Ankebut 69 Ayet Mekke · العنكبوت
29

Ankebut

Dişi Örümcek · Mekke
29
Dişi Örümcek · Mekke
العنكبوت
69
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elîf, Lâm, Mîm.— İ. Yakıt
29:1
2
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ ٢
E hasiben nâsu en yutrekû en yekûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn(yuftenûne).
İnsanlar, hiç sınanmadan sadece “inandık” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?¹ 1 Krş. Enbiyâ, 21/35; Kıyâmet, 75/36— İ. Yakıt
29:2
3
وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِب۪ينَ ٣
Ve lekad fetennellezîne min kablihim fe le ya’lemennellâhullezîne sadakû ve le ya’lemenel kâzibîn(kâzibîne).
Andolsun Biz, onlardan öncekileri de sınavdan geçirdik. Elbette ki Allah doğru söyleyenleri de bilir, elbette ki yalancıları da bilir.— İ. Yakıt
29:3
4
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَسْبِقُونَاۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ٤
Em hasibellezîne ya’melûnes seyyiâti en yesbikûnâ, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa kötülük yapanlar bizden kaçıp kurtulacaklarını [yesbikûnâ] mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!— İ. Yakıt
29:4
5
مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٥
Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa,² Allah’ın belirlediği süre elbette gelecektir. Zira O, Semî’dir, Alîm’dir. 2 Krş. Kehf, 18/110; Zümer, 39/9; Fussilet, 3/97— İ. Yakıt
29:5
6
وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٦
Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsihî, innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Kim cihat ederse, ancak kendisi için cihat etmiş olur. Muhakkak ki Allah, âlemlere muhtaç değildir [Ğaniy].³ 3 Krş. Âl-i İmrân, 3/97; Rûm, 30/44; Zümer, 39/7; Fussilet, 41/46— İ. Yakıt
29:6
7
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nukeffiranne anhum seyyiâtihim ve le necziyennehum ahsenellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).
İnanıp iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanların Biz elbette kötülüklerini örteriz ve onları yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlandırırız.⁴ 4 Krş. İsrâ, 17/23-24— İ. Yakıt
29:7
8
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨
Ve vassaynel insâne bi vâlideyhi husnâ(husnen), ve in câhedâke li tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ, ileyye merciukum fe unebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Biz insana anne babasına iyi davranmasını tavsiye ettik. Eğer onlar bilgi sahibi olmadığın bir şeyi Bana ortak koşman için seni zorlayacak olurlarsa, bu takdirde onlara itaat etme.⁵ Dönüşünüz Banadır; İşte o zaman size neler yaptıklarınızı haber veririm. 5 Krş. Lokmân, 31/15— İ. Yakıt
29:8
9
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِح۪ينَ ٩
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nudhılennehum fîs sâlihîn(sâlihîne).
İnanıp iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanları Biz elbette sâlihler arasına koyarız.⁶ 6 Krş. Yûsuf, 12/101; Şuarâ, 26/83…— İ. Yakıt
29:9
10
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِۜ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْۜ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا ف۪ي صُدُورِ الْعَالَم۪ينَ ٠١
Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi fe izâ ûziye fîllâhi ceale fitneten nâsi ke azâbillâh(azâbillâhî), ve le in câe nasrun min rabbike le yekûlunne innâ kunnâ meakum, e ve leysallâhu bi a’leme bi mâ fî sudûril âlemîn(âlemîne).
İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Fakat Allah uğrunda bir eziyete uğratıldıklarında, insanların eziyetini Allah’ın azabı gibi kabul ederler. Şayet Rabbinden bir yardım gelse mutlaka “Biz de elbette sizinle beraberdik” derler.⁷ Allah herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir? 7 Bu gibi insanlar, insanlardan gördükleri eziyet ve sıkıntıların faturasını Allah’a kesip, inançlarından dönerler. Bu kişiler eğer bir yardım ve zafer görürlerse, “Biz de sizinle beraberdik” deyip, ganimetten pay almak isterler. Hz. Peygamber zamanında bunun örnekleri vardı. Günümüzde de var.— İ. Yakıt
29:10
11
وَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِق۪ينَ ١١
Ve le ya’lemennallâhullezîne âmenû ve le ya’lemennel munâfikîn(munâfikîne).
Allah elbette kendisine inananları da bilir ve elbette münafıkları da bilir.— İ. Yakıt
29:11
12
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَب۪يلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْۜ وَمَا هُمْ بِحَامِل۪ينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍۜ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٢١
Ve kâlellezîne keferû lillezîne âmenûttebiû sebîlenâ velnahmil hatâyâkum, ve mâ hum bi hâmilîne min hatâyâhum min şey’(şey’in), innehum le kâzibûn(kâzibûne).
İnkâr edenler inananlara, “Siz bizim yolumuza tabi olun, biz de sizin günahlarınızı [hatâyâkum] yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir.⁸ Muhakkak ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. 8 Krş. En’âm, 6/164; Fâtır, 35/18— İ. Yakıt
29:12
13
وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالاً مَعَ اَثْقَالِهِمْۘ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ٣١
Ve le yahmilunne eskâlehum ve eskâlen mea eskâlihim ve le yus’elunne yevmel kıyâmeti ammâ kânû yefterûn(yefterûne).
Andolsun ki onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir.⁹ Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir. 9 Krş. Mâide, 5/29— İ. Yakıt
29:13
14
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَلَبِثَ ف۪يهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْس۪ينَ عَاماًۜ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ٤١
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmâ(âmen), fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn(zâlimûne).
Andolsun Biz Nûh’u kavmine gönderdik. O da onların arasında (onların takvimiyle) elli yıl hariç bin ay [sene]¹⁰ kalmıştı. Sonunda tufan, zulümlerini sürdürdükleri bir sırada kendilerini yakaladı. 10 Hz. Nûh’un kendi yaşı değil, Peygamber olarak kavmine gönderilme ile tufan arasındaki geçen süredir. Çünkü tufandan sonra Hz. Nûh yaşamaya devam etti. Burada söz konusu olan yaş, tebliğ yaşı ile ilgili olup, tartışması tarih boyu devam etmiştir. Bir insan ömrünün bu kadar olmayacağı sünnetullah gereği, âşikardır. Olayı günümüz takvimleriyle değerlendirsek, açıklamak çok zordur. Arkeolojik ve dinler tarihi araştırmaları göstermiştir ki, Sümer mitolojisindeki “Nanna”nın karşılığı Babil ve Asur’da “Ay tanrısı” olarak tapılan “Sin”dir. Nanna, aydınlatıcı anlamına gelir ve kutsal şehri “Ur” dur. Babilliler bu tanrılarına “Sin” diye çağırıyorlardı. “Sin”, Suriye ve Harran’da da Sami ırk tarafından tapılmıştır. Samilerde Ay, inanç sistemlerinin temelini teşkil eder ve takvimler ayın hareketlerine göre yapılmıştır. “Güneş tanrıları” da “Şamaş” (şems) idi. Hatta İslam öncesi Kâbe’de bile ay tanrısını ifade eden “sin” adında birtakım rumuzların var olduğu o dönemi araştıranlar tarafından söylenmektedir. Bilim tarihinden biliyoruz ki, tarihte ilk defa Sümerler “ay” takvimini kullanmış ve bu ayı 30, bir yılı ise 360 gün olarak hesaplamışlardır. Sümerlerin ay takvimine göre bir yılda 12 ay bulunur. Sümerlere göre ayın bir yıl boyunca gökyüzünde yapmış olduğu değişiklikler oldukça önem taşıyordu. Bu takvim olayı aynı zamanda “Ay tanrısı” anlayışıyla beraber Babillilere, Sabiilere ve Sami kavimlere de geçmiştir. Zamanla ayın bir aylık ve bir yıllık değişimleri ve hareketleri “sin” ve “sene” kelimeleriyle ifade edilmiştir. “Sin” Arapçada “senne/s-n-n” kökünden gelir. Cereyan eden, akıp giden anlamındadır. “Sünnet” kelimesi de bu köktendir (Mekâyıs). Buradan anlaşılan aynı şekilde devam eden hareketlerdir. Nitekim ay, her ay, aynı şekilde, aynı düzende ve aynı değişimlerle akar gider. Keza Arapçada aynı düzende ve sırada olduğu için “diş”e bu ad verilir. “Sene” kelimesi kök itibariyle “zaman” anlamına gelir (Mekâyıs). Eski Mısır, Babil ve Mezopotamya dilindeki aydınlık manasına gelen “Sin” ile Arapçada “düzenli” olarak tekrar eden “sin” ve “sene” kelimeleri arasında semantik karşılaştırmalar için yeni ve detaylı araştırmaların yapılması gerekmektedir. Konu arkaik dillere dayanıyor. Şunu da ifade etmek gerekir ki, Yunus, 10/5 ayetinde geçen “es-sinîn” kelimesinin kökü sinn’dir. Ayetin ifadesine göre hem ay, hem de yıl manasınadır. Oradaki dipnota da bakılabilir. Gelelim kıssadaki olaya: Biz Kur’an’daki, Hz. Nûh’un tebliğ yaşında geçen “âme” ve “sene” kelimelerinin her ikisini de yıl olarak alırsak; Tevrattaki gibi, (Bkz. Tekvin, IX/29) 950 yıldır. Ancak bunu izah zordur. Zaten Arapçada 950 yıl, ayette ifade edildiği gibi söylenmez. Kur’an, işitenlere düşündürecek ve araştıracak şekilde nefis bir belâgat üzerinden Yahudi ve Hıristiyanlara gönderme yapıyor ve onlara siyasi bir mesaj veriyor. Aynı zamanda Tevrat’ı değiştirenlere de matematiksel bir mesaj gönderiyor. İlk bakışta dokuz yüz elli yıl gözükse de aslında öyle olmadığını anlıyoruz. Üzerinde düşünüp bir inceleme yaparsak; o zaman “sene”yi ay, “âme”yi de yıl olarak alırsak, bin aydan elli yıl çıkarmamız gerekir. Elli yıl 600 ay eder. Bin aydan çıkarırsak geriye 400 ay kalır. Bunu 12’ye bölersek sonuç 33,3 yıl eder. Bu da otuz üç yıl dört ay demektir. Biz kısaca Kur’an’ın, bu konuda Nûh devrinde kullanılan takvimi kullandığını belirtelim. Şunu unutmamamız gerekir ki, Kur’an Peygamberlerin yaşadıkları dönemlerin zihniyet ve değer yargılarını ve kullandıkları malzemeleri de konu edinir. Şu hâlde burada Kur’an; “yılı” Arapça, “âme”, “ayı” da o devirde “ay” anlamında kullanılan ve “sin” ile aynı anlama sahip,“sene” kelimesiyle ifade ediyor. Eğer 950 nin hepsini ay olarak alırsak, Bu da 79,16 yıl eder. Ancak Kur’an bunu ifade etmiyor. Doğrusunu Allah bilir. Kur’an üslûbu gereği bu yorumlara müsait. Bizim tercihimiz Hz. Nûh’un kavmindeki tebliğ süresi 33,3 yıldır, yani otuz üç yıl dört aydır.— İ. Yakıt
29:14
15
فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّف۪ينَةِ وَجَعَلْنَاهَٓا اٰيَةً لِلْعَالَم۪ينَ ٥١
Fe enceynâhu ve ashâbes sefîneti ve cealnâ hââyeten lil âlemîn(âlemîne).
Onu ve gemi yolcularını kurtardık ve bunu âlemler için bir ibret [âyet] kıldık.¹¹ 11 Krş. Hûd, 11/36-45; Hâkka, 69/11-12— İ. Yakıt
29:15
16
وَاِبْرٰه۪يمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٦١
Ve ibrâhîme iz kâle li kavmihî’budûllâhe vettekûh(vettekûhu), zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
İbrahim’i de gönderdik. Hani o kavmine, “Allah’a kulluk ediniz, O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” demişti.— İ. Yakıt
29:16
17
اِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَاناً وَتَخْلُقُونَ اِفْكاًۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقاً فَابْتَغُوا عِنْدَ اللّٰهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُۜ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٧١
İnnemâ ta’budûne min dûnillâhi evsânen ve tahlukûne ifkâ(ifken), innellezîne ta’budûne min dûnillâhi lâ yemlikûne lekum rızkân, febtegû indallâhir rızka va’budûhu veşkurû leh(lehu), ileyhi turceûn(turceûne).
“Siz, ancak Allah’ı bırakıp putlara tapıyorsunuz ve yalanlar uyduruyorsunuz [tahlukûne ifken]. Muhakkak ki Allah dışında taptıklarınız size rızık veremezler. O hâlde siz rızkı Allah katında arayınız. O’na kulluk ediniz ve O’na şükrediniz. Döndürülüşünüz yalnız O’nadır.”— İ. Yakıt
29:17
18
وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْۜ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٨١
Ve in tukezzibû fe kad kezzebe umemun min kablikum, ve mâ aler resûli illel belâgul mubîn(mubînu).
Eğer yalanlarsanız, andolsun sizden önceki ümmetler [umem] de yalanlamıştı. Elçiler üzerine apaçık bir tebliğden başka bir şey düşmez.¹² 12 Krş. Mâide, 5/92; Yâsin, 36/17— İ. Yakıt
29:18
19
اَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللّٰهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ٩١
E ve lem yerev keyfe yubdiullâhul halka, summe yuîduh (yuîduhu), inne zâlike alallâhi yesîr(yesîrun).
Onlar, Allah’ın yaratmayı nasıl başladığını sonra da onu tekrar ettiğini/yenilediğini görmüyorlar mı?¹³ Muhakkak ki bu, Allah’a göre kolaydır. 13 Kâinatta yaratma olayının aralıksız devam ettiğini gösteren bir ayet. Kıyamette bile yeniden yaratmayı gerçekleştirecektir.— İ. Yakıt
29:19
20
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۚ ٠٢
Kul sîrû fîl ardı fânzurû keyfe bedeel halka, summallâhu yunşîun neş’etel âhıreh(âhırete), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Ey Peygamber!) De ki: “Yeryüzünü dolaşınız ve (Allah’ın) yaratmaya nasıl başladığını görünüz! Sonra Allah, son yaratmayı da inşa edecektir. Muhakkak ki Allah her şeye gücü yetendir.”— İ. Yakıt
29:20
21
يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْحَمُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَاِلَيْهِ تُقْلَبُونَ ١٢
Yuazzibu men yeşâu ve yerhamu men yeşâ’(yeşâu), ve ileyhi tuklebûn(tuklebûne).
O, dilediğine azap eder, dilediğine de merhamet eder. Döndürülüşünüz O’nadır.— İ. Yakıt
29:21
22
وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۘ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ۟ ٢٢
Ve mâ entum bi mu’cizîne fîl ardı ve lâ fîs semâi ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
(Ey inkârcılar!) Siz (Allah’ı) ne yeryüzünde, ne de gökyüzünde âciz bırakabilirsiniz. Sizin Allah’tan başka ne bir koruyucunuz ne de bir yardımcınız vardır.— İ. Yakıt
29:22
23
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَلِقَٓائِه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ يَـئِسُوا مِنْ رَحْمَت۪ي وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٣٢
Vellezîne keferû bi âyâtillâhi ve likâihî ulâike yeisû min rahmetî ve ulâike lehum azâbun elîm(elîmun).
Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler var ya, işte Ben’im rahmetimden¹⁴ ümidini kesenler onlardır. İşte can yakıcı bir azap da onlar içindir. 14 Allah’la ilgili zamir, aynı ayet içinde üçüncü tekil sahıstan birinci tekil şahsa dönüşmüştür. Bu husus insan tasavvurunda Allah’ın somutlaştırılamaz ve bir forma sokulamaz bir varlık olduğunun da kanıtıdır.— İ. Yakıt
29:23
24
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰيهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٤٢
Fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlûktulûhu ev harrýkûhu fe encâhullâhu minen nâr(nâri), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yu’minûn(yu’minûne).
Bunun üzerine kavminin cevabı, “Onu öldürünüz veya yakınız” demekten başka bir şey olmadı. Allah da onu ateşten kurtardı.¹⁵ Muhakkak ki inanan bir topluluk [kavm] için ibretler [âyât] vardır. 15 Krş. Enbiyâ, 21/69; Sâffât, 37/97-98— İ. Yakıt
29:24
25
وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَاناًۙ مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۘ وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَۗ ٥٢
Ve kâle innemettehaztum min dûnillâhi evsânen meveddete beynikum fîl hayâtid dunyâ, summe yevmel kıyâmeti yekfuru ba’dukum bi ba’dın ve yel’anu ba’dukum ba’dan ve me’vâkumun nâru ve mâ lekum min nâsırîn(nâsırîne).
(İbrahim) onlara dedi ki: “Sırf dünya hayatında aranızdaki muhabbet [meveddete] sebebiyle, Allah’ı bırakıp birtakım putlar [evsânen] edindiniz. Sonra kıyamet gününde kiminiz kiminizi inkâr edip tanımayacak, kiminiz de kiminize lanet okuyacaktır. Çünkü varacağınız yer ateş olacaktır.¹⁶ Sizin için yardımcılar da olmayacaktır.” 16 Krş. Bakara, 2/166-167; A’râf, 7/38-39; Sebe’, 34/42; Zuhruf, 43/67— İ. Yakıt
29:25
26
فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦٢
Fe âmene lehu lût (lûtun) ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Bunun üzerine Lût¹⁷ ona iman etti. (İbrahim), “Ben gerçekten Rabbime yönelen/hicret eden biriyim.¹⁸ Muhakkak ki O, Azîz’dir, Hakîm’dir.” (dedi). 17 Hz. Lût, Hz. İbrâhim’in kardeşinin oğludur. Yani yeğenidir. Daha sonra o da peygamber olarak görevlendirilecektir. 18 Krş. Sâffât, 37/99— İ. Yakıt
29:26
27
وَوَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَ ٧٢
Ve vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûbe ve cealnâ fî zurriyyetihin nubuvvete vel kitâbe, ve âteynâhu ecrehu fîd dunyâ, ve innehu fîl âhıreti le mines sâlihîn(sâlihîne).
Biz de bunun üzerine ona İshak ve Yakub’u bahşettik.¹⁹ Soyundan gelenlere nübüvvet/peygamberlik ve Kitap verdik. Böylece onu dünyada iken mükâfatlandırdık. Muhakkak ki ahirette de o, iyi ve yararlı işler yapanlardandır [sâlihîn]. 19 Krş. Hûd, 11/71; Meryem, 19/49-50; Enbiyâ, 21/72— İ. Yakıt
29:27
28
وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ ٨٢
Ve lûtan iz kâle li kavmihî innekum le te’tûnel fâhışete mâ sebekakum bihâ min ehadin minel âlemîn(âlemîne).
Lût’u da gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Muhakkak ki siz, dünyada [âlemin] hiçbir kimsenin işlemediği hayâsızlığı/iffetsizliği [fâhişeten] işliyorsunuz.”— İ. Yakıt
29:28
29
اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّب۪يلَ وَتَأْتُونَ ف۪ي نَاد۪يكُمُ الْمُنْكَرَۜ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٩٢
E innekum le te’tûner ricâle ve taktaûnes sebîle ve te’tûne fî nâdîkumulmunker(munkere), fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû’tinâ bi azâbillâhi in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
“Siz hâlâ erkeklere yanaşacak,²⁰ yol kesecek ve toplantılarınızda bu kötülüğü (herkesin gözü önünde) yapıp duracak mısınız?” Kavminin cevabı: “Eğer sen doğru söyleyenlerden isen haydi Allah’ın azabını bize getir” demekten başka bir şey değildi. 20 Krş. A’râf, 7/81— İ. Yakıt
29:29
30
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ٠٣
Kâle rabbinsurnî alel kavmil mufsidîn(mufsidîne).
(Lût) “Rabbim! Şu bozguncu (mufsidîn] kavme karşı bana yardım et!” dedi.— İ. Yakıt
29:30
Yükleniyor...
Ankebut
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle