtuluştur.— İ. Yakıt
48:5
6
وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِك۪ينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّٓانّ۪ينَ بِاللّٰهِ ظَنَّ السَّوْءِۜ عَلَيْهِمْ دَٓائِرَةُ السَّوْءِۚ وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يراً ٦
Ve yuazzibel munâfikîne vel munâfikâti vel muşrikîne vel muşrikâtiz zânnîne billâhi zannes sev’i aleyhim dâiretus sev’i, ve gadiballâhu aleyhim ve leanehum ve eadde lehum cehennem(cehenneme), ve sâet masîrâ(masîren).
(Yine bunlar) Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklerle, münafık kadınlara, kendisine ortak koşan erkeklere ve kendisine ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Onların kötü düşünceleri dönüp başlarına gelsin! Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Ne kötü bir dönüş yeridir orası!— İ. Yakıt
48:6
7
وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً ٧
Ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard(ardı), ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).
Göklerin ve yerin orduları Allah’a aittir. Zira Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.— İ. Yakıt
48:7
8
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۙ ٨
İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ(nezîren).
(Ey Peygamber!) Biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik ki,— İ. Yakıt
48:8
9
لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُۜ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَص۪يلاً ٩
Li tu’minû billâhi ve resûlihî ve tuazzirûhu ve tuvakkırûh(tuvakkırûhu), ve tusebbihûhu bukreten ve asîlâ(asîlen).
(Ey insanlar! Siz de) Allah’a ve elçisine inanasınız, ona destek veresiniz ve ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah’ı tesbih edesiniz.— İ. Yakıt
48:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً۟ ٠١
İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).
(Ey Peygamber!) Muhakkak ki sana biat edenler³, ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli⁴ onların elinin üzerindedir. Kim sözünden cayarsa [nekese] kendi aleyhine caymış olur. Kim de verdiği sözü yerine getirirse [evfâ], Allah ona çok büyük bir mükâfat verecektir. 3 Biat veya bey’at etmek, her zaman ve her yerde Hz. Peygamber’in yanında olacağına, o ne derse yapacağına dair bağlılık yemini/sözü vermektir. El uzatılarak verilen bir sözdür. 4 “Allah’ın eli” tabiri, O’nun da bizim gibi elinin olacağı anlamında değildir. Elden kasıt; güç, kuvvettir. O’nun gücü hepsinin gücünün üzerindedir demektir. Onların Hz. Peygamber’e bağlılıklarına Allah’ın şahit olduğunun mecâzi bir ifadesidir.— İ. Yakıt
48:10
11
سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً ١١
Se yekûlu lekel muhallefûne minel a’râbi şegaletnâ emvâlunâ ve ehlûnâ festagfir lenâ, yekûlûne bi elsinetihim mâ leyse fî kulûbihim, kul fe men yemliku lekum minallâhi şey’en in erâde bikum darren ev erâde bikum nef’â(nef’en), bel kânallâhu bi mâ ta’melûne habîrâ(habîren).
Bedevilerden (savaştan) geri bırakılanlar sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu, bunun için Allah’tan bizim bağışlanmamızı dile” diyecekler ve böylece kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler. Onlara de ki: “Allah size bir zarar vermeyi dilemiş yahut size bir yarar sağlamayı istemiş olsa, O’na karşı kimin hangi şeye gücü yeter? Zira Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.— İ. Yakıt
48:11
12
بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلٰٓى اَهْل۪يهِمْ اَبَداً وَزُيِّنَ ذٰلِكَ ف۪ي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِۚ وَكُنْتُمْ قَوْماً بُوراً ٢١
Bel zanentum en len yenkaliber resûlu vel mû’minûne ilâ ehlîhim ebeden ve zuyyine zâlike fî kulûbikum ve zanentum zannes sev’i ve kuntum kavmen bûrâ(bûren).
Bilakis siz (Ey münafıklar!), elçinin ve inananların ailelerine ebediyen geri dönemeyeceklerini zannettiniz. Bu sizin kalplerinize güzel göründü de kötü bir zanda bulundunuz. Siz yok olmayı hak etmiş [bûrân] bir topluluksunuz [kavm].— İ. Yakıt
48:12
13
وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ فَاِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ سَع۪يراً ٣١
Ve men lem yû’min billâhi ve resûlihî fe innâ a’tednâ lil kâfirîne saîrâ(saîren).
Kim Allah’a ve elçisine inanmazsa, muhakkak ki Biz inkârcılar için çılgın alevli bir ateş hazırladık.— İ. Yakıt
48:13
14
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً ٤١
Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), yagfiru li men yeşâu ve yuazzibu men yeşâu, ve kânallahu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Zira Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.— İ. Yakıt
48:14
15
سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْۚ يُر۪يدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِۜ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُۚ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَاۜ بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ اِلَّا قَل۪يلاً ٥١
Se yekûlul muhallefûne izentalaktum ilâ megânime li te’huzûhâ zerûnâ nettebi’kum, yurîdûne en yubeddilû kelâmallâh(kelâmallâhi), kul len tettebiûnâ kezâlikum kâlallâhu min kabl(kablu), fe se yekûlûne bel tahsudûnenâ, bel kânû lâ yefkahûne illâ kalîlâ(kalîlen).
Siz ganimet almaya giderken, (savaştan) geri bırakılmış olanlar, “Bırakınız, biz de size tabi olalım/sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler⁵. De ki: “Siz bize tabi olamazsınız. Allah önceden (kimlerin alacağını) böyle buyurmuştur.” Onlar da “Bilakis, siz bizi kıskanıyorsunuz” diyeceklerdir. Aksine, onlar anlayışı kıt olan kimselerdir. 5 Değiştirmek istedikleri hüküm; Tevbe, 9/83. ayetteki hükümdür. Çünkü orada Hz. Peygamber’le beraber özürsüz bir sefere katılmayan, diğer hiçbir sefere katılamaz ve ganimetten de pay alamaz şeklindeki hükümdür.— İ. Yakıt
48:15
16
قُلْ لِلْمُخَلَّف۪ينَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ يُسْلِمُونَۚ فَاِنْ تُط۪يعُوا يُؤْتِكُمُ اللّٰهُ اَجْراً حَسَناًۚ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٦١
Kul lil muhallefîne minel a’râbi setud’avne ilâ kavmin ulî be’sin şedîdin tukâtilûnehum ev yuslimûn(yuslimûne), fe in tutîû yû’tikumullâhu ecren hasenâ(hasenen), ve in tetevellev kemâ tevelleytum min kablu yuazzibkum azâben elîmâ(elîmen).
O, (seferden) geri kalan bedevilere de ki: “Siz yakında çok güçlü bir kavme karşı savaşmaya davet edileceksiniz. Onlarla ya savaşırsınız yahut da onlar teslim olurlar.⁶ Eğer (emre) itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Eğer daha önce döndüğünüz gibi yine dönerseniz, O sizi can yakıcı bir azaba uğratır.” 6 Bu ayeti “onlar teslim oluncaya kadar savaşacaksınız” şeklinde de anlayabiliriz.— İ. Yakıt
48:16
17
لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٧١
Leyse alel a’mâ haracun ve lâ alel a’reci haracun ve lâ alel marîdı harac(haracun), ve men yutııllahe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), ve men yetevelle yuazzibhu azâben elîmâ(elîmen).
(Savaşa katılamaması hâlinde) köre bir sorumluluk yoktur, topala bir sorumluluk yoktur, hastaya da bir sorumluluk yoktur. Kim Allah ve elçisine itaat ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse onu da can yakıcı bir azaba uğratır.— İ. Yakıt
48:17
18
لَقَدْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنِ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ عَلَيْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحاً قَر۪يباًۙ ٨١
Lekad radiyallâhu anil mu’minîne iz yubâyiûneke tahteş şecereti fe alime mâ fî kulûbihim fe enzeles sekînete aleyhim ve esâbehum fethan karîbâ(karîben).
(Ey Peygamber!) Andolsun ki ağacın altında sana biat eden mü’minlerden Allah razı/hoşnut olmuştur. Allah onların kalplerinde olanları bilmiş ve onların üzerine iç huzuru [sekîne]⁷ indirmiştir. Onları çok yakında gelecek bir fetihle ödüllendirmiştir [esâbehum].⁸ 7 Sekîne, ruh sükûnetine denir. Biz “iç huzuru” diye tercüme ettik. 8 Ayette bahsedilen fetih, Hudeybiye Barışı’ndan sonra hemen gerçekleşen Hayber’in fethidir. Sözü edilen ganimetler de Hayber’in ganimetleridir.— İ. Yakıt
48:18
19
وَمَغَانِمَ كَث۪يرَةً يَأْخُذُونَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً ٩١
Ve megânime kesîreten ye’huzûnehâ, ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).
Elde edecekleri pek çok ganimetlerle de… Zira Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.— İ. Yakıt
48:19
20
وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَث۪يرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِه۪ وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْۚ وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ ٠٢
Vaadekumullâhu megânime kesîreten te’huzûnehâ fe accele lekum hâzihî ve keffe eydiyen nâsi ankum, ve li tekûne âyeten lil mu’minîne ve yehdiyekum sırâtan mustekîmâ(mustekîmen).
Allah size, elde edeceğiniz pek çok ganimet vaat etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini üzerinizden çekmiştir.⁹ Bu, hem inananlara bir delil [âyet] olsun, hem de sizi dosdoğru bir yola iletsin. 9 İnsanların ellerini Müslümanların üzerinden çekmiş olması, Esed ve Katafanoğulları kabileleri, Hayber’in fethinde, Hudeybiye Sözleşmesi’yle Müslümanlar Mekkelileri dize getirdi diye korkup Yahudilere yardım edememişlerdir. Ayrıca Mekkeliler de Hudeybiye sözleşmesinden dolayı, Müslümanlarla on yıl savaşmayacakları için Yahudilere yardım edemediler. Böylece azılı düşmanlar ellerini Müslümanların üzerinden çekmiş oldular. Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra, Müslümanların zaferleri durmadı. Hatta Atlas Okyanusu’ndan Mançurya kıyılarına kadar uzanan büyük fetihlerin de kapısını açtı. Ayetteki bu ilahi haber yeri geldikçe zaman içinde gerçekleşti.— İ. Yakıt
48:20
21
وَاُخْرٰى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ اَحَاطَ اللّٰهُ بِهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يراً ١٢
Ve uhrâ lem takdirû aleyhâ kad ehâtallâhu bihâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in kadîrâ(kadîren).
Henüz elde edemediğiniz ve Allah’ın koruması altında olan başka (kazançlar/ganimetler) de vardır. Zira Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.— İ. Yakıt
48:21
22
وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً ٢٢
Ve lev kâtelekumullezîne keferû le vellevûl edbâre summe lâ yecidûne velîyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).
Şayet inkâr edenler sizinle savaşsalardı arkalarını dönüp kaçarlar(dı), sonra da ne bir dost ne de bir yardım edici bulabilirlerdi.— İ. Yakıt
48:22
23
سُنَّةَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْد۪يلاً ٣٢
Sunnetellâhilletî kad halet min kabl(kablu), ve len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ(tebdîlen).
Allah’ın daha önce gelip geçenlere uyguladığı yasası [sunnetullah] budur. Allah’ın yasasında asla bir değişiklik bulamazsın.¹⁰ 10 Krş. Fâtır, 35/43— İ. Yakıt
48:23
24
وَهُوَ الَّذ۪ي كَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ اَنْ اَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يراً ٤٢
Ve huvellezî keffe eydiyehum ankum ve eydiyekum anhum bi batni mekkete min ba’di en azferekum aleyhim ve kânallâhu bi mâ ta’melûne basîrâ(basîran).
Size onlara karşı zafer verdikten sonra Mekke’nin göbeğinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çeken O’dur. Zira Allah yaptıklarınızı görmektedir.— İ. Yakıt
48:24
25
هُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفاً اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُۜ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَٓاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُ۫هُمْ فَتُص۪يبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ لِيُدْخِلَ اللّٰهُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۚ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٥٢
Humullezîne keferû ve saddûkum anil mescidil harâmi vel hedye ma’kûfen en yebluga mahıllehu, ve lev lâ ricâlun mu’minûne ve nisâun mû’minâtun lem ta’lemûhum en tetaûhum fe tusîbekum minhum maarratun bi gayri ilm(ilmin), li yudhılallâhu fî rahmetihî men yeşâu, lev tezeyyelû le azzebnellezîne keferû minhum azâben elîmâ(elîmen).
İnkâr edenler ve sizi Mescid-i Harâm’ı ziyaretten ve bekletilmekte olan kurbanlıkları [hedye] yerine ulaştırmaktan alıkoyanlar onlardır¹¹. Eğer bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılacağınız inanmış erkeklerle inanmış kadınlarınız olmasaydı, Allah savaşı önlemezdi. Bu Allah’ın dilediğini rahmetine dâhil etmesi içindir. Eğer inananlarla inkâr edenler birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elbette can yakıcı bir azaba uğratırdık. 11 Bilindiği üzere, Hudeybiye Antlaşması’na göre, Hz. Peygamber umre haccından vazgeçmiş ve mü’minler de yanlarında getirdikleri kurbanları Hudeybiye’de kesmek zorunda kalmışlardı. Ayet bu olaya işaret ediyor.— İ. Yakıt
48:25
26
اِذْ جَعَلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوٰى وَكَانُٓوا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً۟ ٦٢
İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyyete hamiyyetel câhiliyyeti fe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alel mû’minîne ve elzemehum kelimetet takvâ ve kânû e hakka bihâ ve ehlehâ ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Hani, inkâr edenler kalplerine taassubu [hamiyyete], o câhiliye taassubunu yerleştirmişlerdi¹². Bunun üzerine Allah, elçisinin ve inananların üzerine iç huzuru [sekîne] indirdi. Onların Allah’a karşı sorumluluk bilincine bağlı kalmalarını sağladı [kelimete’t-takvâ]. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Zira Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. 12 Câhiliye taassubu, küfürde aşırı inat ve dediklerini yaptırma gururu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Hudeybiye Barış Antlaşması’nda tarafların imzaları şöyleydi: “Resulullah Muhammed” ve “Kureyş elçisi Süheyl.” Süheyl antlaşma metnine Hz. Peygamber’in adının “Resulullah Muhammed” diye değil de “Abdullah oğlu Muhammed” yazılmasını istedi. Mekkeliler de destek vererek, “Biz senin Allah’ın elçisi olduğuna inansak, seninle savaşmazdık” dediler. Yoksa antlaşma bozulacaktı. Hz. Peygamber antlaşmanın ileride Müslümanların çok hayrına olacağını bildiği için, Hz. Ali’den silmesini ve dedikleri gibi yazmasını istedi. Hz. Ali de “Resulullah Muhammed” yazısını silmektense ölmeyi tercih edeceğini söyledi. Hz. Peygamber, silgiyi eline aldı, okuma yazma bilmediğinden ismini bulamadı. Hz. Ali’ye göstermesini söyledi. O, istemeyerek gösterdi ve Hz. Peygamber ismini sildi ve Hz. Ali’ye tekrar “Abdullah oğlu Muhammed yaz” dedi. (Bilgi için Bkz. Hz. Peygamber’i Anlamak isimli kitabımız, s. 55).— İ. Yakıt
48:26
27
لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّۚ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۙ مُحَلِّق۪ينَ رُؤُ۫سَكُمْ وَمُقَصِّر۪ينَۙ لَا تَخَافُونَۜ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحاً قَر۪يباً ٧٢
Lekad sadakallâhu resûlehur ru’yâ bil hakk(hakkı), le tedhulunnel mescidel harâme inşâallâhu âminîne muhallikîne ruûsekum ve mukassırîne lâ tehâfûn(tehâfûne), fe alime mâ lem ta’lemû fe ceale min dûni zâlike fethan karîbâ(karîben).
Andolsun, Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. İnşaallah Mescid-i Harâm’a güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş ve/veya saçlarınızı kısaltmış olarak korkusuzca gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan daha yakın bir fetih daha verdi.¹³ 13 Bu fetih ileride Hayber’in fethi olacaktır.— İ. Yakıt
48:27
28
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداًۜ ٨٢
Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullih(kullihî), ve kefâ billâhi şehîdâ(şehîden).
Elçisini hidayet ve hak din ile ve bu dini bütün dinlerden üstün kılmak üzere gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.— İ. Yakıt
48:28
29
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَاناًۘ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْراً عَظ۪يماً ٩٢
Muhammedun resûlullâh(resûlullâhi), vellezîne meahû eşiddâu alâl kuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseris sucûd(sucûdi), zâlike meseluhum fît tevrât(tevrâti), ve meseluhum fîl incîl(incîli), ke zer’in ahrace şat’ehu fe âzerehu festagleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibuz zurrâa, li yagîza bihimul kuffâr(kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti minhum magfiraten ve ecren azîmâ(azîmen).
Muhammed Allah’ın elçisidir. Onunla beraber olanlar kâfirlere karşı çok sert ve kendi aralarında ise merhametlidirler¹⁴. Sen, onları rükû ve secde hâlinde Allah’tan lütuf ve hoşnutluk [rıdvânân] dilerken görürsün. İşaretleri yüzlerindeki secde izleridir. Bu, onların Tevrat’taki özellikleridir. İncil’deki özellikleri de şöyledir: Tıpkı onlar filizini çıkarmış, onu güçlendirmiş kalınlaşmış ve sapı/ gövdesi üzerine dikilerek ekincilerin de hoşuna giden bir ekin gibidir. Bu misal kâfirleri öfkelendirir. Allah, onlardan inanıp, iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanlara bağışlama ve büyük bir mükâfat vaat etmiştir. 14 Krş. Mâide, 5/54— İ. Yakıt
48:29
Fetih
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle