وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۙ ٧١
Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîm(recîmin).
Onları kovulmuş her türlü şeytandan⁶ koruduk.
6 Şeytan kelimesi, Arapçada “şetane” kökünden gelir. “Uzaklaşan, uzak olan” anlamındadır. Doğru ve hak olan her şeye uzak ve yabancı olan veya karşı çıkan güç anlamındadır. (Tacu’l-Arûs, Müfredât ve diğerleri). İnkâr edenlerin/nankörlerin veya buna eğilimli olanların içlerindeki ahlâkî ilkelere karşı olan kötü dürtüler için kullanılmıştır. Burada ise, astrolojik spekülasyonlarla yani müneccimlik yoluyla göklerden ve gizli ilimlerden vb. şeylerden doğru haber vermenin mümkün olmadığının bir ifadesidir (M. Esed). Kimse algılanamayan (gayb) âlemden haber getiremez anlamındadır. Cahiliye döneminde Araplar arasında cin ve şeytanlara inanç oldukça yaygındı. Bazı kâhinler, cin ve şeytanlar vasıtasıyla gökten haberler çaldıklarını söyleyerek halkı kandırırlardı. Nitekim Kur’an’ın nazil olmaya başladığı yıllarda Hz. Peygamber’e “kâhin” iftirası, Kur’an’a da “kâhin sözü” diye iftira atmaları da bu anlayışa dayanmaktadır. Kur’an bu ayetlerle hem Araplar arasındaki bu inancı hem de günümüzdeki falcılığı, müneccimliği, medyumluğu veya gökten haber almaları reddetmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’in Kur’an’ı cinlerle oluşturmadığının da bir delilidir. Krş. Hâkka, 69/42; Tûr, 52/29— İ. Yakıt