وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَلَبِثَ ف۪يهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْس۪ينَ عَاماًۜ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ٤١
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmâ(âmen), fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn(zâlimûne).
Andolsun Biz Nûh’u kavmine gönderdik. O da onların arasında (onların takvimiyle) elli yıl hariç bin ay [sene]¹⁰ kalmıştı. Sonunda tufan, zulümlerini sürdürdükleri bir sırada kendilerini yakaladı.
10 Hz. Nûh’un kendi yaşı değil, Peygamber olarak kavmine gönderilme ile tufan arasındaki geçen süredir. Çünkü tufandan sonra Hz. Nûh yaşamaya devam etti. Burada söz konusu olan yaş, tebliğ yaşı ile ilgili olup, tartışması tarih boyu devam etmiştir. Bir insan ömrünün bu kadar olmayacağı sünnetullah gereği, âşikardır. Olayı günümüz takvimleriyle değerlendirsek, açıklamak çok zordur. Arkeolojik ve dinler tarihi araştırmaları göstermiştir ki, Sümer mitolojisindeki “Nanna”nın karşılığı Babil ve Asur’da “Ay tanrısı” olarak tapılan “Sin”dir. Nanna, aydınlatıcı anlamına gelir ve kutsal şehri “Ur” dur. Babilliler bu tanrılarına “Sin” diye çağırıyorlardı. “Sin”, Suriye ve Harran’da da Sami ırk tarafından tapılmıştır. Samilerde Ay, inanç sistemlerinin temelini teşkil eder ve takvimler ayın hareketlerine göre yapılmıştır. “Güneş tanrıları” da “Şamaş” (şems) idi. Hatta İslam öncesi Kâbe’de bile ay tanrısını ifade eden “sin” adında birtakım rumuzların var olduğu o dönemi araştıranlar tarafından söylenmektedir. Bilim tarihinden biliyoruz ki, tarihte ilk defa Sümerler “ay” takvimini kullanmış ve bu ayı 30, bir yılı ise 360 gün olarak hesaplamışlardır. Sümerlerin ay takvimine göre bir yılda 12 ay bulunur. Sümerlere göre ayın bir yıl boyunca gökyüzünde yapmış olduğu değişiklikler oldukça önem taşıyordu. Bu takvim olayı aynı zamanda “Ay tanrısı” anlayışıyla beraber Babillilere, Sabiilere ve Sami kavimlere de geçmiştir. Zamanla ayın bir aylık ve bir yıllık değişimleri ve hareketleri “sin” ve “sene” kelimeleriyle ifade edilmiştir. “Sin” Arapçada “senne/s-n-n” kökünden gelir. Cereyan eden, akıp giden anlamındadır. “Sünnet” kelimesi de bu köktendir (Mekâyıs). Buradan anlaşılan aynı şekilde devam eden hareketlerdir. Nitekim ay, her ay, aynı şekilde, aynı düzende ve aynı değişimlerle akar gider. Keza Arapçada aynı düzende ve sırada olduğu için “diş”e bu ad verilir. “Sene” kelimesi kök itibariyle “zaman” anlamına gelir (Mekâyıs). Eski Mısır, Babil ve Mezopotamya dilindeki aydınlık manasına gelen “Sin” ile Arapçada “düzenli” olarak tekrar eden “sin” ve “sene” kelimeleri arasında semantik karşılaştırmalar için yeni ve detaylı araştırmaların yapılması gerekmektedir. Konu arkaik dillere dayanıyor. Şunu da ifade etmek gerekir ki, Yunus, 10/5 ayetinde geçen “es-sinîn” kelimesinin kökü sinn’dir. Ayetin ifadesine göre hem ay, hem de yıl manasınadır. Oradaki dipnota da bakılabilir. Gelelim kıssadaki olaya: Biz Kur’an’daki, Hz. Nûh’un tebliğ yaşında geçen “âme” ve “sene” kelimelerinin her ikisini de yıl olarak alırsak; Tevrattaki gibi, (Bkz. Tekvin, IX/29) 950 yıldır. Ancak bunu izah zordur. Zaten Arapçada 950 yıl, ayette ifade edildiği gibi söylenmez. Kur’an, işitenlere düşündürecek ve araştıracak şekilde nefis bir belâgat üzerinden Yahudi ve Hıristiyanlara gönderme yapıyor ve onlara siyasi bir mesaj veriyor. Aynı zamanda Tevrat’ı değiştirenlere de matematiksel bir mesaj gönderiyor. İlk bakışta dokuz yüz elli yıl gözükse de aslında öyle olmadığını anlıyoruz. Üzerinde düşünüp bir inceleme yaparsak; o zaman “sene”yi ay, “âme”yi de yıl olarak alırsak, bin aydan elli yıl çıkarmamız gerekir. Elli yıl 600 ay eder. Bin aydan çıkarırsak geriye 400 ay kalır. Bunu 12’ye bölersek sonuç 33,3 yıl eder. Bu da otuz üç yıl dört ay demektir. Biz kısaca Kur’an’ın, bu konuda Nûh devrinde kullanılan takvimi kullandığını belirtelim. Şunu unutmamamız gerekir ki, Kur’an Peygamberlerin yaşadıkları dönemlerin zihniyet ve değer yargılarını ve kullandıkları malzemeleri de konu edinir. Şu hâlde burada Kur’an; “yılı” Arapça, “âme”, “ayı” da o devirde “ay” anlamında kullanılan ve “sin” ile aynı anlama sahip,“sene” kelimesiyle ifade ediyor. Eğer 950 nin hepsini ay olarak alırsak, Bu da 79,16 yıl eder. Ancak Kur’an bunu ifade etmiyor. Doğrusunu Allah bilir. Kur’an üslûbu gereği bu yorumlara müsait. Bizim tercihimiz Hz. Nûh’un kavmindeki tebliğ süresi 33,3 yıldır, yani otuz üç yıl dört aydır.— İ. Yakıt