Rum 60 Ayet Mekke · الروم
30

Rum

Romalılar · Mekke
30
Romalılar · Mekke
الروم
60
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elîf, Lâm, Mîm.— İ. Yakıt
30:1
2
غُلِبَتِ الرُّومُۙ ٢
Gulibetir rûm(rûmu).
Romalılar/Rumlar yenildi.¹ 1 Tarihi kaynaklardan anladığımıza göre, M. 7. asrın başlarında dünyanın iki süper gücü diyebileceğimiz iki devlet vardı. Biri Bizans yani Doğu Roma İmparatorluğu, diğeri de Sasani Pers İmparatorluğu’dur. Bu iki kuvvet o asırda birbirinin topraklarına göz dikerek nüfuzları altına almak isterler. Bizans’ın başında Heraklius, Perslerin başında da I. Husrev vardır. Bizans’ın iç çekişmelerinden istifade eden Persler, 613-619 Mezopotamya, Irminiye, Suriye, Şam, Antakya, Filistin, Kudüs ve Mısır’ı ele geçirirler. Kudüs’teki Kutsal Mezar Kilisesi yıkılır ve Kutsal Haç yerinden sökülerek Medain’e götürülür. Kral Heraklius ağır şartlar içeren antlaşmayı kabul etmek zorunda kalır. Ateşperest Sasanilerin bu zaferi Mekke’de müşriklerin sevinç çığlıkları atmalarına ve Müslümanlarla alay etmelerine yetti. Çünkü ilahi kaynaklı bir dine sahip olan Bizanslı Hıristiyanlar kaybetmişler ve ateşperestler kazanmıştı. Ateşperestler de bir nevi putperest olup ateşe tapıyorlardı. Demek ki Hıristiyanların inandıkları Allah ehl-i kitaba yardım etmiyordu. Tevhid’e karşı düşmanlıkları arttıkça arttı. Bu olay Hicret’ten önce olmuştu. Daha sonra toparlanan Heraklius, 622’den sonra ateşperest Sasanileri püskürtmeye başlar. Onları ilkin Toros Dağları’nın Güney eteklerinde yenmiş, onların işgali altında olan yerleri geri almış, sonra Kuzey’e yönelerek Gence’yi işgal etmiş ve oradaki Kutsal Zerdüşt Mabedi’ni de yıkmıştır. Kafkas Hıristiyanları ve Hazar Türkleriyle ittifak kurarak, 627 yılında Ninova Savaşı’yla Sasanileri kesin bir yenilgiye uğratıp zaferlerini doruk noktasına çıkarmıştır. İşte bu zaferi yıllar önce Kur’an, Müslümanları teselli için haber vermiş ve onların müşriklere karşı direncini kuvvetlendirmiştir.— İ. Yakıt
30:2
3
ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ ٣
Fî ednel ardı ve hum min ba’di galebihim se yaglibûn(yaglibûne).
(Üstelik size) en yakın yerde, ama onlar yenilgilerinin ardından tekrar yeneceklerdir.— İ. Yakıt
30:3
4
ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ ٤
Fî bıd’ı sinîn(sinîne), lillâhil emru min kablu ve min ba’d(ba’du), ve yevme izin yefrahul mu’minûn(mu’minûne).
Birkaç yıl içinde [bıd’ı]. Önünde/eninde ve sonunda emir Allah’ındır. O gün mü’minler sevineceklerdir.² 2 Birkaç yıl içinde diye tercüme edilen Arapça “bıd’ı” kelimesi 3-9 yıl arasındaki bir zaman dilimini ifade için kullanılır. Nitekim 7-8 yıl gibi bir zamanda Bizans’ın kendini toplayarak Sasanileri yendiğini tarihî vesikalardan öğreniyoruz.— İ. Yakıt
30:4
5
بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ ٥
Bi nasrillâh(nasrillâhi), yansuru men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Allah’ın yardımıyla. O, dilediği kimseye yardım eder. Zira O, Azîz’dir, Rahîm’dir.— İ. Yakıt
30:5
6
وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٦
Va’dallâh(va’dallâhi), lâ yuhlifullâhu va’dehu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Bu Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez. Fakat insanların pek çoğu bilmezler.— İ. Yakıt
30:6
7
يَعْلَمُونَ ظَاهِراً مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ ٧
Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, ve hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).
Onlar dünya hayatının görünen tarafını bilirler. Onlar ahiretten de habersizdirler [ğâfilûn].— İ. Yakıt
30:7
8
اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ ٨
E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
Onlar kendi kendilerine;³ Allah’ın gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları, ancak bir plan dâhilinde/hak olarak ve belirli bir süre için yarattığını hiç düşünmüyorlar mı? Muhakkak ki insanların pek çoğu Rablerine kavuşacaklarını doğrusu inkâr ediyorlar. 3 Krş. Ahkâf, 46/3— İ. Yakıt
30:8
9
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ ٩
E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, kânû eşedde minhum kuvveten, ve esârûl arda ve amerûhâ eksera mimmâ amerûhâ ve câethum rusuluhum bil beyyinât(beyyinâti), fe mâ kânallâhu li yazlimehum ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı?⁴ Kaldı ki onlar kendilerinden daha güçlü idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı, bunlardan daha fazla imar etmişlerdir. Elçileri onlara da apaçık deliller getirmişlerdi. Allah onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. 4 Krş. Âl-i İmrân, 3/137; En’âm, 6/11; Yûsuf, 12/109; Nahl, 16/36; Hac, 22/46; Neml, 27/69; Rûm, 30/42; Fâtır, 35/44; Mü’min, 40/21; Muhammed, 47/10.— İ. Yakıt
30:9
10
ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٠١
Summe kâne âkıbetellezîne esâus sûâ en kezzebû bi âyâtillâhi ve kânû bihâ yestehziûn(yestehziûne).
Sonra, Allah’ın ayetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenlerin sonu (cehennemi boylayarak) daha da kötü oldu.— İ. Yakıt
30:10
11
اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١١
Allâhu yebdeul halka summe yuîduhu summe ileyhi turceûn(turceûne).
Allah yaratmaya başlar sonra da onu tekrar eder/sürdürür [yu’îduhu], sonra da döndürülüşünüz O’na olur.— İ. Yakıt
30:11
12
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ ٢١
Ve yevme tekûmus sâatu yublisul mucrimûn(mucrimûne).
O saat geldiği/Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar umutlarını yitirirler/derin bir üzüntüye kapılırlar.— İ. Yakıt
30:12
13
وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كَافِر۪ينَ ٣١
Ve lem yekun lehum min şurekâihim şufeâû ve kânû bi şurekâihim kâfirîn(kâfirîne).
Koştukları ortaklardan onlara hiçbir şefaatçi de olmayacaktır. Artık koştukları ortakları da inkâr ederler.— İ. Yakıt
30:13
14
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ ٤١
Ve yevme tekûmus sâatu yevmeizin yeteferrakûn(yeteferrakûne).
O saat geldiği gün, (mü’minler ve kâfirlerin) birbirlerinden ayrıldıkları gündür.— İ. Yakıt
30:14
15
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ ٥١
Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe hum fî ravdatin yuhberun(yuhberune).
Ama inanıp iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanlar da cennet bahçesinde [ravdatun] neşe ve sevince gark olurlar.— İ. Yakıt
30:15
16
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓائِ الْاٰخِرَةِ فَاُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ٦١
Ve emmellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhıreti fe ulâike fîl azâbi muhdarûn(muhdarûne).
Fakat inkâr edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azapla yüz yüze bırakılacak [muhdarûn] olanlardır.— İ. Yakıt
30:16
17
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ ٧١
Fe subhânallâhi hîne tumsûne ve hîne tusbıhûn(tusbıhûne).
Öyleyse, akşama girdiğinizde ve sabaha erdiğinizde Allah’ı tesbih ediniz/noksanlıktan tenzih ediniz.— İ. Yakıt
30:17
18
وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِياًّ وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ ٨١
Ve lehul hamdu fîs semâvâti vel ardı ve aşiyyen ve hîne tuzhırûn(tuzhırûne).
Göklerde ve yerde de bütün övgüler/hamd O’na mahsustur. Gündüzün sonunda da ve öğleye erdiğinizde de [O’na hamd ediniz].⁵ 5 İbn Abbas’a göre bu iki ayette beş vakit namaz toplanmıştır. “Akşama girdiğinizde” akşam ve yatsı namazları, “sabaha erdiğinizde” sabah namazı, “gündüzün sonu” ikindi namazına, “öğleye erdiğinizde” ise öğle namazına işarettir.— İ. Yakıt
30:18
19
يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟ ٩١
Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve yuhyil arda ba’de mevtihâ, ve kezâlike tuhrecûn(tuhrecûne).
O, ölüyü diriden ve diriyi de ölüden çıkarır. Yeryüzünü/ toprağı ölümünden sonra tekrar canlandırır. İşte siz de öyle çıkarılacaksınız.⁶ 6 Krş. Âl-i İmrân, 3/27; En’âm, 6/95— İ. Yakıt
30:19
20
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ ٠٢
Ve min âyâtihî en halakakum min turâbin summe izâ entum beşerun tenteşirûn(tenteşirûne).
Sizi topraktan yaratması O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Sonra da bakıyorsunuz ki, sizler birer beşer olup (yeryüzüne) yayılıyorsunuz.— İ. Yakıt
30:20
21
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١٢
Ve min âyâtihî en halaka lekum min enfusikum ezvâcen li teskunû ileyhâ ve ceale beynekum meveddeten ve rahmeh(rahmeten), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Muhakkak ki bunda düşünen bir topluluk [kavm] için ibretler [âyât] vardır.— İ. Yakıt
30:21
22
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ ٢٢
Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı vahtilâfu elsinetikum ve elvânikum, inne fî zâlike le âyâtin lil âlimîn(âlimîne).
Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı farklı olması, O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Muhakkak ki bunda bilenler için ibretler [âyât] vardır.⁷ 7 İnsanlar arasında dillerin ve renklerin farklı farklı oluşu, ırkî ve kavmî özelliklerdir. Demek ki Cenab-ı Hak, ırkların ve kavimlerin varlığını kendi varlığına delil getirmektedir. Çünkü bunların varlığı ilahi iradenin bir tecellisidir. Irkların ve kavimlerin varlığı ayrı bir konudur. Irkçılık ve kavimcilik başka bir konudur.— İ. Yakıt
30:22
23
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُ۬كُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ ٣٢
Ve min âyâtihî menâmukum bil leyli ven nehâri vebtigâukum min fadlih(fadlihi), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yesmeûn(yesmeûne).
Geceleyin uyumanız ve gündüzleri de O’nun lütfundan (nasip) aramanız O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Muhakkak ki bunda işiten bir kavim için ibretler [âyât] vardır.— İ. Yakıt
30:23
24
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْـي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٤٢
Ve min âyâtihî yurîkumul berka havfen ve tamaan, ve yunezzilu mines semâi mâen fe yuhyî bihil arda ba’de mevtihâ, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
(Yine) size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi, gökten yağmur indirip, ölümünden sonra yeryüzünü/ toprağı canlandırması, O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Muhakkak ki bunda aklını kullanan bir kavim için ibretler [âyât] vardır.— İ. Yakıt
30:24
25
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ ٥٢
Ve min âyâtihî en tekûmes semâu vel ardu bi emrih(emrihî), summe izâ deâkum da’veten minel ardı izâ entum tahrucûn(tahrucûne).
Göklerin ve yerin O’nun buyruğuyla ayakta/yerli yerince durması O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Sonra sizi (huzuruna) çağırdığı zaman, bir de bakarsınız ki (dirilip) çıkıyorsunuz.— İ. Yakıt
30:25
26
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ ٦٢
Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).
Göklerde ve yerde olanlar O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmektedir.— İ. Yakıt
30:26
27
وَهُوَ الَّذ۪ي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ٧٢
Ve huvellezî yebdeul halka summe yuîduhu, ve huve ehvenu aleyh(aleyhi), ve lehul meselul a’lâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Yaratmayı başlatan ve sonra onu tekrar eden/sürdüren O’dur. Bu O’nun için çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misaller/tecelliler O’nundur. Zira O, Azîz’dir, Hakîm’dir.— İ. Yakıt
30:27
28
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلاً مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ ف۪ي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخ۪يفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٨٢
: Darabe lekum meselen min enfusikum, hel lekum min mâ meleket eymânukum min şurekâe fî mâ rezaknâkum fe entum fîhi sevâun tehâfûnehum ke hîfetikum enfusekum, kezâlike nufassılul âyâti li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
O; size kendinizden bir misal göstermektedir. Akit yoluyla malik olduklarınızı/kölelerinizi [mâ meleket eymânukum] size verdiğimiz rızıklar/servetler konusunda onları ortaklar olarak görüp onlarla eşit paylaşmaktan çekindiğiniz gibi, kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? İşte Biz, aklını kullanan bir topluluk [kavm] için ayetleri böyle açıklıyoruz.— İ. Yakıt
30:28
29
بَلِ اتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْد۪ي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٩٢
Belittebeallezîne zalemû ehvâehum bi gayri ilm(ilmin), fe men yehdî men edallallâh(edallallâhu), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
Bilakis, zulmedenler bir bilgiye dayanmaksızın arzularına [ehvâehum] tabi olmaktadırlar. O hâlde Allah’ın saptırdığını kim doğru yola iletir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.— İ. Yakıt
30:29
30
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۜ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۗ ٠٣
Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(Ey Peygamber!) Şirkten uzaklaşıp tevhid’e yönelen [hanîfen] bir kimse olarak yüzünü (hak) dine, Allah’ın insanların üzerine/özüne nakşettiği fıtrata çevir.⁸ Allah’ın yaratmasında bir değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların pek çoğu bunu bilmezler. 8 Fıtrat, “f-t-r” kökünden gelir. Bu kök sözlükte; yarmak, yırtmak, kuyu kazmak gibi anlamlara gelir. Cenab-ı Hakk’ın nakış nakış işleyerek, özenle yaratması anlamı da vardır. Ayrıca insanın özü, mayası, hamuru, tabiatı, yapısı anlamını da kazanmıştır. İnsan özü itibariyle bir varlığa inanmaya, ona tabi olmaya, özellikle tevhit, adalet ve aşk gibi temel özelliklere meyyaldir. Bu özellikler özüne, mayasına yaratılırken konmuştur. Hatta “İslam dini fıtrata uygun bir dindir” dediğimiz zaman, onun insan tabiatına, özüne en uygun bir din olduğuna vurgu yaparız. Hz. Peygamber, “Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anası babası onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar” (Buhari, Müslim). Bu hadisin söyleniş sebebine gelince onu İbn Hanbel ve Nesâî’den öğreniyoruz. Bir savaşta bazı Müslüman askerlerin düşman çocuklarından bazılarını öldürmesi üzerine Resulullah çok tepki gösterir. Bunun üzerine onlar da “Bunlar Müşriklerin çocukları değil mi?” deyince Hz. Peygamber; “Sizin en iyileriniz de öyle değil miydi?” diyerek yukarıdaki hadisi söyler.— İ. Yakıt
30:30
Yükleniyor...
Rum
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle