Nur 64 Ayet Medine · النور
24

Nur

Işık · Medine
24
Işık · Medine
النور
64
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سُورَةٌ اَنْزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا وَاَنْزَلْنَا ف۪يهَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ١
Sûratun enzelnâhâ ve faradnâhâ ve enzelnâ fîhâ âyâtin beyyinâtin leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Bu, Biz’im indirdiğimiz ve içinde kesin/farz hükümler vaz ettiğimiz bir sûredir. Düşünüp öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.— İ. Yakıt
24:1
2
اَلزَّانِيَةُ وَالزَّان۪ي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍۖ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۚ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَٓائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٢
Ez zâniyetu vez zânî feclidû kulle vâhıdin min humâ miete celdetin ve lâ te’huzkum bi himâ ra’fetun fî dînillâhi in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhır(âhırı), vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn(mu’minîne).
Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz sopa/değnek [celdeten] vurunuz.¹ Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dinini uygulamada o ikisine acımayınız ve inananlardan bir grup da cezalandırmaya şahit olsunlar. 1 Kur’an’da zina edene verilebilecek en ağır ceza “had” adı verilen bu cezadır. Bu cezanın Osmanlı kanunnamelerinde paraya çevrildiği görülmektedir. “Recm” (taşlayarak öldürme) cezası, İslam’da yoktur. Bu ceza türü Yahudilikte vardır. Bkz. Tevrat/Tesniye, Bab: 22/23-24— İ. Yakıt
24:2
3
اَلزَّان۪ي لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةًۘ وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَٓا اِلَّا زَانٍ اَوْ مُشْرِكٌۚ وَحُرِّمَ ذٰلِكَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ ٣
Ez zânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev muşriketen vez zâniyetu lâ yenkihuhâ illâ zânin ev muşrik(muşrikun), ve hurrime zâlike alel mu’minîn(mu’minîne).
Zina eden erkek, ancak zina eden veya müşrike bir kadınla evlenebilir/evlenmeyi tercih eder. Zina eden kadın da ancak zina eden veya müşrik bir erkekle evlenebilir/evlenmeyi tercih eder. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.² 2 Bu ayet, bir rivayete göre Suffe ehli diye bilinen fakir erkek Müslümanların, Medine civarında para karşılığı fuhuş yapan bazı kadınlarla evlenmek istemeleri üzerine inmiştir. Başka bir rivayete göre de Bazı Muhacir Müslümanların Medineli zengin fahişelerle evlenmek istemeleri üzerine inmiştir. Zina edenler samimi bir tevbe yaparlarsa, mü’minlerin kadın-erkek onlarla evlenmesinin bir sakıncası yoktur. Ancak müşriklerle evlenme Bakara 2/221’e göre yasak kılınmıştır. Ayette “zânî” (zina eden erkek) ve “zâniye” (zina eden kadın) kelimeleri harf-i tarifli gelmiştir. Yani zina yaptığı kesin bilinen ve bunu alışkanlık haline getiren erkek ve kadın için kullanılır. Bu sebeple şehvetinin esiri olmuş zina eden kadın ve erkek söz konusudur. Ayetin vermek istediği mesaj; zina edene zina eden, şirk koşana şirk koşan yakışır demektir. Her hâlükârda, bu ayetle toplumdaki ahlaki denge esas alınmıştır. Zina yapan erkek ve kadını aynı ahlaksızlığı işleyen erkek ve kadınlar tercih eder demektir. Dolayısıyla bu ayet hukuki bir ilkeden ziyade ahlaki bir ilkeyi ortaya koymaktadır. İslam toplumunun sosyal ahlakını belirleyen normlardan/kurallardan biridir. Ayette geçen “ev” takısı, M. Esed’e göre; tercihten/tahyirden ziyade tafsil/ açıklama anlamına gelen bir edattır. “veya/yahut” anlamından ziyade, “bir diğer ifadeyle” diye tercümesi Kur’an’ın bütünlüğüne daha uygun düşmektedir. “Müşrik” veya “müşrike” puta tapanlar, Allah’a ortak koşanlara dendiği gibi, arzularını da “heva ve heveslerini ilah edinenlere” de denir. (Bkz. Furkân, 25/43). Çünkü onların, Allah’ın dışında, O’ndan daha fazla değer verdikleri ve emrine tabi oldukları heves ve arzuları var. Bu ise şirktir.— İ. Yakıt
24:3
4
وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَداًۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَۙ ٤
Vellezîne yermûnel muhsanâti summe lem ye’tû bi erbeati şuhedâe feclidûhum semânîne celdeten ve lâ takbelû lehum şehâdeten ebedâ(ebeden), ve ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).
Namuslu kadınlara zina isnat edip de dört şahit getiremeyenlere seksen sopa/değnek vurunuz [f’eclidû]. Artık onların şahitliğini ebediyen kabul etmeyiniz. İşte onlar yoldan çıkmış olanların [fâsikûn] tâ kendileridir.— İ. Yakıt
24:4
5
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُواۚ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
İllellezîne tâbû min ba’di zâlike ve aslehû, fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ancak bundan sonra tevbe edip kendini düzeltenler/ ıslah olanlar [aslehû] müstesnadır. Muhakkak ki Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.— İ. Yakıt
24:5
6
وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ اَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ شُهَدَٓاءُ اِلَّٓا اَنْفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ اَحَدِهِمْ اَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِۙ اِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ ٦
Vellezîne yermûne ezvâcehum ve lem yekun lehum şuhedâu illâ enfusuhum fe şehâdetu ehadihim erbeû şehâdâtin billâhi innehû le mines sâdıkîn(sâdıkîne).
Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi,— İ. Yakıt
24:6
7
وَالْخَامِسَةُ اَنَّ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٧
Vel hâmisetu enne la’netallâhi aleyhi in kâne minel kâzibîn(kâzibîne).
Beşincisi de, eğer yalancılardan ise, Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.— İ. Yakıt
24:7
8
وَيَدْرَؤُ۬ا عَنْهَا الْعَذَابَ اَنْ تَشْهَدَ اَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِۙ اِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۙ ٨
Ve yedraû anhel azâbe en teşhede erbea şehâdâtin billâhi innehu le minel kâzibîn(kâzibîne).
(Kadının da) kocasının yalancılardan/yalan söyleyenlerden olduğuna dair Allah’ı dört defa şahit göstermesi/ dört defa Allah adına yemin etmesi, cezayı kendinden kaldırır.— İ. Yakıt
24:8
9
وَالْخَامِسَةَ اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَٓا اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٩
Vel hâmisete enne gadaballâhi aleyhâ in kâne mines sâdikîn(sâdikîne).
Beşincisi de eğer kocası doğru söyleyenlerden ise, Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesidir.³ 3 Bu ayet “lian” (lanetleşme) ayetidir. Bir nevi suçlama ve savunmadır. Bu durumda hâkim onları boşar. Mahkeme esnasında kim bu lanetleşmeden kaçarsa suçlu sayılır. Bu ayet aynı zamanda kadınla erkeğin şahitlikte de eşit olduklarının hatta kadının şehadetinin daha güçlü olduğunun göstergesidir. Erkekle kadın Allah adına dörder defa yemin ediyor, beşincide ise yalan söylüyorlarsa Allah’ın laneti veya gazabını davet ediyor. Bunu her ikisi de yaparsa hüküm, kadının beraatıyla sonuçlanıyor. Aynı şartlarda, aynı yeminlerde kadın haklı bulunuyor. Eğer birilerinin dediği gibi, Kur’an’da kadının şahitliği erkeğin şahitliğinin yarısı olsaydı, kadının Allah adına yemini 8 defa yapması gerekmez miydi?— İ. Yakıt
24:9
10
وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَاَنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ حَك۪يمٌ۟ ٠١
Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennellâhe tevvâbun hakîm(hakîmun).
Eğer Allah’ın lütuf ve merhameti sizin üzerinize olmasaydı (hâliniz nice olurdu?)⁴ Muhakkak ki Allah, Tevvâb’dır, Hakîm’dir. 4 Bakara, 2/64; Nisâ, 4/83, 113; Nur, 24/20-21— İ. Yakıt
24:10
11
اِنَّ الَّذ۪ينَ جَٓاؤُ۫ بِالْاِفْكِ عُصْبَةٌ مِنْكُمْۜ لَا تَحْسَبُوهُ شَراًّ لَكُمْۜ بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ مَا اكْتَسَبَ مِنَ الْاِثْمِۚ وَالَّذ۪ي تَوَلّٰى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ١١
İnnellezîne câû bil ifki usbetun minkum, lâ tahsebûhu şerren lekum, bel huve hayrun lekum, li kullimriin minhum mektesebe minel ism(ismi), vellezî tevellâ kibrehu minhum lehu azâbun azîm(azîmun).
O iftirayı atanlar içinizden bağnaz bir güruhtur [usbetun].⁵ Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayınız. Bilakis o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişinin kazandığı günahın karşılığı vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) günahın büyüğünü üstlenen için çok büyük bir azap vardır.⁶ 5 “Usbetun” bağnaz ve fanatik bir gruba denir. Birbirine destek veren bir güruhdur. Bugünkü anlamıyla “örgüt” denebilir. Elebaşısı ve ekibi olan bir güruhtur. Bu ayette kastedilen elebaşı münafık Abdullah bin Ubey’dir. 6 Kaynaklarda geçen olay özetle şöyledir: Hz. Peygamber Benû Mustalik Gazvesi’ne eşi Hz. Ayşe’yi de götürmüştü. Dönüşte ordu bir yerde konakladı ve bu arada Hz. Ayşe, gittiği tuvalette gerdanlığını düşürdü. Sonra fark edince tekrar geri dönüp onu aramaya başladı. Hz. Ayşe, devenin üzerinde “hevdec” denilen kapalı çadır gibi bir yerde oturduğundan, devesini süren kişi onu hevdecinin içinde sanıp orduyla birlikte hareket etti. Hz. Ayşe, konaklama yerine döndüğünde ordu çoktan gitmişti. Beklemeye başladı. Geriden artçı olarak gelen sahabeden Safvan bin es-Sulemî, hemen devesinden inip, Hz. Ayşe’yi bindirdi ve kendisi de yaya olarak ordugâha yetiştirdi. Münafıklar bunu dedikodu konusu yaptılar. Sonradan bunu duyan Hz. Ayşe, hastalandı ve babasının evine gitti. Aradan bir ay geçince, Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir’in evine giderek: “Ey Ayşe! Senden bana bir söz yetişti. Şimdi eğer sen suçsuzsan, muhakkak ki Allah suçsuzluğunu ortaya çıkarır. Eğer suçluysan hemen tevbe ve istiğfar et” dedi. Hz. Ayşe de: “Suçsuz olduğumu Allah biliyor, ama siz başka sözlere inanıyorsunuz. Ne diyeyim? Allah bana sabır versin” dedi. Hz. Peygamber yerinden kalkmadan onun masumluğunu bildiren bu ayetler indi. İslam tarihinde “İfk Olayı” denen hadise budur. İslam düşmanları tarih boyunca bu olayı dillerine dolamışlar ve İslam’a saldırmışlardır. Bu saldırılar hâlâ devam etmektedir.— İ. Yakıt
24:11
12
لَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِاَنْفُسِهِمْ خَيْراًۙ وَقَالُوا هٰذَٓا اِفْكٌ مُب۪ينٌ ٢١
Lev lâ iz semi’tumûhu zannel mu’minûne vel mu’minâtu bi enfusihim hayran ve kâlû hâzâ ifkun mubîn(mubînun).
Ne olurdu, onu duyduğunuz zaman erkek ve kadın mü’minler, birbirleri [enfusihim] hakkında iyi zan besleyip; “Bu apaçık bir iftiradır” deselerdi.— İ. Yakıt
24:12
13
لَوْلَا جَٓاؤُ۫ عَلَيْهِ بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَۚ فَاِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَٓاءِ فَاُو۬لٰٓئِكَ عِنْدَ اللّٰهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ ٣١
Lev lâ câû aleyhi bi erbeati şuhedâ(şuhedâe), fe iz lem ye’tû biş şuhedâi fe ulâike indellâhi humul kâzibûn(kâzibûne).
(İftiracıların) ona dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki şahitleri getiremediler, işte onlar Allah katında yalancıların tâ kendileridirler.— İ. Yakıt
24:13
14
وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ لَمَسَّكُمْ ف۪ي مَٓا اَفَضْتُمْ ف۪يهِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۚ ٤١
Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu fîd dunyâ vel âhırati le messekum fî mâ efadtum fîhi azâbun azîm(azîmun).
Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız o dedikodu sebebiyle size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.— İ. Yakıt
24:14
15
اِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِاَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِاَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناًۗ وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظ۪يمٌ ٥١
İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahsebûnehu heyyinen ve huve indallâhi azîm(azîmun).
Hani siz o (iftirayı) dilinize doluyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızdan ağıza dolaştırıyor ve bunun önemsiz bir şey olduğunu sanıyordunuz. Hâlbuki o Allah katında çok büyük (bir günahtır).— İ. Yakıt
24:15
16
وَلَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَـنَٓا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهٰذَاۗ سُبْحَانَكَ هٰذَا بُهْتَانٌ عَظ۪يمٌ ٦١
Ve lev lâ iz semi’tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bi hâzâ subhâneke hâzâ buhtânun azîm(azîmun).
Onu/o iftirayı işittiğiniz zaman: “Bunu konuşmamız bize yakışmaz. Allah’ı tenzih ederiz. Bu büyük bir iftiradır [buhtân]” demeniz gerekmez miydi?— İ. Yakıt
24:16
17
يَعِظُكُمُ اللّٰهُ اَنْ تَعُودُوا لِمِثْلِه۪ٓ اَبَداً اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ ٧١
Yeızukumullâhu en teûdû li mislihî ebeden in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Eğer inanmış kimselerseniz, bu gibi şeylere bir daha ebediyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.— İ. Yakıt
24:17
18
وَيُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٨١
Ve yubeyyinullâhu lekumul âyât(âyâti), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Allah size ayetleri açıklıyor. Çünkü O, Alîm’dir, Hakîm’dir.— İ. Yakıt
24:18
19
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحِبُّونَ اَنْ تَش۪يعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٩١
İnnellezîne yuhıbbûne en teşîal fâhışetu fîllezîne âmenû lehum azâbun elîmun fîd dunyâ vel âhırah(âhırati), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Mü’minler arasında hayâsızlığın [fâhişete] yayılmasını sevenler/arzu edenler var ya, onlar için dünyada ve ahirette acı verici bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.— İ. Yakıt
24:19
20
وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَاَنَّ اللّٰهَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟ ٠٢
Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennallâhe raûfun rahîm(rahîmun).
Şayet üzerinize Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı (sizi hemen cezalandırırdı). Hiç şüphesiz O, Ra’ûf’tur, Rahîm’dir.— İ. Yakıt
24:20
21
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ وَمَنْ يَتَّبِـعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَداًۙ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ١٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey inananlar! Şeytanın adımlarına tabi olmayınız. Kim şeytanın adımlarına tabi olursa, muhakkak ki o, hayâsızlığı ve kötülüğü telkin eder/emreder. Eğer Allah’ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini/dileyeni temize çıkarır. Çünkü O, Semî’dir, Alîm’dir.— İ. Yakıt
24:21
22
وَلَا يَأْتَلِ اُو۬لُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُٓوا اُو۬لِي الْقُرْبٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۖ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُواۜ اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢٢
Ve lâ ye’teli ulul fadlı minkum ves seati en yu’tû ulil kurbâ vel mesâkîne vel muhâcirîne fî sebîlillâh(sebîlillâhi), vel ya’fû vel yasfehû, e lâ tuhıbbûne en yagfirallâhu lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
İçinizden lütuf ve servet sahibi olanlar yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere bir şey vermemeye yemin etmesinler. Affetsinler, aldırmasınlar/hoşgörüde bulunsunlar!⁷ Allah’ın sizi bağışlamasına sevinmez/arzu etmez misiniz? Çünkü Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir. 7 Hz. Ebu Bekir’in yardımda bulunduğu teyzesinin oğlu Mistah bin Esase de iftira olayında yer almıştı. Hz. Ebu Bekir de bundan dolayı ona yardım etmemeye yemin etmişti. Bu ayet gelince, yemininden vazgeçip yardıma devam etti. Hz. Ebu Bekir’in bu davranışı Kur’an’a bağlılığın ve bir mü’minin göstereceği hoşgörünün emsaline az rastlanır bir örneğidir.— İ. Yakıt
24:22
23
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ ٣٢
İnnellezîne yermûnel muhsanâtil gâfilâtil mu’minâti luınû fid dunyâ vel âhırati ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Namuslu ve hiçbir şeyden habersiz [gâfilât] mü’min kadınlara zina iftirasında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır.— İ. Yakıt
24:23
24
يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ اَلْسِنَتُهُمْ وَاَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٤٢
Yevme teşhedu aleyhim elsinetuhum ve eydîhim ve erculuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
O gün dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları şeylerden dolayı aleyhlerine şahitlik ederler.⁸ 8 Krş. Yâsin, 36/65— İ. Yakıt
24:24
25
يَوْمَئِذٍ يُوَفّ۪يهِمُ اللّٰهُ د۪ينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُب۪ينُ ٥٢
Yevme izin yuveffîhimullâhu dînehumul hakka ve ya’lemûne ennallâhe huvel hakkul mubîn(mubînu).
O gün, Allah onlara hak ettikleri hesaplarını [dînehum] tam anlamıyla görecek ve onlar da muhakkak Allah’ın apaçık bir Hakk/Hakikat olduğunu bileceklerdir.— İ. Yakıt
24:25
26
اَلْخَب۪يثَاتُ لِلْخَب۪يث۪ينَ وَالْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِۚ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِۚ اُو۬لٰٓئِكَ مُبَرَّؤُ۫نَ مِمَّا يَقُولُونَۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ۟ ٦٢
El habîsâtu lil habîsîne vel habîsûne lil habîsât(habîsâti), vet tayyibâtu lit tayyibîne vet tayyibûne lit tayyibât(tayyibâti), ulâike muberraûne mimmâ yekûlûn(yekûlûne), lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara lâyıktır. İşte onlar,⁹ onların söylediklerinden uzaktırlar [muberre’ûn]. Onlar için bir bağışlanma ve çok bol [kerîm] bir rızık vardır. 9 Hz. Ayşe ile Hz. Safvan kastediliyor.— İ. Yakıt
24:26
27
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتّٰى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلٰٓى اَهْلِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٧٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tedhulû buyûten gayra buyûtikum hattâ teste’nisû ve tusellimû alâ ehlihâ, zâlikum hayrun lekum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Ey inananlar! Kendi evlerinizden başka evlere, seslenmeden/izin almadan ve ev halkına selâm vermeden girmeyiniz. Bu sizin için daha hayırlıdır. Belki düşünüp öğüt alırsınız.— İ. Yakıt
24:27
28
فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا ف۪يهَٓا اَحَداً فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتّٰى يُؤْذَنَ لَكُمْۚ وَاِنْ ق۪يلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ اَزْكٰى لَكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌ ٨٢
Fe in lem tecidû fîhâ ehaden fe lâ tedhulûhâ hattâ yu’zene lekum ve in kîle lekumurciû ferciû huve ezkâ lekum, vallâhu bimâ ta’melûne alîm(alîmun).
Eğer orada herhangi birini bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyiniz. Eğer size “Geri dönün” denirse hemen dönün. Çünkü bu sizin için daha temiz/ nezih bir davranıştır. Zira Allah yaptıklarınızı en iyi bilendir.— İ. Yakıt
24:28
29
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ مَسْكُونَةٍ ف۪يهَا مَتَاعٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ ٩٢
Leyse aleykum cunâhun en tedhulû buyûten gayre meskûnetin fîhâ metâun lekum, vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn(tektumûne).
İçinde size ait eşya olan ve oturulmayan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Zira Allah, açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.— İ. Yakıt
24:29
30
قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٠٣
Kul lil mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn(yasneûne).
(Ey Peygamber!) Mü’min erkeklere söyle, gözlerini (yasak olandan) sakınsınlar/çevirsinler, edep yerlerini [furûcehum] korusunlar. Bu onlar için daha nezih/temiz bir davranıştır. Allah yapmakta olduklarınızdan en iyi haberdar olandır.— İ. Yakıt
24:30
Yükleniyor...
Nur
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle