هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَٓاءً وَالْقَمَرَ نُوراً وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّۜ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٥
Huvellezî cealeş şemse dıyâen vel kamere nûren ve kadderehu menâzile li ta'lemû adedes sinîne vel hisâb(hisâbe), mâ halakallâhu zâlike illâ bil hakk(hakkı), yufassılul âyâti li kavmin ya'lemûn(ya'lemûne).
Güneşi bir ışık kaynağı [ziyâ’], ayı da aydınlık [nûr] yapan³, yılların/ayların sayısını ve hesabı bilmeniz için⁴ ona menziller/duraklar⁵ takdir eden O’dur. Allah, bütün bunları ancak hak olarak yaratmıştır. O, ayetlerini bilen bir topluluk [kavm] için ayrıntılı bir şekilde açıklamaktadır.
3 Krş. Nebe, 78/13; 4 Ayette geçen “es-sinîn”kelimesi “sinn” kökünden gelme bir kelimedir. Sene/yıl olarak bildiğimiz ve dilimizde de kullandığımız bu kelime, ayetin başında zikredilen güneş ve aya izafeten burada hem ay hem de yıl anlamında kullanıldığını söyleyebiliriz. Ancak kendisine menziller/duraklar takdir edilen aydır ki, onunla biz hesabımızı, zamanı ve vakitleri biliriz. Bu açıdan bakıldığında ayette geçen “es-sinîn”den “aylar”a vurgu yapıldığı açıktır. Nitekim “sinn/sene” nin “ay” anlamına ait yorumu için bkz. Ankebut, 29/14 dipnot. 5 Krş. En’âm, 6/96; Yâsîn, 36/39— İ. Yakıt