Müminun 118 Ayet Mekke · المؤمنون
23

Müminun

İnananlar · Mekke
23
İnananlar · Mekke
المؤمنون
118
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ١
Kad eflehal mu’minun(mu’minune).
Andolsun ki mü’minler (gerçekten) kurtulmuştur.— İ. Yakıt
23:1
2
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ٢
Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn(hâşiûne).
Ki onlar namazlarında derin bir saygı içindedirler [hâşi’ûn].— İ. Yakıt
23:2
3
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ٣
Vellezîne hum anil lagvi mu’ridûn(mu’ridûne).
Onlar boş sözlerden yüz çevirirler.— İ. Yakıt
23:3
4
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ٤
Vellezîne hum liz zekâti fâilûn(fâilûne).
Onlar arınmak için [zekât]¹ çaba sarf edenlerdir. 1 Zekât vermek, Kur’an’da “âti’z-zekât” (zekâtı vermek, getirmek) şeklinde ifade edilir. Burada ise “zekât” yalın hâlde gelmiştir. Kök manası “arınmak” olduğu için, çeviride bunu tercih ettik. Ayrıca, bu sûre Mekkîdir. Zekât vermek, Medine’de farz olmuştur.— İ. Yakıt
23:4
5
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٥
Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn(hâfizûne).
Onlar edep yerlerini/iffetlerini [furûcihim] korurlar.— İ. Yakıt
23:5
6
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ٦
İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn(melûmîne).
Ancak eşleri, yani (nikâh) akdiyle sorumluluklarını üzerlerine aldıkları/sağ ellerinin altındakiler/hariç². Çünkü onlar kınanamazlar. 2 “Mâ meleket eymânukum” (sağ ellerinin altında bulunanlar) demektir. Buradan kasıt da bu ayette evlilik akdiyle sorumluluklarını üzerlerine aldıkları kimselerdir. Çünkü eymân kelimesi hem sağ hem de “yemin”in çoğuludur. Akitlerin birer yemin olduğu, sağ elin de sorumluluk ifade ettiği dikkate alınırsa, bunların nikâhlı eşler olarak anlaşılması hususunda M. Esed ile hemfikiriz. Bu konuda ciddi bir çalışma yapan Muhammed Esed’in yorumunu şöyle özetleyebiliriz: Çoğu müfessirler bu ibarenin “kadın köleler ile ilgili olduğunu ve “ev” takısının da “yahut/ veya” anlamında olduğunu, meşru seçeneklerden birine işaret için kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu geleneksel yorum, bize kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözükmemektedir. Çünkü böyle bir öngörü Kur’an’ın kendisiyle çelişmektedir. (Bkz. Nisâ, 4/3, 24, 25; Nur, 24/32). Ayrıca “mü’minler” terimiyle, hem erkek hem kadın mü’min kastedilmektedir. “Ezvâc” (eşler) kelimesinden de hem erkek hem kadın eşlere işaret edilmektedir. Şu hâlde “sağ ellerinizin altındakiler” tabiri hiçbir şekilde “kadın köleler”le yorumlanamaz. Burada kadın ve erkek kölelerin de birlikte zikredilmesi söz konusu olamaz. Şu halde bu ibare kadın köleler/cariyelerle ilgili değildir. Nisâ 4/24’de belirtildiği gibi: “nikâh yoluyla meşru olarak sahip oldukları kimseler” anlamına geldiği âşikârdır. Şu hâlde birbirlerine meşru olarak helal olan hem erkek hem de kadın eşlere işaret etmektedir. Cümlenin başındaki “ev” takısı, genel olarak kullanılan “yahut/veya” gibi bir seçenek bildirmeyip, “yani”, “bir başka deyişle” açıklayıcı bir ifade işlevi görmektedir. Bu durumda ayetin anlamı: “eşleri, yani, (evlilik yoluyla) sahip oldukları kimseler hariç” demektir. M. Esed, Kur’an Mesajı, Tefsir Yorum, s. 689-690 ilgili notlar,— İ. Yakıt
23:6
7
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٧
Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn(âdûne).
Kim de bundan ötesini isterse, işte onlar haddi aşanlardır.— İ. Yakıt
23:7
8
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ ٨
Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn(râûne).
Onlar/mü’minler, emanetlerine ve verdikleri sözlerine riayet edenlerdir.³ 3 Krş. Nisâ,4/58— İ. Yakıt
23:8
9
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ ٩
Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn(yuhâfızûne).
Onlar namazlarını koruyanlardır/devam edenlerdir.— İ. Yakıt
23:9
10
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ ٠١
Ulâike humul vârisûn(vârisûne).
İşte onlar vârislerin tâ kendileridirler.— İ. Yakıt
23:10
11
اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١
Ellezîne yerisûnel firdevs(firdevse), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Onlar Firdevs (cennetinin) vârisleridirler. Onlar orada sürekli kalırlar.— İ. Yakıt
23:11
12
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ ٢١
Ve lekad halaknal insâne min sulâletin min tîn(tînin).
Andolsun ki biz insanı çamurdan gelen bir özden yarattık.— İ. Yakıt
23:12
13
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ ٣١
Summe cealnâhu nutfeten fî karârin mekîn(mekînin).
Sonra onu bir nutfe/spermatozoit olarak sağlam bir yere yerleştirdik.— İ. Yakıt
23:13
14
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَاماً فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْماًۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقاً اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ ٤١
Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe'nâhu halkan âhar(âhara), fe tebârekallâhu ahsenul hâlikîn(hâlikîne).
Sonra nutfeyi, bir embriyon/döllenmiş yumurta/cenin [alaka]⁴ yaptık. Sonra cenini bir çiğnemlik ete benzer bir nesne [mudğa] yaptık. Sonra o bir çiğnemlik nesneden kemikler yarattık. Sonra kemiklere et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla inşa ettik. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir! 4 Alaka, kan pıhtısı olarak tercüme edilemez. Kan damarlarının ceninde oluşumu daha sonradır. Alaka, nutfeden hemen sonraki etaptır ki, döllenmiş yumurtanın rahme yapışmış ve oradan beslenen durumuna işaret eder. Zaten alaka kelimesi, yapışan, tutunan ve yapıştığı yerden beslenen demektir. Bu “larve embryonnaire” (emryon kurtçuğu/cenin) denilen olaydır. Rahme yapışır ve plasenta yoluyla beslenir. Nitekim sülük adlı hayvanın adı, yapıştığı yerden beslendiği için, “alaka”dır. Alaka ayrıca, ilişki ve aşk anlamlarına da gelir. Bu kelime hakkında yazdığım bir Fransızca makalem Kahire Arap Dil Akademisi tarafından Arapçaya çevrilip, neşredildi. (1982). Makalenin Türkçesi için bkz. “Kur’an’ı Anlamak” isimli kitabımız s. 35-43, İstanbul, 2003.— İ. Yakıt
23:14
15
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ ٥١
Summe innekum ba'de zâlike le meyyitûn(meyyitûne).
Bütün bunlardan sonra muhakkak ki sizler elbette (bir gün) öleceksiniz.— İ. Yakıt
23:15
16
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ ٦١
Summe innekum yevmel kıyâmeti tub’asûn(tub’asûne).
Sonra da kıyamet günü mutlaka dirileceksiniz.— İ. Yakıt
23:16
17
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ ٧١
Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
Andolsun Biz sizin üzerinize yedi yol/yedi kozmik sistem [tarâ’ik) yarattık. Biz yaratmadan asla gâfil olmadık.— İ. Yakıt
23:17
18
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ ٨١
Ve enzelnâ mines semâi mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûn(kâdirûne).
Biz gökten belli bir ölçüye göre su indiriyoruz ve onun yerde kalmasını/eğleşmesini sağlıyoruz.⁵ Muhakkak ki onu gidermeye de gücümüz yeter. 5 Yer altı su kaynakları, yağan yağmurların, eriyen karların yer altında oluşturduğu rezervler kastediliyor.— İ. Yakıt
23:18
19
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ٩١
Fe enşe’nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a’nâb(a’nâbin), lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bunlarda pek çok meyveler vardır ve onlardan da yersiniz.— İ. Yakıt
23:19
20
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٠٢
Ve şecereten tahrucu min tûri seynâe tenbutu bid duhni ve sıbgın lil âkilîn(âkilîne).
Yine o suyla Sina Dağı’nda yetişen, yiyenlere yağ ve katık olan ağacı/ağaçları çıkarttık.— İ. Yakıt
23:20
21
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ١٢
Ve inne lekum fil en’âmi le ibreh(ibreten), nuskîkum mimmâ fî butûnihâ ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Muhakkak ki (evcil) hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların karınlarındaki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar vardır; etlerinden de yersiniz.— İ. Yakıt
23:21
22
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ ٢٢
Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûn(tuhmelûne).
Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.— İ. Yakıt
23:22
23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٣٢
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), e fe lâ tettekûn(tettekûne).
Andolsun Biz, Nûh’u kendi kavmine gönderdik.⁶ Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk ediniz. Sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. O hâlde siz hâlâ O’na karşı sorumluluk bilincinde olmayacak mısınız?” 6 Krş. A’râf, 7/59; Hûd, 11/25 vd.— İ. Yakıt
23:23
24
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ ٤٢
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh(melâiketen), mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne).
Bunun üzerine kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “Bu da sizin gibi bir beşerden başka biri değil. Size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi bir melek gönderirdi. Biz önceki babalarımızdan/atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”— İ. Yakıt
23:24
25
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٥٢
İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hîn(hînin).
“Bu cinnet geçirmiş bir adamdan başka biri değildir. O hâlde onu bir müddet gözetlemeye devam ediniz.”— İ. Yakıt
23:25
26
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٦٢
Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn(kezzebûni).
(Nûh) dedi ki: “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!”— İ. Yakıt
23:26
27
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٧٢
Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn(mugrakûne).
Bunun üzerine Nûh’a, “Sen Biz’im gözetimimizde ve vahyimiz doğrultusunda gemiyi yap” diye vahyettik. Biz’im emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca/ kaynayan sular yükselmeye başlayınca [tennur], her cins (evcil hayvandan) birer çift ve daha önce aleyhine hüküm verilmiş olanın dışındaki aile bireylerini gemiye al. Zalimler hakkında bana hiç yalvarma! Muhakkak ki onlar boğulmayı hak etmişlerdir.⁷ 7 Krş. Hûd, 11/37, 40— İ. Yakıt
23:27
28
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٨٢
Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz zaman, “Övgü/hamd, bizi zalimlerin kavminden kurtaran Allah’a aittir” de.— İ. Yakıt
23:28
29
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٩٢
Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilîn(munzilîne).
“Rabbim beni bereketli bir yere indir/kondur. Sen indirenlerin/konduranların en hayırlısısın” de.— İ. Yakıt
23:29
30
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ ٠٣
İnne fî zâlike le âyâtin ve in kunnâ le mubtelîn(mubtelîne).
Muhakkak ki bunda pek çok ibretler [âyât] vardır. Biz insanı elbette sınavdan geçirmekteyiz.— İ. Yakıt
23:30
Yükleniyor...
Müminun
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle